OLIVER North Amerikalı bir albayın adı. ABD İran’a ambargo uygularken Oliver North, Beyaz Saray’a kadar uzanan siyasi iradenin talimatıyla gizlice silah kaçırıyordu.
Hem de İsrail gizli servisi Mossad aracılığıyla.
Güney Amerika’da gizli “kontra” operasyonlar için ayrılan fonla finanse ediliyordu bu kaçak silahların bedeli.
Çok karışık işlerdi bunlar.
Bir süre sonra dünya istihbaratçıları söylemiyle “iş koktu.”
Yani...
Sızıntılar oldu.
Sevkıyat durduruldu.
Ama...
Sızıntıların ucu albay Oliver’e dayandı.
Yargı süreci başlatıldı.
Ve...
Tanıklık yapabilecek olanlar nedense (!) birbiri ardına öldüler.
Bir yandan Beyaz Saray ve CIA, öte yandan Mossad böylece olayın üzerlerine yapışmasından yırttılar.
Çok ilginç olan bu sürecin ayrıntıları, isim, tarih ve özel ilişki ayrıntılarıyla “Mossad’ın İçyüzü” kitabında anlatılır.
OMERTA
DÜNYANIN her ülkesinde gizli servisler “devlet yararı” için zaman zaman yasalara aykırı fiillerin faili olabilirler.
Görev verenler onlara “yakalanmayacaksın, yakalanırsan biz seni, sen de bizi tanımıyorsun, yalnız olduğunu bil” derler.
Suçu devletin üstlenmesi olmaz.
Oyunun kuralı bu.
Türkiye de hiç kimse kuşku duymasın bu “görev (!)” tanımına giren pek çok operasyona “görünmez mürekkeple” imza atmıştır.
Bunun aksini düşünmek saflık olur.
Yeni nesil bu kafa türüne “denyo” diyor.
Bütün yerkürede ve Türkiye’de gizli operasyonlar için “omerta (sessizlik yasası)” geçerlidir.
MİT’İN ÇOK ÖZELİ
MİT‘in görev tanımındaki misyonları arasında elbette -gerektiğinde- terör örgütüyle gizli görüşmeler yapmak...
Güven artırıcı söylemler, tavırlar sürecin akışı içinde doğaldır.
İngiltere yıllarca İrlanda’nın şiddet örgütü IRA ile silahlı çarpışmanın yanı sıra gizli görüşmeleri de sürdürmedi mi?
Medyaya yansıdığına göre MİT, PKK ile özdeş KCK içine ajanlar yerleştirmiş.
Bunlardan bir kısmı üst düzey KCK’lılarmış.
Bunda hayret edilecek ne var?
Her istihbarat kuruluşu, hedefindeki örgütlere ajanlarını sızdırarak bilgi almaya çalışır.
MİT eğer PKK ve KCK içine ajanlarını sokamamış olsaydı asıl bu başarısızlık sorgulanırdı.
“Ajanlarından bir kısmının PKK ve KCK eylemlerine karıştığı” iddiaları var.
Örgütte itimat kazanmaları için bu da gerekli olabilir. (Tabii bunun da sınırları var.)
Hedef 30 bini aşkın insanımızın can verdiği kanlı süreci noktalamaktır.
YASA BOŞLUĞU
TÜRKİYE‘de ve dünyada “terör hukuku” var... Terörle mücadele özel yetkili mahkemelere, yasalardaki özel hükümlere yani özel bir hukuk coğrafyasına konulmuştur.
Ama...
Terörle mücadele eden devlet kurumlarına özel misyon sorumluluğu verilmiştir ama yetkisi tanınmış değildir.
Sızıntı olduğunda kurumlar toplumun halk mahkemesinde, gizli görevi yapanlar savcı iddianameleriyle mahkemelerde yargılanıyor.
ABD gibi ülkelerde parlamenterler özel komisyonunda sorgulanıyor.
Aslında gizli servisler de tümüyle denetim dışında bırakılamaz. Kolay ve çabuk bozulmaya uğrayacak alanlarda yapılanmışlardır.
Fakat...
Denetimin nasıl yapılacağı önemli.
Hizmetin devlet yararına olup olmadığı, amacını aşıp aşmadığı, siyasi iktidarın çizdiği kırmızı çizgiler içinde kalıp kalmadığı sağlıklı cevaplar alınıncaya kadar irdelenmelidir.
Bunu yapacak olan grup toplumun saygı duyduğu, iktidarlara da muhalefete de aynı uzaklıkta olan devlet adamı kıratında, devlet sırrı bilincinde olan az sayıda isimden oluşabilir.
Siyasetten, üniversiteden bu çapta olanlarla yüksek yargı organları başkanı, başbakanlık, dışişleri, içişleri müsteşarlarıyla Genelkurmay başkanını temsil eden bir yüksek rütbeli subay, MGK genel sekreteri, cumhurbaşkanı genel sekreteri aklıma gelen isimler.
Madem ki yasalar bazı durumlarda, yasal sürecin başlamasını amirlerin iznine bağlıyor, çok ciddi durumlarda böyle bir kurum da devrede olabilir.
Örneğin başbakanlar ya da Meclis çoğunluğu -belki cumhurbaşkanı- bu kurulu toplanmaya çağırabilir.
Hem de İsrail gizli servisi Mossad aracılığıyla.
Güney Amerika’da gizli “kontra” operasyonlar için ayrılan fonla finanse ediliyordu bu kaçak silahların bedeli.
Çok karışık işlerdi bunlar.
Bir süre sonra dünya istihbaratçıları söylemiyle “iş koktu.”
Yani...
Sızıntılar oldu.
Sevkıyat durduruldu.
Ama...
Sızıntıların ucu albay Oliver’e dayandı.
Yargı süreci başlatıldı.
Ve...
Tanıklık yapabilecek olanlar nedense (!) birbiri ardına öldüler.
Bir yandan Beyaz Saray ve CIA, öte yandan Mossad böylece olayın üzerlerine yapışmasından yırttılar.
Çok ilginç olan bu sürecin ayrıntıları, isim, tarih ve özel ilişki ayrıntılarıyla “Mossad’ın İçyüzü” kitabında anlatılır.
OMERTA
DÜNYANIN her ülkesinde gizli servisler “devlet yararı” için zaman zaman yasalara aykırı fiillerin faili olabilirler.
Görev verenler onlara “yakalanmayacaksın, yakalanırsan biz seni, sen de bizi tanımıyorsun, yalnız olduğunu bil” derler.
Suçu devletin üstlenmesi olmaz.
Oyunun kuralı bu.
Türkiye de hiç kimse kuşku duymasın bu “görev (!)” tanımına giren pek çok operasyona “görünmez mürekkeple” imza atmıştır.
Bunun aksini düşünmek saflık olur.
Yeni nesil bu kafa türüne “denyo” diyor.
Bütün yerkürede ve Türkiye’de gizli operasyonlar için “omerta (sessizlik yasası)” geçerlidir.
MİT’İN ÇOK ÖZELİ
MİT‘in görev tanımındaki misyonları arasında elbette -gerektiğinde- terör örgütüyle gizli görüşmeler yapmak...
Güven artırıcı söylemler, tavırlar sürecin akışı içinde doğaldır.
İngiltere yıllarca İrlanda’nın şiddet örgütü IRA ile silahlı çarpışmanın yanı sıra gizli görüşmeleri de sürdürmedi mi?
Medyaya yansıdığına göre MİT, PKK ile özdeş KCK içine ajanlar yerleştirmiş.
Bunlardan bir kısmı üst düzey KCK’lılarmış.
Bunda hayret edilecek ne var?
Her istihbarat kuruluşu, hedefindeki örgütlere ajanlarını sızdırarak bilgi almaya çalışır.
MİT eğer PKK ve KCK içine ajanlarını sokamamış olsaydı asıl bu başarısızlık sorgulanırdı.
“Ajanlarından bir kısmının PKK ve KCK eylemlerine karıştığı” iddiaları var.
Örgütte itimat kazanmaları için bu da gerekli olabilir. (Tabii bunun da sınırları var.)
Hedef 30 bini aşkın insanımızın can verdiği kanlı süreci noktalamaktır.
YASA BOŞLUĞU
TÜRKİYE‘de ve dünyada “terör hukuku” var... Terörle mücadele özel yetkili mahkemelere, yasalardaki özel hükümlere yani özel bir hukuk coğrafyasına konulmuştur.
Ama...
Terörle mücadele eden devlet kurumlarına özel misyon sorumluluğu verilmiştir ama yetkisi tanınmış değildir.
Sızıntı olduğunda kurumlar toplumun halk mahkemesinde, gizli görevi yapanlar savcı iddianameleriyle mahkemelerde yargılanıyor.
ABD gibi ülkelerde parlamenterler özel komisyonunda sorgulanıyor.
Aslında gizli servisler de tümüyle denetim dışında bırakılamaz. Kolay ve çabuk bozulmaya uğrayacak alanlarda yapılanmışlardır.
Fakat...
Denetimin nasıl yapılacağı önemli.
Hizmetin devlet yararına olup olmadığı, amacını aşıp aşmadığı, siyasi iktidarın çizdiği kırmızı çizgiler içinde kalıp kalmadığı sağlıklı cevaplar alınıncaya kadar irdelenmelidir.
Bunu yapacak olan grup toplumun saygı duyduğu, iktidarlara da muhalefete de aynı uzaklıkta olan devlet adamı kıratında, devlet sırrı bilincinde olan az sayıda isimden oluşabilir.
Siyasetten, üniversiteden bu çapta olanlarla yüksek yargı organları başkanı, başbakanlık, dışişleri, içişleri müsteşarlarıyla Genelkurmay başkanını temsil eden bir yüksek rütbeli subay, MGK genel sekreteri, cumhurbaşkanı genel sekreteri aklıma gelen isimler.
Madem ki yasalar bazı durumlarda, yasal sürecin başlamasını amirlerin iznine bağlıyor, çok ciddi durumlarda böyle bir kurum da devrede olabilir.
Örneğin başbakanlar ya da Meclis çoğunluğu -belki cumhurbaşkanı- bu kurulu toplanmaya çağırabilir.