28 Şubat 2013 Perşembe

Milli Savunma Komisyonu TUSAŞ'ta incelemelerde bulundu

Milli Savunma Komisyonu TUSAŞ'ta incelemelerde bulundu
TBMM Milli Savunma Komisyonu Başkanı Oğuz Kaan Köksal ve beraberindeki komisyon üyeleri Türk Havacılık ve Uzay Sanayi Anonim Şirketi'nde (TUSAŞ) incelemelerde bulundu. Komisyon üyeleri, TUSAŞ Genel Müdürü Muharrem Dörtkaşlı'dan şirket hakkında brifing aldı. Dörtkaşlı, TUSAŞ'ın çalışma alanları ve projeleri ile ilgili heyete bilgi verdi.


TBMM Milli Savunma Komisyonu Başkanı Oğuz Kaan Köksal ve beraberindeki komisyon üyeleri Türk Havacılık ve Uzay Sanayi Anonim Şirketi'nde (TUSAŞ) incelemelerde bulundu. Komisyon üyeleri, TUSAŞ Genel Müdürü Muharrem Dörtkaşlı'dan şirket hakkında brifing aldı. Dörtkaşlı, TUSAŞ'ın çalışma alanları ve projeleri ile ilgili heyete bilgi verdi.

TBMM Milli Savunma Komisyonu üyesi 9 milletvekili gezi ve incelemelerde bulunmak üzere TUSAŞ'i ziyaret etti. Ziyarete, Milli Savunma Komisyonu Başkanı Oğuz Kaan Köksal, Milli Savunma Komisyonu üyelerinden AKP Ankara Milletvekili Seyit Sertçelik, AKP İzmir Milletvekili Erdal Kalkan, AKP Diyarbakır Milletvekili Mehmet Süleyman Hamzaoğulları, AKP Kahramanmaraş Milletvekili Yıldırım Mehmet Ramazanoğlu, AKP Düzce Milletvekili Fevai Arslan, CHP Antalya Milletvekili Arif Bulut, CHP Tokat Milletvekili Orhan Düzgün, MHP Trabzon Milletvekili Koray Aydın katıldı.

Komisyon üyelerini TUSAŞ Yönetim Kurulu Başkanı M.Yalçın Kaya ve TUSAŞ Genel Müdürü Muharrem Dörtkaşlı karşıladı. Milli Savunma Komisyonu Başkanı Oğuz Kaan Köksal, "Komisyonumuzu zaman zaman ilgilendiren Genelkurmay ve Milli Savunma ile ortak yaptığımız bir program dahilinde tesisleri geziyoruz. Geçtiğimiz ayda Milli Savunma Sanayi Müsteşarlığı ve ASELSAN'da incelemelerde bulunmuştuk. Bugünkü programda ise Türkiye'nin göz bebeği olan TAİ'de gezi ve incelemerimizi sürdüreceğiz. Buradaki çalışmalar hakkında yönetim kurulu başkanı ve genel müdürden bilgiler alacağız. Bu çalışmalarımızı her ay bir ünite olmak üzere devam ederek sürdüreceğiz" diye konuştu.

TUSAŞ Yönetim Kurulu Başkanı M.Yalçın Kaya "Bizleri çok iyi bildiğinizi biliyorum. Ancak şu anda TUSAŞ'ın nereye gelmiş olduğunu ve bilgileninizi tazelemek açısında hem brifing ve hemde bir fabrika turu ile göstereceğiz" dedi.

Konuşmaların ardından TUSAŞ Genel Müdürü Dörtkaşlı komisyon üyelerine verdiği brifingde tesislerde yapılan çalışmalar hakkında bilgi verdi.

TUSAŞ'ın 1984 yılında kurulduğunu belirten Dörtkaşlı, "Şirketin yüzde 54,49'u Türk Silahlı Kuvvetleri Güçlendirme Vakfı'na, yüzde 45,45'i Savunma Sanayi Müsteşarlı'ğına ve yüzde 0,06'sı ise Türk Hava Kurumu'na ait. 2005 yılında 2 bin 62 olan personel sayımız 2012 yılında 4 bin 262'ye yükseldi. Personelin bin 600?ü mühendis. Mühendislerimiz 600?ü tasarım alanında çalışıyor" dedi.

TUŞAS'ta çalışan personelin yaş ortalamasının 28-29 olduğunu anlatan Dörtkaşlı, "Personelimizin yüzde 87'si erkek yüzde 13'ü ise kadın. Satışlarımıza bakıldığında 2005'te 80 milyon dolarken 2012'de bu rakam 833 milyon dolara yükseldi. Satışımızın yarısından fazlası ihracat. 500 büyük sanayi kuruluşu listesinde 47'nci sıradayız. Amerika ve Avrupa kıtasından birçok ülke ile iş yapıyoruz. Toplam 275 bin metrekare kapalı olmak üzere 5 milyon metrekare tesis alanımız bulunuyor. Ülkemizde 100'ün üzerinde firma ile çalışıyoruz" diye konuştu.

TUSAŞ'ın uçak, helikopter, İHA, yapısal, modernizasyon ve uzay olmak üzere 6 alanda çalışmalarını yürüttüğünü hatırlatan Dörtkaşlı, "Yürüttüğümüz 150 proje bulunuyor. Hürkuş ve jet uçağı geliştirme bunlardan bazıları. Jet uçağı geliştirme kapsamını Eylül ayında nasıl ve ne tür olacağına karar verilecek. ANKA insansız hava aracımız ABD'nin Predatör'ü ve İsrail'in Heron'u ile birlikte dünyada üçüncü. Ayrıca Turna ve Şimşek olmak üzere iki ayrı insansız hava aracı çalışmaları devam ediyor. Bunları hava ve deniz kuvvetleri ile emniyet ve kıyı emniyeti genel müdürlüğüne sunacağız. ATAK helikopterimiz ile ilgili son aşamaya geldik. ATAK için Pakistan, Güney Kore gibi ülkelere satış konusunda görüşüyoruz" dedi.

28 Şubat'ta 2 tutuklama

Güncel / 28 Şubat'ta 2 tutuklama
28 Şubat soruşturması kapsamında mahkemeye sevk edilen eski Kara Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Erdal Ceylanoğlu ve emekli Tümgeneral Yücel Özsır tutuklanırken, 3 kişi serbest bırakıldı.

28 Şubat soruşturmasında eski Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Erdal Ceylanoğlu ve emekli Tümgeneral Yücel Özsır tutuklandı.

Eski Harp Akademileri Komutanı Orgeneral Aslan Güner ve eski Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Erdal Ceylanoğlu 28 Şubat soruşturması kapsamında ifadeye davet usulüyle çağrıldı.

Diğer üç subay ise polis nezaretinde Ankara Adliyesi'ne getirildi.

Aslan Güner, Erdal Ceylanoğlu, emekli Tümgeneraller Mehmet Başpınar ve Yücel Özsır ile muvazzaf Albay Mehmet Cumhur Yatıkkaya'nın savcılık ifadeleri sona erdi.

Cumhuriyet Savcıları Mustafa Bilgili ve Kemal Çetin, zanlıların tamamını tutuklama talebiyle mahkemeye sevk etti.

Soruşturmayı yürüten savcıların tutuklama talebiyle mahkemeye sevk ettiği, eski Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Erdal Ceylanoğlu ile emekli Tümgeneral Yücel Özsır tutuklandı. Eski Harp Akademileri Komutanı Orgeneral Aslan Güner, emekli Tümgeneral Mehmet Başpınar ile muvazzaf Albay Mehmet Cumhur Yatıkkaya, adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

TANKLARI YÜRÜTEN GENARAL

Emekli Orgeneral Erdal Ceylanoğlu 28 Şubat sürecinde Ankara Sincan'da tankları yürüten general olarak tanınıyor.

Kara Kuvvetleri Komutanlığı görevini de yürüten emekli Org. Erdal Ceylanoğlu Zırhlı Birlikler Okulu ve Eğitim Tümen Komutanı iken 28 Şubat sürecinin simgesi haline gelen tankların yürümesi emrini vermişti.

Genelkurmay ikinci başkanlığı görevini de yürüten emekli orgeneral Arslan Güner ise geçtiğimiz yıl görev süresinin dolması üzerine emekliye ayrılmıştı.

CEYLANOĞLU'NA 10 SORU SORULDU
Bu arada Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü 28 Şubat Soruşturması kapsamında ifadesi alındıktan sonra tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edilen emekli Orgeneral Erdal Ceylanoğlu'na, 4 Şubat 1997'de tankların Sincan'dan geçişiyle ilgili 10 soru sorulduğu öğrenildi.

Edinilen bilgiye göre, Cumhuriyet Savcısı Mustafa Bilgili, o dönemde Etimesgut Zırhlı Birlikler Okulu ve Eğitim Tümen Komutanı olan Ceylanoğlu'na Sincan'dan tankların geçmesiyle ilgili sorular yöneltti.

Ceylanoğlu, tankların yürütüldüğü tarihte izinli olduğunu söyledi ve olayı duyduktan sonra, öğle saatlerinde birliğe gittiğini savundu.

Ceylanoğlu, bir başka soruyu yanıtlarken, tankların geçişi için Genelkurmay Başkanı ve Kara Kuvvetleri Komutanı ile üç kişinin emrinin gerektiğini açıkladı.

27 Şubat 2013 Çarşamba

'Jandarma Genel Komutanlığı'nda mobil izleme aracı yok'

Jandarma Genel Komutanlığı Teknik İstihbarat Daire Başkanı kurmay albay Fuat Güney, 'Bizde ‘observasyon’ (mobil izleme ) aracı yok' dedi

TBMM Yasa Dışı Dinlemeleri Araştıran Böcek Komisyonu tutanaklarında, Jandarma Genel Komutanlığı Teknik İstihbarat  Daire Başkanı  Kurmay Albay  Fuat Güney, ısrarlı  sorular üzerine, ‘observasyon’ denilen mobil  izleme aracının kendilerinde  olmadığını açıkladı. Güney, “Bizde yok. Jandarma Genel Komutanlığı'nda observasyon aracı yoktur. Bunu kesinlikle temin edebilirim” dedi. CHP Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, “Adli dinleme talep edilen ve reddedilen şeylerin sayısı nedir, veriler nelerdir” sorusuna, kurmay albay Güney, “Şu anda 2 bin 597 abonenin takibi yapılmaktadır adli, toplam 5 bin 475 abone takibi yapılmaktadır” yanıtı verdi.

Abonenin kimlik bilgisi üzerinden tespit


Kurmay  Albay Güner’in, tutanaklara yansıyan jandarmanın  teknik takibi nasıl yaptığına  ilişkin  değerlendirmeleri şöyle:
-Öncelikle, malumunuz olduğu üzere, bir suçla ilişkin olarak bir soruşturma ve kovuşturma aşamasında suç işlendiğine dair kuvvetli şüphe ve başka suretle delil elde edilmemesi durumunun söz konusu olması gerekiyor öncelikle bir adli teknik takip kararının alınabilmesi için. Böyle bir durumda, kolluk olarak jandarma öncelikle hakkında tedbir uygulanacak şahsın abone kimlik bilgisini sistem üzerinde tespit ediyor.

Teferruatlı  araştırma tutanağı  tanzim edilir


-Şahsın daha önceki suç bilgilerini, jandarma sorumluluk sahasıyla ilişkisini ve diğer deliller -bunlar daha önceki yapılmış olan tahkikatlarda başkalarının ifadelerinde geçiyor olabilir, açık kaynaklardan olabilir vesaire- ve bilgilerin hepsini içerecek şekilde teferruatlı bir araştırma tutanağı tanzim edilir. Bu araştırma tutanağından maksat, işte bu şüpheli, hakkında tedbir uygulanacak şahsın suçla irtibatının ortaya konulması ve başka suretle delil elde edilemeyecek durumun belirtilmesi içindir. Müteakiben, bu araştırma tutanağı bir karar talep formuyla birlikte ilgili cumhuriyet savcısına gönderilir. Zaten bunların hepsi, bütün faaliyetler her aşamasında cumhuriyet savcısının bilgisi dâhilinde ve cumhuriyet savcısıyla müştereken yürütülür.
Cumhuriyet savcısı ikna olmuşsa uygun görür ve kolluğun bu çalışmalarını kendi talebiyle, kendi iradesiyle yetkili mahkemenin onayına sunar. Yetkili mahkeme uygun görür veya görmez, malumunuz bunu hepimiz biliyoruz.

Mahkeme kararı güvenlikli  hatlar üzerinden TİB’e gönderilir


Mahkeme kararını müteakip savcılık tarafından il jandarma komutanlığına iletilen karar, güvenlikli hatlar üzerinden elektronik ortamda Başkanı olduğum Teknik İstihbarat Daire Başkanlığına gönderilmektedir.
 Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı,  burada operatörlerden aldığı verileri bu kararla ilgili olarak, kararda belirtilen cihazlarla ve numaralarla ilgili olarak doğrudan aidiyeti belirlenmiş, kararla birlikte TİB’e ulaştırılmış olan aidiyet numarasına doğrudan il jandarma komutanlığındaki dinleme odalarına gönderir. Yani, iletişimin denetlenmesi faaliyetleri, cumhuriyet savcılığınca yetkilendirilmiş aidiyet numaralı personel tarafından il jandarma komutanlıklarında tesis edilmiş teknik İstihbarat odalarında Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı tarafından gönderilen veriler üzerinden icra edilmektedir. Yapılan bu faaliyetler cumhuriyet savcılarının gözetim ve denetiminde icra edilmektedir.

Dinlemeye ilişkin veriler imha edilir


Suç tespiti veya olmadığı durumlarda yani mahkeme kararı, cumhuriyet savcısı bu şekilde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi durumunda da yine aynı şekilde on gün içerisinde kayıtlar yine jandarmanın dinleme odalarındaki bilgisayarlardan bizzat cumhuriyet savcılarının gözetiminde –bu, adli süreçle ilgili olan- silinmektedir. Bu süreç bittikten sonra, dinleme kararına ait tüm evraklar tek dosyada arşivlenmektedir. Burada dikkatinizi çekiyorum, dinlemeye ilişkin veriler hariç, zira onlar zaten imha edildi, suçla ilişkin ise cumhuriyet savcısının ilgili tahkikat dosyasına ilave edilir.

Erdoğan'dan 28 Şubat açıklaması

Başbakan Erdoğan, 28 Şubat sürecini değerlendirdi ve '16 yıl önce bu millete yaşatılanların tekrar yaşanmaması için çok hassasız' dedi...

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Bir konuda çok ama çok hassasız, 16 yıl önce yaşadıklarımızı başkalarına yaşatmamak konusunda. Sadece bu kadar değil, 16 yıl önce bu millete yaşatılanların tekrar yaşanmaması için çok hassasız. Hiç kimsenin vatan hasreti içinde gözlerini kapatmasını istemiyoruz. Hiç kimsenin kendi vatanında yaşam imkanı bulamayıp gurbete gitmesini istemiyoruz. Horlanmış aşağılanmış, dışlanmış hissetmesini görmek istemiyoruz'' dedi.

Prof. Dr. Mümtaz'er Türköne: 28 Şubat soygun için gerçekleştirildi


 




  Fatih Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mümtaz’er Türköne, 28 Şubat post-modern darbesinin soygun için yapıldığını ekonominin üçte bir oranında küçüldüğünü söyledi. Türköne,

        Prof. Dr. Mümtaz’er Türköne, Ankara’da Memurlar Vakfı tarafından düzenlenen 'Darbelerin Kaybettirdikleri' konulu konferansta konuştu.

        Ankara Büyükşehir Belediyesi Necip Fazıl Salonu’ndaki konferansta konuşan Prof. Dr. Türköne, darbelerin arka yüzlerini anlattı.

        28 Şubat generali Çevik Bir’in tutuklandığı gün seccade istemesinin anlamlı olduğuna işaret eden Türköne, “Biri geliyor darbe yapıyor, inançlı insanlara dünyayı zindan ediyor. Ötekilerin önü açılıyor, inançlı insanların üzerinde baskı kurmuş gibi algı oluşuyor. Çevik Bir’in tutuklanır, tutuklanmaz seccade istemesi bir şeyin gerçekte böyle olmadığını gösteriyor.” dedi.

        Bazı şeyleri anlamak için elle tutulur somut sonuçlara bakmak gerektiğini vurgulayan Türköne, şunları kaydetti: "2000-2001 yılında Türkiye tarihinin en büyük krizi yaşandı. Ne oldu? Biri, 2001 – 2002 krizi ile hepimizin sofrasındaki 3 ekmekten birini, elini uzattı, aldı. Türk ekonomisi 3'te 1 oranında küçüldü. Cebimizdeki para, sahip olduğumuz ekonomik değerler, ailemize yedirdiklerimiz 3'te 1 oranında azaldı. Bu bir hırsızlıktı, bu bir yağmaydı. 28 Şubat darbesi bu soygunu yapmak için gerçekleştirildi."

        Prof. Dr. Mümtaz‘er Türköne’ye konuşmasının sonunda Memurlar Vakfı Yönetim Kurulu üyesi Nihat Eken bir plaket verdi.

Tesadüf

Çok tesadüf

İstanbul 10’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nden Yargıtay’a gönderilen Balyoz davası dosyalarının yüklü olduğu minibüs, TEM yolunda bir süre askeri TIR'ların yanında yol aldı. Bin 45 dosyanın bulunduğu tıka basa dolu minibüse, 4 polis aracı eskortluk yaptı.

İstanbul 10’uncu Ağır Ceza Mahkemesi, Balyoz davasına ait bin 45 dosyayı bu sabah Yargıtay’a gönderdi. Bin 45 dosya minibüse yüklenirken, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ne bağlı iki ekip de araçlarla eskortluk yaptı. Dosyaların bulunduğu minibüsün Bolu sınırlarına girmesi ile birlikte Bolu Emniyet Müdürlüğü’nden de 2 araç konvoya katılarak eskortluk yaptı.
TEM yolu Bolu Dağı Tüneli’ni geçen 5 araç, dorselerinde tank ve zırhlı araçların bulunduğu Ankara istikametine giden askeri TIR’ların yanında bir süre ilerledi. Minibüs polislerin eskortluğunda Ankara’ya gitti.

6 tutuklu askere tahliye

İzmir’de görülen askeri belgelerin ele geçirilmesiyle ilgili davada tutuklu 6 sanık tahliye edildi.

İzmir merkezli olarak, şantajla askeri belgelerin ele geçirilmesine yönelik düzenlenen operasyon kapsamında tutuklanan sanıklarla ilgili davaya bakan İzmir 12’nci Ağır Ceza Mahkemesi dosya üzerinden inceleme yaptı. Mahkeme bu inceleme sonunda sanıklardan Albay Ahmet Gençer Kıvrakatar, Tabip Albay İsmail Tayfun Uzbay, Kurmay Albay İlkay Altındağ, Binbaşı Serap Alagöz, Kurmay Albay Zeki Aşın ve Tabip Albay Timuçin Şenkul’un tahliyesine karar verdi.

Emekli binbaşının sır ölümü

İstanbul'da, emekli binbaşı olduğu belirtilen kişi otomobilinde ölü bulundu.
Maltepe Büyükbakkalköy Ferhatpaşa Yolu üzerinde 34 HC 6438 plakalı otomobilin içinde bir kişinin hareketsiz yattığını gören vatandaşlar, durumu polise bildirdi.

Olay yerine gelen polis, başından vurularak öldüğünü belirlediği kişinin emekli binbaşı Gökhan Aykan (51) olduğunu tespit etti.

Aykan'ın cesedi, Cumhuriyet savcısı ve polisin incelemelerinin ardından, Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi morguna kaldırıldı.
Gökhan Aykan'ın intihar etmiş olabileceği ihtimali üzerinde duran polis, olayı aydınlatmak için çalışma başlattı.

28 Şubat soruşturmasında yeni dalga; 1'i muvazzaf 4 general gözaltında

Emekli Tümgeneral Mehmet Başpınar ile İstanbul'da emekli Tümgeneral Yücel Özsır ve muvazzaf Albay Mehmet Cumhur Yatıkkaya gözaltına alındı

28 Şubat soruşturması kapsamında biri muvazzaf, 1'i muvazzaf 4 general gözaltına alındı. Gözaltına alınan 4 isim ifadeleri alınmak üzere Ankara Adliyesi'ne getiriliyor.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nca yürütülen 28 Şubat Soruşturması kapsamında, Ankara ve İstanbul'dan aralarında emekli askerlerin de bulunduğu bazı kişilerin polis nezaretinde Ankara Adliyesi'ne getirilmesi talep edildi.

Soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Başsavcısı Mustafa Bilgili, Ankara'da emekli Tümgeneral Mehmet Başpınar ile İstanbul'da dönemin istihbarat başkanı emekli Tümgeneral Yücel Özsır ve muvazzaf Albay Mehmet Cumhur Yatıkkaya'nın polis nezaretinde ifadeye getirilmesini talep etti.
Soruşturmada emekli Tümgeneral Mehmet Başpınar, polis eşliğinde Ankara Adliyesi'ne geldi.
Bir kişi hakkında daha gözaltı kararı olduğu bildirildi.

ŞAMİL TAYYAR: GENELKURMAY ŞEHİT SAYISINI BİLMİYOR!

Şamil Tayyar, Genelkurmay'ın şehit sayısını bilmediği iddiasında bulundu.

AK Parti Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar ve CHP eski milletvekili Berhan Şimşek, Beyaz TV’de Bire Bir programında İmralı sürecini konuştular.

ŞAMİL TAYYAR: GENELKURMAY ŞEHİT SAYISINI BİLMİYOR
Berhan Şimşek, PKK’nın elinde kaç kişinin rehin tutulduğunun bilinmediğini söyledi. Şamil Tayyar bu durumun şehit yakınlarını da şüpheye düşürdüğünü savunarak yine çok tartışılacak bir iddiayı
gündeme getirdi.

Tayyar, Genelkurmay Başkanlığı’nın şehit ve gazi sayısını tam olarak bilmediğini öne sürerek, "Biz bu memlekette şehit ve gazi yakınıyla ilgili benzer hikayeleri kaç yıldır yaşıyoruz. Bununla alakalı çok acı bir şey daha söyleyeyim: Bugün bana herhangi biri çıksın ve sorumlu mevkiden çıksın desin ki; Türkiye’deki şehit sayısını söylesin’.. Ben Genelkurmay’ın şehit ve gazi sayısını bildiğini düşünmüyorum." açıklamasında bulundu.

Tutsak eserler

Tutsak eserler

Balyoz davasında tutuklanan 11 subayın 35 resim, 50 ebru ile karakalem çalışmalarından oluşan “Tutsak eserler” adlı sergi, Caddebostan Kültür Merkezi’nde önceki akşam düzenlenen törenle açıldı.

Tutuklu askerlerin Hasdal ve Maltepe cezaevlerinde yaptıkları resim, ebru ve karakalem eserlerden oluşan serginin açılış törenine Kadıköy Belediye Başkanı Selami Öztürk, cezaevinde yatan 1. Ordu Eski Komutanı Emekli Orgeneral Çetin Doğan’ın eşi Nilgül Doğan, gazeteci Soner Yalçın, Barış Pehlivan, Barış Terkoğlu, Emekli Korgeneral Atilla Kıyat ile cezaevinde tutuklu bulunanların yakınları katıldı.

Açılış konuşmasını yapan Deniz Kurmay Albay Mehmet Örgen’in 13 yaşındaki oğlu Mehmet Can Örgen ile törene katılanlar gözyaşlarına boğuldu. Sergiyi güneş tutulmasına benzeten Mehmet Can Örgen, “Önce hava karardı ve babamlar içeri alındı. Yakında güneş tekrar doğacak ve babamlar çıkacak” dedi. Örgen gözyaşları içinde son söz olarak “Terörist diye içeri aldığınız adamlar bu kadar şerefli olabilirler mi? Sadece bunu öğrenmek istiyorum” demesi üzerine, salonda alkışlar yükseldi. Eşinin yaptığı resimler önünde çocuklarıyla fotoğraf veren Sanem Örgen de “Bu eserlerin hepsi onların masumiyetinin bir başka göstergesi” dedi.

28 ŞUBAT SORUŞTURMASI - ESKİ KARA KUVVETLERİ KOMUTANI ERDAL CEYLANOĞLU VE E. ORG. ASLAN GÜNER ADLİYE'DE

28 Şubat'a 1 gün kala yeni gözaltılar

Adliyeye getirilenlerden 1'i muvazzaf albay

28 Şubat'ın yıldönümüne bir gün gala, 28 Şubat soruşturmasında yeni bir dalga gerçekleşti. Bu sabah yürütülen oruşturması kapsamında, aralarında emekli askerlerinde bulunduğu bazı kişiler hakkında gözaltı kararı çıkarıldı.

Soruşturmayı yürüten cumhuriyet savcısı, Ankara'da emekli Tümgeneral Mehmet Başpınar ile İstanbul'da emekli Tümgeneral Yücel Özsır ve muvazzaf Albay Mehmet Cumhur Yatıkkaya'nın polis nezaretinde ifadeye getirilmesini talep etti.

Soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı, 2 emekli tümgeneral ile 1 muvazzaf albayın ifade işlemleri için Ankara Adliyesi'ne getirilmesini istedi.

Emekli Tümgeneral Mehmet Başpınar, adliyeye geldi
Ankara Cumhuriyet Başsavcıvekilliği'nin yürüttüğü 28 Şubat Soruşturması kapsamında, emekli Tümgeneral Mehmet Başpınar, polis eşliğinde Ankara Adliyesi'ne geldi.
         Başpınar, soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısına ifade verecek.

Özel Harp Dairesi itirafları


FOTOĞRAFNAIP HAKIM HÜSEYIN ÇALMUK’UN INCELEDIĞI GENELKURMAY HARD DISKLERINDE TÜRKIYE’NIN YAKIN TARIHINE IŞIK TUTACAK ÇOK SAYIDA BELGE YER ALIYOR.

Mahkemeye gönderilen hard disklerde 2007 tarihli ilginç belge







Genelkurmay Başkanlığı’nın, Ergenekon davasına bakan 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderdiği hard disklerin inceleme raporunda çarpıcı bilgiler var.  3. ek klasördeki bir belgede, Bilgi Destek Dairesi Başkanlığı’nın  “Özel Harp Dairesi Türkiye’nin Gizli Tarihi” adlı kitapla ilgili bilgi destek incelemesi yer alıyor. 2007 yılında yapıldığı anlaşılan 9 maddelik incelemede, Özel Harp Dairesi’nin (ÖHD) adeta fotoğrafı çekiliyor. “ÖHD’nin geçmiş dönemdeki faaliyetleri TSK’yı yıpratmak için elverişli bir araçtır.” diye başlayan değerlendirmenin bitişinde  ‘tarafsız kitleleri etkileyebilecek’ konular sıralanırken örnek olarak şu ifade kullanılıyor: “6-7 Eylül olayları, 1 Mayıs katliamı, Kahramanmaraş ve Çorum olayları, Ziverbey Köşkü, Uğur Mumcu suikastı gibi olaylar.” Özel Harp’te görev yapmış üst düzey personelin açıklama ve anılarının, yapıyı deşifre ettiğine dikkat çekilen değerlendirmede, ‘koruyacak mekanizmalar kurma ve çalıştırma’ öneriliyor. Soğuk Savaş döneminde ABD tarafından oluşturulan sistemin, kapalı, tek yanlı ve ideolojik olarak çalıştırıldığı anlatılıyor.  ‘Amatör siviller’in kullanıldığı ve bunların ‘kontrol dışı kalmaları seyredilmiştir’ denen değerlendirmede Özel Harp Dairesi’nin ‘istikrarsızlaştırma operasyonu’ yaptığı kabul ediliyor.  “Geçmişte yapılmış, olmuş bitmiş faaliyet ve uygulamalardan bugünün yöneticileri sorumlu değildir.” yorumu yapılırken TSK için “En uygun hareket tarzı bu konuyu gündeme almamak, bu konuyla ilgilenmemektir.” ifadesi kullanılıyor.


“Halkın mukavemetini artırmak için düşman yapmış gibi bazı değerlere sabotaj yapılır. Mesela bir cami yakılır. Kıbrıs’ta biz bunu yaptık. Bir cami yaktık.” Söylendiği dönemde çok tartışılan bu sözler, Özel Harp Dairesi Başkanlığı (ÖHD) yapmış olan emekli General Sabri Yirmibeşoğlu’na ait. 1974’te dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’in, “Öğrendiğimizde ağzımız açık kaldı, dehşete kapıldık.” dediği Özel Harp Dairesi yine gündemde. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a suikast iddiasıyla başlatılan soruşturmada, ilgili savcılığın, ÖHD’nin eylemlerini de dava kapsamına alacağı belirtiliyor. İstanbul’da gayrimüslimleri hedef alan 6-7 Eylül olaylarından 1 Mayıs’a; Çorum, Sivas, faili meçhuller ve Hrant Dink cinayetine kadar yakın tarihin karanlık olaylarında gündemden düşmeyen Özel Harp Dairesi ile ilgili olarak Genelkurmay’dan gelen hard disklerde itiraf niteliğinde bilgiler var.

Ek-53 No’lu belgede, Karargâh’ta kurulu olan Bilgi Destek Dairesi’nin, “Özel Harp Dairesi Türkiye’nin Gizli Tarihi adlı kitaba ilişkin bilgi destek incelemesi” yer alıyor. 2007 yılında yapıldığı anlaşılan 9 maddelik incelemede ÖHD’nin adeta fotoğrafı çekilmiş. “Özel Harp Dairesi’nin geçmiş dönemdeki faaliyetleri TSK’yı yıpratmak için elverişli bir araçtır.” diye başlayan değerlendirmenin bitişinde ‘tarafsız kitleleri etkileyebilecek’ konular sıralanırken “6-7 Eylül olayları, 1 Mayıs katliamı, Kahramanmaraş ve Çorum olayları, Ziverbey Köşkü, Uğur Mumcu suikastı gibi olaylar” örnek veriliyor. Özel Harp’te görev yapmış üst düzey personelin açıklama ve anılarının sistemi deşifre ettiğine dikkat çekilen değerlendirmede, “Sistemin kendisini koruyacak mekanizmalar kurması ve çalıştırması gerekir.” deniliyor. En zayıf nokta şöyle anlatılıyor: “Soğuk Savaş döneminin yönlendirmeleri doğrultusunda birtakım faaliyetler, Özel Harp Dairesi üzerinden ve etrafa emare saçılarak yapılmıştır. (Emarelerin önemli bir bölümü, ÖHD’de görev yapmış bazı üst düzey yetkili personel tarafından yapılmıştır. Bu durum ÖHD sisteminin en zayıf noktasını oluşturmuştur.)”

Sistemin Amerika tarafından kurulduğuna dikkat çekilerek “ÖHD ve MİT gibi kuruluşlarda gizli kalması gereken faaliyetler deşifre edilmemelidir.” deniliyor. Özel Harp Dairesi’nin tek yanlı ve ideolojik bir anlayışla hareket ettiğine işaret edilen değerlendirme, şu tespitle devam ediyor: “Sistemin teorisini ABD’nin kurması ve sistemin kapalı olması ÖHD yapılanmasına stratejik bakış açısıyla bakılamamasına yol açmış ve bu durum ÖHD’nin çoğu zaman amatörce hareket eden bir görüntü çizmesine yol açmıştır. Faaliyetlerin deşifre olması durumunda ortaya çıkan görüntünün ‘kamuoyu vicdanınca onaylanması’ gerekir. Ancak ÖHD’nin faaliyetlerinde bu tür anlayışla hareket edilmemiş, tek yanlı ideolojik bir anlayışla hareket etmiş/ettirilmiştir.”
Darbeleri araştıran Meclis Komisyonu’nun raporunda “Özel Harp Dairesi’nin silah kullanmak için sayıları yüz binlerle ifade edilen sivili eğitip, toplum içinde uyuttuğuna” dikkat çekiliyordu. Yayınlandığı zaman tartışmalara neden olan bu tespiti ÖHD ile ilgili ‘Bilgi Destek İncelemesi’ de doğruluyor. Hard disklerde yer alan değerlendirmenin 3. maddesinde şöyle deniyor: “Sistemde amatör sivillere yer verilmiş, sivillerin kontrol dışı kalmaları seyredilmiştir. ABD’nin oluşturduğu teori körü körüne kabullenilmiş, bu teorinin uygunluğu sorgulanmamış, teori millileştirilmemiştir.”

Darbe davalarının iddianamelerinde, şartları olgunlaştırmak için kaos eylemlerinin yapıldığı ve Türkiye’nin istikrarsızlaştırıldığı belirtiliyordu. Belgede bu konuda da itiraf niteliğinde cümleler var. İşte o ifade: “İstikrar -daha doğrusu istikrarsızlaştırma- operasyonlarında yalnızca hedefe kilitlenilmiş, hedefler genelde elde edilmiş, ancak yapılan faaliyet sonrasında TSK’nın nasıl bir görüntüsünün olacağı hususuyla ilgilenilmemiş. ÖHD’nin, TSK’nın hassasiyeti haline geldiği/geleceği öngörülememiştir.”

Bilgi Destek Dairesi, ÖHD ile ilgili olarak gündeme taşınan iddialar karşısında, “psikolojik harekat açısından neler yapılabileceğini de değerlendirmiş. Bu konuda Genelkurmay Başkanlığı’na şöyle bir yol haritası çiziliyor: “Kural olarak geçmişte yapılmış, olmuş, bitmiş faaliyet ve uygulamalardan bugünün yöneticileri sorumlu değildir. Gnkur. Başk.lığı olarak bu anlayışla hareket edilmeli ve ne ÖHD’nin geçmişi savunulmalı ne de ‘eleştirilere biz de katılıyoruz’ yaklaşımı sergilenmelidir. En uygun hareket tarzı bu konuyu gündeme almamak, bu konuyla ilgilenmemektir.”

İsyan ettiren bilgiler

Güncel / İsyan ettiren bilgiler
2010 yılında TSK harcamalarını denetimde yetkileri genişletilen Sayıştay’ın, Hava Kuvvetleri Komutanlığı’ndan istediği bilgiler, Hava Kuvvetleri Lojistik Komutanı Korgeneral Mehmet Şanver’i isyan ettirdi: “Sayıştay denetçisi, denetim yetkisinin dışına çıkarak, milli gizlilik derecesindeki bilgileri de istiyor. Buna yetkisi var mı?”

Sayıştay’ın 2010 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) harcamalarına denetim yetkisinin genişletilmesinin ardından Hava Kuvvetleri’nde yapılan ilk denetimde çarpıcı sonuçlar ortaya çıktı. Sayıştay’ın denetim raporunda, dönemin Hava Kuvvetleri Komutanlığı Lojistik Yönetimi Başkanı, Hava Pilot Korgeneral Mehmet Şanver, “kamuyu zarara uğratmakla” suçlandı. Halen Hava Lojistik Komutanı olan Korgeneral Mehmet Şanver, rapora itiraz etti. Hürriyet gazetesinden Zeynep Gürcanlı, yaklaşık 15 gün önce Şanver’e “Savunmasını yapmak üzere” iletilen Sayıştay raporundaki iddialar ile Şanver’in Sayıştay’a geçen hafta sunduğu savunmasına ulaştı. Şanver savunmasında, hem denetimin kendisinin görevde olmadığı 1987 yılına kadar uzatılmasına hem de Sayıştay denetçisinin “milli gizlilik derecesindeki” bilgileri istemesine itiraz etti.

SORUMLULUK İTİRAZI

Şanver, “Hava Kuvvetleri Lojistik Başkanlığı” görevine 14 Ağustos 2008’de başladığını ve bu görevi 7 Ağustos 2011’de bıraktığını belirterek, Sayıştay denetçisinin raporunda kendisini, 1987-2012 tarihlerindeki tüm unsurlardan sorumlu tuttuğuna dikkat çekti. Şanver, savunmasında şu ifadeleri kullandı: “Eğer sorumlu olmak için sadece bu kadroda görev yapmak yeterli değilse zarara sebep olduğu iddia edilen işlemin gerçekleşmesinden bugüne kadar aynı kadroda görev yapan tüm personel arasında sorumluluğun görev süreleri ile orantılı olarak paylaştırılması, dolayısıyla bahse konu sorumluluğun sadece tarafımdan tahsili talebinde bulunulmaması gerekmektedir.”

ZAMANAŞIMINA GİRER

Şanver itirazında 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun zamanaşımı başlıklı 74. maddesine dikkat çekerek, 1987’ye kadar uzanan Sayıştay denetiminde, 2000 yılı öncesindeki işlemlerin “zamanaşımı” maddesine girdiğini, dolayısıyla tazmininin istenmesinin mümkün olamayacağına dikkat çekti. TSK’da taşınır mal işlemlerine ait teftiş ve denetlemeler için ilgili belgelerin yasa gereği 10 yıl saklandığına, ardından imha edildiğine de dikkat çeken Şanver, bu çerçevede kendisinden, 10 yıldan önceki işlemlere ait belge istenemeyeceğini savundu.

Şanver, raporda yer alan “birlik içi ödünç işlemleri”nde kamunun zarar ettirildiğine ilişkin iddialara da itiraz etti. Bu işlemlerde malzemelerin aynı birlik envanterinde, teslim edildiği kamu görevlisince kamu görevinde kullanıldığına dikkat çeken Korgeneral Şanver, “Malzeme miktarında artışa engel veya eksilmeye neden olunmamaktadır” dedi.

Şanver’in savunmasındaki en çarpıcı itiraz ise Sayıştay denetçisinin istediği bilgilerin içeriğine yönelik oldu. Korgeneral Şanver, istenen bilgilerin “Milli gizlilik derecesinde” olduğuna dikkat çekti. Şanver’in savunmasında, denetçinin talep ettiği bilgileri şöyle sıralandı: “Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nca barış, gerginlik ve savaş durumlarında farklı kullanım fonksiyonları bulunan; Savaş uçakları, personel/malzeme/mühimmat taşınmasında kullanılan kargo uçakları, askeri eğitimlerde kullanılan eğitim uçakları, hava sahasının güvenliğinde kullanılan radar sistemleri ile karadan havaya füze sistemleri (bir hava saldırısına karşı koymak için elimizde hangi tipte ve ne kadar radar ve füze olduğu), savaş eğitim uçaklarına ait simülatör sistemleri, savaş uçakları tarafından kullanılan havadan havaya/havadan yere füze ve bomba bilgileri (Milli gizlilik derecesinde olan tam atım mühimmat, yani doğrudan uçağa yüklenerek düşman birlikleri üzerine atılabilecek mühimmat bilgileri), savaş uçakları ile birlikte kullanımı zorunlu olan seçkin yer destek teçhizatı, Hava Kuvvetleri Komutanlığı bünyesindeki kara unsurları tarafından kullanılan ateşli silahlar ve bunlara ait mühimmat ile her nevi patlayıcı ve bombalar, karayolu ile personel/mühimmat/malzeme nakliyesinde kullanılan kara araçları.”

DEVLETİN GÜVENLİĞİ


Şanver, istenen bilgilerin “Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nın barış döneminde yaptığı/yapabileceği harbe hazırlık eğitimleri ile iç güvenlik, gerginlik ve savaş durumunda icra edebileceği saldırı/savunma kabiliyetinin tüm bilgilerini ihtiva ettiğine” dikkat çekerek, bunların “TCK’nın 326-336’ncı maddelerindeki ifadesiyle ‘devletin güvenliğine ilişkin bilgiler’ olduklarını” vurguladı. Korgeneral savunmasında denetçinin yetkisi konusundaki endişelerini de, şöyle dile getirdi: “Her ne kadar bahse konu bilginin güvenliği için Sayıştay Başkanlığı’nda gerekli tedbirlerin alındığından emin olunsa da, yargılamaya esas rapora temel teşkil eden bu bilgilerin denetleme konusu içinde olduğuna dair açıkça bir yetkilendirme yapılıp yapılmadığı konusunda, görevlendirme yazısı kurumumuzda bulunmadığı için tereddüt oluşmuştur.”

26 Şubat 2013 Salı

Üniversite ile TSK arasında 3 milyar TL'lik kavga!

Darbe döneminde el konulan araziyi geri isteyen üniversiteye Gül yardım etti.

Genelkurmay Başkanlığı ile Türkiye'nin sayılı üniversiteleri arasında yer alan Hacettepe Üniversitesi arasında 3 milyar lira değeri olduğu tahmin edilen Ankara'nın gözde yerleşim bölgelerinden Bilkent'teki arazi konusunda müthiş bir çekişme yaşandığı ortaya çıktı.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün de devreye girmesiyle Hacettepe Üniversitesi, 12 Eylül darbesinden sonra askerin ünirversiteden aldığı 400 dönümlük arazinin 200 dönümünü geri aldı.

Alınan bilgilere göre; Genelkurmay, 12 Eylül askeri darbesinin ardından Hacettepe Üniversitesi'nin Bilkent Bölgesi'nde TSK Rehabilitasyon Merkezi'nin yakınında bulunan 400 dönüm arazisini 30 yıllığına aldı.

Ankara'nın gözde yerleşim bölgesinde bulunan arazinin değeri, buradaki lüks konut inşaatları nedeniyle son dönemde yükseldi. Arazinin değerinin yaklaşık 3 milyar lira olarak tahmin edildiği belirtildi. Üniversite yönetimi, 30 yılın dolması üzerine araziyi askerden geri istedi. Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e de sorun rektör tarafından aktarıldı. Gül'ün ve diğer yetkililerin devreye girmesi üzerine, arazinin 200 dönümü üniversiteye geri verildi.

Hacettepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Murat Tuncer, 400 dönümlük araziye darbeden sonra el konulduğunu belirterek, "200 dönümü geri aldık. Bunun değeri 1.5 milyar lira. Üniversitenin borçlarını 200 milyon liraya düşürdük. Bu arazinin geliri ile borçlarımızı da ödeyeceğiz. bu yıl içinde borçlarımızı sıfırlamayı hedefliyoruz" dedi.

Çuval çuval 'devlet sırrı'

'1 Mart Tezkeresi' görüşmelerinin 10 yıllık gizlilik süresi cuma günü doluyor. Meclis'te 'mühür'ü açılmamış 38 kapalı görüşme tutanağı daha var.
Çuval çuval 'devlet sırrı'

ABD’nin Irak’a Türkiye üzerinden girmesine imkân sağlayacak ünlü ‘1 Mart Tezkeresi’nin 10 yıllık gizlilik süresi cuma günü doluyor. Tezkere sırasında basına kapalı yapılan ve 10 yıldır gizli tutulan Meclis görüşmelerinin açıklanıp açıklanmayacağı belirsiz. Meclis’in deposunda 1 Mart Tezkeresi gibi 38 görüşmenin mühürlü tutanakları ‘sır’ olarak saklanıyor. Birçoğu güncelliğini kaybetmiş olmasına karşın 65 yıldır açılmamış tutanaklar var. Meclis’in en büyük ‘sır’rı ise İstiklal Mahkemesi tutanakları. 7 yılda 55 bin idam, sürgün kararı ve 300 kişinin asılması kararını veren İstiklal Mahkemesi zabıtları dokuz kişilik ‘gizlilik ve namus yemini ettirilen’ ekip tarafından tasnif ediliyor. 1 Mart ve diğer kapalı oturumlar ile İstiklal Mahkemesi tutanaklarının kamuoyuna açıklanması siyasi partilerin tavrına bağlı. Yeni anayasa için komisyon kurulmasında olduğu gibi ‘uzlaşma’ sağlanırsa Cumhuriyet’in ilk yıllarından bugüne birçok olaya ışık tutabilecek mahkeme ve görüşme tutanakları kamuoyuna açıklanacak.

CHP açıklanmasını istiyor

1 Mart Tezkeresi’nin 10. yıldönümü yaklaşırken gizliliğinin kaldırılması gündemde. Eski CHP lideri Deniz Baykal bu konuda bir çağrı yapmıştı. CHP Genel Başkan Yardımcısı Haluk Koç, gizliliğin kalkması için resmi girişimde bulunacaklarını söyledi. Radikal’e konuşan Koç, “Grup Başkanvekilimiz Akif Hamzaçebi başvuruda bulunacak. Tarihi günlerdi. Kim ne oy verdi, neler konuşuldu ortaya çıksın istiyoruz. Sadece 1 Mart değil, diğer iki tezkere de açıklanmalı” dedi.

AK Parti karar almadı

1 Mart Tezkeresi’ni Meclis’e AK Parti hükümeti getirmişti. AK Parti, tezkere tutanağının açıklanıp açıklanmaması konusunda henüz karar almadı. Ancak parti yönetimi 1 Mart’ın tek başına açıklanmasına soğuk yaklaşıyor. Parti yönetiminde, “Bütün tutanaklar açıklansın” görüşünü savunanlar da var. AK Parti kabul etmezse tutanakların açıklanma olasılığı bulunmuyor.
TBMM’nin açıldığı 1920’den bugüne kadar 260 civarında kapalı oturum yapıldı. Bunlardan bir kısmının açılmasına karar verildi. 10 yıllık süre geçmesine karşın 38 oturum sır olarak kaldı.

En eski sırlar

Gizliliği süren kapalı oturumların ilklerinden biri, ünlü şair Behçet Kemal Çağlar’ın bir önergesi. En fazla kapalı oturum, sekiz görüşmeyle Kıbrıs sorunuyla ilgili, ardından terör ve asayiş geliyor. 43 yıldır gizli bir de kişisel dosya var. Eski Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Yaşar Tunagür’ü konu alan gizli oturum ‘sır’ olarak saklanıyor. Çekiç Güç, irtica ve komünizm, MİT Kanunu, Mavi Akım Projesi konulu görüşmeler de halen mühürlü çuvallarda.
İstiklal Mahkemesi’ne yeminli ekip
Meclis, İstiklal Mahkemeleri’nin zabıtlarını geçen yıl kırarak incelemeye başlamıştı. 1980 sonrası çıkarılan yönetmelikle mühürlenen zabıtların açıklanma yetkisi Meclis Başkanlığı’na bırakıldı. Meclis Başkanı Cemil Çiçek’in girişimiyle dokuz kişiden oluşan ve görev yemini yapan ekip ‘İzmir suikastı’, ‘Menemen olayı’, ‘Şeyh Sait isyanı’ gibi dava tutanaklarının bulunduğu 915 bin belgelik arşivi tarıyor. Bu taramanın seneye bitirilerek kamuoyuna açıklanması bekleniyor.

25 Şubat 2013 Pazartesi

Başbuğ'un tanıkları, İstanbul Barosu / Orhan Kemal CENGİZ

 İstanbul Barosu yönetimine yöneltilen suçlamalar, demokratik bir ülkede kabul edilemez niteliktedir.

Bir arkadaşınıza, eşinize, dostunuza, bir şey anlatacaksınızdır, konuşma geciktikçe, kafanızda habire evirip çevirirsiniz konuşmayı ve her şey öyle dallanıp budaklanır ki, o konuşma anı geldiğinde bir türlü kendinizi ifade edemezsiniz ya, ben de şimdi öyle hissediyorum kendimi. Benim yazılarım arasında, fırtınalar koptu, ortalık altüst oldu, sonra deniz süt liman oldu, tekrar gök gürledi, deniz çalkalandı. Ben ancak satır başlarıyla değinebiliyorum bütün bu olanlara: 

Mahkeme İlker Başbuğ’un tanık dinletme talebini reddetti. Cemaate yakın gazeteler, sanıkların davayı akamete uğratmaya çalıştığını söylüyor. Keşke, bu davalardaki her yanlışa böyle kılıf uydurmaya çalışmasalardı. Arada bir, bu mahkemelerin yaptıklarına uluslararası hukuk penceresinden bakıp, bazı eleştiriler getirselerdi büyük yararları olurdu. Ama olmuyor işte. Bu davalarda her şey yanlış diyenlerin karşısına, her şey doğru diyerek dikiliyorlar. Sanki, davaların özüne sahip çıkıp yanlışları eleştirmek mümkün değilmiş gibi. Bir sanığın, tanıklarını mahkemeye kadar getirip dinletmek istemesi gibi, en temel bir hakkını savunamıyorsak eğer, savunduğumuz diğer şeylerin bir kıymeti harbiyesi kalıyor mu? 
İstanbul Barosu’na dava 
Aslında bu söylediğim demokratik rolü en iyi oynayabilecek olanlar barolardı. Ergenekon davaları başladıktan sonra hem bu davaların içeriğine sahip çıkıp hem de sanık haklarının korunması için çaba sarf edebilirlerdi. Ama onun yerine büyük baroların, tıpkı CHP gibi sanıkları evlat edindiklerini gördük. Baroları bu noktadan eleştirmek başka bir şeydir, İstanbul Barosu Yönetim Kurulu üyelerine karşı açılan davada olduğu gibi, anti-demokratik yasalarla tehdit altına sokmak ise bambaşka bir şeydir. Şimdi yine birileri çıkmış, darbeci dedikleri baroya karşı, bir hukuk darbesini açık açık destekliyorlar. Savcı İstanbul Barosu Yönetim Kurulu üyelerine karşı dava açtığı için yönetim kurulu üyelikleri düşermiş. Neresinden tutsanız elinizde kalacak, fevkalade anti-demokratik bir bakış açısı bu. Bir kere baroya karşı dava açılan ceza yasası maddesinin kendisi anti-demokratik. Baro ‘adil yargılamayı etkilemeye’ çalışmakla suçlanıyor. Hâkim ve savcıların atanması ve özlük işlerinde etkisi olabileceklere, yani mahkemeleri gerçekten etkileme şansı olanlara karşı uygulanması gereken bir madde bu. Yani Başbakan, Adalet Bakanı gibi, söz ve talimalatları mahkemeleri yolundan saptırabilecek olanlara karşı uygulandığında doğru bir uygulamadan söz edilebilir. Barolar ve avukatların görevi ise (İstanbul Barosu tarafından tek yanlı ve darbecileri aklamak için kullanılıyor olsa bile) mahkemeleri etkilemeye çalışmaktadır. Baroya yöneltilen suçlama demokratik bir ülkede kabul edilemez nitelikte. Bir de bu nedenle, yine Avukatlık Kanunu’nun anti-demokratik maddelerine dayanarak, sadece dava açıldığı için baro yönetiminin düşeceğini iddia ediyorlar. Yani savcı dava açar açmaz, yöneticileri mahkûm olmuş addediyorlar. Bunları savunanların bir kısmı darbelere karşı şiddetle karşı çıkanlar. Hükümetin Anayasa Mahkemesi tarafından düşürülmesi darbe, baro üyelerinin anti-demokratik yasalara dayanılarak, sırf haklarında dava açıldığı için mahkûm gibi muamele görmesi darbe değil, öyle mi? 
Memurlara DHKP-C operasyonu, Cemevi tartışmaları ve İmralı sürecine ilişkin söylemek istediklerim için ise yine yer kalmadı. Kalın sağlıcakla...

Çankaya’da suikast zirvesi / Mehmet BARANSU

Kozmik Köşe okurları, “Kozmik Oda” gerçeğini yaklaşık iki yıl önce bu köşeden öğrenmişlerdi. Şifreli de olsa sizlerle bazı bilgileri paylaşmıştım. O günlerde bazıları, özellikle Hürriyet’teki bir isim yazılanlara burun kıvırmış, soruşturmayla dalga geçmişti.

Ardından 26 Temmuz 2010’da Habertürk gazetesinden Kutlu Esendemir’le röportaj yaptım. Konu Kozmik Oda soruşturmasına gelmiş, krokilerle ilgili devletin bir mutabakat yaptığını söylemiştim: Bu konuda devlet ve askerî bürokrasi bir anlaşma yaptı. Krokiler eğer sahte olsaydı, TSK şu an yeri göğü inletiyor olurdu. Tam bir sessizlik mutabakatı var. Şunu biliyorum ki, devletin üst düzey üç ismi krokileri biliyor. Krokilerin sonu bir yere gidiyor. Anladığım gittiği yer çok önemli.”

Krokiler diyerek bir değil birkaç kroki olduğunu söyledim. Daha sonra çıktığım bazı televizyon programlarında da “Köşk, Gül” diyerek, satır arasında bazı bilgiler verdim.

Geçen hafta da “Krokide ne gizliydi?” başlığıyla, tekrar “Köşkü” işaret ettim: “Çukurambar’da bulunan kroki çok önemliydi. Muhtemel cinayet ya da operasyon sonrası nasıl kaçılacağının ayrıntıları bile belirlenmişti. Krokiye göre muhtemel yapılacak eylem ya da eylemler belli bir yerde başlıyor, tüm kaçış noktaları ayrıntılı olarak belirleniyor ve devamında son nokta olarak askerî bir birliğe girildiği görünüyordu. Bu kroki Çukurambar tartışmalarının en yoğun olduğu dönemde devletin en üst düzeyine kadar çıktı. Köşk’te yapılan toplantıda krokinin kamuoyuna açıklanmaması kararı alındı. Doğrusu merak ediyorum. Köşkü, devleti bu kadar korkutan neydi de kamuoyundan gerçekler saklandı? Krokiye göre muhtemel eylem ya da eylemler sonrası gidilecek birlik hangisiydi?”

Bu yazımın mürekkebi henüz kurumamıştı ki önceki gün Radikal’den Ömer Şahin önemli bir habere imza attı; “Kozmik Oda soruşturması yoldaydı ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün konutunun krokisi de aramalarda yakalanmıştı.”

Şahin’in haberi, bu köşenin okurları açısından sürpriz değildi. Yaklaşık iki yıldır, “Köşk, kroki, askerî birlik” diyerek, bir gerçeğe işaret etmeye çalışıyordum. Bugüne kadar bazı detayları sizlerle paylaşamamamın ise bir nedeni vardı.

Köşkte kroki toplantısı yapıldı
Yaklaşık iki yıl önce, Ankara, Çankaya’da bir gece yarısı, devletin en önemli kurumlarından birinde görev yapan haber kaynağımla lüks bir restoranda buluştum. Akşam yemeğinde söz dönüp dolaşıp, o günlerin en sıcak konusu Çukurambar’a ve Bülent Arınç’a yönelik suikast iddiasına geldi. Haber kaynağım, bir değil birkaç kroki olduğunu söyledi. En önemlisi de Köşk ve Abdullah Gül’le ilgili olandı.

Anlattıkları karşısında şaşırmıştım. Yakalanan krokiler sonrası Köşkt’e bir toplantı yapılmış, toplantıya üç isim katılmıştı. Katılımcılardan biri de dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneralİlker Başbuğ’du. Cumhurbaşkanı Gül, Başbuğ’dan konuyla ilgili bilgi istiyordu. Başbuğ, Cumhurbaşkanı’na ne söyledi şimdilik bilmiyoruz. Bilinen toplantı sonucu bu krokinin kamuoyuyla paylaşılmaması kararı alınmasıCumhurbaşkanı’na suikast bilgisi kamuoyundan saklandı. Köşk, Başbakanlık, Genelkurmay yetkililerine “bu konu konuşulmayacak” dendi.

Haber kaynağım bu bilgilerin ardından, gecenin sürprizini yaptı; kamuoyundan saklanan bu krokinin güzergâhını bana gösterecekti.

Heyecanlanmıştım. Bir önce arabaya binmek, kroki güzergâhında yolculuk yapmak istiyordum. Çankaya’dan yola çıktık. Konya yolunu takip etmeye başladık. Bir ara solumu işaret etti; “CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın yürüyüş yaptığı ormanlık alan” dedi. Ardından “Nedenini sorma trafik ışıklara dikkat et” cümlesi ağzından çıktı. Birkaç ışıkta durduk. Bir kavşağa geldiğimizde arabayı tekrar durdurdu. Yeşil ışık yanıyordu ve biz durmuştuk. Meraklı gözlerle kendisine bakınca konuya girdi; “Krokide bu kavşak ve bazı ışıklar özellikle belirtilmiş.”

Askeri birliğin kapısına dikkat!

Tekrar gaza bastı. Ankara’yı çok iyi bilmiyordum ama Çankaya’dan Balgat’a doğru yol aldığımızın farkındaydım. Aradan kısa bir süre geçmişti ki hızını tekrar kesti. Sağıma bakmamı söyledi. Sağda,büyük bir askerî birlik vardı. Depolar, binalar, tel örgüleri... Büyük bir kapıya geldiğimiz de ise durdu; “Krokiye göre suikast sonrası varılacak nokta işte burası” dedi. Bazı bilgileri paylaştı.

Gül’ün konutundan askerî birliğe kadar tüm alanlar krokide belirtilmiş, ayrıntılar not edilmişti. Devletin en üst düzey iki makamı, bunun bir kaçış planı güzergâhı olduğunu biliyordu ve son nokta olarak da bu askerî birliğin giriş kapısı gösterilmişti.
Gecenin sonunda haber kaynağım yemekteki cümlesini tekrarladı. “Yazılmamak kaydıyla bu bilgileri paylaştım. Sadece bilgin olsun istedim. Çukurambar sadece Bülent Arınç değildir.
Kozmik Oda soruşturmasını ve hazırlanacak iddianameyi dört gözle bekliyorum. Bakalım bana anlattığı diğer bilgiler de iddianamede olacak mı?

‘Hayalet uçak’ için sanal eğitim!

 TSK’da, pilot eğitimi değişecek.

TSK’da, pilot eğitimi değişecek.

TSK, terörle mücadele ve başta Suriye tehditi olmak üzere dış tehditlere karşı kritik önem taşıyan Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nda ezberleri değiştiriyor. Radara yakalanmadığı için “hayalet uçak” olarak anılan 5. nesil savaş uçağı F-35’leri envanterine almaya hazırlanan Hava Kuvvetleri Komutanlığı, savaş pilotu eğitimlerinde “yüksek gerçekliğe sahip sentetik eğitim konseptine” geçme kararı aldı. F-35 ile birlikte pilotların birçok görevden harbe hazırlığını devam ettirebilmesi için uçak ile uçma zorunluluğu ortadan kalkacak.

VATAN’ın edindiği bilgilere göre tek kişilik olan ve F-16’ların aksine eğitim maksatlı iki kişilik tipi bulunmayan F-35’lerde görev yapacak pilotlara, savaş pilotu eğitimi vermek için simülatörler devreye sokulacak. F-35’lerde uçacak Türk savaş pilotları, önce sanal alemde uçacak ardından ise hayalet uçağa ilk uçuşunda yanında öğretmen pilot olmadan tek başına binecek.

Maliyetlerde ciddi tasarruf

Böylece, F-35 ile birlikte pilotların birçok görevden harbe hazırlığını devam ettirebilmesi için uçak ile uçma zorunluluğu ortadan kalkacak. Bu sayede eğitim maliyetlerinden önemli ölçüde tasarruf edilecek, gerçek harekat ortamının simüle edilebilmesiyle harbe hazırlık üst seviyede tutulacak.

Hakim'den ders gibi '28 Şubat' yorumu

28 Şubat darbesiyle ilgili soruşturma kapsamında tutuklu bulunan şüphelilerin tahliye taleplerinin hangi gerekçelerle reddedildiği belli oldu.

Özgürlük hakimi Halil İbrahim Kütük’ün, emekli askerlerin “Eylemleri emir komuta zincirinde gerçekleştirdik. Emri uygulamak zorundaydık” savunmasını çürüttüğü anlaşıldı. Kararda, kanunun suç saydığı bir fiilin emrin konusu olamayacağı, kimsenin suç işleme emrini verme yetkisinin olmadığı belirtildi. “Konusu suç olan emir, hiçbir surette yerine getirilemez.” denildi.

28 Şubat soruşturması kapsamında tutuklanan, aralarında emekli Orgeneral Çevik Bir, emekli Orgeneral Fevzi Türkeri, emekli Tümgeneral Erol Özkasnak ve emekli Tuğgeneral İdris Koralp’in bulunduğu birçok isim, tutukluluk hallerine itiraz ederek tahliyesini talep etti. Talep gerekçelerinde, “Suça konu eylemleri emir komuta zinciri içinde yaptık. Emri uygulamaktan başka çaremiz yoktu.” ifadelerine yer verildi. Şüphelilerin bir kısmı da dosyada somut delillerin olmadığını iddia etti. Aylık olarak tutukluluk hallerini değerlendiren 3 No’lu Özgürlük Hakimi Halil İbrahim Kütük ise şüphelilerin tüm iddialarına cevap vererek tahliye taleplerini değerlendirdi. Hakim Kütük, kararında, amir ve emirlere mutlak itaatin ast açısından suç teşkil etmeyeceği iddiasını değerlendirirken, bu savunmanın kuvvetli suç şüphesini ortadan kaldırmayacağını ifade etti. Anayasa’nın 2. maddesine vurgu yapılan kararda “Türkiye’nin hukuk devleti olduğu, hukuk devleti olmanın zorunlu sonuçlarından biri de kamuda yeri ve sıfatı ne olursa olsun hiçbir kimse hiçbir adla kanunun suç saydığı bir fiilin işlenmesi emrini verme erkine sahip bulunmamaktadır.” denildi. Kararda, devletin erkleri arasında suç işleme erkinin olmadığı ifadesi de dikkat çekerken, bu tür bir erkin devlet kavramıyla çelişeceği vurgulandı.

Kararda, Anayasa’nın 137. maddesine de hatırlatılarak, “Konusu suç olan emir, hiçbir surette yerine getirilemez.” ifadelerine yer verildi. Emir yerine getirildiği takdirde ise emri yerine getirenle emri verenin suçlu olacağı aktarıldı. Değerlendirme sonrası dosyada bulunan delilleri tek tek sıralayan hakim Halil İbrahim Kütük, tutuklulara, ağırlaştırılmış müebbet öngörüldüğünü hatırlattı. Kaçma ihtimali ve delilleri karartma şüphesi bulunduğu gerekçesiyle de tutuklular için adli kontrol hükümlerinin yetersiz kalacağını kaydetti. Bu gerekçelerden hareketle 62 şüphelinin tutukluluk hallerinin devamına karar verdi.

28 Şubat onlar için hâlâ devam ediyor


Üzerinden yıllar geçtiği halde ‘postmodern’ darbenin yaraları sarılamadı. Mısır, Pakistan, Suudi Arabistan ve Suriye’nin saygın üniversitelerini bitiren onlarca kişi, iptal edilen denkliklerini alabilmek için hâlâ kapı kapı dolaşıyor. Bu isimlerden bazıları, bugün ya Arap turistlere rehberlik yapıyor ya da restoranlarda ‘dil bilen garson’ unvanıyla çalışıyor.
28 Şubat postmodern darbesinin üzerinden 16 yıl geçti. Özellikle son yıllarda o dönemin yol açtığı mağduriyetlerin giderilmesi adına önemli adımlar atıldı. Ancak hâlâ darbenin ağır yükünü omuzlarında taşıyanlar var. 28 Şubat, Mısır, Pakistan, Suriye, Suudi Arabistan gibi İslam ülkelerinde eğitim görenlerin hayatlarını yerle bir etti. Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) oluşturduğu komisyon, başta El-Ezher olmak üzere çoğu İslamî eğitim veren üniversitelerin Türkiye’deki üniversitelere denk olamayacağına karar verdi. Komisyonun raporu doğrultusunda Milli Eğitim Bakanlığı’nda görevli 135 öğretmenin işine son verildi. Üniversite mezunu ve en az iki dil bilen bu öğretmenler Türkiye’de lise mezunu konumuna düşürüldü.

    Bu isimler, denklik alabilmek için hâlâ kapı kapı dolaşıyor. Bazıları Arap turistlere rehberlik yaparak ya da restoranlarda ‘Arapça bilen garson’ unvanıyla geçimlerini sağlıyor. Ezher Mezunları ve Mensupları Derneği Başkanı Ali Yücel, yaşadıklarını, “Bize yapılan haksızlığın trajikomik hali.” diye özetliyor. Pakistan İslam Üniversitesi mezunlarından Mehmet Ünal ise yıllarını kaybettiğini söylüyor ve ekliyor: “Denklik kaldırılmasaydı şu anda belki de profesördüm.”

 28 Şubat, birçok İslam ülkesinde eğitim gören üniversite mezunlarının hayatlarını deyim yerindeyse yerle bir etti. Darbe sürecinde Yükseköğretim Kurumu (YÖK) tarafından İlahiyat Uzmanlık Komisyonu kurularak, başta El-Ezher olmak üzere çoğu İslami eğitim veren üniversitelerin Türkiye’deki üniversitelere denk olamayacağı kararı alındı. Üyeleri arasında Prof. Dr. Ethem Ruhi Fığlalı’nın da bulunduğu bu komisyonun raporu doğrultusunda Milli Eğitim Bakanlığı’nda görev alan 135 öğretmen görevden alındı. İlahiyat Uzmanlık Komisyonu raporu doğrultusunda lisans belgelerinin ön lisans denklik belgesine dönüştürülmesine; öğrenim sürelerinde bir eksiklik veya maddi hata tespit edilenlerin ise denkliklerinin iptal edilmesine karar verdi. Komisyonun hazırladığı rapor, önemli üniversitelerde eğitim gören, en az iki dil bilen gençlerin Türkiye’de lise mezunu olarak sayılması anlamına geliyordu. Haksızlığa uğrayan üniversite mezunu birçok genç, ciddi psikolojik sorunlar yaşadı. O dönemde toplumsal hayattan dışlanan isimler, bugün bile devlet kurumlarında işe giremiyorlar. Özel sektör de donanımlarını görmezden gelip çırak olarak çalıştırıyor. Üniversite mezunu ‘sayılabilmek’ için denklik dersleri almak zorundalar. Denklik kazanmak için aldıkları fark derslerinin genellikle felsefe eğitimi üzerine olması da dikkat çekici. Ve derslere devam zorunlulukları var. Denklikleri 28 Şubat kararlarıyla iptal edilen Ezher Üniversitesi mezunları, denklik almak için kapı kapı dolaşıyorlar. Kurumlar aynı üniversiteden aynı dönemden mezun olan iki kişiden farklı farklı isteklerde bulunuyor. İşi yokuşa sürüyorlar. El-Ezher mezunları arasında görevde olduğu halde ‘denklik sorunu gerekçesiyle’ kanun ‘geriye doğru işletilerek’ görevden alınan bile var.

Komutandan garip soru: Terörist yetiştiren okuldan mı mezunsun?
Ezher Mezunları ve Mensupları Derneği Başkanı Ali Yücel (sağdan ikinci), 28 Şubat’tan kalma zulmün hâlâ yaşadığını söylüyor. Yücel, vatani görevini yerine getirirken yaşadığı bir olayı ise şöyle anlatıyor: “Bir görev için Arapça bilen personel istendi. Beni de alıp Malatya’ya götürdüler. Üç komutanın olduğu odaya girip kendimi tanıttım. Komutan ‘Rizelisin, Arapçayı nereden biliyorsun?’ diye sordu. ‘El-Ezher mezunuyum.’ deyince yüzüme baktı ve ‘Şu terörist yetiştiren okul mu?’ diye sordu. Ben de ‘Dört yıl orada okudum, ne terörist gördüm ne de duydum.’ cevabını verdim.”

    Ali Yücel, yapılan düzenlemelerin de yeni mağduriyetlere yol açtığını anlattı: “Ocaktaki düzenlemede denklik derslerini ‘kendilerine en yakın üniversitede alabileceği’ şeklindeki uygulama güzeldir ancak yeterli değildir. Çünkü her birimizin işi gücü var. Yakın bile olsa amirinden izin alamazsa ne olacak? El-Ezher’le yeni bir kültür anlaşması imzalanmalı ve YÖK’ün bünyesinde eskiye dönük tüm genelgeleri ve kararları iptal edilmelidir. YÖK’te bir yönetmelik değişikliğine gidilmelidir. Eğer denklik eğitimi almışsa, 40 yaşında bile olsa kişi öğretmen olabilmeli. Formasyon ise ‘hizmet içi eğitim’ şeklinde, mesai saatleri dışında verilmeli.”
Paletlerin altında ezilen hayatlar...
Hayatımın hırsızı oldular: Pakistan İslam Üniversitesi mezunlarından Mehmet Ünal, denklikleri iptal edildiği için yıllarını kaybettiğini söylüyor. Ünal, “Denklik kaldırılmasaydı şu an da belki de profesördüm. Benim hayalim hep akademik kariyer yapmaktı ancak Pakistan İslam Üniversitesi’nde okuyup denkliğimin olmaması benim 12 yılıma mal oldu. 35 yaşıma geldim, hâlâ Marmara İlahiyat’ta yüksek lisans yapıyorum. Hayatımdan çaldılar, hayatımın hırsızı oldular. ‘Benim belirlediğim müfredatı okumuyorsa cahildir’ dediler.” ifadelerini kullanıyor.

Okulların açıldığı gün görevden alındı: Gaziantep Şahinbey Doğanca köyündeki okulda sınıf öğretmenliği yapan Sermes Uçar’ın hikâyesi ise insana ‘bu kadarı da olmaz’ dedirtiyor. Uçar, 15 Eylül 1997 tarihinde okulların açıldığı gün görevden alındığını öğreniyor: “O gün, köy okulunun belgelerini Milli Eğitim Müdürlüğü’ne götürmüştüm. Utana sıkıla bir belge verdiler, görevden alınmışım. Yaşadığım şokun etkisi hâlâ geçmiş değil.”

Yapılanlar, Anayasa’ya aykırı: Ali Türkmen ise bir yıl öğretmenlik yaptıktan sonra görevden alınıyor. Yapılanın hem Anayasa’ya hem de insan haklarına aykırı olduğunu söylüyor: “1992-93 Ezher Üniversitesi mezunuyum. 1996 yılında öğretmen olarak göreve başladım. 1997 yılında görevden alındım. Denkliği aldığım tarih 1993, denkliğimin iptali ise 1997 yılında olmuştur. ‘Verilmiş hak geri alınamaz’ şeklindeki Anayasa ilkesi gereğince tüm özlük haklarımın geriye iadesini ve bu hukuksuzluğun giderilmesini istiyorum.”

Aileme bakmak için inşaatlarda çalıştım: Musa Yerişenoğlu’nun da denkliği iptal edilince inşaatlarda yaşamak zorunda kaldığını anlatıyor: “1994’te Ezher’den mezun oldum. 1995’te denklik aldım. 1996’da atama sırası verildi. 28 Şubat süreci başlayınca denklik kaldırıldı, atamam iptal edildi. Stajyer arkadaşlarım da apar topar görevden alındı. Çok zor şartlar altında yaşamak zorunda kaldım. İnşaat işlerinde çalıştım, pencere yaptım… Şu an ise 4 vasıta değiştirerek gidebildiğim bir işte çalışıyorum.”

40 yaş sınırına takıldım: 1995 Ezher mezunu Hakan Saraç, özel bir dershanede idareci olarak çalışıyor. Yaşadığı hayal kırıklığını şöyle anlatıyor: “Türkiye’de işler normalleşmeye başlayınca diploma denklik belgemde yazan ‘Bu belge öğretmen atamalarında geçerli değildir.’ ibaresini kaldırtmak için YÖK’e başvurdum. 2009’da o ibare kaldırıldı. Artık diplomam öğretmenlik atamalarında geçerli fakat bu kez de 40 yaş sınırına takıldım.”

Akademik kariyerim sıfıra indirildi: Ali Özyiğit, orta, lise, üniversite öğrenimini (1987-1996) Mısır’da tamamlayıp Ezher’den mezun olunca denklik başvurusu yapıyor. Kemal Gürüz’ün YÖK başkanı olduğu dönemde denkliğin verilmeyeceği mektupla kendisine bildiriliyor. Şunları söylüyor: “Resmen ilkokul mezunu durumuna düşmüştüm. Akademik kariyerim sıfıra indirildi. Toplumda ilkokul mezunu olarak kabul edildim. Kız istemeye gittiğimde vasfım yok, ilkokul mezunu gözüküyorum. Çalıştığım firmalarda üniversite mezunu olmayan pasif eleman olarak gözüktüm. Asker kaçağı oldum. Mecbur dışarıdan orta ve liseyi verdim. Üniversite için de ancak 2012’de İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden denklik alabildim. Türk vatandaşı olarak öz vatanımızda yabancılaştırıldık, ötekileştirildik, hor görüldük.”

Amerika ve İHA’lar / Fikret Ertan

Durmadan gelişen savaş teknolojisindeki en son safhanın kısaca DRONE ya da İHA (insansız hava aracı) denen uzaktan kumandalı, silahlı ya da silahsız hava araçları kullanımı olduğuna; bunda da Amerika’nın önde gittiğine; bundan sonra da bu ülkenin bu konuda daha fazla hamle yapmaya kararlı olduğuna hiç şüphe yok.
Nitekim bu sebeple 10 yıl kadar önce Pentagon’un envanterinde sadece 50 İHA mevcutken bugün bu sayı 7500 civarına yükselmiş bulunuyor. Bir başka açıdan bakıldığında bugün Amerikan hava kuvvetlerinin uçak mevcudunun üçte birinden fazlasının İHA’lardan meydana geldiği de söylenebilir. Bu miktarın ne kadarı silahlı, ne kadarı silahsız İHA’lar açıklanmıyor.

İlk silahlı İHA saldırısını yaklaşık 11 yıl önce Afganistan’da gerçekleştiren Amerika bugün de İHA saldırılarına yine en çok bu ülkede ve Afganistan-Pakistan sınır bölgelerinde devam ediyor. Geçen yıl bu saldırılar 450; 2011 yılında ise 300 civarındaydı. Bu sayı saldırıların önemli miktarda artmakta olduğunu kendiliğinden ortaya koyuyor. Bu yılın ilk iki ayında da saldırıların en az 5 olduğu tahmin ediliyor.

     Bu saldırılarda ölen pek çok kişi de söz konusu. Militan lider ve kadroların yanı sıra pek çok sivil de bu saldırılar sonucunu hayatını kaybetmiş bulunuyor. Bu konuda değişik sayılar var. Öldürülen militan bakımından sayının 350-400 arası olduğu söyleniyor. İngiltere kaynaklı bir araştırmacı gazetecilik kuruluşuna göre, 2004 yılından bu yana söz konusu saldırılarda 2600 ila 3400 arası kişi ölmüş bulunuyor. Bunun da 475 ile 890 kadarının sivil kimseler olduğu söyleniyor.

Başka kaynaklar da sivil ölü sayısını aşağı yukarı bu civarda veriyorlar. Senato Silahlık Kuvvetler Komitesi üyesi Cumhuriyetçi Lindsey Graham’ın birkaç gün önce verdiği demece göre, Afganistan saldırılarında aralarında sivillerin de olduğu 4700 kişi ölmüş bulunuyor. Yalanlanmayan bu sayı Amerikan İHA’ların son 11 yıldaki ‘performansı’ olarak da görülebilir.

Esasen Afganistan’daki sivil kayıplar konusu bugün hem Amerika ve hem de milletlerarası camiada hararetle konuşulan, ele alınan bir konu olarak tezahür ediyor. Nitekim BM insan hakları kuruluşu bu konuya bigâne kalamayarak konuyu araştırma yönünde önemli bir karar almış bulunuyor. Ben Emerson adlı BM yetkilisi bu konuda Genel Kurul’a sunulmak üzere kapsamlı bir rapor hazırlayacak yakında. Bu yüzden önümüzdeki dönemde İHA’lar ve yol açtıkları sivil kayıplar ve bağlantılı konular dünya gündeminde daha fazla yer alacak.

Afganistan, Amerikan’nın İHA saldırılarına devam ettiği tek ülke elbette değil; başka yerlerde de benzer saldırıları zaman zaman gerçekleşiyor. Bu konuda akla gelen ilk ülke de elbette Yemen; daha sonra da Somali ve çevresi. Üstelik Kuzey Afrika’daki son gelişmeler sebebiyle Amerika hem bu bölge ve hem de yakın bölgelerdeki İHA varlık ve miktarını artırmaya kararlı görünüyor. Nitekim, son haberlerde Amerika’nın Nijer ile geçen ay vardığı askeri işbirliği anlaşması çerçevesinde bu ülkede bir İHA üssü kurmaya hazırlandığı, bu amaçla 60 askerden meydana gelen ilk kurma ekibinin ülkeye gelip çalışmalarına başladığı bildiriliyor. Esasen, bu haberi Başkan Obama geçen cuma kendisi de açıklamıştı. Bu bakımdan artık Nijer’de de Amerikan varlığı bir gerçek oluyor.

Nijer, Amerika’nın Afrika’daki son İHA üssü haline gelirken Amerika’nın son birkaç yıldır Afrika Boynuzu denen stratejik noktada bulunan Cibuti ve Etiyopya’da da İHA’ları kullanmakta olduğunu da hatırlamak lazım bu bağlamda. Sonuçta Amerika, Afrika’da askeri varlığını İHA’larla, bunların bulunduğu üslerle tahkim ediyor ve başta Afrika’daki El Kaide olmak üzere kendine düşman gördüğü diğer unsurların, grupların peşine düşmüş bulunuyor. Kısacası, sivil kayıplar, İHA kullanımının hukuki ve ahlaki tartışmaları Amerika’yı etkilememiş görünüyor. Bir yandan yeni İHA üsleri kuruyor; diğer yandan daha etkili, daha güçlü İHA’lar elde etme yolunda ilerliyor. İHA konusunda çok çalışan Türkiye bu konulara bigâne kalmamalı elbette; zira bu konular önümüzdeki dönemde çok tartışılacak.

Siz hiç pişman olmuş cuntacı gördünüz mü? / Ekrem Dumanlı

Yarbay Faruk Güventürk, Polatlı Topçu Okulu'na ulaştığında sürpriz bir kararla karşı karşıya kalmıştı: Tutuklama emri. Yola çıkmadan önceki görüşmesini hatırladı hemen. Menderes hükümetinin Savunma Bakanı Şemi Ergin'e cunta yapılanmasını anlatmış, “Gel başımıza geç.” demişti. Hatta bu talebini kâğıda dökerek Bakan Bey'e vermişti. Tutuklanacağını öğrenen Yarbay Faruk, Topçu Okulu Komutan Yardımcısı Adil Türkoğlu'nun ellerine sarıldı, sesi çatallaşmış, gözleri yuvalarından fırlamıştı. Çekmecesindeki cunta belgeleri nedeniyle tir tir titriyordu. Türkoğlu'na yalvardı. Albay başka bir subayın çekmecesini altüst etti. Topçu Yarbay Reşat, çekmecesinin neden didik didik edildiğini anlayamadı. Güventürk tutuklanıp trene bindirilirken cuntaya ait belgeler bir Albay tarafından yakılıyordu.

Aslında Güventürk başka bir cunta ile irtibatından dolayı adalet karşısına çıkarılıyordu. Cunta kaynıyordu her yer. Binbaşı Samet Kuşçu o cuntalardan birini ihbar edince yakayı ele vermişti Güventürk. Cuntaların hedefi belliydi: Menderes, Meclis, demokrasi… Kuşçu'nun ihbar mektubu ciddiye alındı ilk başta. Devlet alelacele zirve toplantısı yaptı. Cumhurbaşkanı Bayar, Başbakan Menderes, İçişleri Bakanı Gedik ve Savunma Bakanı Ergin katılmıştı zirveye. İsmi geçen dokuz subayın “Derhal tevkifine...” karar verilecekti ki, Savunma Bakanı itiraz etti: “Yeterli delil yok.” Oysa cuntanın en büyük delili Bakan'ın bizzat kendisiydi; çünkü ona “gel başımıza geç” diye yazılı ve sözlü başvuruda bulunmuşlardı. Ergin bir de teklif getirdi: “İhbarcı subay suçladığı kişilerle bir araya gelsin, ses kaydı yapsın.” Az önceki kararlılık dağılmış, tereddüt hâsıl olmuştu. Kuşçu'ya görev verildi ama  iktidarın içine sızmış birileri cuntacılara da haber uçurmuş, çadır tiyatrosunu hazırlamıştı. Makaralı teyp evin balkonuna kurulmuştu. Az sonra Kuşçu'nun evine gelecek olan cuntacı subay, tuzak sorulara gülüp geçecekti. Sonuç malum: 9 Subay Davası'nda cuntacılar aklandı; Türk basınının “muhbir subay” diye itibarsızlaştırdığı Kuşçu ceza aldı. Yani, “Trafik kazasını yapanları değil; kazaya şahitlik edeni cezalandırdılar”. Yıllar sonra Celal Bayar, bir gazeteciye şöyle diyecekti: “9 Subay Olayı iyi değerlendirilebilseydi 27 Mayıs olmazdı!”

Müptela olan için cuntacılık bir çeşit hayat felsefesidir. O yüzden bu zanaatten(!) vazgeçen, demokrasinin kurallarına boyun eğen darbeciye pek rastlanmaz. Mesela Talat Aydemir... 27 Mayıs’ta Kore'de olduğu için fırsatı kaçıran Albay Talat, 1962'de darbe teşebbüsünde bulunur. Hava Kuvvetleri, Başbakan İnönü'den yana durunca teslim olmak zorunda kalır. Uslanır mı? Hayır. Bir daha darbeye teşebbüs eder. Bu sefer darbecinin karşısında darbeci vardır; yani askerin karşısında asker. İdam edilir askerî mahkemece...

Hiç pişmanlık duyan ve darbecilikten vazgeçen bir cuntacı gördünüz mü? Mesela 60 darbesinde cuntanın aktif elemanı olan Mucip Ataklı askerî rejim bitince(!) Cumhuriyet Senatosu Milli Birlik Komitesi üyesi olmuştu. Daha ne olsun; haybeden senatörlük. O ve arkadaşları bununla yetinmedi. 1968'de ordu içinde Silahlı Kuvvetler Birliği (SKB) adında adeta yeni bir ordu kurmaya kalktı. Sonunda dokunulmazlığı kaldırıldı. Tıpkı aynı suçtan dokunulmazlığı kaldırılan 4 subay gibi. Aslında onların hepsi de 1960 darbesinde aktif rol almıştı. Senatör olmak onları kesmemiş, sorunları silahla çözeceklerine dair kanaatleri -her nedense- perçinlenmişti. Darbe günü Eskişehir'de olan Başbakan Menderes'i Muhsin Batur tutuklamıştı. 12 Mart 1971 muhtırasını imzalayan dört üst düzey subaydan da biriydi Batur. Orhan Kabibay, 27 Mayıs öncesinde ilk cuntacılardandı. Feleğin çemberinden elli kere geçti; ama cuntacılıktan vazgeçmedi. 12 Mart öncesi asker-sivil cuntanın koordinatörüydü.

Daha sayayım mı? Yakın tarihimizdeki muhtıraları tek tek yazmaya kalksanız kitaplara sığmaz. Bırakın sivil hükümetleri, cuntacıların Türk Silahlı Kuvvetleri'ne ve Genelkurmay Başkanı'na verdiği muhtıralar bile başlı başına bir araştırma konusudur…

Bu ülkede bazen öyle bir hava estiriliyor ki, sanırsınız demokrasimize hiç müdahale edilmemiş ya da artık asker-sivil ilişkisi normale dönmüş. Darbe olmayacağı hangi kanunla, hangi gelenekle, hangi şuuraltıyla sağlanmış? Bugünkü konjonktür üzerinden kıyamete kadar bir sükun olacağını kim garanti edebilir? Hızını alamayan, Ergenekon, Balyoz, 28 Şubat, 12 Eylül davalarının gereksizliğini yüksek sesle dile getiriyor. Üstelik “Aman ne yapıyorsunuz! Darbecilik kriminal bir suçtur; hesap sormazsanız o sizden hesap sorar.” dediğinizde üzerinize çullananlar çıkıyor. Ayıp ki ne ayıp! Ne zamandan beri “darbe karşıtlığı” bir suç oldu? Oysa hangi fikre sahip olursan ol; anti-demokratik bütün güçlerin karşısında durmak, aydın olmanın, hatta insan olmanın şerefli bir nişanıdır. Gevşeklik göstermenin bedeli ağır oldu hep; buradan sonrası daha da ağır olacaktır hafizanallah!

Berfo Ana’nın intizarı çarpar sizi
Berfo Ana'yı kaybettik. 105 yaşındaki annenin acısı artık hepimizin acısıdır. 12 Eylül Darbesi'nden bir gün sonra gözaltına alınan oğluna kavuşamadı. 30 küsur sene, “Kapımı hep açık tuttum!” diyen ana, oğlunun bir gün kapıdan içeri süzülüp gireceğini, ona bir kere daha sarılıp evlat kokusunu alacağını hayal etti. Maalesef! Gözü arkada gitti. Ve “Kenan Evren herkesi korkutabilir; ama beni korkutamaz. Ben anayam ana!” sözleri kulaklarımızda kaldı. Sonsuza kadar da çınlayacak o sözler!

    Ya diğer Berfo Analar? Evlatları bir gece derdest edilip Filistin askısına asılanlar, vücutlarına elektrik verilenler, taciz edilenler, tecavüze uğrayanlar… Hangi darbe nesillerimizi herc-ü merç etmedi? 27 Mayıs mı, 12 Eylül mü, 28 Şubat mı? İdam edilenler, işkenceye uğrayanlar, travma geçirenler, psikolojik tedaviye muhtaç hale gelenler… Şimdi eski hukukçu yeni siyasetçi bir arkadaş çıkmış diyor ki: “Kamu suçu sayılan ve devlete karşı işlenen suçlardan yargılananlara af düşünmek gerekir.”

    Onca gizli örgütlenmeler, insanları kanlı bıçaklı hale getiren operasyonlar devlete karşı mı yapıldı; yoksa devlet adına insanlara karşı mı? Taksim Meydanı'nda dökülen kanlar, Kahramanmaraş'ta, Sivas'ta, Çorum'da yaşanan kanlı olaylar, faili meçhul cinayetler, suikastlar…

    Kim kimi affeder, hangi dosyalar hasıraltı edilebilir ve kimler devlet zırhına yeniden bürünür bilemem; ancak bildiğim gerçek şu ki, darbeler ve cuntacılar karşısında dimdik durmayanı Berfo Anaların intizarı çarpar! Çünkü anaların gözyaşı, evlatlarının çığlığını çoktan bastırmış durumda. Yıllardır Taksim'de toplanıp evlatlarının akıbetini devlete soran Cumartesi Anneleri gibi bu ülkede yüz binlerce ana var; hiç kimseden korkulmasa bile anaların bedduasından korkmak lazım...

Son 10 yılda intihar eden ve şehit asker sayısı!


Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, son 10 yılda şehit olan TSK personeli sayısının 601; intihar eden personel sayısının 965 olduğunu bildirdi. 

Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz açıkladı...

23 Şubat 2013
Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, son 10 yılda şehit olan TSK personeli sayısının 601; intihar eden personel sayısının 965 olduğunu bildirdi.

Yılmaz, BDP Diyarbakır Milletvekili Altan Tan'ın yazılı soru önergesine verdiği yanıtta, 01 Ocak 2002 - 31 Aralık 2012 tarihleri arasında meydana gelen pusu, silahlı saldırı, taciz ateşi ve çatışma olaylarında 601 Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) personelinin şehit olduğunu kaydetti.

Son 10 yılda intihar eden personel sayısının ise 965 olduğu belirten Yılmaz, “İntihar davranışı açısından TSK personelinde benzer yaş ve cinsiyet grupları açısından sivil örneklerden daha farklı bir epidemiyolojik veri olmadığı tespit edilmiştir” dedi.

Yılmaz, bir başka soru önergesine verdiği yanıtta da bakanlıkta zorunlu askerlik hizmetinin kaldırılması konusunda bir çalışma bulunmadığını ifade etti.

'Kozmik oda' davası yolda

23/02/2013
Türkiye'nin en gizemli yeri olarak bilinen 'kozmik oda'nın sır perdesi aralanıyor. 60 yıllık devlet sırlarını içeren belgeleri inceleyen savcı, dava açmaya hazırlanıyor.
'Kozmik oda' davası yoldaArınç'a suikast iddiaları sonrası Hakim Kadri Kayan 'kozmik oda'da sır niteliğindeki gizli belgeleri incelemişti.
Türkiye ’nin en gizli ve gizemli yeri olarak gösterilen ‘kozmik oda’nın sır perdesi aralanıyor. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a suikast iddiası ile başlayan soruşturma yakın tarihle yüzleşme davasına dönüşüyor. Tarihte ilk kez aranan ‘Kozmik Oda’dan çuvallar dolusu evrak ve 38 klasör belge çıkmıştı. 60 yıllık devlet sırlarını barındıran belgeleri inceleyen Cumhuriyet Savcısı Mustafa Bilgili, 3.5 yıl aradan sonra dava açmaya hazırlanıyor. Savcı’nın açacağı dava Arınç’a suikast iddiasıyla sınırlı olmayacak. ‘Kozmik oda’ davası 6-7 Eylül olaylarından 1 Mayıs’a, Çorum, Sivas olaylarından faili meçhuller ve Hrant Dink cinayetine kadar yakın tarihin karanlıkta kalan olaylarına uzanacak. Savcı, mart ayında emekli, muvazzaf subaylarla birlikte bazı sivilleri ifadeye çağıracak.

OLAY NASIL BAŞLAMIŞTI?

Albay Erkan Y.B ile Binbaşı İbrahim G, 19 Aralık 2009 tarihinde Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın evinin çevresinde şüpheli davranışları nedeniyle yakalandı. Olay sonrası Ankara ’daki Özel Harp Dairesi’ne bağlı Seferberlik Tetkik Kurulu Ankara Bölge Başkanlığı’nda arama yapıldı. Önce zorluk çıkarılsa da bir hafta sonra ‘kozmik oda’ya girildi. 11 ve 16 No’lu kozmik odalarda aramalar ‘devlet sırrı’ gerekçesiyle Hâkim Kadir Kayan tarafından yapıldı. Bu arada, Arınç’ın evinin etrafında yakalanan 2 subay tutuklanma talebiyle çıkarıldığı mahkeme tarafından serbest bırakıldı.

SAVCI 3.5 YIL BEKLEDİ, MARTTA HAREKETE GEÇİYOR

‘Kozmik oda’da 26 gün boyunca arama yapıldı. Aradan 3.5 yıl geçmesine karşın ortada ne bir tutuklu var ne de açılmış bir dava. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın bile eleştirilmeye başladığı olay “Dağ fare doğurdu” şeklinde değerlendiriliyor ve eleştiriliyordu. Ancak, soruşturmayı yürüten Savcı Mustafa Bilgili çok önemli bilgi ve belgelere ulaştı. Bilgili, 28 Şubat soruşturması, faili meçhuller gibi önemli davalara da bakıyor. Savcı Bilgili’nin yazımında sona gelinen 28 Şubat iddianamesini teslim ettikten sonra önceliği ‘kozmik oda’ soruşturmasına vereceği kesinleşti.
Radikal’e ulaşan bilgiler Savcı Mustafa Bilgili’nin elinde güçlü belgeler olduğu yönünde. ‘Kozmik oda’ operasyonunda yaşananlar ve dava dosyasına girmesi beklenen bilgi-belgeler hakkında şunlar konuşuluyor:

2 SUBAYIN İFADELERİ ÇELİŞKİLİ:

Arınç’a suikast iddiasıyla yakalanan Binbaşı ve Albay, aynı mahallede oturan emekli Albay Baki Kaya’yı izlediklerini söylemişti. 2 subayın yakalandıkları yer ve ifadeleri çelişkili çıktı. Savcı Bilgili, Kaya’nın ifadesini aldı. Kaya, Genelkurmay’dan koruma talebi olmadığını ve tedavi gördüğünü söyledi.

KOZMİK ODAYA GİREBİLEN 2 ALBAYDAN BİRİ:

Yakalandıkları sırada Albay E.Y.B’nin Arınç’ın adresinin yazılı olduğu notu yutmak isterken yere düşürdüğü ve daha sonra bu notun kendisine ait olmadığını açıkladığı söylenmişti. Albay’ın ilk ifadesinde notun kendisine ait olduğunu kabul ettiği söyleniyor. ‘Kozmik oda’ya el-yüz tarama sistemiyle 2 albay, 2 yüzbaşı dört kişi girebiliyor. Arınç’ın evinin etrafında yakalanan Albay E.Y.B’nin o iki albaydan biri olduğu ortaya çıktı.

38 KLASÖRDE 60 YILLIK SIRLAR:

Seferberlik Tetkik Kurulu’ndaki aramalarda çuvallar dolusu belge, bilgiye ulaşıldı. ‘Kozmik oda’da şüpheli görülen 38 klasör belge mühürlendi. Savcı, 60 yıllık bir kısmı ‘devlet sırrı’ olan belgelere ulaşmış oldu.

BİLGİSAYARDA SİLİNMİŞ DOSYALAR:

‘Kozmik oda’ya giriş sıkıntılı olmuştu. Olaydan bir hafta sonra girilen odada bazı bilgisayarların hard disklerinin olmadığı, kablosunun açıkta bırakıldığı gözlendi. Bilgisayar içindeki bazı dosyaların silindiği de tespit edildi. Bütün bunlar tespit tutanağına geçirildi. Olaydan sonra “Belgeleri yaktık” şeklinde ses kaydı internete düşmüştü. Bunun üzerine bodrum katına girilerek yakılma izi olup olmadığına ilişkin zabıt tutuldu.

GÖMÜLÜ MÜHİMMATLAR ÖZEL HARP’İN:

‘Kozmik oda’da gömülü mühimmat krokilerine de rastlandı. Krokilerde gösterilen yerler kontrol edildi. Soruşturma sonucunda Ergenekon davasının başlangıcı kabul edilen Ümraniye’deki el bombaları ile saldırılar ve bazı karanlık olaylarda ele geçirilen bombaların Özel Harp Dairesi’nin envanterinde bulunduğu iddia ediliyor.

AZINLIKLAR HAKKINDA BİLGİ:

Aramalarda azınlıklara ilişkin bilgi ve belgelere de ulaşıldı. Hrant Dink, Zirve Davası, Rahip Santora cinayetine ışık tutacak bazı bilgilerin çıkabileceği söyleniyor. Malatya Zirve Davası ile MİT’in Meclis’e ulaşan son raporu da dava dosyasına eklendi.

‘KOZMİK ODA’YA GİREN SİVİLLER:

Seferberlik Tetkik Kurulu’nun ‘beyaz’, ‘siyah’, ‘turuncu’ kuvvetler şeklinde örgütlenmeye gittiği ortaya çıkmıştı. ‘Kozmik oda’dan çıkan listelerle kimlikleri deşifre oldu. ‘Kozmik oda’dan kamuoyunun yakından tanıdığı siyasetçi, sivil toplum örgütü lideri gibi etkin kişiliklerin adlarının çıktığı da söyleniyor.

ASKER VE SİVİLLER İFADEYE ÇAĞRILACAK:

Davanın açılmasıyla beraber Ergenekon, Balyoz sanıklarının da aralarında bulunduğu emekli, muvazzaf subaylar ile bazı siyasetçi, sivil toplum örgütü temsilcilerinin ‘şüpheli’ sıfatıyla ifadeye çağrılması bekleniyor.

CUMHURBAŞKANI GÜL’ÜN EVİNİN KROKİSİ:

‘Kozmik oda’ davasında Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’la beraber AK Parti ’de bakanlık yapmış önemli isimlerin izlendiği iddiası da ele alınacak. Aramalarda, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı ve AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin’in konutlarının krokileri de bulundu. Dava dosyasında siyasilerden başka bazı azınlık liderleri, sivil toplum örgütü yöneticileri ve kamuoyunun tanıdığı farklı kesimden isimlere dönük derlenmiş bilgiler bulunuyor.

'Kozmik Oda' iddianamesi 3,5 yılda bitti; mart ayında ifadeler alınacak

23.02.2013 
Savcı Bilgili'nin açacağı dava, 6-7 Eylül olaylarından 1 Mayıs’a, Çorum, Sivas olaylarından faili meçhuller ve Hrant Dink cinayetine kadar yakın tarihin karanlıkta kalan olaylarına uzanacak

Cumhuriyet Savcısı Mustafa Bilgili'nin yürüttüğü "Kozmik Oda" soruşturmasında iddianame bitmek üzere. Savcı Bilgili, 3,5 yıl aradan sonra dava açmaya hazırlanıyor.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a suikast iddia üzerine başlayan ve Özel Harp Dairesi’ne bağlı Seferberlik Tetkik Kurulu Ankara Bölge Başkanlığı’nda yapılan aramalarda çuvallar dolusu evrak ve 38 klasör belge çıkmıştı.

Radikal gazetesinden Ömer Şahin'in haberine göre; 60 yıllık devlet sırlarını barındıran belgeleri inceleyen Savcı Bilgili'nin açacağı dava,  6-7 Eylül olaylarından 1 Mayıs’a, Çorum, Sivas olaylarından faili meçhuller ve Hrant Dink cinayetine kadar yakın tarihin karanlıkta kalan olaylarına uzanacak.
Bilgili'nin, mart ayında emekli, muvazzaf subaylarla birlikte bazı sivilleri ifadeye çağırması bekleniyor.

PATRİOT BATARYASINDA 2 TÜRK ASKER

Patriot,Türk,Asker,Hollanda,Haber,Haberler
23 Şubat 2013

İncirlik Üssü'nde konuşlu Patriot savunma sistemlerinde görevli Hollanda birliğinde Trabzon ve Sivaslı 2 Türk asker de yer alıyor.

Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, Hollanda Savunma Bakanı Jeanine Hennis-Plasschaert ve Almanya Savunma Bakanı Thomas de Maiziere, Türkiye'nin NATO'dan talebi üzerine İncirlik'teki 10. Tanker Üs Komutanlığı'nda konuşlandırılan patriot savunma sisteminde görevli Hollandalı askerleri ziyaret etti.
Hollanda Savunma Bakanı Plasschaert, burada yaptığı konuşmada, "Siz Hollanda askerlerinin bizi bu topraklarda özveriyle temsil edeceğinize inanıyorum. Barış evrenseldir. Suriye'de olan bitenler bize gösterdi ki, savaş aslında Avrupa'nın hemen yakınında olup bitiyor. Bu bizim güvenlik konseptimiz için çok önemli bir şey'' dedi.
Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz da dünyada barışı sağlamak için ortak çalışılması gerektiğini vurgulayarak, şöyle konuştu:
''NATO ülkeleri barışı sağlamak için burada. NATO'nun amaçlarından biri de budur. Biz barışı sağlamak için buradayız. İnşallah bu coğrafyada da caydırıcılığı sağlamak üzere bu da riski azaltmıştır, barışı artırmıştır diye düşünüyorum. Caydırıcılık sağlandığında ancak barış sağlanabilir. Bu coğrafyada barıştan başka bir şey istemiyoruz.''
copyright_aabadoluajansi_2013_20130223145920.jpg
Hollanda Birliğinde 2 Türk
Hollanda birliğinde görev yapan Türkler Vahap Gündoğan ve Murat Çevik de gazetecilerin ilgi odağı oldu.
Hollanda Hava Kuvvetleri'nde görev yapan askerlerden Trabzonlu Vahap Gündoğan, savaş uçağı teknisyeni olduğunu, ancak burada tercüman olarak görev aldığını kaydetti.
Sivaslı Murat Çevik de Hollanda birliğiyle Türkiye topraklarını korumak için gelmekten gurur duyduğunu söyledi.

Gazi Kışlası'nda İnceleme

Adana'dan uçakla Kahramanmaraş'a gelen Milli Savunma Bakanı Yılmaz ve konuk savunma bakanlarını, patriot savunma sisteminin bulunduğu Gazi Kışlası'nda incelemelerde bulundu.

Bakanlar daha sonra Alman askeri birliğini ziyaret etti. Alman Savunma Bakanı Thomas de Maiziere, mevkidaşlarını birlik önünde karşıladı. Maiziere, Kahramanmaraş'taki patriot hava savunma sisteminde görevli Türk kökenli Alman askerleri Astsubay Eda ve Astsubay Ramazan ile bir süre sohbet etti. Maiziere, Türk kökenli askerlerin Alman ordusu içerisindeki sayısının arttığını ve bundan da mutluluk duyduğunu dile getirdi.
Savunma bakanlarının Kahramanmaraş ziyaretini yerli ve yabancı 50'nin üzerinde basın mensubu takip etti.
Hollanda Savunma Bakanı Hennis-Plasschaer sempatik tavırlarıyla basının ilgi odağı oldu.

BMC'YE 'KİRPİ' KONUSUNDA SERT UYARI

BMC,Kirpi,TSK,Savunma Sanayi Müsteşarlığı,Uyarı,Haber,Haberler
23 Şubat 2013

Terörle mücadelede hayati önem taşıyan mayına dayanıklı araç 'Kirpi'lerin üretimini geciktiren BMC'ye sert bir uyarı geldi.

Geçtiğimiz günlerde Savunma Sanayii Müsteşarlığı'na (SSM) çağrılan firmanın üst düzey yöneticileri, teslimatların bir an önce tamamlanması konusunda uyarıldı.

Zaman'dan Emre Soncan'ın haberine göre, şirket yetkililerine, "TSK, proje kapsamında geri kalan araçları istiyor. Teslimatı sürekli erteliyorsunuz. Bu da zafiyete yol açıyor." mesajı verildi. BMC ise, nakit sıkıntısı yaşadığını ve sorunu çözeceğini belirtti.

Savunma Sanayii Müsteşarlığı (SSM) tarafından açılan mayına dayanıklı zırhlı araç ihalesi sonucunda, Çukurova Holding bünyesinde yer alan BMC ile 2009'un Mart ayında sözleşme imzalanmıştı.
Araçların, Aralık 2011'e kadar teslim edilmesi gerekiyordu. Firma, maddi sıkıntı nedeniyle üretimi gerçekleştiremeyince süre 2012'nin Mayıs ayına kadar uzatılmış ve bu tarihe kadar 278 adet Kirpi, TSK envanterine girmişti.
Kalan 190 adet Kirpi'nin teslimatının da en geç nisana kadar tamamlanması öngörülüyordu. Çünkü BMC, sonunda aradığı krediyi bulmuş ve terörle mücadelenin kritik unsurlarından Kirpilerin üretimi yeniden başlamıştı. Fakat çalışanların maaşları ödenmeyince Kirpi üretimi yine durdu.
Yılan hikayesine dönen teslimat süreci SSM'yi de kızdırdı. Firma yetkilileri, müsteşarlığa çağrılarak son durum hakkında kendisinden bilgi istendi. BMC de teslimatı tamamlayacağı sözünü yineledi. Öte yandan BMC'nin 'savunma' üretimi için bir yabancı grupla ortaklık görüşmeleri yaptığı dile getiriliyor.

Askeri helikopterden zorunlu iniş

23.02.2013 
Diyarbakır’dan Van’a giden bir askeri helikopter, olumsuz hava şartları nedeniyle Bitlis'te bir okul bahçesine zorunlu iniş yaptı.
Edinilen bilgiye göre, Van'a gitmek üzere Diyarbakır’dan 2 pilotla havalanan askeri helikopter, olumsuz hava şartları nedeniyle Bitlis merkezinde bulunan Yüzüncü Yıl İlköğretim Okulu bahçesine zorunlu iniş yaptı. Olay üzerine okul bahçesine güvenlik amacıyla polis ekipleri sevk edildi. Yaklaşık 45 dakika okul bahçesinde bekleyen helikopter, daha sonra Van'a gitmek üzere havalandı.

Beechcraft B-350'ler İsrail heronlarını kızağa çektirdi

İnsansız hava araçları Heronlardan istenilen verim alınamayınca devreye sokulan Beechcraft B-350'ler, tam not aldı

Beechcraft B-350'ler İsrail heronlarını kızağa çektirdi
23.02.2013   
Terörle mücadelede kullanılan İsrail yapımı 'heron'lardan bölgede yeterli verim alınamaması üzerine devreye sokulan B-350 gözetleme uçakları, terör bölgesinde kuş uçurtmadı. Yeni Şafak gazetesinden Tahir Alperen'in haberine göre, Kara Kuvvetleri (KKK) Komutanlığı'nın kiralık olarak kullandığı 3 adet Beechcraft B-350 uçağı, tüm yıl boyunca her türlü hava şartında uçuş yaptığı bölgede birçok terör olayının engellenmesinde 'elektronik istihbarat' sağladı. HD kalitesinde görüntü kaydı yapabilen kameralar sayesinde yerden yaklaşık 10 kilometre yukarıda yüksek irtifada bile mağaraların yerini tespit ederek buradaki hareketliliği bağlı bulunduğu merkeze görüntü olarak ulaştırabiliyor. Savunma Sanayi Müsteşarlığı aracılığıyla Emniyet Genel Müdürlüğü için B-350 siparişi verildi.

İLK PARTİ MARTTA GELİYOR

Nokta operasyonlar için kullanılacak görüntüye dayalı istihbari bilgi servisi yapabilen Beechcraft B-350 tipi insanlı hava araçları ile güçlendirilecek Emniyet'in hava gücüne mart ayında ilk uçağın teslimatı yapılacak. Toplam 5 uçaktan oluşacak filoya ilk teslimatın arından 7 ay içerisinde 4 tane daha eklenecek. KKK envanterinde 3 adet kiralık uçak bulunurken, geçtiğimiz yıl içerisinde elde ettiği görüntü sayesinde terörle mücadelede önemli sonuçlar veren nokta operasyonlara imza atıldı. Ayrıca kiralama yöntemiyle kullanılan uçakların maliyetinin yüksek olması nedeniyle bundan sonra filolara dâhil edilecek uçaklar için satın alma yoluna gidileceği belirtildi.

YERDEKİ FARENİN RÖNTGENİNİ ÇEKİYOR

Beechcraft King Air B-350 tipi insanlı uçaklarının, üzerinde bulunan yüksek çözünürlüklü kameralar sayesinde kırsal alanda etkili görüntüler alındığı belirtiliyor. Yere santimetrelerce yaklaşabilen kamera mercekleri sayesinde HD görüntü kaydı yapabilen söz konusu uçakların aynı zamanda yeraltındaki belli bir mesafeye kadar da termal görüntü alabildiği ifade ediliyor.

ÖZELLİKLERİ DAHA ÜSTÜN

Uçakların Elazığ, Van, Ankara, Diyarbakır ve Batman merkezli konuşlandırılacağı belirtildi. Elde ettikleri görüntüleri söz konusu bölgelerde bulunan merkezlere anlık olarak iletecek olan uçakların, her türlü hava şartlarında ve yüksek irtifada uçabildiği ifade edildi. Daha önce kullanılan Heron'lardan çok daha kaliteli görüntü alabilen uçakların en büyük farkı ise, 7 gün 24 saat kesintisiz uçabilmelerinin yanı sıra, ani manevra yapsa dahi görüntü kaybının yaşanmaması olarak gösteriliyor.

OPERASYON TİPİ DEĞİŞİYOR

Alınacak olan yeni uçaklarla birlikte terörle mücadele alanında düzenlenecek olan operasyonlarında tipi değişiyor. Geçtiğimi yıl içerisinde uçuş yaptığı bölgede birçok terör olayının engellenmesinde 'elektronik istihbarat' sağlayan ve başarılı operasyonlara imza atılmasında büyük katkısı olan uçakların alımının tamamlanmasının ardından yapılacak operasyonların noktasal olacağı belirtildi. 30 bin feet yani yaklaşık 10 km yüksekliğe kadar çıkabilen uçaklardan alınacak anlık görüntülerin bağlı bulundukları merkezlere oradan da daha üst komuta kademelerine iletilmelerinin ardından düğmeye basılacak ve nokta operasyonlar gerçekleştirilecek. Böylece operasyonlarda yaşanabilecek can kaybını da minimize edilmesi planlanıyor.