27 Şubat 2012 Pazartesi

Gizli belgeleriyle 28 Şubat - 6


Gizli belgeleriyle 28 Şubat - 6

Askerler, Bakanlar Kurulu toplantısında...

 
ABDULLAH KILIÇ / GAZETE HABERTÜRK

18 Haziran 1997’de Başbakan Necmettin Erbakan, başbakanlıktan istifa etmiş ve Cumhurbaşkanı Demirel’den hükümeti kurma görevini DYP Lideri Çiller’e vermesini istemişti. Ancak Demirel, 20 Haziran 1997’de hükümeti kurma görevini ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz’a verdi. Demirel, CHP’nin dışarından desteklediği ANAP, DSP ve DTP’nin katıldığı 55’inci hükümeti onayladı. 12 Temmuz’da TBMM’den güvenoyu alan yeni hükümetin ilk Bakanlar Kurulu’na Genelkurmay Başkanlığı’ndan bir heyet de katıldı.

ÜST DÜZEY BİR HEYET BAKANLAR KURULU’NDA
Tarih: 29 Temmuz 1997... Bakanlar Kurulu üyelerine “İslami Kesimin Kadrolaşması” ve “İslami Sermaye” biçiminde iki ana başlıktan oluşan bir brifing verildi. Bu brifingde “Refahyol hükümeti döneminde oluşan ve devletin tüm kurum ve kuruluşlarında tabandan tavana yaygınlaştırılan siyasal islam doğrultusundaki kadrolaşmanın süratle tasfiye edilmesi” istendi. Brifingde üst düzey yöneticilerden başlayarak alt düzeye kadar yeni kadro atamalarının yapılması, siyasal islami kadrolaşmanın süratle tasfiye edilmesi belirtildi. Yine 28 Şubat 1997 tarihinde MGK’da alınan kararların devlet organlarınca hızlıca uygulanması için uyarılarda bulunuldu. Genelkurmay Başkanı’nın hükümetten yapılmasını istediği en önemli değişikliklerden biri de Turgut Özal döneminde kaldırılan Türk Ceza Yasası’nın 163’üncü maddesinin yeniden yasalaştırılmasıydı. Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı, dinin siyasete alet edilmesini önlemek ve laiklik ilkesini korumak amacıyla 163’ün geri getirilmesinin nasıl olacağının yolunu da göstermişti. Terörle Mücadele Kanunu’nun 8’inci maddesinin birinci fıkrasına “Laiklik ilkesine aykırı olarak din ve mezhep ayrımı yaratmak veya sair herhangi bir yolda bu görüşe dayanan bir devlet düzeni kurmak amacıyla” cümlesinin eklenmesi...



BAKANLAR KURULU'NA OKUNAN MADDELER
- Yürürlükten kaldırılan Türk Ceza Yasası’ndaki 163’üncü maddeye benzer bir hükmün, dinin siyasete alet edilmesini önlemek ve laiklik ilkesini korumak maksadıyla yeniden yasalaştırılması.
- 28 Şubat 1997 tarihli MGK kararlarının tüm yetkili ve ilgili devlet organlarınca uygulanmasının hızlandırılması.
- 8 yılık kesintisiz temel eğitimin öncelikle önümüzdeki eğitim ve öğretim yılından itibaren uygulamaya sokulması.
- Siyasal İslam’ın gerçekleştirilmesini sağlayan kadrolara kaynak teşkil eden İHL mezunlarının yalnız mesleğe yönelik ve ihtiyaç kadar yetiştirilerek bunların yükseköğrenim için sadece ilahiyat fakültelerine yönlendirilmesi; İHL’lerin meslek okullarına dönüştürülmesinin sağlanması.
- Anayasa’nın 68 ve 69’uncu maddelerinde yapılan değişikliklere paralel olarak Siyasi partiler kanunu’nda değişiklik yapılarak; siyasi partilerin milletvekilleri, belediye ve il başkanlarının eylemlerinin de devletin bağımsızlığı, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, laik cumhuriyet ilkelerine aykırı olması hallerinde partinin kapatılması.
- Seçim ve Siyasi Partiler Kanunu’nda altyapı oluşturulmadan erken bir seçime gidilmemesi.
- Seçimlerin Nisan 1998’den önce yapılmaması.
- “36 il valisi, 874 ilçe kaymakamının birbölümüyle, yargı ve emniyetde irticai kesimden oluşmaktadır” uyarısı.
- İslami sermayeye yön veren kamu ve özel sektördeki kökten dinci kadrolaşmanın tasfiye edilmesi.
- İslami sermayenin yurtdışı ve yurtiçi organizasyonlarının Cumhurbaşkanlığı’na bağlı özerk bir kurum tarafından sürekli takip ve kontrol altında tutulması.
- Düzenlenecek yeni bir vakıflar yasasıyla siyasal İslami sermaye organizasyonlarının dağıtılması.
- Mali Suçlarla Mücadele koordinasyon kurulu’nun kurulması.
- Özel finans kurumlarının, bankaların tabi olduğu tüm kural ve denetimlere tabi olması.
- Büyük bir sektör haline gelen hac organizasyonu ve kurban derilerinin toplanmasının tamamen devlet tekeline alınması.
- REFAH Partisi’ne çeşitli yollardan destek sağlayan İran, Suudi Arabistan, Libya ve Kuveyt gibi İslami ülkelere karşı ortak bir eylem planı çerçevesinde gereken her türlü siyasi, ekonomik ile mali tedbirlerin sağlanması ve icra edilmesi, bu ülkelere karşı vize uygulamasına geçilmesi.
Genelkurmay Başkanlığı tarafından Bakanlar kurulu üyelerine verilen brifing metni elimizde olmasına rağmen bu brifinge Genelkurmay Başkanı İsmail hakkı karadayı’nın katılıp katılmadığını bilemiyoruz. Elimizdeki metin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e arz edilen bir rapora dayanılıyor.



28 ŞUBAT GELİYORUM DİYOR
24 Aralık 1995 Genel Seçimi’nde yüzde 21.4 oyla birinci parti olan Refah Partisi iktidar oldu olmasına da iktidar olması en son ihtimaldi. Zaten öyle de oldu! TBMM’deki hiçbir parti, sanki olacaklardan haberdarmış gibi Erbakan ile hükümet kurmak istemedi. Biraz da mecburen kurulan ANAP-DYP koalisyonu kısa sürünce ibre tekrar Erbakan’dan yana döndü. 28 Haziran 1996’da kurulan Refahyol hükümeti 8 Temmuz’da güvenoyu aldı. Başbakan Necmettin Erbakan, Başbakan Yardımcısı da Tansu Çiler oldu. 11 aylık Refahyol hükümeti, 17 Haziran 1997’de postmodern darbe olarak adlandırılan bir girişimle istifa etmek zorunda kaldı. Bir süre sonra RP ve ardından kurulan Fazilet Partisi kapatıldı. İşte 8 Temmuz 1997-17 Haziran 1997 tarihleri arasındaki 11 aylık bu kısa süreç, Türkiye yakın tarihinin en çok tartışılan, bugün bile aradan 15 yıl geçmesine rağmen en çok konuşulan dönemi oldu.

MİT'İN VERDİĞİ İRTİCA RAPORU İLK İŞARETTİ
Refahyoll hükümeti kurulalı daha birkaç ay olmasına rağmen ülkede askeriye ve yargı başta olmak üzere Türkiye’ye hâkim konumda olan kurumlarda ciddi rahatsızlıklar söz konusu oldu. Adı henüz konulmasada yakın bir zamanda devleti ciddi bir kriz bekliyordu. İşte tam bu sırada Cumhurbaşkanlığı’na devletin en önemli istihbarat servislerinden MİT’in “İrtica Raporu” sunuldu. Aslında direkt Başbakan’a bağlı olan MİT’in Erbakan’ı aşarak direkt Erbakan ve partisiyle ilgili bir rapor hazırlaması 28 Şubat’ın ilk işaret fişeği niteliğindeydi. Raporda, irticai unsurların, sürekli ve organize faaliyetlerle halihazırda amaçlarına ulaşmada belirli mesafeler kat ettikleri ve toplum içinde ekonomik, sosyal, siyasi, eylemsel ve psikolojik etkinlik sağladıkları dile getirildi.

"DEMOKRATİK DEĞİL"
Raporda Erbakan’ın Libya, Suudi Arabistan ve Körfez emirlikleriyle sürdürdüğü dış ilişkileri güçlendirme faaliyetleri de harekete “maddi yarar sağlamak” olarak açıklandı. Milli Görüşçülerin ‘seçimle iktidara ulaşma’ stratejisi “Hedefe ulaşmakta her yol mübahtır” biçiminde yorumlanan raporda, bu hareketin gerek finansmanı, gerekse yurtdışı uzantıları ve yabancı ülkelerle ilişkileri açısından demokratik bir oluşum olmadığı yazıldı.

İSTİHBARAT RAPORLARI BİRBİRİNİ TAKİP ETTİ
Raporda radikal İslamcı dernek ve vakıfların faaliyetleri tek tek sıralandı. Radikal İslamcılar dışında Nakşibendiler, Nurcular ve Süleymancıların üçe ayrıldığı, Fethulah Gülen’in faaliyetleri de uzun yer tuttu. Dindar işadamları, holdingler, şirketler tek tek sıralandı, çözüm önerileri de ayrıca belirtildi. Cin şişeden çıkmıştı artık. Refah yol hükümetinin icraatlarıyla ilgili istihbarat raporları birbirini takip ediyordu. MİT’ten sonra Genelkurmay Askeri İstihbarat Başkanlığı’nın raporu geldi. İçerik olarak neredeyse birbiriyle aynı iki rapor, devlet ile hükümet arasındaki geri dönülmez savaşın habercisi gibiydi. Cumhurbaşkanlığı, devlet ile hükümet arasında çıkacak ‘derin’ bir krizin farkındaydı. MİT’ten ve Genelkurmay’dan gelen rahatsızlıkları yazılı veya sözlü olarak Başbakan Erbakan’a ileten Cumhurbaşkanı Demirel, hükümetten bu konularda acil çözümler istiyordu. Ancak günler geçtikçe devletin, hükümetten rahatsızlığı daha arttı.