24 Şubat 2012 Cuma

Atanmışlar-seçilmişler ifadesinin hatırlattıkları / Eser Karakaş




Bu aralar gündemimizde Milli Savunma Bakanımız Sayın İsmet Yılmaz var.
Sayın İsmet Yılmaz’ın adı MSB için ilk geçtiğinde internetten bir araştırma yaptığımı hatırlıyorum; Sayın Yılmaz çok iyi bir öğretim sürecinden geçmiş, önemli bürokratik tecrübesi olan bir kişi.

Bakanlığa geldiği günden bu yana da nezaketi, serinkanlılığı ile dikkatleri çekiyor.
Ama maalesef başka konularla da biraz dikkat çekmeye başladı Milli Savunma Bakanı Sayın İsmet Yılmaz.
Bu konu nereden aklıma geldi derseniz, Sayın Başbakan Erdoğan epey bir süredir unuttuğumuz seçilmişler-atanmışlar çok önemli ayırımını hatırlatınca aklım bir anda aşağıda açacağım nedenlerden Sayın İsmet Yılmaz’a gitti.
Sayın İsmet Yılmaz 12 Haziran’da AK Parti’nin yüzde elli oy aldığı seçimden sonra Milli Savunma Bakanı oldu ve ilk iş olarak da Genelkurmay Başkanı’nı ziyarete gitti; sizce, anayasal, yasal çerçeve ne olursa olsun, bir seçilmişin ilk ziyaretini bir atanmışa yapması normal midir?
Anayasal, yasal çerçeve dediğiniz de Allah’ın emri değil, bu tür anormallikleri engellemek için hemen değiştirilebilir, TBMM çoğunlukları bunun için var.

Geçtiğimiz ay, Sayın İsmet Yılmaz, Milli Savunma Bakanı kimliği ile Batman Hava Üssü’nü ziyaret ediyor ve Üs komutanı Korgeneral Mehmet Veysi Ağar, Sayın Bakan’ın 2 buçuk saat kaldığı üste Milli Savunma Bakanı’nı karşılamıyor, odasından çıkmıyor, brifingi de Sayın Bakan’a bir albay veriyor. 
Bir atanmışın bir seçilmişi bu kadar istiskal ettiği başka bir örnek hatırlamak kolay değil; Sayın Bakan da duruma pek tepki vermiyor, iki buçuk saat de Üs komutanı tarafından karşılanmadığı yerde kalıyor.
Aslında burada istiskal edilenin sayın İsmet Yılmaz olduğu da kuşkulu; ben 12 Haziran seçimlerinde oyumu AK Parti’ye verdim, bir TBMM oluştu, İsmet Yılmaz’ın da içinde bulunduğu hükümet bu TBMM’den güvenoyu aldı, bakanlardan biri atanmış biri tarafından istiskale uğrar ise, aslında muhtemelen istiskal edilen biz seçmenler oluyoruz galiba.

Sayın İsmet Yılmaz’ın Çarşamba günü Cumhuriyet gazetesinde bir söyleşisi yayınlandı; bu söyleşiyi okuduğumda Sayın Erdoğan’ın bakan tercihi daha da aklımı karıştırdı.
Sayın Bakan Yılmaz’ın Batman’daki olaydan daha önemli gördüğü mesele galiba anayasa yapım sürecinde TSK’ya Anayasa Uzlaşma Konusu’nun görüş sormaması; Sayın Yılmaz’ın “Anayasa TSK’ya da sorulmalı”  fikri Cumhuriyet gazetesinde birinci sahifeden anons ediliyor.
TBMM Genelkurmay’a ne danışacak, bilemiyorum, zira Genelkurmay Başkanları daha en baştan Genelkurmay’ın MSB’ye bağlanma ihtimalini reddediyorlar.

Sayın Yılmaz, hukukçu ve Milli Savunma Bakanı olarak kendi alanına giren konularda AİHM kararlarıyla da yakından ilgili; bu arada vicdani ret meselesine de önem veriyor ve “bir kerelik hapis cezası” ile AİHM’in kaygılarının giderileceğini düşünüyor.

AİHM geçmişteki “Ülke” kararıyla vicdani retçilerin sürekli hapis cezası almalarını Sözleşme’nin üçüncü maddesine, aykırı görmüş idi; üçüncü madde “insanlık dışı muamele” demek.

Oysa, Sayın Bakan, Genelkurmay ve karşılanmadığı Batman ve benzeri ziyaretler nedeniyle anlaşılan AİHM’in Bayatyan (Ermenistan) ve Erçep ve Feti Demirtaş (Türkiye) kararlarını pek izleyememiş galiba; artık AİHM vicdani ret meselesini dokuzuncu madde (din ve vicdan özgürlüğü) kapsamında ele alıyor ve Avrupa Konseyi üyesi ülkelerden vicdani reddi kabullerini istiyor; aslında fiilen vicdani reddi kabul etmeyen iki ülke var, birincisi biz, ikincisi ise Azerbaycan iken o da düzenlemeyi hayata geçirmiş.
Sayın Başbakan “seçilmişi atanmışa kul etmeyiz” dediğinde nedense aklıma Sayın İsmet Yılmaz geldi.
Serbest çağrışım işte.