Güneydoğu’da açılım nedeniyle kaldırılan adım başı arama ve kimlik kontrolleri, yeniden başlatılıyor. Aramaların terörle mücadeleye faydası yok. Ancak yöre halkına külfeti büyük
Güneydoğu’ya en son ne zaman gittiniz? Son yıllarda siyaset ve politikacı kovalamaktan, ben de Diyarbakır dışında, fazla uğrayamadım. Ancak geçmişte, özellikle de doksanların sonunda çok gezmişliğim vardır Güneydoğu ve Kuzey Irak’ın yaz sıcağında kavrulan, kışın donan tozlu topraklı yollarında...
O yolların bir özelliği, kontrol noktalarıdır.
Bir kaç yıl öncesine kadar, Güneydoğu’da bir ilçeden diğerine, bir şehirden bir başka diyara, bir kaç kontrol noktasından geçmeden gitmek mümkün değildi. Nasıl olurdu bu yol aramaları? Şöyle: Jandarma ekiplerinin kontrol noktasını görünce yavaşlar, arabayı durdurursunuz. Sıra varsa kenara çekip beklemeye başlarsınız. Sonunda biri gelip çoğunlukla da kaba bir dille kimlikleri ister. Arabanın bagajı açılır; görevli bir süre gider; elindeki birkaç yüz kişilik PKK’lı listesinden isimleri kontrol eder. Geri geldiğinde “geç” ya da “şurada bekle” der...
İşte devlet günlük hayatta otoritesini böyle hissettirir Doğu’da.
Bu durumun yöre halkı için hem büyük bir külfet, hem de son derece onur kırıcı olduğunu anlatmaya gerek bile yok. Kendi ülkesinde kolluk gücüyle “güven” değil “şüphe”; sempati değil husumet üzerine kurulu bir ilişki biçiminin sembolü yol aramaları.
Ve de günlük hayatın bir parçası. Diyarbakır’dan Cizre’ye gitmek için 5, yakındaki bir köye gitmek içinse en azından 2 kontrol noktasından geçmek zorundasınız. Milliyet yazarı Mehveş Evin de Güneydoğu gezisinde ne sıklıkla arandıklarını bugün yazmış.
Bir an kendinizi Cizreli, Şırnaklı, Silopili bir öğrenci, işçi ya da tüccar olarak düşünün. Ne hissedersiniz sürekli üniformalı insanlar tarafından şüpheli muamelesi görseniz? Devlete aidiyetiniz artar mı azalır mı bu eziyete günde 3-4 kere katlanıyorsanız?
Hafta başında Milliyet Ankara Büro’dan Tolga Şardan, son yıllarda “açılım” sayesinde kaldırılan yol aramalarının, İçişleri Bakanlığı’nın yeni talimatıyla geri geldiğine haber veriyordu. Biraz araştırdım; sadece yol aramaları değil, yıllar yılı bölgede önemli bir geçim kaynağı olan hayvancılığı öldüren meşhur “yayla yasağı” da, terörle mücadele bahanesiyle yeniden yürürlüğe konması söz konunu. Uygulamalara, Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un talebi doğrultusunda, İçişleri genelgesiyle başlanacak. Ama fiiliyatta başlanmış
İşte Türkiye’nin trajedisi. Terörle mücadele namına attığınız adımlar, bölge halkını devletten adım adım uzaklaştırıyor. Hele de bu adımlar Kürtçe yasağı ya da yollardaki kontrol noktaları gibi irrasyonel çözümlerse. Bunu en iyi siyasiler biliyor; ancak bir noktada statükoya teslim oluyorlar.
“Ne yani terörle mücadele zaafa mı uğrasın?” diyeceksiniz. Tabii ki hayır. Ancak bu tarz ilkel yöntemlerin yöre halkına eziyet dışında terörle mücadeleye “anlamlı“ bir katkıda bulunduğu şüpheli. Bölgede görev yapan birkaç muhabir arkadaşa telefon ettim. Kimse yol aramasında PKK’lıların yakalandığını hatırlamıyor. Belki olmuştur ama mesele, attığın taşın ürküttüğün kuşa değip değmediği. Kontrol noktaları belli olduğuna göre, bir terörist neden arabaya atlayıp, kimliğini de cebine koyup, check-point’e doğru yola koyulsun? Olan vatandaşa oluyor. Bölgedeki deneyimli gazetecilerden Faruk Balıkçı, bir kez kendisini durduran askere “Arkadaş sen hep kimliğime bakıyorsun da, ben Cemil Bayık olsam tanıyacak mısın?” dediğinde “O da kim?” yanıtını almış.
Yeni düzenleme, Başbakanlık’ta yürütülen bir çalışma sonrasında önümüzdeki hafta netlik kazanacak. Umarım geriye dönüş yaşanmaz, irrasyonelde ısrar edilmez.
Ama Güneydoğu’dan gelen haberler, yol aramalarının çoktan doludizgin başladığı yolunda. Açılımda gelinen son nokta buysa, söyleyecek söz yok...