İktidar bir işi çok iyi başardı. Sürekli yıpratma hamleleriyle Türk Silahlı Kuvvetleri’ni “etkisiz güç” haline getirdi.
Bunu yaparken de “ileri demokrasi” tanımını kullanarak Türkiye’nin bugüne kadar “askeri vesayet altında” yaşatıldığını, ama artık bu dönemin bitirildiğini vurguladı.
Anayasa değişiklik paketinin kampanyasını bile bu eksen üzerine oturtarak, halkın duygularını da istismar ederek Silahlı Kuvvetler’e yönelik derin bir öfkenin oluşmasını da sağladı.
Ergenekon süreci ile başlayan “etkisizleştirme” operasyonu daha sonra içinde Silahlı Kuvvetler’in mensuplarının bulunduğu çeşitli suç örgütlerinin ortaya çıkarıldığı iddiası ile iyice güçlendirildi.
Son olarak da kamuoyunda “askerin hassasiyeti” olarak bilinen bazı konularda çok ciddi değişiklikler yapılarak aslında operasyon tamamlandı.
Ancak şimdi çok ilginç bir durumla karşı karşıyayız. Asker, Cumhuriyet’in 87. Kuruluş Yıldönümü nedeniyle Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından verilen “tek” resepsiyona katılmadı.
Bunun yerine kendi içinde alternatif bir resepsiyon düzenledi.
Bayramdan önceki bir yazımda resepsiyona katılıp katılmama konusunda gözlerin CHP üzerinde olduğunu ama asıl askerin tavrının henüz bilinmediğini yazmıştım.
Gerçi o günlerin atmosferinde askerin resepsiyona katılmama gibi bir tutum içine gireceğini de kimse tahmin etmiyordu.
Hatta tam tersine üst üste gelen bazı gelişmeler, Hayrünnisa Gül’ün türbanına askerin selam durması, 3 yıl önceki Aslan Güner olayının her nedense şimdi düzetilmesi, askerin resepsiyon boykotunu hiç düşünmediği şeklinde yorumlanmıştı. Oysa beklenenin aksine asker resepsiyona katılmadı. Katılmadığı gibi usulen temsilci bile göndermedi.
Askerin neden resepsiyona katılmadığı konusunda bu yazıda bir yorumda bulunmayacağım. Çünkü bana göre önemli olan iktidarın bu konudaki tavrı.
Başta Başbakan olmak üzere hükümet üyeleri ve AKP sözcüleri, askerin resepsiyona gelmemesini ağır dille eleştirdi.
Ancak, iktidar askerin resepsiyona katılmamasını eleştirmek durumunda değil, tam tersine hesabını sormak durumunda.
Eğer bana davetiye gelseydi ve katılmasaydım, bunun bir yaptırımı yoktur, konu tamamen benim nezaketimle ilgilidir.
Aynı şekilde siyasi parti temsilcilerinin de davetli olduğu halde katılmamaları kendi sorunlarıdır.
Buna karşın, asker devletin bir parçası olarak Cumhurbaşkanı’nın davetine katılmama lüksüne sahip değildir.
Çünkü Cumhurbaşkanı daveti her ne kadar “nezaket cümleleri” ile yapılıyorsa da aslında bir “emir” niteliğindedir.
Cumhurbaşkanı’nın davetini bir devlet görevlisinin reddetme hakkı yoktur ve olamaz da. Böyle bir hakkı olmadığına göre, görevin yerine getirilmemesinin bir yaptırımının da olması zorunludur. Peki iktidar ne yapıyor? Sadece kınıyor.
Dönelim geçmişe. “Askeri vesayet var” denilen dönemde de yaşanan buydu aslında. Asker bir tavır koyardı, siyasi iktidarlar buna katılmasalar bile ya boyun eğerdi ya da sessiz kalarak olayı geçiştirirdi. İyi güzel de, bu iktidar da aynısını yapıyor şimdi. Gereğini yapmak yerine “eleştirerek” işin üstünü kapatmaya çalışıyor.
Ankara’da bilmediğimiz şeyler mi oluyor?
Askeri vesayet hortladı mı?
Yoksa iktidar “vesayet dönemi kapandı” derken doğruyu söylemiyor muydu?