25 Kasım 2010 Perşembe

Generaller de insandır / Mümtazer Türköne

Talimatın, doğrudan Başbakan tarafından verildiği belli. Çünkü Lübnan'a giderken gazetecilerin, İçişleri Bakanı'nın görevden aldığı generalle ilgili sorusuna 'aynı işlemi Millî Savunma Bakanı da uygulayacaktır' diye cevap veriyor.

Jandarma Genel Komutanlığı ile Sahil Güvenlik Komutanlığı'nda görevli personelin 'açığa çıkarılma' yetkisi İçişleri Bakanı'na ait. Geri kalan bütün askerî personel için aynı yetki açık şekilde Millî Savunma Bakanı'na veriliyor.

926 sayılı TSK Personel Kanunu'nun 65. maddesi, tereddüde mahal bırakmayacak şekilde bu yetkiyi tarif ediyor. İki nokta üzerinde durmamız lâzım. Birincisi, bu yetki ilk defa kullanılıyor. Bugüne kadar hiç kullanılmayan bu yetki bugün nasıl kullanılabildi? İkincisi bakanlara bu yetkileri veren kanun maddeleri 1982 yılına ait, yani askerî darbe döneminin düzenlemeleri. Askerlerin ve askerî kurumların yetki, görev ve sorumluluklarını düzenleyen bir düzineden fazla kanun var. Darbe dönemlerinde yasama yetkisi askerî yönetimin kontrolüne geçince askerler ilk iş olarak bu kanunlarda kendi lehlerine değişiklikler yapıyorlar. Demokrasiye geçildikten sonra da sivil iktidarlara bir yığın kanunî zırhın önünde çaresiz kalıp pösteki saymak düşüyor. Çok kritik bir kanun olan Askerî Personel Kanunu da, 12 Mart ve 12 Eylül dönemlerinde köklü bir şekilde elden geçmiş. Bakanlara, 'açığa çıkarma yetkisi'ni veren 65. madde de 26.3.1982'de yani, 12 Eylül Diktası'nın emrinde kanun çıkartan Danışma Meclisi döneminde yeniden düzenlenmiş. Askerler, sivillere bu yetkiyi neden bırakmışlar?

Birinci soru, yani bu kanunî yetkinin ilk defa kullanılması bizi hukukun ötesine, devlet içindeki fiilî güç dengesine götürüyor. Kanunen yetkili olmanız, o yetkiyi kullanabileceğiniz anlamına gelmiyor. Fiilen de bu yetkiyi kullanacak güce sahip olmanız gerekiyor. Başbakan'ın bu yetkiyi iki bakanına kullandırması, devlet içindeki fiilî gücün artık sandıktan çıkan demokratik icra gücünün elinde olduğunu gösteriyor.

İkinci soruya, bu yetkinin askerler tarafından sivillere bırakılmasına gelince... Bu sorunun cevabı askerlerin meslekî çıkarlarında değil, devlet terbiyelerinde saklı. Çünkü başka türlü devlet yönetilemez. Devletin tekliği, egemenlik yetkilerini kullanması başka türlü mümkün olamaz; devlet içinde icra gücünün ulaşamadığı başka bir devlet ortaya çıkar. Devletin devlet olabilmesi için, icra gücünün kanunî olarak bu yetkiye sahip olması, askerin de kendini bu yetkiye göre bir yere yerleştirmesi gerekir. Geriye, kanunî olarak tanınan bu yetkinin fiilî olarak kullandırılmaması kalır.

Nitekim kullandırmamayı denediler. YAŞ'ta hükümetin bu paşaların terfilerini engellemesi devlet teamüllerine aykırı bir şekilde aşıldı. Paşalar gelecekleri görevlere vekâleten atandılar, ayrıca yargı bağımsızlığı olmayan Askerî Yüksek İdare Mahkemesi kararı ile hükümetin tasarrufunu etkisizleştirdiler. Bu durum karşısında hükümet elindeki kanunî yetkiyi kullanarak, yani hükümet ederek aslında kimin komutan olduğunu göstermiş oldu.

Askerin bu üç general için gösterdiği direnişe gelince... Devlet teamüllerine ve askerlik mesleğinin gereklerine aykırı bu lüzumsuz direnç ne için gösterildi? Bu soruya cevap bulmak için askerlerin de insan olduklarını hatırlamamız gerekiyor. Askerin direnci bürokratik otonomi talebi ile alâkalı. Her bürokratik kurum, eline güç ve fırsat geçtiği takdirde kendini yönetmeye ve mümkünse başkalarına da müdahale etmeye çalışır. Askerler de insan. Bürokratik bir kurum içinde yer alan her insan gibi kendi çıkarı peşinde koşuyor.

Sonuç itibarıyla, bakanların üç generali açığa almaları, mantık ve içerik itibarıyla Emniyet Genel Müdürlüğü'nde görevli iki daire başkanını görevden almaktan farksız. Sadece siyasetçiler, halktan aldıkları yetkiyi kullanmış olmuyorlar, devlet devlet olmanın gereğini yerine getirmiş oluyor. Silahlı gücü denetleyemeyen devlet, meşruiyetini kaybeder. Hükümet, üç generali açığa alarak devleti de vatandaşlar nezdinde meşruiyet sahibi bir devlet haline getirmiş oldu.

Askerler de insan. Hükümetin bu tasarrufu, hukuka saygı içinde devletine ve ülkesine hizmet eden askerlerin meslekî geleceğini garantiye aldığı için, insanî olarak en fazla yine onlar memnun olmuşlardır.