28 Kasım 2010 Pazar

OYAK'a İmtiyazlar Ne Zaman Bitecek?

OYAK’a bağlı şirketler vergilerini ödemekte, ancak OYAK’ın kendisi her türlü vergiden muaf tutulmaktadır.

MAAŞ KESİNTİLERİ Üyelerin maaşlarından yapılan zorunlu kesintiler maliyetsiz sıcak para kaynağı oluşturmaktadır. Bu nakit girişi özellikle kriz ortamlarında büyük avantaj sağlamaktadır.

NEMA ÖDEMELERİ Yedek subay maaşlarından yapılan kesintilerin hiçbir hizmet karşılığı yoktur. Yapılan kesintilere verilen nema, enflasyon altında tutuldu. OYAK’IN MALLARI Yasa gereği OYAK mallarının “devlet malı statüsünde” olması haczedilemeyecekleri anlamına geldiğinden, bu da ayrıcalıklı bir durumdur.

ASKERî İDARî YARGIYA TABİ Üyeleriyle olan ilişkileri Askerî İdarî Yargı yetkisine alındığından, zorunlu üyeliğin iptali talebi veya astsubaylara emeklilikten sonra da nema ödenmesi talebi reddedildi. oyak, demokrasi önünde engel Ordu Yardımlaşma Kurumu (OYAK)… Bir yardımlaşma sandığı şeklinde kurulan bu kurum, Türkiye demokrasi tarihinde derin izler bırakmaya namzettir.

Ve demokrasiyi nasıl yaralı hale soktuğu ise gün geçtikçe daha net bir şekilde görülüyor. Ancak, bugün bile, OYAK’ın gerçek kimliği tartışılamaz durumdadır. Bunun sebebi, ekonomik bir güç olduğu kadar, Askeriye’yi de arkasına alması mıdır dersiniz? Dünyanın ekonomik kriz yaşadığı bir dönemde, Türk ekonomisinin, neredeyse önde giden aktörüne müdahale etmek ne getirir? Ancak tartışılması gereken bir gerçek varsa, o da OYAK’ın yapısı ve Türkiye’ye üzerindeki etkileridir.

Biz de bu hafta OYAK’ı yakından inceleyen Yıldız Teknik Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi İsmet Akça’nın makalelerinden yola çıkarak, OYAK’ı tanıtan bir yazı çalışması yaptık. Ortaya koyduğumuz soruların cevapları Akça’nın OYAK üzerine yazdığı yazılarından alıntılanmıştır. Yani bir röportaj değildir. İsmet Akça’ya askerî harcamalar konusunda yaptığı titiz çalışmalarından dolayı teşekkürü bir borç biliyoruz.

OYAK MEŞRÛİYETİNİ NERDEN ALMIŞTIR?
OYAK, cumhuriyet tarihinin 27 Mayıs 1960’ta gerçekleştirilen ilk askerî darbesinin hemen ardından, 3 Ocak 1961’de Millî Birlik Komitesi tarafından kabul edilen 205 Sayılı Yasa ile kurulmuştur. Yani varlığını olağandışı bir dönemin yasama faaliyetine borçludur. Buna rağmen, söz konusu yasa Türkiye tarihinin en dokunulmaz yasalarından biri konumunda olduğu gibi, OYAK’ın varlığı da o günlerden bugünlere olağanlaştırılmıştır.

27 Mayıs darbesinin toplumsal destek tabanını oluşturan kesimlerden askerler, bürokrasi, entelijansiya ve dönemin burjuvazisi, OYAK’ın kurulma sürecini–her biri farklı rasyonellerle de olsa–desteklemiş ve ilk dönemde yetkili kurullarda görev almışlardır. Dönemin askerî iktidarı, OYAK Kanunu’nu bu şekilde gerekçelendirmiştir: Ordu mensuplarına emekli olduklarında “ancak mütevazı geçim şartları” sağlanabilmesi, “kendi içtimaî seviyelerine uygun bir hayat seviyesi temin edememe”leri sebebiyle ve “istikbal endişesinden kurtularak maddî ve manevî huzura kavuşmaları” için OYAK kanunu hazırlanmıştır. Bu gerekçeler, Türkiye’de ordu mensuplarının kendilerini “ayrıcalıklı bir zümre olarak görme” hallerini yansıtmaktadır.

OYAK SİVİL BİR KURULUŞ MUDUR?
Kurumun orduyla bağını silikleştirme adına sivilliği vurgulayan söylemleri, son yıllarda, özellikle dikkati çekmekte… Ancak, kurumun üyelerine ve idarî yapısına bakıldığında askerlerin hâkimiyeti açıktır. Kurumun daimî üyeleri aslen TSK kadrolarında görevli subay, astsubay ve askerî memurlardır. Bunların üyelikleri mecburidir ve mevcut 250 binin üzerindeki üyenin büyük çoğunluğunu oluşturmaktadırlar. Zorunlu askerlik hizmetindeki yedek subaylar ise geçici üyedirler.

2001 yılına kadar OYAK faaliyetlerinin denetimi sadece kurum kanununda öngörülen denetleme kurulunca yapılmışken, 2001’den itibaren buna ek olarak özel denetleme şirketlerine de malî denetim yaptırılmaktadır. Bu noktada, şunu da belirtmek gerekir ki, OYAK’a bağlı şirketler sivil profesyoneller tarafından yönetilmektedir, Şirketlerin yönetim kurullarında emekli subaylar da yer almakla birlikte, sayılarına dair tam bir bilgi elimizde bulunmamaktadır.

OYAK SOSYAL GÜVENLİK KURULUŞU MU, YOKSA HOLDİNG Mİ?
OYAK, bir sosyal güvenlik kuruluşundan çok, üretim, ticaret, hizmet ve finans sektörlerindeki yatırımları üzerinden işleyen bir sermaye grubudur. Bu durum daha kuruluş yasasından itibaren öngörülmüştür. Emekli Sandığı, SSK, Bağ-Kur gibi diğer sosyal güvenlik kuruluşlarıyla karşılaştırıldığında, serbest fonların kullanımında gelir gayeli yatırımlar yapma açısından diğerlerine tanınmayan serbestlik OYAK’a tanınmıştır.

Kurumun gelir kaynakları ve harcamaları açısından da iktisadî yatırımları başta gelmektedir. Aslında, OYAK’ı OYAK yapan aslî faaliyetin holding gibi çalışması olduğu, kurum tarafından da açıkça dile getirilmektedir. OYAK’ın misyonu şöyle tanımlanmaktadır: “OYAK, bir yandan üyelerce arzulanan hizmetleri bir şirket anlayışı içinde en üst standartlarda sağlarken, diğer yandan da üyelerine en çok nemayı sağlamaya yönelik olarak […] bir holding yaklaşımı çerçevesinde portföy ve iştirak yatırımları yapan, tüm faaliyetlerinde aktüeryal dengeyi öncelikle gözeten bir sosyal yardımlaşma kurumudur.” Sonuç olarak, üye yapısı, karar alıcı organlarının yapısı ve başlıca faaliyet alanı gözönüne alındığında, OYAK’ı, öncelikle bir “askerî holding” olarak tanımlamak yanlış olmayacaktır.

ASKERÎ HOLDİNG OLARAK OYAK’IN İŞ YAPTIĞI ALANLAR NELERDİR?
Bugün OYAK, 29’u doğrudan olmak üzere, toplam 60 şirketi bünyesinde barındıran dev bir holding yapısıdır. OYAK yatırımları ve gelirleri hiçbir biçimde askerî harcamalar ve projeler için kullanılmamakta, OYAK ekonominin sınaî üretim, finans ve hizmet sektörlerinde yatırım yapmaktadır. OYAK’ın yatırımları bugün itibariyle başta otomotiv, çimento, demir-çelik olmak üzere finans, enerji, madencilik, ziraî ilâçlar, gıda, inşaat, nakliyat-lojistik, iç ve dış ticaret, özel güvenlik, teknoloji-bilişim, turizm gibi sektörlere yayılmıştır. Bu şirketlerden birçoğu, Türkiye’nin en büyük ve en kârlı iktisadî kuruluşları arasında yer almaktadır. OYAK, kuruluşundan bugüne, yerli ve yabancı büyük sermaye gruplarının yanı sıra, kamu iktisadî teşekkülleriyle de çeşitli düzeylerde ortaklıklar kurmuştur. Şu anki ortaklıkları arasında Renault, STEAG-AG, Nuh Holding, Eti Holding, Halkbank ve SSK yer almaktadır. Geçen 49 sene zarfında ortaklık ilişkisine girdiği şirketler arasında, Axa, Goodyear, Elf gibi dünya sermaye devlerinin yanı sıra, Sabancı, Koç, Yaşar Holding, Gama, Yapı Kredi Bankası, Garanti Bankası, Kutlutaş Holding, Alarko, Cerrahoğulları gibi büyük yerli sermaye grupları ve Ziraat Bankası, TPAO, Petkim gibi kamu iktisadî teşekkülleri de yer almıştır. OYAK’ın Türkiye’nin ilk beş büyük holdingi arasında olduğunu söyleyebiliriz. 2001-2004 yılları arasında OYAK, KOÇ ve SABANCI arasında yapılan kârlılık karşılaştırmasında OYAK’ın Türkiye’nin en kârlı holdingi olduğu ilân edilmiştir.

EKONOMİK AKTÖRLER ARASINDA OYAK’IN İMTİYAZLI TARAFLARI VAR MI?
OYAK’ın bazı yasal ayrıcalıkları, hiç şüphe yok ki, OYAK için bazı avantajlar oluşturmuştur.

Birincisi, “vergi muafiyetleridir.” OYAK’a bağlı şirketler vergilerini ödemekte, ancak OYAK’ın kendisi her türlü vergiden (gelir, kurumlar, veraset ve intikal vergileri, damga vergisi) muaf tutulmaktadır.

İkincisi, üyelerin maaşlarından yapılan zorunlu kesintiler maliyetsiz sıcak para kaynağı oluşturmaktadır. Bu nakit girişi özellikle kriz ortamlarında büyük avantaj sağlamaktadır.

Ayrıca, yedek subay maaşlarından yapılan kesintilerin hiçbir hizmet karşılığı yoktur. Buna ek olarak, yapılan kesintilere verilen nema, 1990’ların ortalarına kadar enflasyon altında tutulduğundan, bu da ayrıca bir avantaj sağlamıştır.

Üçüncüsü, yasası gereği OYAK mallarının “devlet malı statüsünde” olması haczedilemeyecekleri anlamına geldiğinden, bu da ayrıcalıklı bir durumdur.

Dördüncü olarak da, üyeleriyle olan ilişkileri askerî, idarî yargı yetkisine alındığından, zorunlu üyeliğin iptali talebi veya Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği’nin (TEMAD) emeklilikten sonra da nema ödenmesi talebi gibi dâvâlarda kurum lehine verilen kararlar, üyelerin eleştirilerine karşı korunma sağlamaktadır.

ASKERÎ HOLDİNG OLMASI PSİKOLOJİK OLARAK EKONOMİ ALANINDA BİR BASKIYA NEDEN OLMAKTA MIDIR?
İktisadi ilişkilerin siyasal güç ilişkilerinden bağımsız olmadığı düşünüldüğünde, OYAK’a has bir başka avantaj, ordunun siyasî gücünün iktisadî alana etki potansiyelinin yüksek oluşudur. Bu çerçevede, batık şirketlerinin kamu iktisadî kuruluşlarına devri, kamu kuruluşlarıyla ortaklıklar, bu sayede kamu ihaleleri kazanma ve kamu kaynaklarından faydalanma, bu etkinin görüldüğü mekanizmalardır. Meselenin bu boyutunu ampirik olarak her durumda göstermek, zor olmakla birlikte, hem bazı açık örnekler mevcuttur, hem de bazı örnek olaylarda buna dair güçlü karineler bulunmaktadır.

LİBERAL BİR EKONOMİDE AT KOŞTURAN OYAK MİLLÎ ÇIKARLARI NE KADAR DÜŞÜNMÜŞ OLABİLİR?
Bütün bu süreçte OYAK, neoliberal birikim stratejileriyle kendi tikel çıkarlarını azamileştirirken, bunu ulusal güvenlik, ulusal çıkar retoriğiyle de bezemiştir. Özelleştirme kapsamında 2005 sonunda Erdemir’in satın alınma süreci buna dair çarpıcı bir örnektir. Bu süreçte hem OYAK yönetimi, hem de kamuoyu Erdemir’in ulusal güvenlik açısından stratejik öneminden dem vurmuş, özelleştirilse bile Erdemir’in ulusal sermayenin elinde kalması gerektiği ileri sürülmüş, kısacası Erdemir’in OYAK tarafından alınması, gerek TOBB’dan Maden-İş’e çeşitli kurumlar tarafından, gerekse medyada coşkuyla karşılanmıştır. Ulusalcı retorik neoliberal sermaye birikim stratejisinin hizmetine sokulmuş ve böylece 2003 kârı OYAK’ın o dönemdeki 40 şirketinin toplam kârına eşit olan Türkiye’nin en kârlı üçüncü şirketi, kamudan OYAK’a geçmiştir. Eylül 2005’te Antalya’da gerçekleşen OYAK İş Ortakları Toplantısı’nda kırmızı beyaz tişört giyerek ulusal açıdan stratejik önemi haiz şirketlerin yabancılara satılmaması teziyle milliyetçi mobilizasyon oluşturan OYAK, demir-çelikte kısa bir süre sonra Arcelor ile ortaklık görüşmelerine soyunmuş, bankacılıkta ise, Türkiye finans sektörünün “topyekûn gayri millileşmesini” pek de dert etmemiş ve Sümerbank’ı çok ucuza alıp Oyakbank’ı büyüttükten sonra bu bankayı 2,7 milyar dolara (o güne kadarki en yüksek meblağlı banka satışıdır) Hollandalı ING grubuna satmıştır.

ASKERÎ BİR HOLDİNG OLARAK OYAK TÜRKİYE’DE NE GİBİ SORUNLARA SEBEP OLMUŞTUR?
İfade edilmesi gereken ilk nokta; orduların iktisadî aktör olarak var olmalarının, modern ekonomilerin en temel özelliklerinden biri olan, silahı tutan güç ile iktisadî faaliyette bulunan güç arasında tarihsel olarak kurulmuş ayrıma aykırı bir durum teşkil etmesidir. Sonuçta orduların şu ya da bu kurumsal yapılanma üzerinden doğrudan bir iktisadî aktör olarak kendi aslî işlevlerinin dışındaki alanlarda var olmaları, çağdaş demokrasinin asgarî gerekliliklerine aykırıdır.

İkinci sonuç; OYAK’ın, Türkiye’de askerlerin özellikle “12 Eylül sonrasından günümüze kadar, giderek daha fazla kendi içine kapalı ve kendi kendini üreten bir toplumsal zümre” haline gelmelerinde önemli bir rolü olmasıdır. Bir başka deyişle, OYAK etkisiyle (emeklilik yardımı, ucuz konut ve borç kredileri) askerî personelin, özellikle de subayların, gündelik hayat pratikleri orta ve üst orta sınıf hayatlara tekabül etmektedir. OYAK yetkilileri bu hayatı, üyelere “bir ev, bir araba” formülüyle özetlemektedirler. Bir toplumsal zümre olarak varoluşu besleyen başka iktisadî mekanizmalar da devrededir: Orduevleri, sosyal tesis, lojman gibi, askerlere diğer kamu personeline kıyasla daha geniş imkânlar tanıyan “aynî ayrıcalıklar”dır bunlar. Bu açıdan OYAK, 1960 ve 1970’lerde bozulmuş olan askerî iç hiyerarşi, disiplin ve bütünlüğü yeniden tesis etmeye yönelik sosyoekonomik bir araç işlevi de görmüştür.

Neoliberal iktisadî ve sosyal politikaların 1980 sonrasında derinleştirdiği yoksulluk ve yoksunluk bağlamında TSK’nın ayrıcalıklı toplumsal zümre halinin pekişmesi, pretoryen ordu modelini güçlendirmekte ve Türkiye’de demokrasinin normalleşmesini engelleyici bir unsur olarak durmaktadır.

Üçüncü sonuç; OYAK’ın paradoksal etkileriyle ilgilidir. OYAK’ın üyelerine yukarıda dile getirdiğimiz malî imkânları sunması, ilk bakışta ordu içinde belirli bir entegrasyonu sağlar gibi görünse de, ayrıcalıklı zümre avantajlarından bütün ordu mensuplarınca eşit şekilde faydalanılamadığı dikkate alındığında, tam tersi bir etkiyle ordu içinde yeni bölünmelere de yol açmıştır. OYAK’ın temsil ettiği büyük ekonomik pasta, bu pastadan pay alma noktasındaki çatışmaları da tetiklemektedir. Meselâ, alt ve orta rütbeli subayların OYAK yönetimini kontrol altında tutan üst rütbeli subaylara yönelttikleri, kurumun üye istekleri dışında faaliyet gösterdiği, sosyal hak ve hizmetlerin yetersiz olduğu, sosyal hizmetten ziyade holding yatırımlarına ağırlık verildiği, emeklilikten sonra kurum nemalarından faydalanılamadığı şeklindeki eleştiriler, yıllar zarfında hep gündemde kalmıştır.

Bir başka örnek ise; “ordunun proleterleri” olarak adlandırılan astsubayların OYAK’a yönelik eleştirileridir. TEMAD (Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği) üzerinden eleştirilerini son yıllarda açıkça kamusal alana taşıyan emekli astsubaylar, OYAK üyelerinin dörtte üçünü kendilerinin oluşturmasına ve yasal kesintilerin % 55 ila 60’ının astsubaylardan yapılmasına rağmen, astsubayların kurumun imkânlarından faydalanamadıklarını belirtmekte, OYAK ve iştiraklerinin yönetim kurullarında yer almayı talep etmektedirler. Bunun yanı sıra, emeklilikle beraber kurumla ilişkinin kopması sonucu, eski üyelerin ileri tarihli OYAK kazançlarında sahip oldukları haklardan faydalanamamalarını da eleştirmekteler. TEMAD’ın sivil idarî yargıda açtığı dâvâlar askerî, idarî yargıya havale edilmiş ve bir sonuç alınamaması üzerine TEMAD 10 Eylül 2007’de AİHM’e şikâyette bulunmuş ve mahkeme bir süre önce dâvâ başvurusunu kabul etmiştir.

Dördüncüsü; OYAK’ın varlığı üzerinden TSK sosyoekonomik iktidar ilişkilerinin içine daha fazla çekilmekte ve bu ilişkilerde açıkça ve doğrudan bir taraf olarak yer almaktadır.

Nasıl ki, ordunun politik aktör olarak siyasal süreçlerde yer alması politik tarafsızlık iddiasına halel getiriyorsa, doğrudan iktisadî bir aktör olarak da sosyoekonomik iktidar ilişkileri içinde yer alması sosyoekonomik aktörler nezdindeki tarafsızlık iddiasına halel getirmektedir.

OYAK’ın varlığı üzerinden ordu, Türkiye’deki sermaye grupları arasındaki çeşitli bölünme eksenlerinin de doğrudan parçası olarak görülmektedir. Bu bölünmeler, şirketler, sektörler, küçük-orta ve büyük sermaye, “İslâmî-laik” sermaye gibi çeşitli eksenlerde olabildiği gibi, OYAK kendisini başka holdinglerle kıyasladığında da tezahür edebilmektedir. Kısacası, ister siyasî, ister iktisadî alanda olsun, TSK’nın pretoryen pratikleri, kendi meşruiyet söyleminde sıklıkla yinelediği “partiler üstü, sınıflar üstü, siyaset üstü” olma iddiasının altını doğrudan oymaktadır. TSK’yı dar sosyopolitik ve sosyoekonomik iktidar ilişkilerinin içine çeken bu pratikler, kendi iç işleyiş ve yapılanmalarını da olumsuz etkilemektedir.

AB-OYAK İLİŞKİSİ NE DURUMDADIR?
OYAK’ın oluşturduğu sonuçların AB ile uyum süreciyle ilişkisinden bahsetmek önemlidir, zira Türkiye’deki pretoryen yapının liberal demokratik asker-sivil ilişkileri doğrultusunda reforme edilmesi adımlarında AB uyum reformları önemli bir kaldıraç işlevi görmüştür. Bu gerçeğe rağmen, AB ilerleme raporlarının hiçbirinde OYAK gündeme gelmemiştir. 2005 yılında AB’nin beş ana kurumundan biri olan Avrupa Ekonomik ve Sosyal Komitesi (iş adamları, işçiler, çiftçiler, kooperatifler üzerinden sosyal grupların temsil edildiği 222 üyeli bir komite), AB Konseyi Aralık 2004 toplantısına yönelik olarak hazırladığı bir raporun ilk taslağında askerî harcamaların denetiminin yanı sıra, OYAK’ı da üyelik sürecinde reforma ihtiyaç gösteren alanlardan biri olarak tanımlamıştır; ancak daha sonra hem OYAK’ın, hem de dönemin İSO Başkanı Hüsamettin Kavi’nin, Avrupa Birliği Ekonomik ve Sosyal Komitesi, Karma İstişare Konseyi (KİK) Eşbaşkanı sıfatıyla yaptığı girişimler sonrasında OYAK kısmı rapordan çıkarılmıştır. Ayrıca OYAK, 2003 yılından beri, AB Ek Emeklilik Fonları Dernekleri Federasyonu European Federation for Retirement Provision’ın da üyesidir. Herhangi bir AB ülkesi ordusunun OYAK gibi bir yapıya sahip olması tahayyül bile edilemezken, bu konunun, orduların demokratik denetim ve düzenlemelere tâbi tutulması gereğinin bir parçası olarak görülmemesi ya tutarsızlıkla, ya da güç ve çıkar ilişkileriyle açıklanabilir. OYAK’ın başta Renault ile onyıllardır süren ortaklığı, AXA grubuyla uzun yıllar sürmüş ortaklığı, Almanya savaş sanayiinin ihracatında %15’lik payla Türkiye’nin birinci sırada yer alıyor oluşu, bu çıkar ilişkilerinin en göze çarpanlarıdır.