Katliamın üzerinden geçen sürede, Uludere’ye de gidip olabildiğince çok kişiyle görüştüm, başkentte de olayın izini sürüyorum.
Edindiğim bilgilere göre Başbakan Erdoğan, Mülkiye müfettişlerinin
hazırlayıp İçişleri Bakanlığı’na sunduğu ve içeriğinin “çok sert” olduğu
ifade edilen raporunun gereğini yapmaktan imtina etmeyecek.
Erdoğan’ın Meclis Uludere Heyeti’nin başındaki Ayhan Sefer Üstün’le,
bölgeden dönüşü sonrası yaptığı ve olayı anlamak için başkana ısrarlı
sorular yönelttiği toplantı da umut verici.
Hükümete yakın kaynaklar, Mülkiye müfettişlerinin yargısal süreci de
etkileyecek sert raporu sonucunda iki Kuvvet Komutanı’nın (Hava
Kuvvetleri ve Jandarma) görevden alınmasına kadar varabilecek
yaptırımlardan söz ediyorlar.
Mülkiye müfettişleri raporlarında, karar alma aşamasında gelen farklı
istihbaratlarla oluşturulan teknik analiz raporlarına dair ciddi
şüphelerin yer aldığını ve yüksek rütbeli subaylara işaret edildiğini
belirtiyorlar.
Umarız ki, artık Bakanlık’ta olan bu raporun, bizzat Başbakan
Erdoğan’ın dikkat çektiği Ankara’nın dehlizlerinde yumuşatılabileceğine
dair kaygılar yersizdir.
Çünkü, bu cesur ancak ötelenemeyecek adımın, hükümetin Uludere sonrası
kamuoyunda yaşadığı azımsanmayacak prestij kaybını önemli ölçüde
azaltacağından şüphe yok. Ama daha da önemlisi, Uludere provokasyonunda
istihbaratıyla dahli olduğu iddia edilen MİT içerisindeki statükocu
kanada ve Karargâhtaki Özel’in nüfuz alanı dışındaki kadrolara sert bir
mesaj olabilir.
Hükümetin, Sayın Arınç’ın “Bu olay çok profesyonelce bir yönlendirme
ile meydana gelmiş gibi” sözleriyle ifade ettiği Uludere golünü, reform
ve müzakere kalesinden çıkartmasının, daha sonra da atağa geçmesinin
başka yolu yok.
Kontratağın, açılımın toplumsal meşruiyeti oluşmuş, gecikmesinin nedeni
ürkek olan adımlarıyla birlikte desteklenmesi de şart elbette.