PKK'nın haziran seçimlerine kadar ateşkes ilan etmesinden hemen sonra AK Partili Ömer Çelik, askeri 'emre itaatsizlikle' suçladı.
Dünün haber trafiği şöyle oldu: Önce PKK’nın yarı resmi sesi Fırat Haber Ajansı, öğle saatlerinde KCK’nın bir açıklama yapacağını duyurdu.
Bu arada Aysel Tuğluk’un PKK’nın kurucu lideri Abdullah Öcalan ile görüşmek üzere İmralı Cezaevi’ne gittiği haberi geldi; ‘hava muhalefeti’ ya da ‘koster arızası’ olmamıştı.
Ardından, İçişleri Bakanı Beşir Atalay dün İstanbul’da yapılan intihar eylemiyle ilgili kameralar karşısına geçti. Saldırganın ve aidiyetinin kendilerince bilindiğini ama açıklamayacaklarını söyledi; kesin delil arıyorlardı. Bu tutum, ekranlarda açıklamayı değerlendiren Kürt kökenli kanaat sahiplerince ‘sorumlu ve olumlu’ bulundu.
Öğle saatlerinde PKK’nın fiili lideri Murat Karayılan’ın mekânı Kandil’den gelen açıklama gündemi belirleyici nitelikteydi: KCK (siz PKK diye okuyabilirsiniz) İstanbul’daki eylemle bir ilgisi olmadığını açıklıyor ve ‘eylemsizliği’ Haziran 2011 seçimlerine dek uzattığını ilan ediyordu. Bu haber gelince iki kaynağımı aradım.
Uzun ateşkes
Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Galip Ensarioğlu da Diyarbakır Barosu Başkanı Emin Aktar da hemen hemen aynı kelimelerle aynı şeyleri söylediler: Bu, şimdiye dek gürülmemiş uzunlukta, yedi aylık bir ateşkestir. Bu süre, çözüm fırsatı olarak değerlendirilmelidir. Evet, Başbakan anayasayı seçim sonrasına bıraktığını söylemiştir ama anayasa tartışmaları seçim sürecinde yapılmalı ve bu süre heba edilmemelidir.
Bu mesaj önemli. Çünkü PKK’lı olsun olmasın Diyarbakır’ın nabzı bu konuda PKK’nın bazı talepleriyle örtüşüyor. Anayasal vatandaşlık tanımı, Kürtçe eğitim dili bunların başında geliyor ve anayasanın ‘değiştirilmesi teklif edilemeyecek’ maddelerinin bu taleplerle çelişeceği açık. Ya da şöyle söyleyelim: Anayasa Mahkemesi yeni kompozisyonuyla kendi önüne gelecek bu tür bir değişikliği onaylamadıkça, çelişeceği açık.
Burada TSK İç Hizmetler Kanunu’nun 35’inci maddesi uyarınca cumhuriyeti kollama görevi de verilmiş olan ordunun bu duruma itiraz etme ihtimali göz ardı edilmemeli, bu bir.
İkincisi, PKK’nın ateşkesindeki “Ordu üzerimize gelmezse” şartı, aslında asker ve hükümeti karşı karşıya bırakan bir ifade. Başbakan Tayyip Erdoğan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Işık Koşaner’e aksi yönde bir talimat vermedikçe, Koşaner mevcut talimatlar uyarınca güvenlik operasyonlarını, devriyeleri sürdürecektir; aksi halde emre itaatsizlik etmiş sayılabilir. Erdoğan’ın operasyonları durdurma talimatı, emri vermesi ise herkes için büyük bir sürpriz sayılmalı; özellikle de seçime giden ve seçimde CHP ve MHP gibi iki rakibiyle kim vatanını daha çok sever yarışına giren AK Parti için zor bir karar olur bu. Ayrıca böyle bir talimat sonrasında ordunun artık hiçbir güvenlik zafiyetinden sorumlu tutulmak istemeyeceği de açık.
İşte bu noktada, Kandil’den gelen açıklamadan kısa süre sonra AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik’in, pek de alışık olunmadık şekilde NTV ekranına çıkıp yaptığı açıklamalara dikkat çekmek gerekiyor.
Çelik, herhangi bir AK Partili değil; dış ilişkilerden sorumlu olmasının yanı sıra özellikle güvenlik ve Kürt meselesi alanlarında Başbakan Erdoğan’a en yakın kurmaylarından. Erdoğan’ın İstanbul’daki konuşmasında Avrupalıları “Türkiye’yi yalnız bırakmakla” suçlayan ve “Türkiye’nin bunu hiç unutmayacağını” söyleyen konuşmasının ardından Ankara’ya gelip katılacağı MKYK toplantısının öncesinde Çelik’in söyledikleri özetle şunlardı:
Hükümet PKK ile pazarlık yapmaz. PKK’nın süre vermiş olması, hükümet çalışmalarını etkilemez.
Genelkurmay Başkanı ve komutanların Cumhurbaşkanı davetine gitmemesi ‘emre itaatsizlik’ niteliğindedir.
Çelik’e göre, askerler (Radikal’in 30 Ekim’de manşetine konu olan) siber suçlarla mücadele toplantılarına hazırlık yapamamakta ama başörtülü insanların toplantılarda ne yapılması gerektiğine akıl yormaktadırlar.
Bazı sonuçlar
Buradan hemen sonuçlar çıkarmak için belki erken. Ama şunlar söylenebilir:
1 - Öcalan’ın 1999’da yakalanmasının ardından ilk kez Kürt sorunundan ve PKK’nın silahlı tehdidinden kurtulmak için Ankara’nın önünde ciddi bir fırsat vardır.
2 - Öte yandan hükümetin bu süreçte PKK ile mücadele bakımından askerle arasındaki zahiri uyumu zedeleme ihtimali ortaya çıkmıştır.
3 - PKK’nın açık tehdit olmadığı süreyi hükümetin türban ve anayasal konuları öne çıkarıp seçim kampanyasını bu alanda yürütme ihtimali güçlenmiştir.
4 - Önümüzdeki perşembe günü Genelkurmay Başkanı Koşaner’in Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan’la haftalık görüşmeleri, eğer gerçekleşirse, seçime kadar geçecek süre açısından önem taşıyacaktır.