17 Şubat 2011 Perşembe

Olmaz böyle bir ordu / Arif Altunbaş

"Askerden intikam alınıyor" diye yavuz hırsız rolüne soyunan, bir türlü gerçekleri görmemek için inatla direnenlere sormak lazım. Acaba, TSK’yı şimdi kim yıpratıyor?
Dünyada darbeler çoğu kez ordu, bazen de halk tarafından yapılır. Halkın ayaklanmasıyla yapılan rejim değişikleri meşruiyeti olan hareketlerdir. Toplumun kahir ekseriyeti tarafından da kabul görür ve özümsenir.
Askeri darbeler ise; tepeden inme, çoğu zaman halkın iradesine karşı koyma müdahalesidir. Halkın büyük çoğunluğu tarafından nefretle karşılanır, içselleşmez.
Hiç bir ordu darbe yapsın diye kurulmaz. Ordular, görev alanlarının dışına çıkarak darbeler yaparlarBir ordu her an savaşa hazır olmak için sürekli, ciddi eğitim yaparak kendi alanıyla gerçekten ilgilenmiyorsa, kendisine meşguliyetler arar. Her an vaziyetten durumlar çıkarmaya çalışır. Kendi kendine bir roller biçer. Hatta siyaset sahasına burnunu sokar.
Siyasetle uğraşan bir ordu, ordu olmaktan çıkar, kazan kaldırmak için bahaneler arayan kaba, isyankâr, itaatsiz, elindeki silaha yaslanarak siyasallaşır ve halkını, halkın seçtiklerini tehdit eden bir Yeniçeri ocağına dönüşür.
Siyasallaşan ordu, taraf olamaya başlar ve silahını düşmana değil, kendi görüşünde olmayan kardeşlerine çevirir.
Osmanlının son dönemlerinde başlayan ve Cumhuriyetin kuruluşuyla devam eden ve zamanımıza kadar süren ordu geleneğinde siyasallaşan ordunun kazan kaldırma ve darbe yapma refleksi bir virüs gibi hala bir çok ordu mensuplarında görülmektedir.
Türkiye’de Kemalizm, İnönücülük, laiklik, batıcılık adına işlenen bütün baskıların, zulümlerin, idamların, sürgünlerin, demokrasiye vurulan darbelerin, Başbakan ve Bakanları asmanın, din ve dindarlara karşı yapılan yıldırma operasyonlarının, diktatör yönetimlerin, vesayet rejimlerinin direkt veya indirekt suç ortağı ordu olmuştur.
Hukuk devletinde ordu, hiç bir zaman siyasi bir tarafı tutamaz. O, top yekün o milletin ordusudur ve o milletin emrindedir. Onun taraf olmak gibi ne bir lüksü ve ne de bir görevi vardır. Eğer; ordu içinde taraf olmakta direnenler olursa; çürükler, mutlaka bertaraf olunur.
Türkiye’deki yaygın ama yanlış olan, ‘’Devleti biz kurduk, biz yönetiriz.Gerekirse seçilmiş hükümetleri bile deviririz. Biz ne diyorsak o....’’ anlayışı yalnız diktatörlükle yönetilen Faşist rejimlerde vardır.
Bir ülkede askeri okul öğrencileri potansiyel darbeciler olarak yetiştiriliyorsa; bu askerler ülkeyi savunmak için değil, elbette devlet içinde devlete karşı gizli çeteler kurar, halkın iradesine karşı darbe yapmak için harp oyunları oynarlar. Darbeyle yatarlar, darbeyle kalkarlar.
Subayların milletten kopuk, 1. sınıf vatandaş gibi kendilerine ait gettolarda ikamet etmelerinin, halktan izole edilmelerinin altında acaba hangi mantık yatmaktadır? Halktan kopuk bir ordu bu şekilde veli nimeti olan kendi halkıyla nasıl kaynaşabilecek? Askere gelen milletin çocuklarıyla nasıl sağlıklı bir diyolog kurabilecek?
Askerden dönen Anadolu çocuklarının çoğu orada gördüğü hakaret, baskı, horlanma ve eziyetten dolayı bir çoğu komutanlarına kırgın, dargın ve düşman olarak evine döndüğünü ve bunun o kişi üzerinde psikolojik bir travma oluşturduğunu - darbe oyunları oynamaktan fırsat bularak – araştıran ve çareler arayan kaç komutanımız var?
Eğer subaylar fildişi kulelerinde değil de halkın içinde yaşasa idiler, yoksul, gariban, tertemiz kışlaya teslim için gelen Anadolu çocuklarının ceplerinde harçlıkları bile olmadığını anlar, onlara evlatları gibi değil; sanki esir düşmüş askerler gibi sopa ile, baskı ile, küfür ile davranmazlardı.
Halkıyla, halkının öz değerleriyle barışık olmayan bir ordu, iki de bir milletin iradesini temsil edenlere posta koyan bir ordu, milletin din ve kültürüyle savaşan bir ordu, kendisini efendi milleti 3. sınıf vatandaş gibi gören bir ordu, halkın seçtiklerine itaat etmeyen ve onları her fırsatta elindeki silaha güvenerek devirmeye çalışan bir ordu, ülkesindeki dindarları iç düşman olarak gören bir ordu acaba hangi ülkenin ordusudur?
Peygamber ocağı denilen bir orduda, Peygambere ve Onun getirdiği değerlere düşmanlık yapılıyorsa, bu ordu ne kadar peygamber ocağıdır?
Bizim ordumuz; ‘’Allah yoluna cenk edelim şan alalım şan. Kuran’da zafer vadediyor Hazreti Yezdan (Allah)’’ diyerek çağ açıp çağ kapamış, üç kıtaya özgürlük ve barış götürmüş, peygamberimiz tarafından da ‘’Ne güzel ordu... ‘’ diye övülmüş, askerlerine de Mehmetçik adını vermiş bir ordudur.
Şimdi bu ordunun belirli bir yüzdesi darbecilikle suçlanıyor ve tutuklanıyor. Dün suçsuz yere milleti hesaba çekenler, bu gün adalete hesap veriyor. 
Bazı Subaylar, suçlanan silah arkadaşlarına GATA’ da rapor almakla, ordu evlerinde saklamakla, yargıya müdahale ve tehdit etmekle meşgul oluyorsa; darbecilikle, çetecilikle, suikastcılıkla ve Hükümet yıkma planları yapmakla suçlanan subayları kolluyor ve koruyorsa  bunun adına ihanet denir.
Selçukludan bu yana bu ordu, bu kadar milletine ve milletinin değerlerine yabancılaşmadı, yozlaşmadı.
‘’Askerden intikam alınıyor’’ diye yavuz hırsız rolüne soyunan, bir türlü gerçekleri görmemek için inatla direnenlere sormak lazım. Acaba, TSK’yı şimdi kim yıpratıyor? Ordunun içindeki çürükler mi, yoksa; bu rezaletleri ortaya çıkaranlar, eleştirenler, çürükleri ayıklamak için yargının önüne çıkaranlar mı ?
Allah bu Milleti ve ordusunu, bu millete ve bu milletin değerlerine ihanet, ve düşmanlık etmeyi görev bilen  askerlerin, politikacıların ve sivillerin şerrinden korusun.