9 Şubat 2011 Çarşamba

Kankalar kapıştı... / Lale Kemal

Askerin siyasetten el çektirilmesi uzun soluklu ve zorlu bir süreçtir. Askerin, sivil demokratik denetim altına alınması için reformlara kesintisiz devam edilmesi ve toplumda da kontrol edilemeyen bir gücün (asker, polis) güç olamayacağı yolundaki zihinsel dönüşümün gerçekleşmesi gerekir. Askerin siyasetten, iç güvenlikten el çektirilmesi ve asli görevi olan yurt savunmasına odaklanması, dolayısıyla da kışlasına dönmesi yolunda en iyi örneklerden biri İspanya’dır. Sekiz yıl süren İspanya Savunma Bakanlığı görevi sırasında ülkesinin demokratikleşme sürecinde önemli rol oynayan Narcis Serra’nın, şu günlerde Türkçeye de kazandırılan, Demokratikleşme Sürecinde Ordu: Silahlı Kuvvetlerin Demokratik Reformu Üzerine Düşünceler, adlı kitabı, her Türk’ün okuması gereken bir el kitabı niteliğindedir. Genel Yayın Yönetmen Yardımcımız Yasemin Çongar, aylar önce, Serra’nın bu kitabını, İspanyolcasından çevirerek Taraf gazetesinde dizi olarak yayımlamıştı. Ben de zaman, zaman köşemde Serra’nın, özetle, demokratikleşmenin olmazsa olmaz koşulu askerin kışlasına döndürülmesi olan tezini işleyen bazı yazılar yazdım. Star Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Karaalioğlu da önceki günkü köşe yazısında, Serra’nın demokratikleşme öğretilerinden alıntılar yapmış. Milliyet gazetesi yazarı Hasan Cemal de birkaç hafta önce Serra’dan alıntılar vermişti. TESEV’in, ilkini 2005, ikincisini de 2008 yılında yayımladığı Güvenlik Sektörü ve Demokratik Gözetim adlı almanakları ise, Türkiye’de, başta TSK olmak üzere güvenlik sektörünün, ayar verilmediği sürece demokrasi önünde nasıl engel teşkil ettiğini anlamamız açısından önemli birer el kitabı olma özelliğini taşıyorlar.

Basında, ordunun sivil demokratik denetiminin gerçekleşmesi üzerine çokça yazılar yazılması, Türkiye’nin demokratik hukuk devletine dönüşümüne ve siyasiler ile TSK’nın yaptığı açıklamaların daha doğru okunmasına önemli katkı sağlayacaktır.

Nitekim, doğru okumayı öğrendikçe, CHP Genel Başkan Yardımcısı Süheyl Batum’un, askeri kağıttan kaplana benzeten ifadelerinin tetiklediği açıklama ve demeçler üzerine doğru teşhisler koymamız mümkün olacaktır. Ben, Batum’un açıklaması üzerine TSK’nın yayımladığı bildiriyi “Kankaların (TSK, CHP) kapışması,” şeklinde okuyorum. Diğer bir deyişle, aralarından su sızmayan arkadaşların birbirlerine gücenmesi, sitem etmesi şeklinde okuyorum. Yoksa, asker, Batum’un kendisine hakaret içerdiği için tepki olarak yayımladığı açıklamada, “Askerin siyasete çekilmemesi gerektiği,” ifadelerinde samimi değil.

Batum, hafta sonunda yaptığı konuşmada, darbe yapmıyor olmalarını ima ederek, “Asker, meğer kâğıttan kaplanmış,” demiş, TSK’nın sert açıklaması karşısında da geri adım atarak, askerden özür dilemişti. Meğersem Batum, “Kâğıttan kaplan ifadesini,” sözüm ona TSK’yı yıpratma planına çanak tuttuklarını iddia ettiği Genelkurmay eski Başkanları emekli Orgeneraller Hilmi Özkök ve Yaşar Büyükanıt için kullanmış-mış.

CHP’nin kankası TSK’nın, Batum’un hakaret içeren ifadeleri üzerine yaptığı 7 şubat tarihli açıklamasındaki tepkisinin bir bölümünü gelin yeniden birlikte okuyalım:

“Her vesileyle Türk Silahlı Kuvvetleri’nin siyaset dışında kalması gerektiğini savunan bu siyasilerin, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni günlük siyasi tartışmaların içersine çekme gayretleri üzüntüyle izlenmektedir. Çevremizde sonu belli olmayan istikrarsızlıkların yoğunlaştığı bir dönemde, sadece güvenlik alanındaki görevlerini en iyi şekilde yerine getirme gayreti içinde olan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin siyasi tartışmalara konu edilmesi, ne ülkemize ne de herhangi bir siyasi görüşe fayda sağlayacaktır. Kendi görüşleri doğrultusunda kamuoyu oluşturmak isteyen siyasilerin, Türk Silahlı Kuvvetleri’yle ilgili söylemlerinde daha özenli olmaları ve asker üzerinden siyaset yapmamaları beklenmektedir.”

TSK’nın açıklaması, Batum’a tepki olarak gelmeseydi, kulağa demokrasi adına gerçekten çok hoş gelirdi. Ama bu açıklama, Batum’un, askere hakaret içeren sözlerine tepki olarak geldiği için farklı okunmaya muhtaç. Zira TSK, demokrasiye karşı askerî vesayetin korunmasında kendisine yandaş olan, özellikle 1980 darbesi sonrası CHP zihniyeti ile çelişmiyor.

TSK’nın açıklamasını, sivil-asker siyaseti üzerine belki de en çok kafa yormuş bilim kadını Profesör Ümit Cizre’ye sordum. Cizre bakın açıklamayı nasıl okuyor:

“Batum’un açıklamasında, hakaret unsuru olmasaydı (kâğıttan kaplan ifadesi) TSK’dan cevap gelmezdi. TSK açıklaması, Batum’dan bağımsız okunduğunda, doğru ve düzgün. Ama yakınında hissettiği CHP’nin bir üst düzey yetkilisinden gelen bir hakaret var ve bu hakarete karşı TSK’dan gelen bir tepki var. Dolayısıyla TSK açıklamasını içeriği anlamında önemsemiyorum. Bu açıklama, TSK’nın siyasete karışmayacağı anlamında geleceğin teminatı değil. TSK tepkisi, dostlar arasında bir gücenme ve alınganlığın yansıması.” Anlayacağınız kankalar kapıştı....

Yalnız bu ahbap çavuş ilişkisinde bir kırılma ve TSK cephesinde sanki MHP’ye kayış var. NTV’nin önceki akşamki programında konuşan Sonar araştırma şirketinden bir yetkili, aileleriyle birlikte sayıları 800 ila bir milyon arasında değişen TSK seçmeninin MHP’ye kaydığını ve bu gözlemini de kurum içinde yaptığı ankete dayandırdığını söylüyordu. MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin, dünkü grup konuşmasında, demokrasi ve sandığın erdemine vurgu yapmış olması ise, TSK’nın ibresini yeniden ağırlıklı olarak CHP’ye çevirmesine yol açabilir.