Gölcük Donanma Komutanlığı'nda yapılan aramayla ilgili yeni ayrıntıları gün ışığına çıkaran bir haber, Genelkurmay Başkanlığı'nın eleştirilerine yol açtı. Haberde geçen astsubayın "muhbir" gibi gösterildiği öne sürüldü. Acaba eleştiride haklılık payı var mı?
SABAH, geçen pazartesi günü, Balyoz dava sürecine ışık tutar nitelikte ayrıntılar içeren kapsamlı bir habere imza atmıştı. Paşaların Sırrını Astsubay Çözdü manşetiyle ön sayfadan sunulan haberde, Gölcük Donanma Komutanlığı'nda gizli bir bölmede bulunan belgelerin ele geçmesinin perde arkası ve sonrasında olanlar anlatılmaktaydı.
Haberin belkemiğini, arama işleminden sonra sorgulanan donanma güvenlik astsubayı Erdinç Yıldız'ın tutanaklara geçen ifadeleri oluşturmaktaydı. Söz konusu ifadelerde Balyoz kanıtlarına eklenen 10 torba dolusu "malzemenin" bir nasıl birkaç kez yer değiştirdiği ve kimler tarafından bir odada gizli bölmelere yerleştirildiğine dair ayrıntılar vardı.
İç sayfada da Donanma'daki Sırrı Astsubay Açık Etti başlığı kullanılmış, tam sayfa haberin farklı yönlerine ayrılmıştı.
Haber daha sonra tartışmalara da yol açtı. Bu arada, bir gazeteye açıklamalar yapan Genelkurmay İletişim Daire Başkanı Tuğgeneral Tayyar Süngü, "haber gerçeği yansıtmıyor" dedi.
Acaba SABAH yanıltıcı bir habercilik mi yapmıştı?
Süngü şunları söylüyor:
"Bu astsubayımızı, sanki bir muhbir edasıyla gazete manşetine koymak doğru değildir. Çünkü Erdinç Yıldız'ın muhbir olduğu konusunda bir hiçbir bilgi, belge veya kanıt yoktur. Böyle bir suçlama yapılamaz. Elde böyle bir veri yok. Haberde deniyor ki, '12 Ocak'ta ifade vermiş ve anlatmış'. Gölcük'te yapılan aramanın tarihi 6 Aralık'tır. Astsubay Erdinç Yıldız'ın ifadesine ise baskından neredeyse 1 ay altı gün sonra başvurulmuştur. Ancak ifadesine başvurulan tek kişi Erdinç Yıldız değildir. Onlarca kişinin konuyla ilgili ifadesi alınmıştır. Yıldız, savcılıktaki ifadesinde gördüklerini, bildiklerini anlatmıştır. Ancak bu bir ifadedir. Ondan öncesiyle ilgili bir muhbirlik iddiasını kanıtlamaz. Belli ki, Yıldız'ın verdiği ifadeye ulaşılmış, sanki bu astsubayımız muhbirmiş gibi bir haber yapılmıştır. Yıldız'ın muhbir olduğunu gösteren hiçbir veri olmadığı halde böyle bir şey yapılmış olması gariptir."
Ombudsman: Eleştiri haksız
Eleştiri haklı mı? Önce şunu belirteyim: Bir sıkıntı, şikâyet varsa, Süngü'nün Okur Temsilcisi'ni aramasında yarar vardı. Bu köşenin kapısı her zaman dışarı açık. SABAH varsa hatalarını açıkça tartışma ve gerekirse kabul etme olgunluğuna sahip.
İddia, gazetenin astsubayı muhbir gibi gösterdiği görüşüne dayalı. Ancak, ne ön sayfada ne de iç sayfadaki haberlerde böyle bir bağ kurulmuş değil. Gölcük'teki aramaya yol açan ihbar e-maili ile Yıldız'ın sonradan alınan ifadesi arasındaki ayrım gayet sarih.
Geriye sadece, "muhbir gibi gösterildi" algısına acaba başlık veya spotlardaki ifadeler mi yol açtı, sorusu kalıyor. Baş sayfadaki manşet ve spot, astsubayın sırları "çözdüğünü" ve "verdiğini" söylüyor. Ama hemen altındaki metinde de açıklık getiriliyor. İç sayfada ise sırrın astsubay tarafından "açık edildiği"ne yer veriliyor.
"Sır" sözcüğü üzerinden kurgulanan bu ifadelerin "muhbir" algılamasına yol açması, öyle anlaşılması gerektiğini öne sürmek çok zor. Öyle olsaydı herhalde astsubay da şikayetçi olurdu.
Haberde bir sorun görmüyorum.
Son olarak Süngü'nün "astsubay muhbir edasıyla manşete konmaz" ifadesine de değineyim. "Eda" öznel bir algılama ifade eder, ama daha önemlisi, Balyoz gibi bir davada iddianameye girdiği anlaşılan bu ifade, astsubay veya değil, herhangi bir kişinin manşete konması için yeterli sebeptir.
Erbaş: 'İma dahi yok'
Haberde SABAH İstihbarat Şefi Ertuğrul Erbaş'ın imzası var.
Erbaş'ın eleştirilere yanıtı şöyle:
"Haberde iki ana unsur var. Birincisi 6 Aralık 2010'da İstanbul Emniyeti'ne gönderilen bir ihbar e-maili. Gölcük'te yapılan arama da bu ihbar üzerine aynı gün olmuştu. İkinci unsur ise, Astsubay Erdinç Yıldız'ın 12 Ocak 2011'de Balyoz Savcısı Fikret Seçen'e verdiği ifade.
Bu iki unsur arasındaki ayırım haberimizde gayet açık ve net bir şekilde ortaya konulmuştur. Yani e-mail ihbarını yapan kişinin Astsubay Erdinç Yılmaz, ve adı geçen astsubayın muhbir olduğuna dair hiçbir imada bulunulmamıştır.
Bu haberi köşesinde değerlendiren mesleki büyüğümüz sayın Fatih Altaylı 15 Şubat tarihli "Bir manşetin anlamı" başlıklı köşe yazısında "Haberin doğruluğuna şüphem yok" vurgusuyla "Sabah gazetesi bir muhbiri açık ediyor, dahası bu astsubayın fotoğrafını bulup yayınlıyor" cümlelerine yer vermiştir.
Astsubay Erdinç Yılmaz'ın fotoğrafını bulmak için aşırı bir gayret sarf etmedik. Beşiktaş Adliyesi'ndeki soruşturma sürecini takip ettiğimiz için, birçok gazetede ve ajansta olduğu gibi, Astsubay Erdinç Yılmaz'ın çekilmiş fotoğrafı bizde de vardı. Yaptığımız tek şey fotoğrafı arşivden çıkarmak oldu.
"Muhbir" vurgusunu yapan SABAH gazetesi değil Sayın Fatih Altaylı'dır. "Paşaların sırrını astsubay çözdü" üst manşeti, "Generallerin tutuklanmasına neden olan Gölcük belgeleriyle ilgili sırları Deniz Astsubayı Yıldız verdi" alt manşetindeki "Çözdü, verdi" fiillerinden kasıt Astsubay Erdinç Yılmaz'ın muhbir olduğu şeklinde değerlendirilmemelidir. Bu fiillerden kasıt, 163 askerin tutuklama kararında atıfta bulunulan Gölcük Belgeleri'nin, kim tarafından oraya konulduğunu anlatan Astsubay Erdinç Yıldız'ın savcılık ifadesidir. Bu kasıt da haberin devamında net bir şekilde yer almaktadır.
Altaylı'nın 15 Şubat tarihli yazısının ardından ertesi gün Genelkurmay İletişim Daire Başkanı Tuğgeneral Sayın Tayyar Süngü'nün kendisini aradığını söylemiş ve Sayın Süngü'ye atfen tırnak içinde şu açıklamalarına yer vermiştir: 'Bu astsubayımızı, sanki bir muhbir edasıyla gazete manşetine koymak doğru değildir. Çünkü Erdinç Yıldız'ın muhbir olduğu konusunda hiçbir bilgi, belge veya kanıt yoktur'.
Demek ki, sayın Süngü de bahsettiğimiz o ayrımı yapamamış. Eğer sayın Süngü devletin savcısına bilgi vermeyi 'muhbirlik' ve böylesine önemli bir ifadeyi haberleştirmeyi 'muhbiri faş etmek' olarak görüyor ise o başka…
Özetle, SABAH'ın haberinde Astsubay Yıldız hakkında "muhbir" iması yapılmamıştır. Bu ima Altaylı ve Süngü'ye aittir."