2 Temmuz 2010 Cuma

OHAL dediğin / M.Ali Kışlalı

1984’te Güneydoğu’da PKK terörü başladığında, Türk Silahlı Kuvvetleri de dahil, kimse olayın bütününü görememişti.

Başbakan Özal “Birkaç çapulcu işi” demişti.
TSK, yıllardır bağlı olduğu NATO düzeni içinde, adeta Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki Kürt isyanlarını unutmuş gibiydi. O dönemin yer aldığı, Harp Tarihi’nin hazırladığı kitaba bile ancak ‘Hizmete Özel’ kaydıyla ulaşılabiliyordu.

12 Eylül müdahalesi iç kargaşayla meşgul olduğundan, Suriye’deki PKK hazırlığını gerektiği gibi izlememişti.
Onun için de PKK terörü giderek şiddetlendi.

Tırmandı. TSK, yavaş da olsa olup bitenlerin boyutlarını saptayıp, uygulanmakta olan sıkıyönetim düzeni içinde, 1987’ye yaklaşıldığında, duruma görece adapte olmuştu.

Siyasetçiler sıkıyönetimi hiç sevmezler. Çünkü o düzende kontrol tamamıyla askere geçer. İşte onun için, sivil bir valinin kontrolünde olacağından asker etkisinin en aza indirileceği düşünülen ama daha önce hiç uygulanmamış ‘Olağanüstü Hal’ ilanını Özal uygun buluyordu. Askerlerin görece muhalefetine karşın, konu iyice incelenmeden ilan edilmişti.

OHAL uygulaması, TSK’ya göre hataydı. Ondan dolayı da PKK terörü 1990’lı yılların başına kadar tırmandı.

Doğan Güreş Genelkurmay Başkanlığı’nı üstlendiği zaman, kendi ifadesiyle, ”PKK bölgede kurtarılmış bölge ilan edecek hale gelmişti.” Genelkurmay olayların dışında olmasa bile, içinde değil, kenarındaydı. Bunu Doğan Paşa açıkça belirtiyor, ”Benden asker ya da destek

istediklerinde veriyorum” diyordu.

Ana hatlarıyla OHAL, sıkıyönetim gibi bir askeri yönetim değil. Bölgedeki tüm askerler teorik olarak, bir sivil olan Bölge Valisi’ne bağlıdırlar. Onun direktifiyle hareket ederler.

Sanıyorum Özal’a, sivil yönetim olarak düşündükleri OHAL fikrini verenler, bu konudaki tek başarılı uygulama olan; 1948-1954 arası Malaya’daki İngiliz döneminden hareket etmişlerdir. Sonra, uygulama sürerken Harp Akademileri’nde OHAL‘in Malaya’da başarılı olduğu bu dönem gündeme alınıp irdelenmiştir.

İngiliz hükümeti Malaya’ya parlak bir emekli generali bölge valisi olarak tayin ettiğinden, ortaya askerle sivil yönetim arasında bir sorun çıkmamıştır.

OHAL döneminin valilerinden ilk üçünün görev sırasında oldukça sık ziyaret ettiğim bölgede de, ortaya insan kökenli sorun çıkmış olmadığını gördüm. Ama sistem Genelkurmay’ın geri çekilmesine sebep olmuştu. Ama bu nokta Çiller’in başbakanlığında, ‘PKK kurtarılmış bölge ilan edecek noktaya geldi’ dendiğinde, inisiyatifin tamamen Genelkurmay’a verilmesine sebep olmuş, İngiliz örnekli OHAL yönetimi böylece son bulmuştur.

Şimdi gündeme gelen, neden dolayı istendiği, ya da istenmediği pek anlaşılmayan OHAL’den galiba kişilerin özgürlüklerinin sınırlanması, bunun da siyasilere karşı memnuniyetsizlik yaratması olasılığı dolayısıyla çekiniliyor.

Öncelikle OHAL’in ne olduğu saptanmalı. “Terörle mücadele sadece asker işi değildir” diyenler konuyu incelemeli.

OHAL içinde İngilizlere başarı sağlayan ‘Mücadeleye sivil katkısı’nı saptamalı.