8 Temmuz 2010 Perşembe

Evet, söz bitti Sayın Paşa... / Osman Özsoy


Bugün başka bir konuda yazmak için bilgisayar başına oturmuşken, Batman'ın Gercüş ilçesinde teröristlerce karakola yapılan saldırıda 1 askerin şehit, biri teğmen 2 askerin de yaralandığı haberi düştü ekranlara... İnsan ister istemez, 'yine mi' diye soruyor.
Hiçbir gazeteci, durduk yerde TSK hakkında yazmak istemez. Konunun hassaslığı yazma cesareti ile ilgili falan değildir. Türkiye çoktan geride bıraktı o günleri. Makarası düne takılıp, hâlâ öyle olduğunu vehmedenler varsa, onlar için günaydın demek için bile artık çok geç. Türkiye eski Türkiye değil.
Bu konuları çok gerekmedikçe yazmamadaki hassasiyetin temel nedeni şu: Askerdeki oğlunun yolunu yüreği ağzında gözleyen 700 bin aile var. Ve bu kurumda işlerin yolunda gitmediğine dair her satır, ailelerin evlatları konusundaki güvenlik endişesini bir kat daha artırıyor.
Cümleye dikkat eder misiniz?
Ülkemizin güvenliğini korusunlar diye askere giden gençlerimizin güvenliğinden söz eder haline geldik. Pimi çekilmiş el bombasıyla 3 askerin şehit olmasına yol açan olaydan bu yana, eğitim zayiatı diye kayıtlara geçen pek çok askerin gerçek ölüm nedeni konusunda bile tereddüt duyar hale hale geldi kamuoyu.
Nitekim, verilen her zayiat, yeni soruları da beraberinde getirdi. Cevapsız kalan her soru, zihinleri biraz daha karıştırdı, güvensizliği biraz daha derinleştirdi.
Bu konularda yaşanan zihin karışıklığına bağlı ilk tepki, 2006 yılı Eylül ayında Mardin Dargeçit'te teröristlerle çıkan çatışmada şehit olan tim komutanı Jandarma Teğmen Cengiz Evranos'un babası Nuri Evranos'tan geldi ve "Vatan sağolsun diyemeyeceğim" dedi.
Bu tarihten 2 yıl sonra 2008 yılı Kasım ayında, Lice kırsalında teröristlerle çıkan çatışmada şehit düşen şehit Jandarma Er İsmail Uygun'un annesi Sultan Uygun, "Hep bizim gibi ailelerin çocukları şehit düşüyor. 2 yaşındaki torunum babasız kaldı. Ben 'vatan sağ olsun' demeyeceğim" dedi. Kelimelere dikkat ediniz. İlkinde 'diyemeyeceğim' ifadesi vardı, 2 yıl sonrakinde 'demeyeceğim'. Giderek artan bir sorgulama sürecinde kamuoyu.
Nitekim şehit annesi Sultan Uygun'un, 3 aylık asker olan oğluna terör bölgesinde günde 7 saat nöbet tutturulmasına tepki göstermesi, TSK'yı yöneten kurmay iradenin uygulamalarından artık annelerin şekvacı olduğunu ortaya koydu.
Yukarıda iki yıl arayla verdiğimiz iki örneğin üzerinden bir 2 yıl daha geçti.
Değişen birşey var mı? Yok...
Orgeneral İlker Bağbuğ, selefi olan Doğan Güreş, İ.Hakkı Karadayı, Hüseyin Kıvrıkoğlu, Hilmi Özkök, Yaşar Büyükanıt gibi son dönem Genelkurmay başkanları içinde en çok konuşan isim oldu. Fakat TSK'ya olan güven en çok onun döneminde sarsıldı. Verilen şehit sayısı en çok onun döneminde arttı. Parola olarak 'adi başbakan' yazabilme cesareti onun zamanında oldu.
14 Nisan 2009'da, Harp Akademileri Komutanlığı'nda yaptığı yıllık değerlendirme toplantısından, 5 Temmuz 2010'da bir televizyon kanalına verdiği mülakata kadar her konuşmasının ardından kuruma olan güvensizlik biraz daha derinleşti. Yargının üzerine gittiği iddiaları önemsizleştirdi, zanlıları savundu. Genelkurmay skandal her iddianın ardından gerçeği değil, sızdıranları bulma derdine düşmüş gibi bir görüntü verdi. İnternete düşen ses kayıtları eğer doğru ise, bu ülkenin değerlerine, millete açıkça hakaret, en çok bu dönemde gerçekleşti. Kamuoyunun kuruma olan saygısı en çok bu dönemde örselendi.
Orgeneral Başbuğ, "İrtica ile Mücadele Eylem Planı"nın polis tarafından Taraf gazetesine servis edildiğini de sözlerine ekledi. Resmi kurumların raporları karşısında belgenin sahte olmadığını savunamaz hale gelen Paşa'nın, polis kelimesini kullanırken sanki düşman bir ülkenin kurumundan söz ediyormuş gibi yaklaşım içine girmesi de pek anlaşılır bir durum değil. Yargıya intikal eden belge polis kaynaklı olunca değeri mi düşüyor?
22 Temmuz 2004 günü Sakarya'nın Pamukova ilçesinde meydana gelen tren kazasının ardından yeri göğü inleten, Tuzla'da yaşanan her işçi ölümünden sonra tersanelerin kapatılmasına varıncaya değin öneride bulunan, geçtiğimiz Mayıs ayında yaşanan maden kazasından sonra suçlu avına çıkan medyanın, artık sıradan hale gelen şehit haberlerinin ardından da, "sorumlu" araması ve bu konuda askeri bürokratların görevlerini ne ölçüde yaptıklarını daha yüksek sesle sorgulaması gerekiyor. Böyle gitmez artık bu işler. İnsan hayatı her yerde değerlidir.
Org. Başbuğ son mülakatında "sözün bittiği yerdeyiz" dedi. Evet, söz bitti Sayın Paşa... Kurum bu kadar da yıpratılmaz ki...
Dileriz yaklaşan Askeri Şûrâ, daha duyarlı bir kurmay ekip oluşturulmasıyla sonuçlanır. Sıralamaya değil, selahiyet derecesine bakmak lazım. Uygun mu, değil mi?