Terörle mücadelede son dönemin en başarısız komutanı olan General Başbuğ, Ergenekon’un avukatlığının yanı sıra bir de siyasetin uygulanan planlarını bozma görevi üstlenmiş oldu.
İlker Başbuğ, darbeci general Kenan Evren’den sonra Cumhuriyet tarihinin en çok konuşan Genelkurmay Başkanı olarak tarihe geçecek. İshal-i kelam olmuş yani.
O kadar çok konuşuyor ki, tıpkı Anayasa Mahkemesi gibi. Kendi ilgi, yetki ve görev alanına girmiş mi girmemiş mi hiç fark etmiyor. Yeter ki gündemde bir konu olsun. Mutlaka kendini görüş beyan etmek zorunda hissediyor.
En son malum gazeteciye verdiği röportaj her açıdan bir facia. Röportajı farklı yönleri ile gazeteler, siyasiler ve siyaset analistleri değerlendirdi. Ben onların gözünden kaçan bir noktayı gündeme taşımak istiyorum.
Bu nokta bence terörle mücadelede hem TSK’nın bakış açısını ortaya koyma açısından da son derece önemli.
TSK’nın “terörle mücadele benim görev ve yetki alanım” diye yıllar öncesinden uhdesine aldığı PKK ile mücadelede nasıl beceriksiz kaldığı ayan beyan ortaya çıkalı yıllar oldu.
Bu ülkenin bütün kaynağını kullanacaksın. İnsan kaynağını, para kaynağını, itibar kaynağını, umut kaynağını sonuna kadar elinin altında bulunduracaksın, ama “üç beş çapulcu” ile başa çıkamayacaksın.
Dünyanın hangi ülkesinde olursa olsun böyle bir ordu yönetimini baştan aşağı değiştirirlerdi, Bütün dünya daha yeni gördü. ABD Başkanı Obama, Afganistan birliklerinin başındaki komutan olan McChrystal’i tek bir sözünden dolayı görevden aldı.
General İlker Başbuğ, malum gazeteciye verdiği röportajdaki her cümlede görevden alınabilecek laflar etti. Ama girdiği bir alandaki sözleri ise görevden alma gerekçesinden öte Türk dış politikasının temeline dinamit koydu.
1998’de ABD, terörist başı Abdullah Öcalan’ın, Türkiye’ye iade edilmesi sürecini başlatmıştı. Bunun estireceği siyasi sonuçlarının hangi partinin havuzuna akıtılacağı da belirlenmişti.
15 Eylül’de dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Atilla Ateş, Suriye sınırında Hatay’ın Reyhanlı ilçesine gitti ve sınır taşına ayağını koyarak seslenmişti. Bekaa Vadisi’nde bulunan Suriye’nin Öcalan’ı sınır dışı etmemesi halinde“gereğinin yapılacağı” ifade edildi.
Sonrası malum, Apo’yu paketleme planını devreye koymuş olan Washington yönetimi, bir süre sonra “emanet”i Ankara’ya gönderdi.
Atilla Ateş’in o dönem yaptığı, kendisine verilen rolü oynamaktı. Ateş de ayağını sınır taşına koyup Türkiye ile kanlı bıçaklı olan Hafız Esad yönetimine haykırmıştı.
Şimdi ise ortada çok farklı bir durum var. Türk dış politikasını yönlendiren isimler, terörle mücadelede yeni bir stratejiyi uyguluyor. Yıllardır bunun temelini oturtmaya çalıştı.
Önce PKK’nın ABD ve Avrupa’da “terörist” ilan edilmesi için çaba harcandı ve bunda sonuç alındı. Nihayet geçtiğimiz yıldan itibaren başlayarak bu kez parasal kaynaklarını kurutma yolunda söz konusu ülkeler bir yere getirildi.
Öte taraftan da komşu ülkelerle aramızdaki sorunlar birer birer çözümlenmeye ve tarafların birbirini yanlış anlamalarına meydan verecek durumların ortadan kaldırılmasına çalışıldı.
Kim ne derse desin, Türkiye Kuzey Irak’ta doğru politikalar uyguluyor. Sınırın iki yanındaki ekonomik ilişkiler derinleştirildi. Yönetimlerin birbirlerine kamuoyu üzerinden mesaj verme yerine doğrudan diyalog yöntemi benimsendi.
Nihayet, Barzani yönetimi, PKK’ya karşı kesin tavır alacak noktaya getirdi. Türkiye’nin bu yılın Şubat ayında, kışta kıyamette kara harekatı yapmasının tek amacı da bu mesajı dünya kamuoyuna vermekti.
Türkiye, iki ülke ilişkilerini zedelemeden, sınırın öte yanındaki yönetimi rencide etmeden PKK’ya karşı mücadeleyi bu noktaya getirdi.
Bir taraftan demokratik açılım yolunda adımlar atılırken nihayet, bu gelinen noktada terör örgütünün inine girip dağıtılması da planlanıyordu. Ama bütün bunlar, adım adım yürütülen bir siyasi hazırlık idi.
Bu siyasetin temeli de komşu yönetimin başında bulunanların gururlarını rencide etmeme esasına dayanıyordu.
Bir de baktık ki ishal-i kelam hastalığıyla malül, malum komutan, bu kez siyasetten rol çalmaya başlamış.
Kendine Atilla Ateş rolü verildiğini sanıp malum gazetecinin karşısına geçip,“sözün bittiği yer”den söz etmekte. Yani, “Ey Irak yönetimi ayağını denk al, Hafız Esat’a yaptığımızı unutma ve Kandil’i bitir. Yoksa biz gelip bitireceğiz” deyiverdi.
Terörle mücadelede son dönemin en başarısız komutanı olan GeneralBaşbuğ, Ergenekon’un avukatlığının yanı sıra bir de siyasetin uygulanan planlarını bozma görevi üstlenmiş oldu.
Türkiye Başbuğ sorununu da aşacak. Bundan şüpheniz olmasın.
En son malum gazeteciye verdiği röportaj her açıdan bir facia. Röportajı farklı yönleri ile gazeteler, siyasiler ve siyaset analistleri değerlendirdi. Ben onların gözünden kaçan bir noktayı gündeme taşımak istiyorum.
Bu nokta bence terörle mücadelede hem TSK’nın bakış açısını ortaya koyma açısından da son derece önemli.
TSK’nın “terörle mücadele benim görev ve yetki alanım” diye yıllar öncesinden uhdesine aldığı PKK ile mücadelede nasıl beceriksiz kaldığı ayan beyan ortaya çıkalı yıllar oldu.
Bu ülkenin bütün kaynağını kullanacaksın. İnsan kaynağını, para kaynağını, itibar kaynağını, umut kaynağını sonuna kadar elinin altında bulunduracaksın, ama “üç beş çapulcu” ile başa çıkamayacaksın.
Dünyanın hangi ülkesinde olursa olsun böyle bir ordu yönetimini baştan aşağı değiştirirlerdi, Bütün dünya daha yeni gördü. ABD Başkanı Obama, Afganistan birliklerinin başındaki komutan olan McChrystal’i tek bir sözünden dolayı görevden aldı.
General İlker Başbuğ, malum gazeteciye verdiği röportajdaki her cümlede görevden alınabilecek laflar etti. Ama girdiği bir alandaki sözleri ise görevden alma gerekçesinden öte Türk dış politikasının temeline dinamit koydu.
1998’de ABD, terörist başı Abdullah Öcalan’ın, Türkiye’ye iade edilmesi sürecini başlatmıştı. Bunun estireceği siyasi sonuçlarının hangi partinin havuzuna akıtılacağı da belirlenmişti.
15 Eylül’de dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Atilla Ateş, Suriye sınırında Hatay’ın Reyhanlı ilçesine gitti ve sınır taşına ayağını koyarak seslenmişti. Bekaa Vadisi’nde bulunan Suriye’nin Öcalan’ı sınır dışı etmemesi halinde“gereğinin yapılacağı” ifade edildi.
Sonrası malum, Apo’yu paketleme planını devreye koymuş olan Washington yönetimi, bir süre sonra “emanet”i Ankara’ya gönderdi.
Atilla Ateş’in o dönem yaptığı, kendisine verilen rolü oynamaktı. Ateş de ayağını sınır taşına koyup Türkiye ile kanlı bıçaklı olan Hafız Esad yönetimine haykırmıştı.
Şimdi ise ortada çok farklı bir durum var. Türk dış politikasını yönlendiren isimler, terörle mücadelede yeni bir stratejiyi uyguluyor. Yıllardır bunun temelini oturtmaya çalıştı.
Önce PKK’nın ABD ve Avrupa’da “terörist” ilan edilmesi için çaba harcandı ve bunda sonuç alındı. Nihayet geçtiğimiz yıldan itibaren başlayarak bu kez parasal kaynaklarını kurutma yolunda söz konusu ülkeler bir yere getirildi.
Öte taraftan da komşu ülkelerle aramızdaki sorunlar birer birer çözümlenmeye ve tarafların birbirini yanlış anlamalarına meydan verecek durumların ortadan kaldırılmasına çalışıldı.
Kim ne derse desin, Türkiye Kuzey Irak’ta doğru politikalar uyguluyor. Sınırın iki yanındaki ekonomik ilişkiler derinleştirildi. Yönetimlerin birbirlerine kamuoyu üzerinden mesaj verme yerine doğrudan diyalog yöntemi benimsendi.
Nihayet, Barzani yönetimi, PKK’ya karşı kesin tavır alacak noktaya getirdi. Türkiye’nin bu yılın Şubat ayında, kışta kıyamette kara harekatı yapmasının tek amacı da bu mesajı dünya kamuoyuna vermekti.
Türkiye, iki ülke ilişkilerini zedelemeden, sınırın öte yanındaki yönetimi rencide etmeden PKK’ya karşı mücadeleyi bu noktaya getirdi.
Bir taraftan demokratik açılım yolunda adımlar atılırken nihayet, bu gelinen noktada terör örgütünün inine girip dağıtılması da planlanıyordu. Ama bütün bunlar, adım adım yürütülen bir siyasi hazırlık idi.
Bu siyasetin temeli de komşu yönetimin başında bulunanların gururlarını rencide etmeme esasına dayanıyordu.
Bir de baktık ki ishal-i kelam hastalığıyla malül, malum komutan, bu kez siyasetten rol çalmaya başlamış.
Kendine Atilla Ateş rolü verildiğini sanıp malum gazetecinin karşısına geçip,“sözün bittiği yer”den söz etmekte. Yani, “Ey Irak yönetimi ayağını denk al, Hafız Esat’a yaptığımızı unutma ve Kandil’i bitir. Yoksa biz gelip bitireceğiz” deyiverdi.
Terörle mücadelede son dönemin en başarısız komutanı olan GeneralBaşbuğ, Ergenekon’un avukatlığının yanı sıra bir de siyasetin uygulanan planlarını bozma görevi üstlenmiş oldu.
Türkiye Başbuğ sorununu da aşacak. Bundan şüpheniz olmasın.