Sözler nerede biter, tekrar nerede başlar bilmiyorum. Ama bir genelkurmay başkanı “Sözün bittiği yerdeyiz” dediğinde ciddiye almamız gerektiğini bilirim. Çünkü bu sözleri sarf eden kişi, ülkenin silahlı güçlerinin başındaki isimdir. Bu isim sözün (dolayısıyla aklın) bittiğini savunuyorsa ülkemiz için tehlike büyük demektir. Zira bu düşünme ve değerlendirme kabiliyetinin yitirildiği anlamına da gelir.
İlker Başbuğ’un önceki gün bir televizyon kanalına yaptığı açıklamalara bakın;
BDP’li 20 milletvekili hain...
Barzani düşman...
Asker aleyhinde haber yapanlar kanı bozuk... (Türk kanı taşımıyor)
Darbe belgelerini deşifre eden Taraf, “malum gazete”...
PKK’yı beş defa bitirdik.
Kuzey Irak’ı işgal etmekten başka seçenek yok...
Sözün bittiği noktadayız...
Bütün bu değerlendirmeleri aslında Başbuğ ve temsil ettiği askerî bürokrasinin akıl ve düşünce melekelerini yitirdiklerini göstermektedir.
Bir general 20 milletvekilini hain ilan edebilir mi; demokrasilerde böyle bir şey söz konusu bile olamaz. Oysa Başbuğ, bütün BDP’li vekilleri vatana ihanet içinde gördüğünü açıklıyor.
TSK’yı Kuzey Irak’a sokmayı öneren bu “deha”nın, ülkeyi bir serüvene sürüklemekten başka bir meziyeti olmadığı da açıkça görülüyor.
Başbuğ, giderayak bu ülkeye, kanlı bir “çözüm” öneriyor.
“Beş defa bitirdik” dediği PKK’nın, her zamankinden daha güçlü olduğunu ve tükenmediğini ise göremiyor.
İşte burası tam da aklın bittiği yer.
Son günlerde artan PKK saldırıları Başbuğ’u bunaltmış durumda. “Uykularım kaçıyor, Güneydoğu’dan gelebilecek şehit haberlerini bekliyorum geç saatlere kadar” demişti Başbuğ. Bu açıklamada çaresizlik hali, yılgınlık durumu seziliyordu. Bu normal karşılanabilir. Hatta oldukça insani bir tepki.
Ama son açıklamaları Başbuğ’un, silahı bir çözüm yolu olarak görmeye başladığını, bunu tek çıkış yolu olarak benimsediğini ortaya koyuyor.
Tehlikeli olan da işte bu ruh hali.
Bazı emekli komutanlar yıllar sonra ülke siyasetine müdahil oldukları için özeleştiriler verdiler. Kürt sorununun sadece askerî yöntemlerle çözülemeyeceğini anlatmaya çalıştılar.
O komutanlar da Güneydoğu’da PKK’ya karşı mücadele etmiş, savaşmış anlı şanlı komutanlardı. Ama Kürt sorununun güvenlik tedbirleriyle çözülemeyeceği noktasına geldiler. Ağustosta emekliye ayrılacak olan Başbuğ’un önerisi ise askerleri dağa taşa sürmekten yana. BDP’lileri hain ilan edip içeri tıkmaktan yana. Yetmedi Barzani’yi de hain ilan edip TSK’yı Kuzey Irak’a sokmaktan yana. Kendisi emeklilik günlerini muhtemelen güneyde geçirecek. Ama 20’li yaşlardaki gençlerin dağda taşta telef olmasını doğuracak bir “çözüm”ü öneriyor.
İşte aklın bittiği yer burası...
İlker Başbuğ’un değerlendirmeleri içinde en kayda değer bölüm, PKK’yla ilgili bir itiraftı: “Bir dönem terör azaldı veya hiç olmadı, biz bunu yanlış algıladık. Sanki terör örgütü bitti, dağıtıldı. Aslında dağ kadrosu duruyordu ama eylem sayıları düşmüştü. Örnek 1999’dan 2004 yılına kadar eylem yok ancak örgüt bitmedi. Örgütün dağ kadrosu yine duruyordu. Burada bir algılama yanlışlığımız oldu. Biraz daha doğru algılasaydık o dönemde daha sağlıklı tedbirler alabilirdik.”
Bu itiraf şunun için önemli; ilk defa devletin tepesindeki bir isim PKK’nın beş yıl boyunca silahları susturduğunu kabul etti. Bu önemli bir itiraf, kabul edelim. İşin özü ise bugün de değişmedi. Sorunun çözümüne o günlerde nasıl ki itiraz eden, karşı çıkan, “biz tarafız” diyerek siyasileri baskı altına alan askerler olduysa, bugün de aynı TSK, sorunun çözümüne direnerek savaşın sürgit devam etmesine neden oluyor.
Başbuğ bu açıklamalarıyla sadece aklın bittiği yerde durduğunu göstermiştir. Yeni komuta kademesinin aynı kaderi paylaşmaması dileğiyle...