20 Aralık 2010 Pazartesi

Genelkurmay'ın metinlerini kim yazıyor? / Dr. Hamid Aydın

Anayasanın 3. maddesini diline dolayan bu zihniyet 10 maddeyi (Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir) neden görmezden geliyor.

Merak ediyorum.
Genelkurmay bir açıklama yayınlıyor. Güya son zamanlarda Türkçe haricinde bir dil ile eğitim yapılması ihtimaline (sanki başka dillerle yapılmıyormuş gibi) karşın fikrini söylemek gibi yüce bir amacı varken asıl kasıt; Anayasanın 3. maddesine dayandırdığı görüşü üzerinden politika yapmak ve Türkçe dışında bir dile –daha doğrusu Kürtçe’ye- yaşam alanı tanımamaları konusunda ilgili resmi ve sivil toplum organlarına “taraf” olduğunu göstererek gözdağı vermek.

Ancak ilginç bir çelişki var çünkü metni yazanlar Türkçe yazmayı bilmiyor. Evet evet yanlış okumadınız; Türkçe konuşmayı biliyor olabilirler ancak yazmayı kesinlikle bilmiyorlar. Düşünsenize manzarayı; Anayasanın koruma zırhı altında tutulan bir dili Kürtçeye karşı korumak için Genelkurmay “Türkçe olduğu tahmin edilen” bir dil ile mücadele veriyor. Üstelik düz bir metin halinde yazı yazmanın zorluğunu bildiğinden maddeler halinde sıralayarak giriş-gelişme-sonuç ilişkisi mecburiyetinden de kurtulmuş oluyor.

Bu satırların sahibi yıllarca Kuşadası’nda yaşadı. Her şeyin turistten kazanılacak birkaç kuruş para üzerine bina edildiği onlarca turistik beldeden biri anlayacağınız. Biliyorsunuz bu beldelerin en büyüğü İstanbul. Dolayısıyla ekmek teknesi olarak turizmi gören milyonlarca insan yaşıyor Türkiye’de. İngilizce, Almanca son dönemlerde Rusça ve Arapça dillerinden herhangi birini konuşabilenler çok şanslı. Ancak bilmeyenler için turizmden para kazanmak neredeyse imkânsız. Tabelaların bile turistlere göre düzenlendiği, Türkçe menü bulmanın bile büyük bir eziyet olduğu bu beldelerde yaşayan insanlara sorsanız herkes Türkçenin karın doyurmadığı gerçeğinden söz eder size.

“Ailenle bir uykuya dalacaksın, uyandığın zaman Türkçeyi şimdiki İngilizceyi bildiğin kadar çat pat konuşacak, İngilizceyi de şimdiki Türkçeyi bildiğin gibi konuşabileceksin” diye bir teklifte bulunsalar bunu red edecek pek bir babayiğit çıkacağını sanmıyorum. Aynı şey Kürtler için de geçerli. Hasankeyf’te tercümanlık yapan 7 yaşındaki çocuklar bile Kürtçe’nin karınlarını doyurmadığını, bildikleri beş on İngilizce kelimeyle geçindiklerinin farkındadırlar.

Peki verilen mücadele kime, ne yarar sağlıyor? Anayasanın 3. maddesini diline dolayan bu zihniyet 10 maddeyi (Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir) neden görmezden geliyor. Eğer bir işe yarayacaksa binlerce kişinin yazdığını bir kez de ben yazayım; Artık kimse böyle gerçek dışı beyanları dikkate almıyor. Hatta alay ediyor gençler. Ne demek “Büyük Önder Atatürk'ün Türk ulusuna armağan ettiği en büyük eseri olan Türkiye Cumhuriyeti…”

Türkiye Cumhuriyeti kimin malı ki kime hediye ediyorsun. Ha bi de “halk egemenliğine dayalı“ diye devam ediyor. Ya hu dilini yasakladığın bir halk nasıl Türkiye Cumhuriyetine egemen olabilir ki. Bu ikisinden biri kesinlikle yanlış olmalı. “Üniter devlet”, “ulus devlet”, “demokratik yapı” ve “sağlam hukuki temeller” gibi Türkiye Cumhuriyetinin özellikleri olarak aynı yazıda bahsedilen diğer tartışmalı konulardan hiç bahsetmeyelim.

***
Sevgili metin yazarları;
Bunlar ezberlerden akılda kalan cümleler. Bu tip metinleri biz ilkokulda birbirimize hava atmak için KES-YAPIŞTIR yöntemi ile yazar, adına da “edebiyat parçalamak” derdik. Sanıyorum bu geleneği ilerleyen yaşınıza rağmen devam ettirmekte hala ısrarcısınız.

Türkçe için bir şeyler mi yapmak istiyorsunuz. Gidin en yakın kitapçıya işe küçücük bir İMLA KLAVUZU satın almakla başlayın. Paranız artarsa yanına bir de TÜRKÇE-KÜRTÇE SÖZLÜK ilave etmeyi de unutmazsınız artık. İnanın bu Türkiye ve Türkçe için bir şeyler yapmak konusunda çok daha hayırlı şeylere vesile olacaktır.