BU yazıyı yazmadan saatler önce İstanbul'da havanın en soğuk anında, otoyolda aklımda kalan bir manzara: TSK'ya ait kaç yılından kaldığı belli olmayan bir araç, açık kasa, sağında solunda branda ve içindeki erler... Kaloriferin ısıtamadığı arabamın içinde onların arkasından giderken rahatsız oldum...
Sevgili dostlar, 750 milyar dolar olduk diyen bir ülkenin askerini taşıyacak daha iyi personel taşıyıcıları olmalı ve eminim var! Anlayamadığım neden, hâlâ bu araçların özellikle böyle bir havada kullanıldığı. O araca binenlerin asker olması, onların ciğerlerinin-böbreklerinin bizimkilerden farklı olması anlamına gelmiyor. Onlar da ana-baba kuzuları, onlar da insan ve onların da bizimkiyle aynı derecede hassas bedenleri var.
Bu manzaradan yola çıkarak, "Yılda 750 milyar dolar yaparız, 13 yıl içinde dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri olacağız" diyen Türkiye'ye, bu ülkenin kurumlarına ve en önemlisi onları yönetenlere sesleniyorum: Hiçbir gerçek ama hiçbir gerçek "insan haklarından" ve verdiğiniz kararın etkilediği "kişilerin" insan olma gerçeğinden daha değerli olamaz. O kamyonda, o çocukları gönderen komutana ve her alanda bu tip eylemlere imza atan herkese duyurulur...
Sonuç: Türkiye "büyüklüğüne yakışır" davranmayı her alanda öğrenmeli ve bunu sağlayacak "otokontrol mekanizmalarını" mutlaka kurmalı. Onları gönderen kimse, ona "dur" diyecek birileri mutlaka olmalı...
Son söz: Yukarıdaki yazıyı TSK eleştirisi olarak anlayanlar çıkabilir, onlara bir çift sözüm var: Sözlerim TSK'ya asla değil! Sözlerim, elinde imkân olmasına rağmen kullanmayanlara, imkân yoksa "yok" demeyenlere ve en sonunda askerine o aracı alamayan veya almayan-üretmeyen ama haftada 700 milyon dolar ila 1 milyar dolar arası faizi daha birkaç sene öncesine kadar 5000 kişiye ödeyen güzel ülkeme!