1. Kimi ABD’liye göre “Predatör”; kimi Ankaralıya göre “Heronumuz” bir şey belirliyor.

2. ABD’li “Kitle belirledik; gerisini Türklere bıraktık. Predatörü oradan yönlendirmemiş olsala, onların köylü olduğunu saptardı” diyor.

3. Ankaralı “Predatör değil, Heronumuz” derken dahi, “Az daha uçsa, köylü olduğunu saptar mıydı” sorusunu üstlenmiyor.

4. Başbakan “Haberim yoktu. Biz yetkiyi vermiştik. Samimiyetle. Genelkurmay da kullanmış. Sonradan haberimiz oldu, öncesinde olmadı” diyor.

5. Genelkurmay; 34 kişinin öldürülmesini pek anormal bulmuyor.

6. Başbakan “Hata da olabilir. Hatayı da özrü de açıkladık” diyor ama yetkiyi kullanan Genelkurmay’ın bir “özrü” yok. “Hata”yı yapan sorumlular yok. Siyasi sorumlu iktidarın bu sorumluluğu üstlenme, sorumluları hemen belirlemede niyet ve acelesi yok.

7. Silsile-i meratip şöyle:
Bildiren: Mr. Predatör veya velev ki Heronumuz
Habersiz olan: Hükümet, Başbakan
Bombalatan: Genelkurmay
Öldürülen: Çoluk çocuk 34 kişi!
Sorumlu: Heronumuz değilse de belki Neronumuz!

(19 Mayıs’ta statta bir güreş hareketi yaptılar diye, liseli erkek ile üniversiteli kız soruşturuluyor; “Anlık olaydı… Teknik gösterdik… Çok özür dileriz” diye sanki tüm kölüklerin kaynağıymış gibi ezilmek, suçluluk duymak, özür dilemek zorunda kalıyor!)

***

Başka bir vaka-i silsile-i meratip:

1. Tuğgeneral, bir itirafçının “sığınakta üç el bombası var” demesiyle, Savcı itirazına rağmen, “operasyon” emrediyor.

2. 300 asker dağa bağa dağılıyor.

3. Yarbay zırhlı ile kayboluyor.

4. Yarbay’ın kaybolmasıyla Albay telaşlanıyor.

5. Albay; Yarbay’ın (esas aracın) bulunması için, henüz bölgeyi bilmeyen, sivil kıyafetli Binbaşı, Üsteğmen, Teğmen’i de yolluyor.

6. Binbaşı, Üsteğmen, Teğmen vuruluyor.

7. Yaralılar götürülürken, hafif yaralı Teğmen unutulup epey zaman sonra alınıyor.

8. Resmi açıklamaya göre “Terörist saldırıda vurulan” üç subayın sivil kıyafetle, çok sayıda timin yayıldığı bölgede, kaybolan Yarbay’ı ararken saldırıya uğramasından kuşku duyulmuyor!

9. Heronumuz iş işten geçtikten sonra geliyor!

10. Aynı Tuğgeneral; bir yıl önce, “kaçırılan iki asker ve sağlık görevlisi” için Silvan’da askerleri operasyona yollamış, üç uzman çavuş, 10 er yemek yerken öldürülmüş. Komando Albay, Binbaşı ve Üsteğmen, mahkemede “Tuğgeneral’in kendilerini yem olarak attığını” iddia etmiş. Acil helikopter isteyen uzman çavuşa ise helikopter olmadığı cevabı gitmiş. Tuğgeneral ise, alay, tabur, bölük komutanlarını suçlamış!
Aynı Tuğgeneral’in, Mardin’der korucu köyüne ziyarete yollanıp dönerken iki astsubay ile bir uzman çavuşun pusuya düşürülmesinde de ihmali olduğu iddia edilmiş.

Mişmiş!


Silsile-i palavra!

Atanması yapılmayan öğretmenler Başbakan’a, “verdikleri sözleri” hatırlatmaktan bitap düştü.
Sırf onlar değil.
Üstteki “silsile”de, “emir komuta zinciri” sonunda, erlerin yanına düşüvermiş “uzmanlar”a da rastladınız.
Resmi, milli, dini tabirle “şehit” düşüp kutsananlar tabii Başbakan’a soramıyor, “Hani bize iyileştirme, insan yerine konma sözü vermiştiniz, seçimden önce” diye.
Kalan sağlar sormaya çalışıyor.
Meclis’teki askerlik kanunu dolayısıyla; (Emekli) dernekleri Emuzder, “sivil Meclis”in Milli Savunma Komisyonu Başkanı’nı ziyaret etti.
Ne cevap aldı, biliyor musunuz?
Vallahi, Genelkurmay size bir şey yapılsın istemiyor. Biz de yapamayız!”
Sivil iktidarın, sivil Meclis’teki sivil temsilcisi bunu dedi!
Sonra siz, “şehit edebiyatı”yla kifayet edin, olur mu?
Sıvasız hanelerin sayısız çocuklarının “silsile-i meratip”te yeri budur:
Ya toprağın altı, ya silsilenin en altı!
Medya da, sıra sıra tabutlar üstünde zıplarken, onların hayatını zerre umursamayabiliyor; asker ve sivil paşaları üzmemek için!
Canlıyken de zaten yoklar: Bakın, o köylüler de yok, bu askerler de!
Sil silebildiğince!