25 Ocak 2012 Çarşamba

Fırat'ın doğusu aydınlanırken... / Hüseyin Gülerce



Vesayet rejiminin en kanlı yüzü, faili meçhul cinayetlerdir. 12 Mart ve 12 Eylül darbelerine giden dönemlerden, 1990'lı yılların ortasına kadar binlerce faili meçhul cinayet işlendi bu ülkede.


Bu cinayetler aydınlatılamadığı için de, vesayetin bu kanlı yüzü, henüz karanlıktadır. Sıra şimdi bu karanlığın aydınlatılmasında...

Diyarbakır'da birkaç haftadır çok önemli bir gelişme var. Diyarbakır merkezde bir dönem jandarmanın istihbarat ve terörle mücadele merkezi (JİTEM Grup Komutanlığı) binası ile Diyarbakır Cezaevi ile Adliye Sarayı'nın bulunduğu tarihî İçkale'de yapılan restorasyon çalışmaları sırasında, şimdiye kadar bulunan kafatası ve kemiklerin ait olduğu insan sayısı 19'a ulaştı. Bu bölgede kazı yapılması için daha önce taleplerde bulunulmuş ama savcılık izin vermemişti. İlahi adaletin böyle sürprizleri oluyor. 

Yine Diyarbakır Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında, geçen hafta önemli bir adım daha atıldı. Şırnak Güçlükonak'ta Yağızoymak Jandarma Tabur Komutanlığı'nın bitişiğindeki boş arazide yapılan kazı çalışmalarında, giysileri ile birlikte gömülmüş halde 3 kişiye ait kemikler bulundu. Özbaşağaoğlu köyünden 1994 yılında "PKK'ya yardım ettikleri" iddiasıyla askerler tarafından gözaltına alındıktan sonra kendilerinden bir daha haber alınamayan 5 kişiden üçünü aileleri, üzerlerindeki giysilerden teşhis etti. 

Malum medya, faili meçhullerin aydınlatılması konusunda çok önemli olan bu gelişmeleri, tıpkı Ergenekon belgeleri ortalığa saçıldığında yaptıkları gibi geçiştirmeye çalışıyor. Yine görmezden gelme, önemsememe, dikkatlerden uzak tutma çabasıyla oralı olmuyor. Fakat Ergenekon'da ve Hrant Dink cinayetinde nasıl dümen kırmaya başladılarsa, yakında bunları da yazacak ve ekranlara taşıyacaklar. 

Vesayete payandalık eden medyanın tavrı gibi bir tavır da, PKK-BDP cephesinde var. Onlar da suskun ve oralı değiller. Neden? 

Çünkü Fırat'ın doğusundaki karanlıklar aydınlandıkça PKK'nın içyüzü, derin devlet bağlantıları da ortaya çıkacak. En önemlisi, bu karanlığı aydınlatmada, takdire şayan bir siyasî irade sergileyen AK Parti, bölgede haliyle kazançlı çıkmış olacak. Bu ise PKK-BDP cephesini tedirgin ediyor. Ayrıca faili meçhuller gündemde olduğu sürece, PKK'nın infazları da sorgulanacak. PKK'nın en büyük korkusu, kendisinin sorgulanmasıdır. PKK için en büyük tehlike, Kürt vicdanının uyanmasıdır. Ergenekon davaları büyük oranda Türk'ün vicdanını uyandırdı. Sıra şimdi büyük Kürt vicdanının uyanmasında... 

Nitekim bu uyanışla da ilgili çok önemli bir gelişme var. İki Kürt siyasetçi, geçtiğimiz günlerde, TBMM İnsan Hakları ve İnceleme Komisyonu bünyesinde oluşturulan alt komisyona, bölgede yaşanan olaylarla ilgili bilgi verdi. 30 yıl aradan sonra Türkiye'ye dönen Kemal Burkay, PKK'nın 1977 yılında derin devlet tarafından kurulduğunu, 1980'den sonra ise Suriye'nin kontrolüne girdiğini, Abdullah Öcalan'ın, yakalandıktan sonra Ergenekon üyesi komutanlar tarafından yönlendirildiğini söyledi. 

Burkay, PKK'nın, 1977 yılında devlet tarafından, diğer örgütleri etkisiz kılmak amacıyla kurulduğunu ve finanse edildiğini savundu. "PKK, bir devlet projesidir" diyen Burkay, PKK'nın Türkiye'nin yanı sıra, Avrupa'da da Kürtlere karşı suç işlediğini vurgularken, "Birçok Kürt siyasetçi ve aydın Avrupa'da, PKK tarafından öldürüldü." dedi. 

Kürt siyasetçi İbrahim Güçlü de komisyonda şunları söyledi:
"Ben derin devlet kavramına da katılmıyorum. PKK'yı Kemalist devletin kurduğuna katılıyorum. Sorun, Ergenekon sorunu falan değildir. Ergenekon, derin devletin ikinci, üçüncü hiyerarşisi tarafından yönetiliyorsa, PKK, Kemalist devletin birinci ve yakın bir yerden ele alındığını görüyorum. PKK ve Ergenekon aynı merkezden yönlendiriliyor."
Vesayetin payandaları için asıl zor dönem yeni başlıyor...