16 Ocak 2012 Pazartesi

Başbuğ ve terör / Ali Ünal


Türkiye'de büyük bölümüyle medyanın halkı doğru bilgilendirmediği, reyting kaygısının yanı sıra, ideolojik veya menfaate yönelik davrandığı bir vakıadır.

Meselâ, bazı kanallar, geçen hafta Meclis'te BDP milletvekili Sırrı Süreyya Önder ile AK Parti milletvekili Mehmet Metiner arasında geçen sözlü kavgada sadece Önder'in konuşmasını verip, Metiner'in BDP'nin mahiyetini ortaya koyan konuşmasını vermemekle açık ve belli ki maksatlı bir taraftarlık ortaya koymuşlardır. Aynı tavır, İlker Başbuğ'un tutuklanma gerekçeleri konusunda da ortaya konmakta, Başbuğ'un etrafında bir koruma halesi oluşturulmaktadır. 

Bilindiği gibi, Başbuğ'un tutuklanmasının ana sebebi, kamuoyunda İnternet Andıcı olarak adlandırılan "AK Parti ve 'Gülen Cemaati'ni bitirmek" maksadıyla pek çok internet sitelerinin bizzat Genelkurmay Karargâhı tarafından işletilmiş olmasıdır. Tutuklanan komutanların pek çoğu asıl sorumlu olarak Başbuğ'u işaret ettikleri gibi, emir-komuta zinciri altında çalışan bir müessesedeki bir komutanın astlarının faaliyetlerinden sorumlu olacağı da açıktır. Kaldı ki, Başbuğ'un hem Kara Kuvvetleri Komutanı, hem de Genelkurmay Başkanı iken "cemaatler" olarak nitelediği bazı dindarlardan rahatsızlığını defalarca dile getirdiğini biliyoruz. Başbuğ'un bu rahatsızlığı bu sütunda birkaç defa ele alınmış, onun "Toplumumuzun bu tür hareketlere (dindarların sosyal muhtevalı çalışmalarına) karşı bilinçlendirilmesi (...) amacıyla topyekûn bir mücadele verilmesi gerekmektedir. Askerin Cumhuriyet'in temel niteliklerine sahip çıkmak veya çıkmamak gibi bir seçeneği ve lüksü yoktur." sözleri aktarılmış ve şu değerlendirmede bulunulmuştu: "Anlaşılan, Sayın Başbuğ, yeni bir strateji izliyor. Önce (...) "cemaat" veya "cemaatler"in, sonra da iktidarın üzerine gelme stratejisi." Yani Başbuğ, kendisini tutuklayan yargı sürecinin iddiasına göre, baştan beri AK Parti'yi ve faaliyetlerden dolayı ancak yargıya hesap verme konumunda bulunan bazı "cemaat"leri bitirme gayesi taşıyordu. Demek ki bu gayeyle internet andıçları düzenlemek yasalar karşısında suç teşkil ediyordu ki, sorumluları, şimdi yargıya hesap verme konumunda bulunuyorlar. 

Başbuğ'un suçunun terör kavramına dâhil olup olmadığı konusunda fırtına koparanlardan kimse, yargının elbette kendisine göre davranacağı Terörle Mücadele Kanunu'na bakmıyor. TMK'nın 1. ve 2. maddeleri şöyle diyor: "Terör, cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasa'da belirtilen Cumhuriyet'in niteliklerini (...) değiştirmek, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, (...) devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, (...) kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir. Madde 2: (Söz konusu örgüt veya) örgütlerin mensubu olan kişi de, (zikredilen) suçları işlemese dahi terör suçlusudur.
TMK, ayrıca Türk Ceza Kanunu'nda zikredilen pek çok suçu, meselâ 96. maddede kişilere insan onuruyla bağdaşmayan "bedensel veya ruhsal" acı çektirmeyi, kişileri aşağılamayı; 112. maddede kişilerin eğitim ve öğretimini engellemeyi; 213. maddede kamu barışına, yani "bireyler arasındaki ilişkilerde hu¬kukun egemen olduğu toplum düzeni"ne karşı işlenen suçları, sözgelimi, "halkın hayat, sağlık, bedensel dokunulmazlık ve mal varlığı" bakımından tehdit edilmesini ve bu hususlarda endişe ve panik meydana getirmeyi TMK'nın 1. maddesinde zikredilen maksatlar istikametinde işlenmeleri durumunda yine terör suçu olarak niteliyor. Ve gayr-ı muayyen kişilerden oluşan kitlelerin de tehdide muhatap kılınmasını terör suçunun oluşmasında yeterli görüyor. 

Hükümeti kuran partiyi ve "cemaat" veya "cemaatler"i bitirmeyi hedef almak, böylece elbette hükümeti yıkmaya ve hükümetiyle halkın arasını açarak, devletle milletin bölünmez bütünlüğünü bozmaya çalışmak, ordu olarak "cemaatler"le topyekûn mücadele etmeme lüksü bulunmadığını açıkça deklare etmek, bu maksatla muayyen, gayr-ı muayyen milyonlarca insanı töhmet altına almak, karalamak, aşağılamak, onlara "ruhsal acı" çektirmek, hem kendilerinde hem haklarında endişe ve panik meydana getirmek, baskı, korkutma, yıldırma ve sindirme yöntemlerine başvurmak, böylece kamu barışına da kastetmek, bu maksatla Karargâh'ta bir oluşumun meydana getirilmesi, TMK'ya göre terör suçudur. Ve terör suçlularının özel yetkili sivil mahkemelerde yargılanacağı da Anayasa'da açıktır. Dolayısıyla, bu konuda üzerine düşeni yaptığı için yargıyı ancak kutlamak gerekir ve Başbuğ etrafında farklı fırtına koparmak, kanunsuzluğa çağrıdan başka bir şey değildir.