14 Ağustos 2013 Çarşamba

Afganistan’ın ilk kadın savaş pilotu

Tehlikeli görevlerde Afganistan’ın cephelerinden yaralı askerleri taşıyor. Bugüne kadar iki hükümet altında Taliban’a karşı mücadele veren, Özbek diktatörle birlikte savaşan Latife Nabizada, Afganistan Hava Kuvvetleri’ne katılan ilk kadın pilot olarak tarihe geçti. Nabizada, göklere olan aşkını, cephelerde geçen yıllarını, Taliban'dan nasıl kaçtığını ve gelecekten beklentilerini anlattı.



Latife Nabizada ve kardeşi Lailuma 1991 yılında helikopter uçuş okulundan mezun olduklarında, ülkelerinin ilk kadın pilotları unvanını elde ettiler. Ancak, kanatlarına ve görevlerine kavuştukları dönem, Afganistan’ın yıkıcı iç savaş günlerine denk geldi. İki kadın, kendilerini anında korkutucu bir çatışmanın içinde buldu. Pilot kardeşler, ABD’nin desteklediği mücahit gerillalara karşı, Rusya’nın desteklediği, etrafı kuşatılmış Muhammed Necibullah hükümeti için savaşıyordu.
Bugün 40 yaşında olan Albay Latife, yardımcı pilotu olan kardeşiyle Sovyet yapımı hantal Mi-8 helikopteriyle gerçekleştirdikleri erzak ve yaralı asker taşıma görevlerinde CIA’in sağladığı ısı güdümlü uçak savar füzelerinin salvolarına karşı nasıl karşı koyduklarını, Daily Beast’e verdiği özel röportajda anlattı.
“Stinger füzeleri nedeniyle birçok uçuş çok büyük risk taşıyordu... Mücahitler uçaklarımızı o füzelerle sürekli düşürüyordu... Ancak biz bunu umursamadık... Eğer risk almazsanız, dileğiniz gerçekleşmez.”


Etnik Özbek olan Latife, başkent Kabil’deki bir restoranda kahverengi bir Afgan elbisesi ve aynı renkteki şalıyla oturduğu günlerde hep uçmayı hayal etti. “Göklere aşığım... Gökyüzüne ne kadar yakın olursam o kadar fazla mutluluk duyuyorum.” 

AFGAN KADININ CESARETİNİ GÖSTERDİ

Latife, kardeşiyle Kabil’de büyüdükleri yıllarda hiçbir zaman oyuncak bebeklerle oynamadı. İkisi de pilotçuluk oynayarak vakit geçirdi. “Hayallerimizin peşinden gittik” diyen Latife ve Lailuma, aldıkları yüksek derecelerle mezuniyetin ardından tıp veya mühendislik okuma şansını elde etti. Ancak her ikisi de hiç çekimserlik göstermeden 1988 yılında pilotluk için gönüllü oldu ve kabul edildiler. Bir yıl sonrasında, mağlubiyet almış olan Sovyet ordusu Afganistan’dan çekilecekti. Necibullah’ın cinayetlere varan kötü muamelesine rağmen, komünist eğilimli otoriter rejim, kadınların eğitimlerine ve haklarına sadık kalmıştı.
Latife, ilk solo uçuşunu 1991 yılında, Tacikistan sınırına yaptığı 90 dakikalık ikmal göreviyle gerçekleştirdi. Latife, ‘hayatının en güzel günü’ olarak anlattığı uçuş hakkında, “O gün gururluydum ve dünyaya, Afgan kadınının, Afgan kardeşlerimizle eşit ve onlar kadar cesur olduğunu gösterdim” dedi.
İlk görevinin ardından, meslektaşları Latife’yi kendilerinden biri kabul etti. “Kadınların halen baskı altında olduğu ve erkeklerden aşağı görüldüğü günlerde yaşanan bir dönüm noktasıydı... Afgan kadınının otoritesini ortaya koymuştum.” 

Latife ilk büyük başarısının ardından hayatının en güzel tecrübesini yaşadı. Annesini, Kabil’den kuzeydeki Mezar-ı Şerif kentine uçakla götürmüştü. Uçuştan önce hala endişeli olan annesi, uçağa binmeden önce kokpit penceresine kafasını uzatarak pilot koltuğunda kimin oturduğunu kontrol etmişti. 

“O GÜN İYİ Kİ STINGER FÜZELERİ YOKTU”

Latife, Stinger füzelerinden korkusunu uçuş sevgisiyle aşmayı başardı. “Hayal ettiğim işi yaparken ve yanımdaki koltukta kardeşim otururken, korku çabucak ortadan kalktı...Savaşmak ve uçmak rutin hale geldi.” 

Yine de, Latife’nin füzelerden kıl payı kurtulduğu zamanlar oldu. Birçok görevinde, Stinger’ları yanıltmak için yüksek ısılı fişekler kullandı. Ancak fişekler, füzeleri hedefinden saptırsa da helikopterin jet motorlarından çıkan egzoza yönlendiriyordu. 1998 yılında ise Latife neredeyse Taliban’ın tutsağı oluyordu. Kuzeydeki Faryab eyaletinde, cepheye mühimmat taşımak için henüz iniş yapmıştı ki, köylüler koşarak ona geldi ve bölgenin Taliban tarafından ele geçirildiğini belirtti. 

“Taliban’la mücadele eden birlikler yerine, Taliban birliklerinin ortasına indiğimi fark ettim” diyen Latife, bir şekilde birkaç köylüyü helikoptere doldurarak tüfek atışı altında helikopterini havalandırmayı başardı. Latife, o gün Taliban’ın elinde Stinger füzesi olmadığı için hala şükrediyor.
Daha az tehlikeli görevlerinde, Latife köylere iniş yapmaktan ve modern bir makineyle uçan bir kadını görmek için koşuşan Afgan kadınları tarafından kuşatılmaktan çok hoşlanıyordu. “Köylü kadınlar bana ve yaptığım işe inanılmaz ilgi gösteriyorlardı... Onları kendi hayallerini takip etmeleri için cesaretlendirdiğimi düşünüyorum.”

EN RUTİN İŞİ: YARALI ASKER TAŞIMAK

Latife, 1992 yılında rejim mücahitlere karşı yenildiği zaman uçma hayalinin sona ereceğinden korktu. “’Buraya kadar’ diye düşündük... Mücahitlerin kadınlara olumlu bir bakış açısı yoktu.”
Cesaretini kaybeden Latife, Kabil’de ailesinin yanına gitti ve olacakları beklemeye başladı. Ancak kendisini şaşırtan bir gelişme oldu ve mücahit hükümeti onu yeniden silahlı birliklere katılmaya çağırdı. Latife, tekrar göklerdeydi. Ancak mücahit güçlerin birbirleriyle çatışmaya başlamasıyla Kabil’in top mermisi yağmuru altında kalması, binlerce kişinin ölümüne, şehrin harabeye dönmesine, Latife’nin de 1993 yılında Mezar-ı Şerif’e kaçmasına neden oldu.
Latife, burada Özbek lider Abdül Raşid Dostum ile tanıştırıldı. Kuzeydeki en sert diktatör olarak kabul edilen Dostum, Latife’yi arkadaş kabul etti. Latife, tanıştıkları günü “İyi bir adamdı, ailemi ve işimi korudu... Yardımcılarına bana ev ve  yemek vermelerini, hava kuvvetlerinde de göreve getirilmemi söyledi” diyerek anlatıyor.
1996 yılına gelindiğinde, Taliban Kabil’i ele geçirdi ve Afganistan üzerindeki kontrolünü güçlendirmek için Mezar-ı Şerif’e doğru ilerlemeye başladı. Sonuç olarak, Latife gece gündüz Dostum’a bağlı birliklere mühimmat ve erzak taşımaya başladı. Görevlerini, yaralı, hasta ve ölmüş askerleri cepheden getirerek bitiriyordu.
Latife için sıhhıye helikopteri kullanmak 1990’larda rutin bir iş haline geldi. Bugün hala, yaralı askerleri taşımak en zor görevlerinden biri. “Taşıdığım yaralı ve ölü askerlerin sonu gelmeyecek gibi görünüyor” diyor üzgün bir şekilde.
Savaş alanından Kabil’e yaralı ve ölü askerleri taşıdığı en son görevini anımsatıyor: “Hepsi çok gençti... Bu kadar genç çocukların uzuvlarını kaybetmelerini, ölmelerini görmek çok üzücü.” 

TALİBAN’IN ANA HEDEFİ OLDU

Mezar-ı Şerif’in Ağustos 1998’de Taliban’ın eline geçmesi, Latife’nin hayatında bir dönüm noktası oldu.
Kaçma girişimi esnasında, kardeşiyle beraber, teknik sorunları olduğu belirtilmesine rağmen bir helikopterle Özbekistan sınırında uçmaya başladılar. Ancak anne ve babaları ile kardeşlerini geride bırakamayacaklarını bilerek kısa süre sonra U dönüşü yaptılar.
Helikopteri indirdiler ve kaosun içindeki şehirde gözden kayboldular. Taliban onun peşine düşerken, Latife saklanmaya başladı. “Taliban kadın bir pilot olmam gerçeğinden nefret ediyordu... Onların zihniyeti, ‘Bu kadın düşman birlikleri için uçmaya nasıl cesaret eder’ şeklindeydi.” 

Taliban, Latife’yi yakalamayı o kadar çok istiyordu ki, üç erkek kardeşini gözaltına alıp işkenceden geçirdi. Latife, “Kardeşlerim cesaretle direndi ve bulunduğum yer hakkında bilgi vermedi” dedi.
Mezar-ı Şerif’te kalmanın, Latife için çok riskli olduğu aşikardı. Burka giyinen Latife, Taliban kontrolündeki Kabil’e kaçmayı başardı. Kabil’e ulaştığında, kapalı kapılar ardından oturmak zorunda olan, işe veya okula gidemeyen kadınların halini gördüğünde şaşkına döndü. “Kabil’deki kadınlar yaşayan ölülerdi” diyor o günleri hatırlarken. 

Saklandığını bilen kendisi gibi pilot olan bir arkadaşı, Latife’nin moralini yüksek tutmak için elinden geleni yaptı. Saklanmaktan bıkan Latife, 1998’in sonlarında Pakistan’a kaçmaya karar verdi. Ancak bu olumlu bir manevra değildi. Pakistan’da köleliğe yakın bir hayat elde edebilmek için hayatlarını kurtarabiliyorladı. Latife, bir halı fabrikasında çalışmaya başladı.
“Tüm gün halı dokuyor ve gün sonunda bir avuç kadar rupi alıyordum... Yüksek rütbeli bir görevden, sıradan, eğitimsiz kadınların yaptığı bir işe başlamak acı verici ve cesaret kırıcıydı... Tüm bunlar Taliban yüzünden başıma geldi.” 

KADINLAR HALA KORKUYOR

Latife, Taliban rejiminin yıkıldığı 2001 yılına kadar Peşavar’da kaldı. Taliban’ın ani çöküşünü, ‘hayatındaki en sansasyonel olay’ olarak tanımlıyor. “Güçlü ve sert Taliban’ın gittiğine ve yeni, modern, kadın haklarına saygı duyan bir hükümetin geldiğine inanamıyordum” diyerek özetliyor hislerini.
Hemen Kabil’e giden Latife, Taliban tarafından kullanılmış evine yeniden kavuşmayı başardı. Taliban’ın, kontrolde olduğu zamanlarda evlerinde ne yaptığını hala tahmin edemediğini söylüyor. Acı bir şekilde, “Bizi hiçliğe doğru görütüyorlardı” diyor.
ABD’nin desteklediği Hamid Karzai önderliğindeki hükümet altında, Latife yeniden hava kuvvetlerine katıldı ve helikopter kokpitindeki yerine geçti. Elden geçirilen, eski Mi-8 helikopterleriyle düzenli olarak ikmal ve asker taşıma görevlerine katılıyor. Ancak küçük ve modern teknolojiden geri kalan Afgan Hava Kuvvetleri henüz savaş uçuşları yapabilecek kapasitede değil.
Hava Kuvvetleri’nin modern uçak sayısında sıkıntı çekmesinden dolayı hayal kırıklığı yaşayan Latife, öte yandan Taliban’ın gitmesinden bu yana Afgan kadınının toplum hayatında gösterdiği ilerlemeden memnun. Bugün, kendisi dahil Afgan Hava Kuvvetleri’nde başka kadın pilotlar var. “Afganistan’da ilerleme görüyorum ancak bu halen çok yavaş bir ilerleme... En azından, daha iyi bir gelecek için doğru bir yönde ilerliyoruz.”
Yine de, Latife Afgan kadınının her alanda eşitlik elde edebilmesi için hangi yollardan geçmesi gerektiğinden emin değil. Kırsal bölgelerde, Taliban baskısı hisseden köylere uçtuğu zaman morali bozuluyor. “Kadınlar, sanki Taliban kontrolü altında yaşamaya devam ediyormuş gibi yaşıyorlar” diyor. 

“CESARETLİ OLMAK ZORUNDAYIZ”

Tüm cesaretine rağmen, Latife geleneklerinden kopmayan bir kadın. 31 yaşındayken, anne-babasının düzenlediği bir düğünle evlendi. Afgan ordusunda yüzbaşı olan eşiyle, üç ay süren nişan sürecinde tanıştı.
“Anne ve babamın yapacağı yargıya güveniyordum” diyen Latife, eşiyle tanıştığında ilk olarak elleri, kolları, bacaklarının yerinde olup olmadığını kontrol etmiş. “Savaş nedeniyle, her Afgan kadını kocasının engelli olup olmadığını kontrol etmel ister.” 

Evliliğinin üçüncü yılında, kızı Malalai dünyaya geldi. Tesadüf eseri, yardımcı pilot olan kardeşi Lailuma, aynı günlerde hamile kaldı. Lailuma, 2007 yılında doğum esnasında öldü. Bebek hayatta kalsa da, Latife kardeş acısına boğuldu. 

Malalai, bir aylık olduğu günden bu yana annesinin kokpitinde büyüyor. Latife, “Bebeğimi bırakabileceğim bir yer yoktu. Bu yüzden onu da helikoptere almak zorundaydım... “Kızım helikopterin içinde büyüdü" diyor.
ABD’li uzmanlar, anne ve kızının aynı helikopterde bulunmasının çok riskli olduğunu belirtse de, Latife komutanlarından izin almayı başarmış. Yine de, Malalai ile uçtuğu her sefer içine bir korku girdiğini kabul ediyor. 

Latife aynı zamanda ABD’nin başını çektiği koalisyon güçlerinin 2014 sonunda geri çekilecek olmasından da endişeli. Bu durumun, Afgan kadınlarının son 13 yılda gösterdiği ilerlemeyi tehdit edeceğine inanıyor. “Taliban rejimi altındaki günlere geri dönmek istemiyorum... Bunu engellemek için kadınlar cesur olmalı... Eğer cesaretiniz yoksa, istediğinizi alamazsınız... Savaştan bıktık ancak gösterdiğiniz ilerleme ve elde ettiğiniz hakları kaybedemeyiz” diyor. 

Taliban’a mesajı ise açık: “Lütfen şiddeti durdurun ve kadınların eğitim görmesine izin verin.”
Latife, ABD ve müttefiklerine Afganistan’da yaptıkları fedakarlık için minnettar. “Afganistan’da harcadıkları kan ve para boşa gitmedi... Kadınları ve Afganistan’daki tüm insanları korudunuz.”
Yine de, Latife bugüne kadar elde edilenleri koruma görevinin bir gün Afganlıların kendisine düşeceğini biliyor.