Genelkurmay Başkanlığı’nın Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanması konusu buzdolabında bekleyen yemeğe benziyor.
Zaman zaman masaya konuyor bitirilmediği için tekrar dolaba kaldırılıyor.
Konu Başbakan’ın “TSK’nın Balyoz açıklaması yanlış oldu” sözleri nedeniyle tekrar önümüzde. Dileriz bu kez sonuçlandırılır.
12 Haziran seçimi fırsattır.
AKP ve CHP seçim bildirgelerine bu taahhüdü koymak suretiyle yılan hikâyesini bitirebilirler. İklim buna müsaittir.
AKP milletvekili Halûk Özdalga dün bir Silâhlı Kuvvetler Reformu çerçevesinde Genelkurmay Başkanlığı’nın Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanmasını önerdi.
Bu değişiklik, ordunun sivil hükümetlerin denetimi altında olduğunu gösteren moral önemi daha ağır basan bir tedbirdir.
Genelkurmay bugün Savunma Bakanı’na bağlı değil de başına buyruk bir yapı mı?
Değil.. Nitekim Başbakan Strasbourg’da TSK’nın “yanlış”ını söylerken şu doğruyu da teslim etti.
“Ordu sivil iradenin yönetimi altındadır. Sivil irade ne yönde adım atıyorsa onlar da uyuyorlar” dedi.
Tespit doğru ama şekil şartı yerine getirilmediği için farklı görünüyor.
Çünkü hiçbir demokraside Genelkurmay Başkanı Savunma Bakanı’nın önünde olmuyor. Yani mesele artık sadece “şekil yanlışı” niteliğine inmiştir ve düzeltilmesi zamanı gelmiştir.
Türkiye’de askeri vesayet kalmadığı halde kuruntusu hâlâ yaşıyor. Hiyerarşi düzeltilerek bu hayalet kaldırılabilir.
Olumlu sinyaller veren CHP’nin reform çalışmasına katılması, rejim için zaaf yaratmayacak bir çözümün gerçekleşeceğine halkın güven duymasını kolaylaştırır.
Savunma bakanının önünde yürüyen bir Genelkurmay Başkanı eskiden bize özgü bir güç ve önem göstergesi idi. Artık tersi...
Orduyu da, demokrasimizi de ikinci sınıf gösteriyor!
Hortlayan DGM
TSK’nın Balyoz açıklaması bıçağın kemiğe dayandığını haber veren bir yardım çağrısı idi.
Şikâyetler halkla paylaşılacak yerde Genelkurmay Başkanı tarafından Başbakan’a ikili görüşme konusu olarak götürülse elbette daha isabetli olurdu.
Ama komuta kademesinin, tutuklu asker ailelerine karşı bir şeyler yaptığını göstermek mecburiyeti altında bunaldığını da tahmin etmek gerekir.
Sebeplerin üstüne yürümek lâzım.
Genelkurmay’ın Balyoz açıklaması davaların düşürülmesini talep etmiyor.
Sadece adil yargılanma haklarına saygı gösterilmesini istiyor.
Yani bir anda 163 asker tutuklanıp cezaevine konulmasa, tutukluluğun peşin ceza gibi uygulanması yanlışına düşülmese bu tartışma hiç yaşanmayacaktı.
Sorunun kaynağı “yeni DGM’ler” diye anılan özel yetkili mahkemelerde yaşanan haksızlıklar ve yanlış uygulamalardır.
Ankara Barosu önemli bir çağrı yaptı:
Özel yetkili mahkemeler adil yargılanma hakkını zayıflatıyor, savcıların yetkilerini de savunmayla dengelenemeyecek şekilde artırıyor. Bu mahkemelerde DGM’ler hortlamıştır, o nedenle kaldırılmalıdır!
Seçim bildirgelerinde bu taahhüdü görmek isteyen Ankara Barosu hatırlatıyor:
“Hiçbir demokratik ülkede iki farklı ceza yargısı düzeni olamaz. Adil yargılanma ve savunma hakları kısıtlanarak devlet otoritesinin pekiştirilmesi amaçlanamaz.”
İşte meselenin de çözümün de can damarı burada atıyor:
İktidar yeni DGM’lerin yarattığı korkuyu muhalifleri kontrol etmek için alabildiğine kullanıyor.
Bu silâhtan vazgeçmeye razı olur mu?