28 Haziran 2012 Perşembe

Vur emrini kim verecek / Abdülkadir Selvi

Bizde kritik MGK denildi mi, irtica gündemli toplantılar hatırlandığı için, bugün yapılacak olan MGK toplantısına ad vermekte zorlandım doğrusu.
Suriye'nin uçağımızı düşürmesiyle başlayan süreç nedeniyle, tarihimizdeki kritik MGK toplantılarından biri yapılacak. Belki de tek gündemli bir MGK bildirisi yayınlanacak. 

Başbakan'ın grup toplantısında verdiği siyasi mesajların yanına bu kez MGK'nın ağırlığı ilave edilecek.
Bu arada angajman kurallarının değişmesinin içeriği de netleşmeye başladı.

Başbakan Erdoğan da açıkladı, 1 yıl içerisinde hava sahamızda 141 ihlal yaşandı. Görüştüğüm kaynakların verdiği bilgiye göre bunların kısa süreli, 'Hata' olması nedeniyle, en üst makamlara kadar iletilmeden, uçağın frekansına girerek ya da karşı radarı uyarmak suretiyle hava sahamızı terk etmeleri sağlanmış. Bunlardan 5'i de Suriye helikopterlerine ait. Haziran ayının 20 gününde 17 ihlal var. Bu sadece bizim hava sahamızda olan. Her ihlalden dolayı bir uçak düşürülecek olsa, yer küremiz uçak enkazından geçilmez.

Suriye ordusunun silahlanma sistemlerini kuran Rusya'nın Hava Kuvvetleri Komutanı Bondarev bile, 'Suriye, Türk uçağını vurmadan önce savaş uçaklarıyla uyarabilirdi' deme gereği duydu.

Uçağımızın vurulduğu 20 Haziran tarihinden bu yana, uçağın silah yüklü olmadığı, eğitim- test amaçlı olduğuna dair bilgiler veriliyor. 

Denize 100 metre mesafeden alçak eğitim uçuşu yapan bir uçağı tespit edebilecek radar sistemlerine ve vuracak füzelere sahip olan bir ülke, iyi niyetli olsa, bunu tespit etmekte zorlanmazdı. Zaten uluslararası hava sahasında olan bir uçağı vurmak için özel bir çabanın sarf edilmesi gerekiyor. 

Zaten Esad yönetimi de bunu yapmış.
Bu noktada tüm yanlış anlamaları dikkate alarak, bir eleştiride bulunmak istiyorum. Böylesine belalı bir coğrafyada, kendi halkını bombalamakta tereddüt etmeyen zalim bir yönetimin burnunun dibinde test uçuşu yaparken, bazı önlemlerin alınması gerekmez miydi? Örneğin radar ve füze tanıma sistemlerine sahip bir uçak seçilemez miydi? Ya da 'badi' denilen silahlı yardımcı bir uçak, uçuşa eşlik edemez miydi? Bu tür uçuşlarda havadan radar ve füze ikaz sistemlerine sahip F-16'larla, pilotun güvenliği için denizde gemiyle tedbir alınamaz mıydı? Bunu Suriye yönetiminin alçakça yaptığı saldırıya bir gerekçe olarak yazmadığım bilinir. 

Suriye konusunda dünden itibaren Rusya'nın tavrında bir değişiklik gözleniyor. Rusya Devlet Başkanı Putin'in Başbakan Erdoğan'la görüşmesi önemli. Çünkü Suriye'nin uluslararası camiadaki dayısı Rusya. Ruslar ayrıca S-300 füzelerinin bu ülkeye satışını da, 'yukarıdan gelen bir emir'le askıya aldıklarını açıkladılar. Yukarı, yani Putin. Ama bu ne kadar sürer, hangi pazarlığın bir sonucudur görmek gerek. 

Ayrıca uçağımızın vurulduğu Lazkiye limanında Rusların savaş gemisi bulunuyor. Amiral Çabanenko savaş gemisi, Smetliviy savaş gemisi ve Yaroslav Mudri firkateyni. Bunların arasında Amiral Çabanenko savaş gemisinin en önemli özelliği, dünyanın en gelişmiş hava savunma sistemlerine ve güçlü radarlara sahip olması.

Uçağımızın uluslararası hava sahasında vurulduğunu bağımsız kaynaklardan elde edeceğimiz verilerle ortaya koymak istiyoruz. Ruslar radar görüntülerini bizimle paylaşmaya yanaşırlarsa, bu konuda bir ilerleme sağlanabilir.
Bu arada Suriye'yle ilgili angajman kurallarının değişmesi konusunda çok önemli bir ayrıntıya ulaştım. TSK'nın, Suriye'ye yönelik angajmanının değiştiğini açıkladı Başbakan Erdoğan.
Suriye'den sınırlarımıza yönelik ihlal anında cezalandırılacak.
Elimiz tetikte olacak ama peki 'ateş'
emrini kim verecek? Önemli bir soru.
Yukarıda rakamlarını verdiğimiz hava sahası ihlallerinde, kısa süreli sapmalar olduğu için, üst makamlar dahi bilgilendirilmeden uyarı görevi yapılmış.
Ama yapılan uyarılara rağmen ihlalde ısrar edildiği ve uçaklarımızı kaldırmamıza rağmen hava sahamız terk edilmediği taktirde vur emri sivil iradeden alınıyormuş. Yani Başbakan'dan. Ancak bölgesinde huzur ve güven ülkesi olarak bilinen Türkiye, şimdiye kadar hiçbir uçağı düşürmemiş. Zorunlu iniş yaptırılanlar var ama düşürülen yok.
Ama düşürülmesi ya da vurulması gerektiğinde, sorumluluk sivil iradede olacağı için Başbakan'dan izin alınması gerekiyormuş.

Angajman kurallarının değişmesiyle birlikte, 'vur emri' için artık Başbakan'dan talimat beklenmeyecekmiş. Harekat emrini veren yerel askeri birlik komutanı, 'vur emri'ni vermeye yetkili kılınmış. Örneğin 2. Ordu'nun bulunduğu Malatya Askeri Havaalanı'ndan kalkan uçaklarsa, 2.Ordu komutanı yetkilendirilmiş.

Türkiye, 'Hazır ol cenge, ister isen sulh-u salah' pozisyonunda...