20 Haziran 2012 Çarşamba

Güvenlik zaafı / Ahmet Turan Alkan


Yine bir karakol baskını, yine ağır zayiat; bir yanda ılıman ve ümitvar bir atmosfere kavuşuyoruz diye sevinirken şoka uğradık hocam!

-Bu musibet inşallah kanı suyla yıkamak basiretini gölgelemez Çekirge. Başbakan'ın, "Silahlı tehdit devam ettiği sürece güvenlik politikalarına devam edilecek; silah terk edilirse müzakere süreci başlayacak" anlamına gelen yaklaşımını başından beri destekliyorum; ama bir şartla: Bu siyâsetin kaçınılmaz tamamlayıcısı, silaha davrananı pişman etmektir.

-Yani?

- Güvenlik zaafı göstermeye hakkımız yok Çekirge. Son saldırıda silahına davrananı caydıramadık; daha önce baskın yemiş karakolumuz yeniden baskına uğradı, ağır kayba uğradık. Haber kaynakları, herhalde kamuoyunu teskin ve teselli etmek için, "on terörist öldürüldü" ayrıntısını ilave etmeyi unutmadılar. İnanan çıkmış mıdır dersin?

-Yoktur öyle bir şey demeye getiriyorsunuz?

-Yüksek sesle düşünüyorum; eskiye nazaran en azından, "Teröristler çember içine alındı; tamamen imha edilmeleri an meselesi olup, sıcak çatışmalar hâlâ sürdürülmektedir" neviinden palavralar servise konulmadığından müsterih olabiliriz. Bu akılları hangi iletişim dehâsından aldılarsa iade etmiş olmalılar herhalde! Onun yerine "Onlardan da on kişi öldü" ekstrası katılıyor haber menüsüne. Böyle olunca zâhir tepkimiz yumuşayacak diye düşünüyor olabilirler.
-Başbakan yardımcısı Bülent Arınç'ın bir cümlesi, dikkatimi çekti hocam, "Teröristler çok kalabalıklardı ve ağır silahları vardı" demiş...

-Kim bilir hangi uzun cümlenin içinde geçen ve bağlamından jiletle kesilerek kuşa döndürülmüş bir cümle olmalı bu, ama kara mizah şâheseri gibi görünüyor değil mi? Arınç gibi kelimeleri tartarak konuştuğu intibaını veren bir siyasetçinin böyle manşetler vermemesi gerekirdi; kezâ Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız'ın "Saldırının zamanlaması çok manidar" değerlendirmesini de aynı cümleden saymak gerekiyor. Zamanlama manidar olmasa, sanki bu saldırı daha hafif atlatılabilirmiş gibi bir mânâ uyanıyor zihninde. Belli ki bu da bağlamından koparılıp manşetleştirilmiş bir ifadededir de, yılların siyasetçilerine nerede nasıl konuşmaları gerektiğini öğretmek bize düşmez herhalde...

-Ana fikre dönersek...
-Doğru, ana fikri dönelim; karakolda baskına uğrayanlar saldırıyı püskürtebilmiş olsalar müzakere masası daha sahici ve görünür hale gelebilecekti diye düşünmekte haklıyız. Maalesef baskın veren değil baskına uğrayan taraftayız Çekirge; sürpriz yapan değil sürprize maruz kalan, şaşırtan değil şaşakalan tarafız. Bu kadar "mâruz" ve bu kadar "müteessir" tarafın müzakerecilik ve problem çözme kabiliyeti ise tartışılır.

-Daha açık ifade etseniz...
-Bunun daha açığı var mı Çekirge? Güvenlik unsurlarımız, güvenlik politikalarını lâyık-ı vechile desteklemiyor, siyasetçinin elini kolaylaştırmıyor, yardımcı olmuyor veya olamıyor. Gücü mü yetmiyor, eli ayağına mı dolaşıyor? Aynı karakolun ikinci kere baskına uğraması ne demek Çekirge? Böyle eylemlerin vücut dili vardır ve bu dili herkes anlar. Sen burada kendini sathı müdafaa edemediğin gibi hattı da, yani karakolu, askeri birliği de kontrol edemiyorsun demektir bu. Beni silahla alt edemezsin anlamına geliyor; öyle olduğu için müzakere süreci de kendiliğinden tıkanıyor. Teröristinden dayak yedikten sonra masaya oturan bir hükümeti kamuoyu kesinlikle affetmez ve hoş görmez.

-Ne olmak ihtimâli var bundan sonra hocam?
-Bilsem elbette söylerdim ama şu kadarı açık: Güvendiğimiz dağlara kar yağıyor Çekirge; görüşmeler yoluyla siyaset yürütmek için hükümetin eli zayıflatıldı. Bu raddeden sonra, Suriye'de olup biteceklere dikkat kesilelim denilebilir ancak. Bakalım G-20 zirvesi nasıl sonuç verecek?