23 Şubat 2016 Salı

Türkiye'nin PYD ile imtihanı / Yaşar Yakış

Müttefikimiz ABD, 17 Şubat günü Ankara'nın göbeğinde gerçekleştirilen hain saldırıyı samimiyetle kınamakla beraber, failin kimliği konusunda halen mütereddit görünüyor.
 
 
Aynı şekilde Türkiye'nin, bu eylemin arkasında PYD'nin olabileceği konusundaki teşhisini de tereddütle karşılıyor. Türkiye'nin ileteceği kanıtların inandırıcılığına göre belki tutumunu değiştirir. Devletlerin her olayı tamamen aynı şekilde değerlendirmeleri maalesef her zaman mümkün olmuyor. Birçok ülkenin Hamas'ı terör örgütü saymasına rağmen Türkiye'nin onu terör örgütü olarak görmemesi gibi. ABD de PYD'yi Türkiye'den farklı değerlendiriyor.

Velev ki ABD, PYD'nin PKK ile aynı örgüt olduğunu kabul etse dahi, zannetmeyelim ki sorunumuz çözümlenmiş olacaktır. İşte PKK'nın terör örgütü olduğunu resmen kabul eden Batı Avrupa ülkelerinin davranışları ortada. PKK o ülkelerde her türlü faaliyetlerini yoğun bir şekilde sürdürüyor. Para topluyor, gösteriler düzenliyor, cinayetler işliyor. O ülkelerin makamları da bu faaliyetleri hoş görüyor. O ülkelerde yaşayan PKK'lı teröristlerin Türkiye'ye iadesini istediğimiz zaman, bin bir türlü geçersiz bahaneyle o talebimizi yerine getirmekten kaçınıyorlar. Bunu da İnterpol tarafından kırmızı bültenle aranan Irak'ın eski Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık el-Haşimi'yi Türkiye'nin Irak'a iade etmeyi reddetmesine benzetebiliriz.
ABD de, PYD'nin PKK ile aynı şey olduğunu kabul etse dahi, Suriye'de onunla yaptığı işbirliğini kesecek değildir. Çünkü ABD'nin, IŞİD'le mücadelede PYD'ye ihtiyacı vardır ve onu güvenilir bir müttefik olarak görmektedir. PYD de ABD'nin bu algısını olumsuz yönde etkileyebilecek davranışlardan özenle kaçınıyor. Bu mukayeseyi ABD'yi haklı göstermek için yapmıyorum. ABD, kendi ulusal çıkarlarına uygun gördüğü bir değerlendirmeyi Türkiye'nin hatırına değiştirmemek için direniyor. Bu gerçeği görmeden yapacağımız değerlendirme maalesef eksik bir değerlendirme olacaktır.

ABD'nin bu konuda başka bir ayak bağı daha var. PYD/YPG, Kürt davasının daha ileri götürülmesi konusunda ABD'den beklediği desteği görmezse, bu desteği Rusya'dan temin etmeye çalışacaktır. Bu hem ABD hem de Türkiye için büyük bir kayıp olur. Rusya'nın güdümünde hareket edecek bir PYD Türkiye'ye karşı daha katı davranacaktır. Türkiye bu hassas dengeyi göz ardı ederse, ileride telafisi zor bir zarar ika etmiş olacaktır.

Aslında PYD'nin en güvenli müttefiki ne ABD ne de Rusya'dır. Onun en doğal müttefiki Türkiye'dir. ABD er veya geç Ortadoğu'dan çekilecektir. Rusya, Ortadoğu'ya yerleşmek için büyük bir gayret içinde, ama yerleşse de yerleşemese de PYD'nin Rusya ile kader birliği Türkiye ile kader birliği kadar güçlü olamaz. Çünkü PYD'nin temsil ettiğini ileri sürdüğü Kuzey Suriyeli Kürt halkı Türkiye sınırında yaşamaktadır. Onların Türkiye'de yakın akrabaları vardır. Aynı coğrafyayı paylaşıyorlar. Türkiye, tüm bu avantajlarını kullanarak PYD'ye kendisini kabul ettirebilmelidir.

Geçmişte Türkiye doğru olanı yaparak PYD'nin lideri Salih Müslim'i Türkiye'ye davet etmiş ve ona işbirliği önermişti. Ancak yetkililerimizin o tarihte yaptıkları açıklamalardan anlaşıldığına göre PYD liderinden, Suriye rejiminden yana mı yoksa ona karşı mı olduğunu açıkça ortaya koymasını istemişiz ve Salih Müslim de bunu göze alamamış. Muhtemelen zihni Kürt davasını daha ileri götürmek hedefine kilitli idi. Beşşar Esed'li veya onsuz, Suriye rejiminin şu veya bu şekilde varlığını ve etkisini sürdürebileceğini düşünmüş veya yumurtalarının tamamını rejimin gidici olduğu varsayımına dayanan sepete koymak istememiş olabilir. Onun bu tahmininin doğru çıkıp çıkmayacağını zaman gösterecektir.

Türkiye'nin o tarihteki girişimi akim kaldı. Ancak PYD'ye Türkiye ile işbirliği yapmasının faydasına inandırmak için daha fazla çaba sarf etmemiz gerekir. Böyle bir işbirliği Türkiye'nin PKK ile olan sorunun çözümlenmesine de katkıda bulunacaktır. Çünkü bu iki örgütün aynı örgüt olduğuna başka ülkeleri ikna edemesek dahi, aynı örgüt olduklarını biz biliyoruz.