11 Şubat 2016 Perşembe

Baransu ve Kafes / AHMET ALTAN

07 Şubat

Baransu bir gün hapisten çıkacak… Siz içine girdiğiniz o işbirlikçilik “kafesinden” nasıl çıkacaksınız peki?

Bir gün Mehmet Baransu’nun hayatını filme çekeceklerine eminim.

Türkiye’nin hatta dünyanın en fazla haksızlığa uğramış, en cesur gazetecilerinden birisi Baransu, yaptığı haberlerle “askerî vesayeti” herkesten daha fazla sarstı, yıkılmasının yolunu açtı.

17-25 Aralık’tan sonra AKP’nin, Ergenekon’u ve eski darbecileri kendisine “müttefik” seçmesinin ilk kurbanı da o oldu.

Bu genç gazeteci 11 aydır hapiste ve hâlâ hakkında bir iddianame bile yazılmamış.

İddianame yazılamıyor çünkü onu mahkûm ettirecek, hapiste tutacak bir suç bulamıyorlar... Bulamazlar da, öyle bir suç yok çünkü.

Hem ulusalcıları, hem askercileri, hem onların yeni müttefiki olan AKP’lileri bir arada kızdırdığı için bugünkü medyada neredeyse kimse onun adını ağzına almıyor.

Türkiye minnettar kalması gereken genç bir gazeteciyi ortak bir sessizlikle hapiste tutuyor.

Allahtan dünya gazetecileri Türkiye’deki meslekdaşları gibi değil, gazetecilik dünyasının önemli isimleri Başbakan Davutoğlu’na bir mektup yazarak Mehmet Baransu’nun serbest bırakılmasını istediler.

Dünyanın en önemli “araştırmacı gazetecilik” antolojilerinden birine haberi alınmış bir gazetecinin, “neyle suçlandığı bile belirtilmeden” hapiste tutulmasının adaletle alâkası olmadığını söylediler.

Balyoz ve Ergenekon davalarında bazı haksızlıklar olduğuna da değinerek, “bir zamanlar Baransu'nun ifşa ettiği belgelerdeki suçlamalar, belki de eldeki kanıtın ötesinde suçlamalara dönüştürülerek Türk Mahkemeleri'nce kullanıldı” dediler.

Ama bu “haksızlıkların” asıl suçu ortadan kaldırmadığının farkında oldukları için “hükümet Balyoz sanıklarını kurban ilan etti” demeyi de ihmal etmediler.

Onlar Baransu’nun yaptıklarının ve cesaretinin farkındalar ama bugünkü Türk medyası onun cesaretini unutmayı tercih ediyor.

Ben, size bir kıyasla onun ne yapmış olduğunu bir daha hatırlatayım.

Bugün Tayyip Erdoğan karşısında bu medya nasıl sessizse, AKP’nin “algı operasyonları” nasıl medyada geniş yer buluyorsa, o zamanlar da “askerî vesayetin paşaları” karşısında bu medya öyle sessizdi, askeriyenin “algı operasyonları” gazetelerde yer alıyordu.

Bugün bir gazetecinin Erdoğan’la ilgili haber yapması nasıl hemen mahkemelerle ve baskılarla karşılanıyorsa, o gün de paşalarla ilgili haberler öyle baskılarla karşılanıyordu.

Baransu o şartlarda o haberleri yayınladı.

Şimdi bütün gazeteciler, oturup bir düşünsünler bakalım, Erdoğan’la ilgili bir haber yapabilirler mi, yaparlarsa bastırabilirler mi, bastırırlarsa başlarına gelecekleri göze alabilirler mi?

Bunu çok az sayıda gazeteci yapabiliyor bugün Türkiye’de.

Askerî vesayet döneminde bunu neredeyse tek başına yapıyordu Baransu.

AKP, hırsızlık yaparken suçüstü yakalanınca, darbecilerle kol kola girip “Ergenekon’un ve Balyoz’un kumpas olduğunu” söyledi, medyadaki adamları da bunu destekledi.

Tayyip Erdoğan ve Yalçın Akdoğan “kumpas” dedi ama AKP’nin eski başbakanlık müsteşarı ve milli eğitim bakanı Ömer Dinçer geçenlerde T24’de yayınlanan Hazal Özvarış’la yaptığı konuşmada, “Ergenekon, Balyoz vb. planlar yapanların, hiçbir şey olmamış gibi beraat etmeleri, tazminat almaları hiç adil değil,” dedi.

Erdoğan ve Akdoğan “kumpas” diyor, Dinçer de “kumpas değil” diyor.

“Kumpas değil” diyenler çoğalacaktır çünkü bugün baskı altında sussalar da gerçeği bilen çok insan var bu ülkede.

Onlar konuşacaklar.

Sütunlarında ya da programlarında, Balyoz seminerindeki paşaların konuşmalarından bir paragraf bile yayınlamadan, “Balyoz’un olmadığı anlaşıldı” diyerek AKP’nin “algı operasyonlarının” gönüllü işbirliğini yapanlar, hayatın “donduğunu” ve değişmeyeceğini sanıyorlar.

Onlara kötü haberi vereyim, hayat değişecek ve bütün bu konular, kimin ne yaptığı, ne dediği bir daha ortaya çıkacak.

Hırsızlarla darbecilerin birlikte gerçekleştirdikleri “algı operasyonlarının” peşkircileri öyle kolayından unutulup gitmeyecek.

Zaten gerçekleri saklamak da o kadar kolay değil.

Geçenlerde, kendisi de şimdi hapiste olan eski polis şeflerinden Ali Fuat Yılmazer, Özgür Düşünce Gazetesi’nde Nazlı Ilıcak’a verdiği uzun mülakatta, Baransu’nun en önemli haberlerinden biri olan “Kafes Eylem Planı”yla ilgili çok önemli bir açıklama yaptı.

Biliyorsunuz, Kafes Eylem Planı, “gayrımüslimlere” yönelik ürkütücü eylemler yapıp suçu AKP’ye atma üzerine kurgulanmış bir operasyon planıydı.

Baransu da bu planı ortaya çıkarmıştı.

Daha sonra bu “planın” da “kumpas” olduğunu iddia ettiler.

Yılmazer, Ilıcak’a verdiği mülakatta, o dönemde İstanbul valisi olan Muammer Güler’in kendisini makamına çağırdığını ve orada kendisini Ankara’dan gelmiş olan Genelkurmay Hukuk Müşaviri Hıfzı Çubuklu’nun valiyle birlikte karşıladığını söylüyor.

Çubuklu aynen şöyle demiş Yılmazer’e: “Müdür Bey operasyonda bu dosyayı ele geçirmişsiniz. Bu, bizim için çok hayati bir konu. Bunun soruşturma kapsamı dışında tutulmasını istiyoruz. Ya imha edilsin ya da bir şekilde bize teslim edin. Ancak hiçbir şekilde kayıtlara girmesin.”

Bugün “yoktu öyle bir plan” denilen Kafes Eylem Planı’nı polislerden almak için Genelkurmay Ankara’dan adam gönderiyor.

Böyle bir plan yoksa Genelkurmay “olmayan” planı mı istiyor?

“Olmayan” planın kayıtlara girmesinden mi korkuyor?

Muammer Güler sağ, Hıfzı Çubuklu sağ, Yılmazer sağ.

Olayın üç tanığı da bugün konuşabilecek durumda.

Ama kimseden bir ses çıkmadı…. “Balyoz yok, Ergenekon yok” diye bağıranlar da görmezden gelmeyi tercih ettiler her zaman olduğu gibi.

Yılmazer yalan söylüyorsa çıkıp söyleyin… Doğru söylüyorsa, Çubuklu’nun bu sözlerinin ne anlama geldiğini açıklayın.

Hiçbiriniz sesinizi çıkartamıyor ama o haberi yayınlama cesaretini gösteren Baransu’yu hapiste tutuyorsunuz.

“Kafes” dışarda, Baransu hapiste.

Bir iktidar hırsızlık yapınca darbecilerle mafyadan medet umar hale geliyor işte.

Baransu’nun hayatını film yapacaklar bir gün, onun cesaretini anlatırken, hırsızların, darbecilerin, korkakların, işbirlikçilerin de neler yaptıklarını gösterecekler.

Baransu bir gün hapisten çıkacak…

Siz içine girdiğiniz o işbirlikçilik “kafesinden” nasıl çıkacaksınız peki?