22 Şubat 2016 Pazartesi

TEHLİKE ÇANLARI KULAKLARI SAĞIR EDİYOR / İlhan Tanır

Batı'dan Gelen Güçlü Uyarılar Dikkate Alınmalı

Türkiye’nin dört bir yanından ve dış politikada etrafı sarmış dört başı mamur meselelerden gelen tehlike çanlarının çınlamaları kulakları sağır edecek düzeye ulaştı.

Belki de ondan dolayı bir önceki Cumhurbaşkanı ve Erdoğan’ın yakın dostu Abdullah Gül dahi, Türkiye Cumhuriyetinin tarihinin en zor günlerini yaşadığını söylemeye mecbur kaldı. Kendisinin buraya gelirken yaptığı hizmetleri saymaya gerek yok. Herşeye rağmen çok yakın zamana kadar da olsa Erdoğan rejiminin yaptığı açık insan hakları ihlallerini savunmuş veya onlara göz yummuş olan eski AKP’li yetkililer, yazarlar, çizerler bugün Erdoğan rejimine ses çıkarabiliyorsa, onları itelemek yerine, desteklemek gerekmekte. Artık ülkenin içinde bulunduğu durum muhalefet içi kavgayı gayri meşru kılıyor. (Burada Osman Can’ın yakın zamanda yaptığı önemli çıkışları tebrik ediyorum.)

Erdoğanismin Türkiye içinde halkına, azınlıklara, ülkeye verebileceği herşeyi verdiği anlaşılıyor. Diğer taraftan da Erdoğanistler, hayal edilen Hilafet (başkanlık) için de zamanın geldiğine inanıyorlar. Saray çevresinin hiç bir şekilde beklemeye tahammülü kalmamış gibi. 2016’da bu iş ya bitirilecek, ya bitirilecek. Bütün kozlar oynanıyor. Bunlara eklenecek ‘Ayasofya’yı cami yapma’ ve ‘bir yerlere’ ordu göndermek gibi hareketler tabi ki son kozlar olarak bekletiliyor olabilir. Ama ordu bir yerlere gönderilecekse, herşeye iç politika penceresinden bakan Erdoğan rejimi için bence bunun zamanı referendum tarihi açıklandıktan sonra olarak düşünülüyordur ki, seçim kampanya döneminde ‘başkomutan’ ve ‘kurtarıcı’ Erdoğan’a karşı çıkmaya cesaret edecek bir ‘hain’ bulunmasın.

İsmi bazıları için Hilafet (bakınız Star genel yayın yönetmeni Nuh Albayrak veya Atılgan Bayar, ‘stratejist’) olabilir ama çoğu başkanlık olarak isimlendirdikleri bu sistemin getirilmesi için herşey göze alınmış gibi.

Aslında hedef gerçekten dindarlık, hatta İslamcılık ve iktidar sahibi olmak olsa, hem başbakanlık hem cumhurbaşkanlığı ve parlamentoyu sıkı sıkıya kapatmış, ülkede sittin sene kendisine alternatif olmaktan aciz muhalefeti yakalamış olarak Türkiye’yi yönetmesi garanti olan bugünkü Türk İslamcıların bulundukları yerden mesut olmaları ve güle-oynaya memleketleri yönetmeleri gerekirdi. Buna rağmen neden habire çatışma, tansiyon, savaş ve anlaşmazlık peşinde koşuyorlar? Görünene göre iki nedeni var: Mutlu olamıyorlar. Saray ahalisi Başkanlık istiyor ama Erdoğanistler, Davutoğluculara güvenmiyor. (Güvenmemeleri de normal çünkü ortada bir iktidar mücadelesi var.)

İkinci neden ise ülke için barış, ekonomi, demokrasi, daha iyi insan hakları, özgürlükler ve özellikle basın özgürlüğü konularında gelebileceği son çizgiye gelip başını vurmuş olan Erdoğan rejimi ve İslamcı sınıfı, artık ‘bu kadar özgürlük de fazla’’ seviyesine hızla düşmüş durumdalar. Dünyanın mevcut terör korkulu atmosferinde AKP de ‘güvenlik’ ve ‘istikrar’ argümanlarını sıklıkla kullanırken çok zorluk çekmiyor. İktidara geldikten sonra ilk 6-7 yılda biriktirdiğini Erdoğan rejimi son 3-4 yıldır hızla yiyip bitirdikten sonra, son zamanlarda da hızlı şekilde Cumhuriyet’in kazanımlarına dadanmış durumdalar.

İlk kez Davos’daki ‘van minüts’ ile dış politika hamasetini içeride ekmeği bandırarak yemeyi tadan Erdoğan rejimi, sonraki 5-6 yıl içinde teker teker diğer dış politika ekmeklerini içeride kıtır kıtır keserek, seçim çorbalarına bandırıp yedi. Bugün geldiğimiz yerde artık dışarıda, oy için kesecek altın yumurtlayan tavuk pek kalmadı. Artık evin içi yakılmaya, içerideki ateşle yanmış ceset kokusundan karın doyurmanın peşinden koşuluyor.

Erdoğan yönetimi Arap Baharından en çok kaybeden ülkeler sıralamasında çok yükseğe çıkarak, atalardan yadigar bu çok değerli emlak parçasının değerini de yere çalıyor.

Yarım yüzyıldır üyesi olduğu NATO ittifakının meyvelerini son dönemde taşlamış olan şu anki İslamcı sınıf, işler sarpa sarıp, Rusların karşılarında kendilerini bulunca hızlıca NATO’ya kendilerine sahip çıkması çağrılarında bulunmaya başladılar.
ABD ile olan ilişkiler o kadar güvensiz bir hal almış durumda ki, bir hafta içinde kaç tane Türk yetkilisinin, hangi konulardan dolayı yalanlandığını sayacak durumda değiliz. Hemen hergün yapılan ABD Dışişleri toplantıları Erdoğan’a cevap verme ve Erdoğan rejimi ile ABD'nin farkını ortaya koyma resitali olarak geçiyor.

2011’de başlayan Suriye kabusundan sanki hiç bir şey öğrenmemiş gibi halen Obama’nın tabiatına aykırı politikaları Ankara Washington’a dayatmayı sürdürüyor. Tabi hem hüsran, hem kızgınlık. Oyunun içine girip gelişmeleri Türkiye lehine çevirmekle ülkenin çıkarına hizmet edecekler, hamasatle başlarını kuma soktukça, ülkenin fırsatları dünyanın en güçlü müttefiki ile ters düşülmesinden dolayı soyuluyor. Şimdisi, geleceği, bugünü soyuluyor.

Bu fasit daireyi kurmuş ve yöneten Erdoğan rejimi, kulaklarını elleri ile bastırmış, ‘’lalalalala’’ diye bağıran bir küçük, huysuz çocuk gibi bütün dünyanın inanmadığı, kabul etmediği ve asla etmeyeceği şekilde Kuzey Suriye’deki en güçlü Kürt grubunu terörist ilan ettirmeye çalışarak kendilerine güldürüyor.

NATO’ya güvenilir mi?

2011’den beri Washington’ı yanlış anlayan ve hep Obama’dan yapmayacağı ricalarda bulunan Erdoğan’ın şimdi de NATO’yu yanlış anladığını ve öyle anlamak istediğini görüyoruz. Geçen hafta içinde peş peşe Batının ileri gelen gazetelerinde çıkan haberlerde, NATO içinden Türkiye’ye hem Rusya ile yaşanan tansiyon hakkında hem de Suriye’ye olası bir kara harekatına karşı gelen uyarıları gördük.

Kendisi de bir NATO üyesi olan Lüksemburg’un Dışişleri Bakanı ‘’NATO her zaman Türkiye’yi desteklemez’’ diyerek, en üst perdeden Türkiye’yi açıkça NATO'ya güvenmemesi için uyardı. Hatırlanmalı bir tek NATO üyesinin karşı gelmesi halinde NATO’nun ünlü 5. maddesi de dahil, NATO harekete geçemiyor ve bir başka üyeyi koruma adına karar alması imkansızlaşıyor.

Hele hele Türkiye’nin bir kara harekatı ile Suriye’ye girmesi halinde NATO’nun Türkiye’yi Suriye’de korumayacağı aşikar. Suriye teknik olarak da NATO toprağı değil..

Bundan dolayı Ankara’da patlayan 17 Şubat bombasına karşılık Erdoğan ‘meşru müdafaa hakkı’ olarak Kuzey Suriye’ye saldırdığını söylerken, Obama ve ABD yönetimi, meşru müdafaanın sadece Türkiye’nin kendi topraklarında geçerli olduğunu ısrarla söyledi.

Obama yönetimi Erdoğan’a karşı sürekli şekilde pozisyonunu açıkça belli ederek uzaklaşması, Erdoğan’a ‘soğuk omuz’ vermesi, duvarda yazılan diğer yazılardan biri. ABD, yüksek sesle, Rusya ile sıcak çatışmaya girme, gireceksen bana güvenme! diyor.

Yazının buraya kadarını okuyanlar için hal buradan sonra daha da kötüleşiyor. Çünkü Ruslar Türkiye’nin sınırına daha çok yaklaşıyor, YPG ile Suriyeli muhaliflerin çarpışmaları da artıyor.

Washington’ın önemli düşünce kuruluşlarından Atlantic Council’in alıntı yaptığı Spiegel haberi oldukça kritik. Hafta sonu yayınlanan haberde, Alman Şansölyesi Merkel’in, Putin’in Türkiye’yi provoke ederek NATO’yu test etme gayretinde olduğunu endişe ile söylüyor.

NATO içindeki üye ülkeler arasındaki anlaşmazlığı ve farklı damarları çok iyi sezen, birbirine vuruşturup, ittifakı zayıflatmayı her zaman için beceren Putin, NATO içindeki anti Türkiye havasının farkında. Hemen hemen Batıdaki tüm ileri gelen liderlerle sevimsiz bir ilişkiye sahip, otoriter ve baskıcı Erdoğan ile hiçbir ortak değere sahip olunmadığını ileri süren birçok Batılı ülke lideri var. Batılı ülke kamuoyuları zaten Erdoğan’a büyük bir antipati taşıyor. Türkiye Erdoğan değildir. Doğru. Ama Türkiye’ye verilecek güçlü bir savunmanın Erdoğan’ın siyasi kapitaline yarayacağını herkes biliyor.

NATO içindeki üye ülkelerin ekonomik ve göçmenlerden doğan güçlü sosyal problemleri ile uğraşamazken, Putin ile doğrudan bir savaşa girmek istemediklerini herkes biliyor. Asker açığı yaşıyorlar. Kapılarının dibindeki ve Avrupa kültürüne oldukça yakın Hristiyan Ukrayna’ya dahi çare olamiyorlar.

Türkiye’nin agresif hareketleri sonrası ortaya çıkabilecek bir savaş hakkında Alman diplomatın Spiegel’e söylediği:‘’Türkler tarafından başlatılan bir savaşın maliyetini biz karşılamayacağız’’ uyarısı Ankara’da gözleri açmış mıdır?

ABD’yi 2011’den beri yanlış hesaplamış bir Erdoğan liderliğinin bugün de NATO’yu yanlış anlayıp, 60 yılı aşan NATO üyeliğine güvenip, yanlış bir adımın atılması, şu şartlarda çok beklenmedik değil.

Görünen o ki ülkenin kaderine hükmedebilecek bu kadar hayati ve olağanüstü korkunç senaryoların gerçeğe yakınlığından dolayı Abdullah Gül ve Bülent Arınç gibi isimler muhalif olmak cesaretini göstermişlerdir. Ama halen bu isimler yarı-yürekle, korkuyla hareket ediyor gibi.

NATO oybirliği ile çalışıyor... O-y-b-i-r-l-i-ğ-i...

NATO yetkilisi, Türkiye’nin şu an Kuzey Suriye’de yaptığı saldırılara karşı, ‘Ruslar eğer Türkiye’ye karşı bir karşı misillemede bulunurlarsa, bizim için ciddi bir problem olur’ diyor.

Böyle bir durumda Türkiye hemen NATO’ya koşarak 5. maddeyi çalıştırma, ‘bir üyeye saldırı, bütün üyelere saldırı demektir’ kararını aldırmaya çalışacaktır. Bunun için bütün üyelerin oyu gerekmektedir, diğer bir ifadeyle tek bir üyenin hayır demesi Türkiye’nin korumasız kalması için yetmektedir. Konuşan NATO yetkilisi, bu durumda Rusların yeniden kazanacağını da söylediğine göre, NATO içinde muhakkak karşı çıkacak üyenin varlığının ortada olduğu açıktır.

Türkiye’nin hem YPG hem de ara sıra Suriye rejimi pozisyonlarını vuruyor olması Ruslara ‘misilleme’ yapma bahanesi yaratıyor olabilir. Ruslar, Türkiye’den açılan topçu ateşi sonucu kendi askerlerinin öldüğünü iddia ederek misilleme yapabilirler. Türkiye’ye yapılabilecek böyle bir missillemeye karşı NATO’nun yardıma gelip, gelmeyeceği şu an son derece tartışmalıdır. ABD’nin açıkça Türkiye’nin bu pozisyonunu desteklemediği ortadadır. ABD’nin bu topçu ateşinden doğacak risklerde gerekli adımlar atmayabileceği, hele Obama döneminde pasif bir yaklaşım sergileneceği hiç de uzak bir ihtimal değildir.

Türkiye istemese de, şu an sürdürdüğü topçu ateşi ile böyle bir tehlikeye davetiye çıkarıyor. En azından Almanların Spiegel’ine bir NATO yetkilisi böyle bir ihtimali dillendirip, bu halde NATO gelmez uyarısı yapacak kadar ciddi görüyor.

NATO’nun yardıma gelmediği bir halde Türkiye, Rusya ile başbaşa kalabilir.

Türkiye böyle bir deli adım atmaz demek için artık bahanelerimiz yok. Çünkü Ankara’da normal işleyen bir devlet aklı yok.

Tehlike çanları sağır ediyor. Tarihe ismini utanç sayfasında eklemek istemeyenlerin aklına başına toplaması ve cesaretini edinmesi gerekiyor. Bugünden tezi yok.