22 Şubat 2016 Pazartesi

HALEP DÜŞERSE: SURİYE'DE SONA MI GELİNDİ? / Sedat Laçiner

Yaklaşık 5 yıldır devam eden Suriye iç savaşı bir medeniyeti yerle bir etti... 4,5 milyondan fazla insan ülkelerini terk etti, başka ülkelerde sığınmacı oldu; 6,5 milyon insan ise ülke içinde göçmen durumuna düştü. Yani ülke nüfusunun yarısı evlerini terk etmek zorunda kaldı...

Savaşta ölenlerin sayısı 300 bini aştı, yüzbinlerce yaralı var. Ülkede ortalama yaşam süresi 24 yıl düşerek 79’dan 55’e geriledi.

Suriye’nin bundan sonra kendisine gelebilmesi kolay değil. Yani savaşı kim kazanırsa kazansın, Suriye kaybetti.

Bu savaşta Batı, hem insanlık namına hem de kendi ulusal çıkarları adına çok kötü bir sınav verdi. Özellikle ABD Başkanı Obama Suriye’de resmen çuvalladı...

Savaş boyunca Obama bırakınız insani ve dürüst bir duruşu, tutarlı bile olamadı. Obama’nın Suriye’de çiğnenmedik kırmızı çizgisi kalmadı… Bu nedenle ABD’de, kendi partisi içinde dahi yerden yere vuruluyor.

ABD, iç savaş başlayınca Esad karşıtı muhalifleri desteklemeye başladı. El altından silah ve mühimmat desteği sağlandı, bu konuda Türkiye’den de yararlanıldı. Ancak, radikal İslamcı silahlı gruplar etkinliğini arttırmaya başlayınca, Suriye’de Esad’dan daha kötü senaryoların da mümkün olabileceği anlaşıldı...

Özellikle 2012 ve 2013 yıllarında bazı uzmanlar ABD Başkanı’na “Suriye’de Esad veya muhaliflerinden kim yenerse biz kaybederiz, bu nedenle biz iki tarafı da desteklemeyelim” demeye başladılar. ABD, bu tarihten sonra Esad’ı devirme çabalarını yavaşlatmaya başladı ve Esad karşıtlığı sadece sözlü bir propagandadan öteye geçemedi. İşte Türkiye’nin anlamadığı da buydu. Türkiye, tıpkı ilk günlerdeymiş gibi Suriye politikasında aynı şekilde davranmaya devam etti.

IŞİD büyüdükçe ABD için Suriye’deki öncelik de belirmeye başladı: IŞİD ve El Kaide uzantılarının durdurulması. İşte Türkiye’nin atladığı nokta burası oldu. ABD, Suriye politikalarında ray değiştirirken, Türkiye eski yerinde kalmakta ısrar etti.

Ancak eleştirmenlerine göre Obama IŞİD ve benzeri gruplarla mücadelede de çok başarısız oldu. Kara savaşına girmekten özenle kaçınan Obama , Suriye’de ‘taşeron’ kullanmakta kararlıydı. Kürtler ise istenen servisi sunabileceklerini açıkça beyan ettiler. Böylece Amerikalılar, Irak ve Suriye’de Kürtlerle özel bir ilişki kurmayı başardı. Özellikle Suriye’de PKK bağlantılı PYD, Amerikalıların kara gücü haline dönüştü. Bu açıdan bakarsanız PYD ve YPG, Obama’nın Suriye’de elde ettiği az sayıda başarıdan biridir ve ABD bu ‘kazanımını’ kolay kolay birilerine vermez. Yani Türkiye’nin PYD konusundaki ısrarları boşuna…

ABD, Suriye’de çatışmaları durdurmak için Rusya ile yakın temas halinde, sonu gelmez görüşmeler yapıyor. Ancak Amerikan basını dahi bu görüşmelerin oyalamadan ibaret olduğunu sık sık yazıyor. Herkesin mutabık kaldığı nokta ABD’nin Suriye’de Putin’in planlarına razı olduğu

Kısacası, ABD’nin Suriye politikası utanç verici. Ancak bu konuda Avrupalıların karnesi de pek farklı sayılmaz…

AVRUPA: BANA DOKUNMAYAN YILAN, BİN YAŞASIN

Avrupa Birliği üyeleri diyor ki “bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın.” Avrupa’dan bakınca Suriye’de sadece Avrupa kapılarına dayanabilecek mülteciler görülüyor… Suriye’de ölen çocuklar, işkenceden geçirilen insanlar ve bir medeniyetin yok oluşunu AB umursamıyor bile.

Brüksel, bir yandan Türkiye’ye sınırlarını Suriyeli mülteciler için açık tutması baskısında bulunuyor, diğer taraftan Türkiye’nin AB sınırlarına asker ve ek engel takviyesi yapıyor. Neredeyse tüm Avrupa ülkeleri sınırlarına birkaç sıra tel çit çekiyorlar. Sınır boylarında güvenlik önlemleri had safhada. Hatta Almanlar kendi sınırlarını bıraktı Yunanistan ve Bulgaristan sınırlarına takviye göndermeye çalışıyor.

Yani AB’nin derdi kendisine gelen mültecileri geri püskürtmek… Bunun için Türkiye’ye rüşvet vermeye bile hazırlar, yeter ki Suriyeli mülteciler kapının dışında tutulabilsin…

Bazı AB ülkelerinin Suriye’de düzenlediği hava saldırıları var, ancak bu saldırılar sadece IŞİD hedeflerine dönük ve orada bile sonuç vermekten çok uzak. Bu ülkelerin Esad politikalarının da tıpkı ABD gibi tutarsız ve değişken olduğunu söylemek gerekir. İşin başında Esad’ı yerden yere vuran Fransa, Almanya ve İngiltere, aradan geçen zaman içinde kararlı ve aynı doğrultuda politikalar izleyemediler. Hepsinin derdi Esad giderse yerine IŞİD’in ve daha büyük kaosların gelmesi.

Kısacası ABD ve AB, Türkiye ile aynı çizgide değiller… Batı, Suriyeliler için parasını ve askerlerini riske atmak istemiyor. Hatta Türkiye için de bu riskleri göze almak istemiyor. Daha geçenlerde Lüksemburg Dışişleri Bakanı Jean Asselborn, Türkiye’yi uyardı ve Rusya karşısında NATO’nun Türkiye’yi desteklemeyebileceğini açık açık söyledi. Bu sözlerin sadece Lüksemburg’un görüşleri olmadığını ise herkes biliyor …

RUSYA’NIN AYAK SESLERİ

Suriye’de ne yapmak istediği en açık olan ülke ise Rusya…

Rusya, sözde IŞİD’e karşı terör mücadelesi sloganıyla sahaya girdi, ancak girdiğinden beri Esad muhaliflerini bombalıyor, IŞİD’e pek de dokunmuyor… IŞİD’e dokunmuyor, çünkü şimdilik asıl düşman Türkiye’nin de desteklediği Suriyeli ılımlı muhalifler.

Rusya’nın derdi muhalifleri tamamen bitirmek ve ülkede yeniden Şam Yönetimi’ni hâkim kılmak. Elbette günün sonunda Suriye’de Rus üsleri ve nüfuzu inşa etmek de nihai hedefleri arasında…

Muhaliflerin üzerine Rus bombaları yağıyor. Hem de geçmişle kıyaslanamayacak büyüklük ve sıklıkta. Ruslar bu iş için yerleşim yerlerini bombalamaktan da çekinmiyor. Böylece muhaliflerin destekçisi olan nüfus hızla bu alanları terk ediyor ve Türkiye’ye doğru göçe başlıyorlar.

Rusların desteği sayesinde Esad güçleri kaybettiği yerleri birer birer geri alıyorlar…

Suriye’de savaş tersine dönüyor, Esad Rejimi ülkenin büyük bir kısmında yeniden egemenliğini ilan ediyor…

Gelinen noktada kilit, Halep’te düğümleniyor… Eğer rejim güçleri, Halep şehrini ve çevresini alabilirlerse, savaş önemli oranda sona erecektir. Uzmanlara göre Halep’in düşmesi ise an meselesi…

İşte Türkiye’yi asıl rahatsız eden de bu… Türkiye, Halep düşmesin istiyor, Halep düşerse ılımlı muhaliflerin dağılabileceğini, yeniden eski güçlerine dönemeyeceklerini biliyor. Halep düşerse, Türkiye’nin Suriye politikası da tamamen düşmüş olacak…

Bu noktada Türkiye ile Halep arasında nefes borusu gibi duran Azez kenti stratejik bir öneme sahip. Eğer Halep, Türkiye’ye uzanan lojistik hattını, yani Azez koridorunu kaybederse, çok uzun bir süre dayanamaz. Halep düşerse, muhalifler de dayanamaz…

Rusya, tüm bunlara hâkim olarak havadan yoğun bir şekilde hedeflerini bombalamaya devam ediyor. Ruslar, Suriye’ye kurdukları gelişmiş hava savunma sistemi sayesinde bölgedeki tüm hava hareketlerine hâkimler. Bu nedenle Türk uçakları Suriye topraklarına burnunu bile sokamıyorlar. Hatta Rusya, Suriye topraklarına getirdiği S-400’ler sayesinde Türkiye’nin güneyinde uçan her nesneyi vurabilecek bir güce ulaştı. Maalesef olayların bu noktaya gelmesinde düşürdüğümüz Rus uçağının rolü büyüktü.

Eğer radikal bir değişiklik olmaz ise Suriye’de bundan sonra Rusya’nın dedikleri olacak. Rusya adım adım Suriye’ye yerleşmesini tamamlayacak ve ‘kuzeydeki tehlike’ olarak yıllardır korktuğumuz Rusya artık hem kuzeydeki, hem güneydeki tehlike olacak. Hatta İran ile ittifakını ilerletebilirse ve buna Ermenistan’ı da eklerse kuzeydeki tehlike aynı zamanda doğudaki tehlikeye de dönüşecek.

PYD/YPG HATTI

Son olarak, Suriye Kürtlerine değinelim… Daha önceki yazılarımızda anlatmıştık, PKK çizgisi Suriye Kürtleri üzerindeki hakimiyetini adım adım kurdu. Artık Suriye’de Kürt deyince akla PKK bağlantılı PYD ve onun silahlı gücü YPG geliyor.

PYD’nin derdi belli: Suriye’de bir Kürt devleti kurmak ve onun sınırlarını Akdeniz kıyılarından Irak sınırlarına kadar uzatmak. Yani bir tür Kürt koridoru oluşturmak.

Kürt koridoru ve devleti hiç şüphesiz Ankara’yı rahatsız ediyor. Hatta Erdoğan ve Hükümet bu devleti şimdiden ‘kırmızı çizgi’ olarak ilan ettiler. Bu hattın Türkiye için Kürt Sorunu boyutu dışında Araplarla bağlantıyı kesme etkisi de olacaktır. Irak’ın kuzeyini Barzani güçlerinin kapladığını düşünecek olur isek, Irak ve Suriye hattı boyunca oluşacak bir Kürt koridoru Araplar ile sınırlarımızın kalmaması anlamına geliyor ve Ankara bunu da sakıncalı buluyor.

Suriye Kürtleri akıllıca bir strateji izlediler, ihtiyaç sahibine ihtiyacını verdiler. Önce Esad’la anlaştılar, ardından Batı ile. IŞİD ile kara savaşları prestijlerini arttırdı, bir anlamda Batı’nın sağ kolu haline geldiler.

Geldiğimiz noktada PYD’nin müttefikleri Türkiye’nin müttefiklerinden daha fazla. Hatta Türkiye’nin neredeyse hiç müttefiki kalmamışken, PYD tüm dünyanın desteğini arkasına almayı başardı.

Sonuç olarak, Suriye’de olaylar hiç de Türkiye’nin beklediği gibi gelişmedi. Bundan sonra da zor görünüyor… Sahada belirleyici olan Rusya-Esad-İran-Hizbullah ve PYD. Türkiye’nin top atışlarıyla sahada bir değişikliğe neden olması imkânsız gibi duruyor.

Türkiye ümitsizce tüm dünyayı Rusya’yı durdurmaya çağırıyor. Rusya’nın Suriye’de yaptığı insan hakları ihlallerinden, hukuk ihlallerinden vs. bahsediyor. Hatta Ankara, BM Güvenlik Konseyi Daimi Üyesi Rusya'yı yine BM’e şikâyet edecek kadar çaresiz kalmış durumda...

Dünya ise bunları duymak bile istemiyor… Dünya, Suriye’de savaşın bitmesini, mülteci akımının durmasını istiyor. Bunu ise şu anda sadece Rusya-Esad kanadı vaad ediyor.