Her şey sahte burada. Her şey.
Ve, insanlar en büyük acıyı, bu sahtelikler, yapaylıklar, yalanlar yüzünden yaşıyorlar. Durdurulması mümkünken sürdürülen bir savaşa çocuklarını kurban ediyor bu ülke. Bu yetmiyor.
Savaşın içine yalanları sokuyorlar. Bu topraklarda yaşanan her olayı okuduğumda, kendimden ve bu ülkede yaşayan herkesten kuşkuya düşüyorum. Nasıl insanlarız biz? Ne zaman böylesine sakatlandık?
Ne zaman bu kadar aldırmaz, bu kadar vurdumduymaz, bu kadar ruhsuz olduk?
Bir annenin çocuğunu alıp askere götürüyorsunuz. Eline bir tüfek veriyorsunuz. “Hadi savaş” diyorsunuz.
Sonra bir askerî konvoy gönderiyorsunuz çocuğun evine. “Oğlunuz çatışmada vuruldu, şehit oldu” diyorsunuz. Anne ağlıyor. Baba, ne yapsın, dişlerini sıkıp “vatan sağ olsun” diyor.
Ne desin? Ne diyebilir? Ölmüş bir evladın ardından kalan tek teselliye sarılıyor. Onun “kutsal” bir amaç için öldüğüne kendini inandırıyor. O korkunç acıyı dindirecek bir tesellisi yok hayatın, o da dayanabilmek için kendine bir teselli yaratıyor. Askerî bir tören yapılıyor. Çocuğun tabutu bayrağa sarılarak veriliyor toprağa.
Cumhurbaşkanı, başbakan, savunma bakanı, meclis başkanı, ana muhalefet lideri, genelkurmay başkanı “taziye” mektupları gönderiyorlar. O mektupları alıp saklıyor anneyle baba. Belki, küçük evlerinin bir odasına, ölen çocuklarının mavi bereli resminin yanına koyuyorlar. O mektuplardan “bir sığınak” yapıyorlar kendilerine. Oraya saklanmaya çabalıyorlar. Ardından, devlet onlara yirmi milyar para gönderiyor “çatışmada ölen” çocukları için.
Aradan beş ay geçiyor. Acı geçmese de belki biraz yatışıyor. Ve, karakoldan biri arıyor. “Bir mektubunuz var, gelip alın” diyor. Gidip alıyorlar. Soğuk, buz gibi, neredeyse düşmanca bir mektup bu. Diyor ki, “oğlunuz savaştan kaçabilmek için kendini vurdu, çatışma falan yoktu.” Ne oluyor biliyor musunuz? Çocuğunun ölüm haberine dayanan anne, bu habere dayanamıyor. Bütün “sığınağı” yıkılıyor. Kalp krizi geçiriyor. Hastaneye kaldırılıyor. Çocuğunu kaybetmiş, bu mektupla çocuğunun kendisine kalan son hatırasını da kaybediyor. “Oğlum vatan için öldü” inancı, o kederli avuntu da gidiyor elinden. İçini parçalayan bir acının karşısında çırılçıplak kalıyor.
Niye yapıyoruz insanlara biz bunu?
Neden çocuklarını öldürüyoruz?
Neden sahte törenlerle onları kandırıyoruz?
O çocuk çatışmada ölmediyse niye konvoylarla gittiniz o anne babanın evine? Niye bayraklı, marşlı, gösterişli törenler yaptınız? Bir askerin çatışmada ölüp ölmediğini bilmiyor musunuz? O çocuk nasıl öldü?
Kim öldürdü onu?
Hangi asker “savaştan kaçabilmek” için kendini öldürür? Bu nasıl bir kaçış? İnsanların öldüğü bir savaşı uzatıyorsunuz, çocukları ölüme gönderiyorsunuz, annelerini kedere boğuyorsunuz. Yetmiyor. O anneyi bir de “oğlun kahraman değil korkaktı” diye bir daha vuruyorsunuz. Ve, bize bunu seyrettiriyorsunuz. Biz de bunu seyrediyoruz. Sesimizi bile çıkartmıyoruz.
Biz ne zaman böyle olduk?
Ne zamandan beri biz insanların acılarına böyle görmeden bakıyoruz? Bizi ne zaman böyle yalanların, böyle sahteliklerin ortağı yaptılar? Vatan için mi bunlar? O çocuk vatan için mi öldü? O anneyi iki defa “vatan” için mi yüreğinden vurdunuz?
Alın vatanınızı, sizin olsun. Böyle vatanı istemiyorum.
Ben çocukları istiyorum, ben anneleri istiyorum. Ben dürüstlüğü istiyorum, ben şefkati istiyorum, ben vicdanı istiyorum, ben merhameti istiyorum. Sizde olmayan ne varsa ben onu istiyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder