26 Eylül 2012 Çarşamba

İyi hal indirimi / Gülay Göktürk

 Elbette esasa ilişkin bir konu değil ama Balyoz kararı ardından gündeme gelen tartışmalardan biri de mahkeme heyetinin cezayı 1/6 oranında indiren "iyi hal" indirimini sanıkların büyük çoğunluğu için neden kullanmadığı konusu oldu.

Bilindiği gibi bu indirimi uygulayıp uygulamamak mahkemenin takdirine bağlı bir mesele. Ancak heyet gerekçeli kararında neden uyguladığını ya da uygulamadığını gerekçeleriyle açıklamak zorunda.

Henüz gerekçeli karar yazılmamış olsa da bu konuda çeşitli spekülasyonlar yapılıyor. En yaygın olanı da avukatların duruşmayı engelleyen tutumunun sanıkları "yaktığı" yönünde.

(Oysa iyi hal indiriminin uygulanıp uygulanmamasında avukatın değil, sanığın davranışı esas alınıyor.) Başka bir görüşe göre ise sanıkların birçok defa mahkeme düzenini bozan davranışlarda bulunması, bir ağızdan marş söylemesi, heyete yönelik ağır ithamlarda bulunması nedeniyle iyi hal indiriminin uygulanmaması normal.
Ben bu yazıda, iyi hal indirimini düzenleyen TCK'nın 62'nci maddesine Balyoz davası açısından değil, genel olarak bakmak istiyorum.

62. madde ne diyor?

TCK'nın takdiri indirim nedenlerini düzenleyen 62. maddesine göre hakim "failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri" gibi hususları göz önünde bulundurarak verdiği cezayı 1/6 oranında indirme yetkisine sahip. Sanığın duruşma düzenini bozmaması, suçunu itiraf etmesi, ifadeleriyle mahkemeye yardımcı olması, giyimi kuşamı gibi etkenler "iyi halli" sayılmasını sağlayabiliyor. Aslında bu indirim, istisnai bazı haller dışında genel olarak (neredeyse otomatik olarak) uygulandığı için indirimin uygulanmaması ekstra bir ceza gibi algılanıyor. O yüzden de genellikle mahkemelerden gerekçeli kararlarında iyi hal indirimini neden uyguladıklarını değil, neden uygulamadıklarını izah etmeleri bekleniyor.

Teoride tartışmalı bir konu

Ne var ki, iyi hal indirimi maddesinin kendisi hem teoride hem de pratikte oldukça tartışmalı bir konu. Ben kendi payıma, bu maddenin baştan sakat olduğunu düşünüyorum. Zira mahkeme, suç olan fiili yargılamalıdır; sanığın mahkemedeki hal ve tavrını değil...

Sanık mahkemede heyete hakaret ederse ya da duruşmanın sağlıklı bir biçimde yapılmasını engelleyen davranışlarda bulunursa, bu fiiller zaten TCK'da karşılığı bulunan fiillerdir, mahkeme heyeti bu fiiller için ayrı davalar açılmasını isteyebilir.

Ama sanıktan saygı beklemek de neyin nesi oluyor?
Neden sanık mahkemeye saygılı olmak zorunda olsun?
Diyelim, dünya görüşü nedeniyle devletin bütün kurumlarına karşı olan bir anarşist neden karşısına çıkarıldığı mahkeme heyetine saygı göstermeye mecbur olsun? Bu onu kendi dünya görüşüne aykırı davranmaya zorlamak değil midir? Ya da mahkemeyi "sınıf düşmanı" olarak telakki eden bir komünist neden karşısına çıkarıldığı heyete saygı duysun?

Mahkeme sanığa saygı gösteriyor mu?

Aynı suçu işleyen iki sanıktan mahkemeye saygısız olan saygılı olandan daha fazla ceza alıyorsa, apaçık ki, iki ceza arasındaki fark, düşünceye verilen cezadır. Çünkü mahkemenin saygıyı hak etmediğini düşünmek bir fikirdir, ideolojik ya da siyasi görüşlerden kaynaklanan bir tutumdur ve fikir cezalandırılamaz, daha doğrusu cezalandırılmaması gerekir. Devletin, vatandaştan yargıya karşı zoraki saygı bekleme hakkı yoktur.

Mahkeme yargıçları karşılarına gelen sanığa ya da tanığa "sen" diye hitap ederek, boyuna azarlayarak saygısızlık ederken, vatandaşı o heyete karşı "iyi hal" göstermeye zorlamak, devletle vatandaş arasındaki ast-üst ilişkisinin tipik bir tezahüründen başka bir şey değil. Bu ast-üst ilişkisini düzeltmek, devleti vatandaş için varolan bir hizmet örgütü haline getirmek için 62. madde benzeri bütün maddelerin tek tek ayıklanması ve hukuk sistemimizden temizlenmesi gerekiyor.