25 Eylül 2012 Salı

'Balyoz' Bir Öncü Depremdir / Aydın Engin

 
Balyoz davasının kararı açıklandığından beri TV ve gazetelerde bir “yorum ve değerlendirme” bombardımanı altındayız. Ben kendi adıma bunaldım ve konuyu ele alan TV programlarını izlememe, gazete yazılarını okumama kararı aldım ve uygulamaktayım.

İyi de ettim.

Herkes meşrebine, siyasal tercihlerine ve ideolojik konumlanışına göre kararı ele alıyor ve didikliyor.
Balyoz davası kararı böyle tartışılıyorsa Ergenekon, 28 Şubat, gömülmüş silahlara ilişkin davalar sonuçlanınca ne olacağını şimdiden kestirebiliriz. Başka bir deyişle, Balyoz bir öncü depremdi. Büyük deprem Ergenekon davası olacak gibi. Ötekiler de artçı depremler olarak sıraya girecek.

Sarsılacağız.

İyi olacak.

Türkiye’nin sarsılmaya, hem de çok ciddi bir sarsılmaya ihtiyacı var. Hemen herkes ''aşırı kamplaşma ve düşmanlaşma'' gerçeğine vurgu yapıyor ve kaygı belirtiyor. Ben de benzeri kaygılar içeren yazılar yazdım.
Ama bu gerginlik, kamplaşma, düşmanlaşma yazıyla çiziyle, öğütle, nasihatla, uyarıyla önlenecek bir siyasal ve ideolojik yarılma değil. Yaşadığımız ve bir süre daha yaşamaya devam edeceğimiz bir gerçek.
Balyoz davasını ele alalım.
Davada sanık iskemlesine oturanlar, özellikle birinci sanık konumundaki emekli general Çetin Doğan savunmasını, iddianamede yer alan belgelerin sahte olduğu üstüne kurdu.
Özden Örnek güncelerini dikkatle okudum; o dönemde özellikle Ankara gazetecisi arkadaşlarla uzun sohbetler yaptım; meslektaşlarımın dönemin Jandarma Genel Komutanı General Eruygur’la yaptıkları dolaysız görüşmelerdeki izlenimlerini kendi ağızlarından dinledim.
Yine de Çetin Doğan’ın ve kızıyla damadının belgelerin sahteliği üstüne yaptıkları güçlü vurgu ve savunma beni de ciddi kuşkulara düşürdü. Çünkü bu tür belgeleri elde edebilecek ''güç''ün sahici bir demokratlık gayretiyle değil, yaygınlaşmasının, etkisini artırmasının önünde yegâne engel olarak gördüğü ''askeri vesayeti'' kırmak için gerekirse sahte belge üretebilecek kadar gözü kara olduğunu tahmin edebiliyordum.

Gel gör ki dava sürerken Gölcük’te Deniz Kuvvetleri'nin sivil ulaşımı imkânsız karargâhının kalbindeki bir odanın döşemesinin altında çıkan Balyoz belgeleri kaygıları sildi attı. Nitekim o günden sonra belgelerin sahteliği üstüne vurgu yapılmaz ve en önemlisi Gölcük’teki döşeme altı belgelerin sahteliği üstüne konuşulmaz oldu.

Benim açımdan da Balyoz davasındaki savunma çöktü.

O günden sonra duruşma haberlerini bile üstünkörü okudum. Birkaç gün önce açıklanan karar da beni irkiltmedi.

Kuşkusuz ''Komutanım burada konuşulanlar suçtur. Ben bu seminerde daha fazla kalıp başımı belaya sokamam'' denemeyeceğini, askeri işleyişin buna asla fırsat vermeyeceğini biliriz. O yüzden o ''Plan seminerine'' katılan herkesi, hele hele seminere katılmasa bile ''plan''a göre belediye başkanlığını devralma, tutuklama kararlarını uygulama görevi verilmek üzere adları belirtilen ve büyük olasılıkla kendilerinin haberi bile olmayan kişilerin de aynı çuvala doldurulup cezalandırılmasına benim yarı buçuk hukuk bilgim bile ''Yok o kadar da değil'' diyor.

Ama bu ve benzeri hukuk ihlâlleri 2003 yılında Türkiye’de bazı generallerin darbe yapmak için kolları sıvadığı ve bu amaçla hazırlık yaptıkları gerçeğini değiştirmiyor. Ankara gazetecileri ''Çetin Doğan Paşa silahını  artık çapraz takıyormuş'' derken ne şaka yapıyorlardı, ne de çok bilmişlik taslıyorlardı.

Eğer bir darbe savuşturulduysa, bu, dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök ile Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman’ın destek vermemeleri ile mümkün oldu.

''Darbe mi, AKP iktidarı mı'' diye sorup ''Gerekirse darbe'' cevabı veren ya da ''Laiklik mi, demokrasi mi, seçmek lazım'' gibi bir hukuk devletinde suç sayılmak gereken görüşleri pervasızca savunan kalemlerin ve kişilerin Hilmi Özkök’ü aşağılamak amacıyla  "Hilmi Bey“ diye söz etmeleri tam da bu nedenledir.

Balyoz kararında toptancı ve tek tek sanıkları gözetmeyen, onların varsa -ki var- özel durumlarını ciddiyetle ele almayan tutumu eleştirmek demokrasiye, hukukun üstünlüğüne ve evrensel hukuk ilkelerine inanan herkesin hakkıdır.

Ama darbe hazırlığı yaptıkları ayyuka çıkmış , "herkesin bildiği bir sır“a dönüşmüş generallerin suçlu bulunmasına itiraza da itirazım var.

Türkiye Balyoz kararı ile sarsıldı dedim. Sonra da ''İyi oldu'' diye ekledim.

Dört darbe görmüş, üçünü gazeteci olarak yaşamış bir kuşaktanım. Hiçbirinin ne arifesinde, ne sırasında, ne sonrasında tartışılabildiğine tanık olmadım. Tartışmaya, itiraza yeltenenlerin ise askeri hapishanelerde volta atmak zorunda kaldıklarını kendi öz yaşam deneyimlerimle biliyorum.

Türkiye sarsılıyor sahiden. İyi oluyor. ''Darbe yapmak, darbe konuşmak, darbeye hazırlanmak, darbe planlamak, darbe önermek suç mudur, değil midir''i tartışıyoruz ve bu ülkeyi sarsıyor.
İyi oluyor…