25 Eylül 2012 Salı

Balyoz, ordu, vesayet / Doğu Ergil

Balyoz; ismi bile niyetini açık eden bir harekât planı. Askerliği bir profesyonel yani mesleki kurum olarak değil topluma yön ve şekil verme kararlılığındaki bir grubun hazırlıklarını içeren örgütlenmenin belgesi.
 
Balyoz'un tepesine inecek olduğu da bu ülkenin halkı. Var ya, mezun olurken ona hizmet edileceğine dair yemin edilen vatan evlatları!

Bu vatan evlatlarının bir kısmı gerçekten cahil olabilir. Bir kısmı bağnaz olabilir. Mesleksiz, gelecek duygusundan, tarih bilincinden yoksun, tutucu veya kaderci olabilir. Yeni yeni köylülükten kurtulan bu toplumda çoğunluk, giyim kuşamında, konuşmasında, oturup kalkmasında yerel, taşralı özellikler sergileyebilir. Ama onlar bizim halkımız. Üstelik onların bu kadar yoksul ve geri kalmasına biz yani kentli, laik, okumuş ve kendini Batılı zanneden "modern" kesim (isterseniz seçkinler) neden olduk. Neden mi? Çünkü cumhuriyetin kuruluşundan beri içinden geldiğimiz kesim bu ülkeyi yönetti ve yönlendirdi. Kendi yönetim anlayışını topluma empoze etti. Bugün hâlâ bu ülke birçok uluslararası ölçü açısından geriden geliyorsa bizim bunda büyük sorumluluğumuz var. Şimdi de kalkmış geri kalmasına neden olduğumuz ülkenin halkına karşı sanki bütün eksiklikler onların kabahatiymiş gibi davranıyoruz.

Doğrudur onlar birçok konuda gelenekselliklerinin çizdiği sınırları aşan görünüşlere, davranışlara tepki gösteriyorlar, hatta caydırmaya çalışıyorlar. Keşke yapmasalar da biz de özgürlükçü ve çoğulcu bir muhafazakârlık görsek. Ama biz aynısını onlara yapmadık. Onları sırf görünüşleri, inanışları ve davranışları nedeniyle kamu alanının dışına ittik.

Bugüne kadar ülke sorunlarını üretmiş ve büyütmüş olan yönetim anlayışına karşı çıkanları süründürdük. Siyaseti belirleyeceğiz, siyaset üzerinden toplumu talim ve terbiye ettireceğiz diye asıl mesleğimiz olan askerliği ihmal ettik ve koca bir ordu uzun yıllar kimseye bırakmadığı "terörizmle mücadele" görevinde üst üste hatalar yaptı ve fazla bir mesafe katedemedi. Çünkü terörizmin bir neden değil sonuç olduğu kabul edilmedi. Edilmesi de yasaklandı.

Ya darbe başarılı olsaydı?

Balyoz davası iddianamesinde belgelere dayanarak ortaya atılan iddialarda muhaliflerin stadyumlarda toplanması ve "gereğinin yapılması" var. Eğer darbe bir teşebbüs olmanın ötesine geçseydi o muhaliflere ne olurdu acaba? İki andıçta (zararlı unsurların kaydedildiği bilgi notu) adı geçen, akademisyen olmaktan öte hiçbir sıfat taşımamış olan ben gazetelere düşen bilgilere göre Genelkurmay'ın dinlediği insanlar arasında ikinci isimdim. Bir başka gazete haberi de "Profesör Güneydoğu'da adım adım izlenmiş"ti.

İnsanın güleceği geliyor ama düşününce durum hiç iç açıcı değil. Niye dinlerler beni? Her düşüncemi yazıyorum, her önermemi TV'lerde söylüyorum. Telefonlarımı dinleyeceklerine açıp yazdıklarımı okusalar, çıkıp söylediğimi dinleseler zaten hakkımda her şeyi öğrenirler. Ama amaç benim bilinen (veya kolayca elde edilecek) düşüncelerim değil de özel görüşmelerimde ortaya çıkarılacak bir "açık"sa bu çok ahlaksızca bir durum. Askerliğin içerdiği mertlikle, yani düşmanına bile saygı göstermek ilkesiyle bağdaşmıyor.

Güneydoğu'da "adım adım izlemek" faslına gelince... Eski bir bölge (süper) valisi zamanın İçişleri Bakanı'na ben yörede araştırma yaparken, "Hocanın nefesini bile dinledik" demiş. Bakan bey bana yıllar sonra söylemişti. Yahu beni adım adım izleyeceğinize gidip PKK'yı izlesenize... Beni izleyeceklerine ürettiğim bilgilerden ve çözüm önerilerinden yararlansalardı sorun bugünkü vahametine ulaşır mıydı?

Tabii ki ben de üzülüyorum anlı şanlı generallerin düştükleri duruma. Ama askerlik ne siyasi bir makamdır ne de devlet yönetme mesleği. Bu vehme kapılanlar ülkeye de kendilerine de zarar verdiler. Kendi meslek örgütlerini zafiyete uğrattılar. Bugün askeri kurumlar ve birlikler çok daha küçük sayıda silahlı gruplarca saldırıya uğruyorsa bu zafiyet algısındandır.

Yapılması gereken...

Bu durumu milletçe düzeltmek zorundayız çünkü o orduya ihtiyacımız var. Diğer yandan unutmayalım ki kurumu kendi içinde bölen ve mesleki sınırları dışına savuran kadroları kurumdan elemek üzere dışarı bilgi sızdıranlar da askerler. Onlar kurumlarının haysiyetini korumak ve yüksek profesyonel standartlara kavuşturmak isteyen gerçek askerler, amatör siyasetçiler değil. Umudumuz onlar.

Halkıyla, siyasetçisiyle hepimize düşen görev orduya yaşadığı sapmayı yaşatan imtiyazlı konumunu, dokunulmazlığını ve hesap vermezliğini sağlayan yasaların ve kurumsal ayrıcalıkların sonlandırılması. Unutmayalım; vasi değişir ama vesayet yaşarsa sırada bekleyen başka "büyük biraderler" olacaktır.