20 Nisan 2009 Pazartesi

LAHİKA'YA SADAKAT ŞEREFİMİZDİR / Yıldıray Oğur

Her şey planlandığı gibi
Türkiye bundan bir yıldan az bir zaman önce Taraf’tan arkadaşımız Mehmet Baransu’nun bir haberini konuşmaktaydı.

Haberi “Genelkurmay’ın Türkiye’yi biçimlendirme planı” manşetiyle vermişti Taraf.

“Lahika” desem belki bu kafa karışıklığında bir yerlerden çıkarırsınız. Lahika ya da “Bilgi Destek Faaliyeti Eylem Planı” Genelkurmay Başkanlığı tarafından Eylül 2007’de yürürlüğe koyulan bir plandı. Planın yürürlüğe konulduğu tarih çok önemliydi. 27 Nisan’da e-muhtıra vererek yeniden kışladan sahaya inen asker 22 Temmuz’da halktan büyük bir ders almıştı. Ordu için işlerin iyi gitmediği, askerin imajının kamuoyu nezdinde sarsıldığı günlerdi. Anlaşılan ordu bir imaj düzeltme ihtiyacı duymuştu ve bu plan hazırlanmıştı. Lahikanın amacı giriş bölümünde anlatılırken “Kamuoyunu TSK’nin hassasiyet gösterdiği konularda kendi çizgisine getirmek”, “TSK hakkında yanlış fikirlerin gelişmesine mani olmak ” gibi maddeler sıralanıyordu. Ve bu amaçlara ulaşılırken “diğer kurumlarla çatışmaya girilmemesi ve günlük siyasete müdahale ediyor görüntüsü verilmemesi” gerektiğinin altı özellikle çiziliyordu.

Bu haberle ilgili olarak Genelkurmay’dan önce “Komuta katında onaylanmış böyle bir plan yoktur” açıklaması geldi. Dönemin Genelkurmay Başkanı Büyükanıt Taraf’ı kastedip “O gazetenin arkasında kim var bakmak lazım” diyerek havayı bulandırmaya çalıştı. Tepkiler artınca ve orduya yakın merkez medyadan bile “Nedir bu” sesleri yükselince “Böyle bir plan hiç yoktur ve söz konusu gazeteye de dava açılacaktır” açıklamasını yaptı Genelkurmay. Benim takip edebildiğim kadarıyla “Söz konusu gazeteye” Genelkurmay’dan Lahika haberiyle ilgili henüz bir dava açılmadı.

Aslında Mehmet Baransu hatırlatmasa benim de tümüyle aklımdan çıkmıştı Lahika. Paşaların darbe teşebbüslerinin “Aa ne ayıpmış” denilip geçildiği, şık olmayan bir gözaltının ise “sivil darbe” denilerek en mühim mevzu yapılabildiği bir ülkede bu unutkanlıklar doğal. Sahiden de Lahika’ya bugün olan bitenler çerçevesinde yeniden bakınca TSK’nın askerî vesayeti güncelleme planının adım adım ve başarıyla uygulandığını görüyorsunuz. Mesela Eylül 2007 tarihli Lahika’da “Medyada amacı gerçekleştirecek şekilde yer alınmasını sağlamak için profesyonel destek alınmalıdır. Bu bağlamda TSK’nin temel değerlerini savunan ve koruyan niteliklere sahip sivil personelden oluşan bir kadro ile sözleşme yapılmalıdır” deniyordu. İlker Başbuğ göreve gelir gelmez sivil halkla ilişkilerci danışmanlarla çalışmaya başladı. Lahika’da “Basını bilgilendirme toplantıları gibi iletişim vasıtaları etkin olarak kullanılacaktır” yazıyordu. Genelkurmay haftalık basın toplantıları düzenleme kararı aldı.

Peki, Başbuğ’un “Memlekete demokrasi lazımsa onu da biz getiririz” diye özetlenebilecek son konuşması da Lahika’da muştulanmış mıydı? “İcra Edilecek Faaliyetler” bölümünde bu konuşma tarif edilmiş adeta: “Kamuoyu oluşturma gücüne sahip üniversiteler, sivil toplum örgütleri, sanatçılar ve basın mensupları ile temasın muhafaza edilmesi. Seminer, tatbikat gibi etkinliklerden istifade ederek bahse konu kişi ve kuruluşlarla iletişim kurulacak.” Konuşmadaki pek çok mesaj da Lahika ile paralellik gösteriyor.

Hatta Başbuğ’un konuşmasındaki sıra ile Lahika’nın esaslar bölümündeki maddelerin sırası bile aynı. Mesela Lahika’da sırasıyla “İç dış mihraklar tarafından TSK’nın nasıl mağdur edildiği anlatılacak”, “TSK’nın din karşıtı olmadığı hedef kitlelere hissettirilecek” ve “TSK’nın çağdaş Batı demokrasilerinde yer alan sivil-asker ilişkilerini benimsediği vurgulanacak” deniyor. Başbuğ’un konuşmasında da bu sıra bozulmuyor. Konuşmanın başında “Demokratlık kisvesi altına TSK’yı yıpratanlardan” bahsettikten sonra Başbuğ, hemen bu paragrafın ardından “Ordunun din düşmanı olmadığından” dem vuruyor, onun hemen ardından da Huntington referanslarıyla Türkiye’deki sivil-asker ilişkilerinin Batı standartlarında olduğunu anlatıyor.

“Asıl düşman cemaatler” vurgusunun da Lahika’da benzer tınılarla yer aldığını söylemek gerek. Lahika’da bir bölüm var ki Başbuğ’un Kürt sorunu ve demokrasi ile ilgili görece ılımlı mesajlar verdiği konuşmasını ve o konuşmayı dinlemek üzere bugüne kadar orduya yönelik eleştirel tutumlarıyla bilinen isimlerin davet edilmesinin anlamı hakkında ciddi ipuçları veriyor. Şöyle deniyor Lahika’da “TSK’yı hedef alan gruplar içindeki bazı kişilerin desteklenmesi:

Hedef kitle olarak tanımlanan siyasi ve etnik gruplarda ayrışmayı desteklemek ve birliği bozmak maksadıyla bu grup içindeki bazı kişilerle iletişim kurulacak, hedef kitlenin gücü azaltılarak TSK’yı yıpratma çabaları etkisiz kılınacaktır.” Karşımızda iktidarını korumak için ciddi ve usta planlar yapan bir güç var. Bakın bu kişilerle ilişkiler kurulurken dikkat edilecek hususlar nasıl anlatılmış: “Gelişkin kişilikler olması nedeniyle bu tip kişiler genelde kendi gündemlerini kendileri belirlemekte ve yönlendirilmeye müsait olmayan bir yapıya sahiptirler. Bu nedenle, faaliyet, amacını aşabilecektir. Kamuoyu ilgisinin bu kişilerin üzerinde olması nedeniyle faaliyet, daha ilk adımda karşı propagandaların hedefi olacaktır. İcrasına karar verilmesi halinde çok ayrıntılı bir hazırlık yapılmasına ihtiyaç vardır” “Davet ettiler, gittik” diyenlere önemle duyurulur.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder