5 Mart 2009 Perşembe

Batı, Demokrasi ve TSK / Yusuf Gezgin

Modernleşmenin ve batılılaşmanın öncü gücü olarak görülen TSK, batılı normlara göre yapılandırılmıştır ve toplumun batı lehine dönüştürülmesinde (demokratikleşme değil, batılılaştırma) en önemli ve etkili araçtır.
Bu yüzden batı, askerin batılılaştırma misyonuna zarar vermeyecek kadar demokratikleşmemizi ister. Batı, Türkiye’de kurduğu ve kontrol ettiği düzenin, dengenin, demokrasi adına da olsa; asker aleyhine bozulmasına müsaade etmez. Demokrasinin batının menfaatlerine halel getirecek şekilde genişlemesi ve milli iradenin güçlenmesi batılıları rahatsız eder. Batı, demokrasi, özgürlükler adına askeri bir yere kadar eleştirir. Ama gelişmeler askerin hâkim pozisyonunu tehdit etmeye başladığı anda, çoğunluğu ve demokrasiyi değil; batı lehine kurulmuş ve temel misyonu batı menfaat ve normlarını korumak olan militer zihniyeti tercih eder.
Demokratik söylemlerine rağmen AB’nin askerle yoğun temasları vardır. Bu konuda ABD-TSK ilişkileri izahtan varestedir. Zira ABD, Avrupa’ya göre TSK ile daha sıkı ve açık bir işbirliği içinde olagelmiştir. ABD, Türkiye’de ki klasik-modern-postmodern bütün darbelerin bir şekilde içindedir. Göstermelik ulusalcı ve anti-amerikan söylemlere rağmen, TSK ile ABD arasında çok güçlü, göz ardı edilemez bir bağ vardır.
Pragmatist ABD’ye göre, demokrasi ve özgürlükler konusunda daha sağlıklı kriterlere sahip olan AB dahi, Türkiye’nin asker aleyhine demokratikleşmesini; milli iradenin, sivil otoritenin çoğulcu demokrasilerdeki kadar etkili olmasını istemez. Bana sorarsanız Avrupa Türkiye’yi AB’ye alma konusunda da samimi değil! Avrupa, “demokratikleşme”, “AB normları” ve “AB süreci” vs. diyerek ülkede etnik-dini mezhepsel ayrımcılıkları ortaya çıkarmayı hedeflediği yönünde ciddi kuşkular oluşturmaktadır. Türkiye’ye aktarılan AB fonlarının büyük bir kısmının, azınlık vakıf ve derneklerine, ayrılıkçı guruplara, etnik farklılıklara ve masonik yapılara yönelik olması, bu kanaati pekiştirici mahiyettedir. Bu gün Türkiye’de AB’nin fonladığı ve bir işaretle harekete geçirebileceği 7.500 civarında STK vardır.
“Militer zihniyetli, ulusalcı yapıların söylemleriyle sizinkiler örtüşüyor; onlar da AB ve ABD’ye verip veriştiriyorlar” diyebilirsiniz.
Burada kontrollü bir paradoks vardır. Batı ve özellikle ABD bir taraftan ulusalcı gurupları kullanarak AB karşıtı hava oluşturup Türkiye’ye karşı elini güçlendirirken; diğer taraftan batı normlarını koruyan ve kollayan, ama Türk-İslam değerlerini tehdit ve tehlike gören militarizmi güçlü ve etkin tutmaktadır.
Batı, Türkiye’nin, millet iradesinin ve milli değerlerin etkin ve baskın olacağı kadar demokratikleşmesini ve askerin toplum üzerindeki etkisinin (demokrasi adına olsa da) kırılmasını istemez. Çünkü batı, abluka altına aldığı, mengenelerle sıkıca kontrol ettiği bir milletin, medeniyetin; demokratik, çoğulcu bir yapıyla yeniden dirilebileceğini, kendisine gelebileceğini bilir.
Batı, bizde demokrasiyi, kontrolden çıkmayacağımız, kendilerine rakip olmayacağımız, fazla güçlenmeyeceğimiz kadar ister.
Bu yüzden Türkiye’de ulusalcıların ve aşırı Türkçü vurguya sahip kesimlerin ipleri hep batının ve onların içimizdeki trojenleri kripto ecnebilerin (beyaz Türklerin) elinde olagelmiştir.
Pek çok vatandaşa bu durum karışık ve anlaşılmaz gelebilir. Ama büyük ülkeler genelde paradoksal araçları ve muhalif görüşleri organize ederek, kendi lehlerine kullanırlar. Bu arada kendini millici-ulusalcı zanneden epeyce vatandaş bunların politikalarına, uygulamalarına malzeme olur.
Bu günkü durumu sağlıklı okuyabilmek için batıyla 2 asırlık ilişkimize göz atmak yeterli olacaktır. Bu, bizim batı öncülüğünde yaptığımız ne ilk modernleşmedir, ne de ilk düzenlemeler, değişikliklerdir. Batıyla ilişkilerimizi şimdiye kadar hep aydınlar, bürokrasi ve askeri elitler düzenledi ve hep kaybettik. Şimdi, batı demokrasisini ve “batının sadece kendine layık gördüğü kriterleri” geniş kitleler istemektedir. Ancak, milli iradenin içinde olduğu, geniş kitlelerin talep ettiği bir demokratikleşmeyi, ne batı ister; ne de onların şimdiye kadar iş tutukları elitler ve askeri bürokrasi. İki asırlık tarihi süreç, batı eliyle yararlı ve sonuç getiren ıslahatlar yapıldığına şahit değildir. Batı ve onların yetiştirmesi bürokratik elitler eliyle yapılan bütün açılımlar, Türkiye’ye mevzi ve güç kaybettirmiştir. Ülkenin parçalanması ile sonuçlanmıştır. Batı zoruyla yapılan Tanzimatlar, Islahatlar, Meşrutiyetler sadece batının üzerimizdeki kontrol araçlarını güçlendirmiştir.
Türkiye’de ne bürokratik elit kendi kontrollerinin rağmına demokratikleşmeyi ister; ne de batı, bürokratik elit ve asker aleyhine sivilleşmeye, demokratikleşmeye razı olur.
Bu çerçeveden bakınca, Ergenekon’un avukatlığına soyunan CHP’nin son günlerde Avrupa seferine çıkarak, militer ve paramiliter yapıların zayıflatılmasının, kendileri ve batı menfaatleri adına ne kadar tehlikeli olduğunu anlatmaya çalışması manidardır.
Türkiye batıya ve aristokratik-bürokratik elite, CHP’ye rağmen demokratikleşmenin, sivilleşmenin ve milli menfaatlerini korumanın yollarını bulmalıdır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder