15 Kasım 2012 Perşembe

Nato askeri heyeti Diyarbakır'da

SURİYE'de yaşanan gelişmelerle ilgili olarak Türkiye'ye kurulacak Patriot füzelerinin konuşlandırılması amacıyla NATO Avrupa Kuvvetler Komutanlığı'ndan bir heyet Diyarbakır'a gelerek incelemelerde bulundu. 30 kişilik heyeti taşıyan Hollanda bayraklı askeri uçak pistten kalktığı sırada tehlike atlattı.
 



 
Askeri kaynaklar, patriot füzelerinin Suriye sınırına en yakn NATO üssü olan Diyarbakır'a kurulacağına karar verildiğini belirtti.

Suriye'de yaşanan gelişmelerle ilgili olarak NATO bünyesinde merkez üs olarak belirlenen Diyarbakır 2'nci Hava Kuvvet Komutanlığı'nda dün hareketli anlar yaşandı. Dün öğlen saatlerinde kuyruğunda Hollanda bayrağı olan bir askeri uçak 2'nci Hava Kuvvet Komutanlığı askeri pistine indi. Gelen uçakta Amerika Birleşik Devletleri ve Hollandalı askerlerden oluşan 30 kişilik bir askeri heyetin bulunduğu bildirildi. Diyarbakır'a gelen askeri heyetin patriot füzelerinin kurulumu ile ilgili olarak keşif ve inceleme yaptıkları belirtildi. Askeri kaynaklar, gelen heyetin Türk komutanlarla görüş alışverişinde bulunduklarını ve füzelerin konuşlandırılması muhtemel yerleri belirlemek için keşif yaptıklarını bildirdi. Misafir askeri heyete incelemeler sırasında Hava Kuvvetleri Komutanlığı'ndan bir Tuğgeneral'in başkanlık ettiği Türk askeri heyetinin eşlik ettiği kaydedildi.

PATRİOTLAR DİYARBAKIR'A KURULACAK

Askeri kaynaklar, NATO'nun Suriye sınırına en yakın hava üssü olması nedeniyle patriot füzelerinin Diyarbakır'da bulunan 2'nci Hava Kuvvet Komutanlığı'na konuşlandırılacağının kesin olarak kararlaştırıldığını belirtti. Suriye'den yapılabilecek olası füze saldırılarına karşılık NATO üyesi Türkiye'nin korunması için kurulacak olan Patriot füzelerinin konuşlandırılması amacıyla keşif çalışmalarının tamamlandığı belirtildi. Suriye'deki gelişmelerde merkez üs olarak kullanılacak Diyarbakır 2'nci Hava Kuvvet Komutanlığı sahasında da Patriot füzelerinin kurulması amacıyla hazırlıklar başlatıldı. Askeri kaynaklar, füze rampalarının kurulması için üssün bazı yerlerinde iş makinalarıyla kazı çalışmaları yapıldığını belirtti.

TÜRKİYE PATRİOTLARA PARA VERMEYECEK

Askeri kaynaklar, Suriye'den yapılabilecek olası füze saldırıları tehdidine karşın kurulacak Patriot füzeleri için Türkiye'nin herhangi bir para ödemeyeceğini açıkladı. Başbakan Erdoğan'ın "Para ödemek suretiyle Patriot alma durumunda, düşüncesinde değiliz" sözlerinin doğru olduğunu belirten askeri kaynaklar, Patriot füzelerinin NATO sözleşmesinde bulunan üye ülkeleri koruma maddesi kapsamında kurulacağını belirtti. 2003 yılında Irak savaşı sırasında da NATO şemsiyesi altında getirilen patriot füzelerinin Diyarbakır'a kurulduğunu hatırlatan askeri kaynaklar, patriotlarla bölgede hava savunma kalkanı oluşturulmasının planlandığını söyledi.

NATO HEYETİNİ TAŞIYAN UÇAK TEHLİKE ATLATTI

Amerika Birleşik Devletleri ve Hollanda askerlerinden oluşan NATO Avrupa Kuvvetler Komutanlığı heyeti, yaklaşık 5 saatlik incelemenin ardından dün akşam saatlerinde otobüsle geldikleri uçağa taşındı. İncelemelerini tamamlayan heyetin geri dönüş için bindiği Hollanda uçağı kalkış için piste çıktı. Normal bir şekilde kalkan uçak havalandıktan çok kısa bir süre sonra pilotun ani manevrası nedeniyle tehlike atlattı. Askeri kaynaklar, uçağın kalkıştan sonra ani bir şekilde dört defa yalpaladığını, ancak pilotun daha sonra uçağı toparlayarak uçuşa devam ettiğini bildirdi.

HAVA HAREKETLİLİĞİ SÜRÜYOR

Bu arada Türk savaş uçaklarının Suriye sınırında yaptığı devriye ve keşif amaçlı uçuşların devam ettiği belirtildi. 2'nci Hava Kuvvet Komutanlığı'nda bulunan Pars ve Atmaca Filolarına bağlı uçaklar, gün boyu Diyarbakır'dan kalkarak Suriye sınırına yöneldi. Tam mühimmatlı olarak havalanan Türk F-16'ları Suriye sınırında rutin devriye uçuşları yaptı. Olası bir sınır ihlali durumunda 'Vur' emriyle havalanan uçakların şu ana kadar rutin devriye uçuşlarını yaparak üslerine güvenli bir şekilde döndükleri bildirildi. NATO askeri heyetinin Diyarbakır'da inceleme yaptığı sırada da Türk savaş uçakları devriye uçuşlarına devam etti.

O komutan hayatını kaybetti

Hayata dönüşün komutanı hayatını kaybetti




GÜLHANE Askeri Tıp Akademisi (GATA) Haydarpaşa Eğitim Hastanesi’nde bir süredir tedavi gören ve dün hayatını kaybeden emekli Tuğgeneral Eyyüp Engin Hoş (64) için Selimiye Camii’nde kılınan cenaze namazı sonrası askeri tören düzenlendi. Hoş'un cenazesi yarın toprağa verilmek üzere Sakarya'nın Akyazı ilçesine götürüldü.

Türkiye genelinde, 19 Aralık 2000 tarihinde 20 cezaevine eşzamanlı olarak düzenlenen ve 32 mahkûmun ölümüyle sonuçlanan 'Hayata Dönüş' operasyonun Bayrampaşa Cezaevi'ndeki ayağını yöneten, dönemin İstanbul Jandarma Bölge Komutanı emekli Tuğgeneral Eyyüp Engin Hoş, bir süredir kanser tedavisi gördüğü GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi’nde dün hayatını kaybetti. Emekli Tuğgeneral Hoş için, Selimiye Camii’nde öğle namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından askeri tören düzenlendi. Törene annesi Saadet, eşi Ferhan, oğlu Baha, kızı İklim, Kuzey Kuzey Deniz Saha Komutanı Koramiral Bülent Bostanoğlu, İstanbul Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Arif Çetin, eski İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin, silah arkadaşları ve vatandaşlar katıldı.

Cenaze namazının ardından Tuğgeneral Hoş'un Türk Bayrağı’na sarılı tabutu, merasim mangası tarafından eller üzerinde taşındıktan sonra askeri tören için top arabasına konuldu. Askeri tören yürüyüşünden sonra eski İstanbul Jandarma Bölge Komutanı Emekli Tuğgeneral Eyyüp Engin Hoş’un cenazesi, yarın Cuma namazını takiben kılınacak cenaze namazının ardından toprağa verileceği Sakarya’nın Akyazı ilçesine uğurlandı.

Suriye'yi 'neden vurmuyoruz' açıklaması

Suriye'yi 'neden vurmuyoruz' açıklaması

Askeri kaynaklar, Suriye’ye ilişkin angajman kurallarının değişmesi, vur emrinin bölgedeki komutanlara verilmesi ve Suriye’ye, sınıra 5 kilometreden fazla yaklaşılmaması uyarısı yapılmasına rağmen “Neden Suriye’yi vurmuyoruz” eleştirilerine açıklık getirdi. Askeri yetkililer, son derece hassasiyet içeren konuda Hürriyet’e şu bilgiyi aktardılar:

ULUSLARARASI KURALLARA AYKIRI 
“1971 tarihli Türkiye-Suriye Hudut Komisyonu Halep Toplantısı Protokolü ile belirlenmiş olan 5 kilometrelik saha, olabilecek bir sınır ihlalini önlemeye yöneliktir ve bu saha içine girecek hava araçlarının bildirimde bulunmalarını öngörmektedir. Bu protokolde yer alan 5 kilometrelik saha kuralını ihlal edecek olsalar dahi, kendi sınırları içinde kalmaya devam eden ve Türkiye sınırları içine isabet edecek tarzda ateş açmayan, ‘düşmanca bir hareketi olmayan’ Suriye hava araçlarına karşı ateş açılması, uluslararası hukuk kurallarına göre söz konusu değildir. Bu durum angajman kurallarının ihlal edildiği manasına da gelmemektedir.
GİRERLERSE ANGAJMAN KURALLARI UYGULANIR
Eğer Suriye hava araçları, Türkiye sınırından içeri doğru bir giriş yaparlarsa bu takdirde angajman kurallarının uygulanacağından da kimsenin şüphesi olmamalıdır. Burada bilinmeyen veya yanlış anlaşılan husus şudur ki; Suriye hava araçları Türkiye sınırını ihlal etmemişler, Türkiye sınırları içerisine düşecek şekilde bombalama yapmamışlardır. Ancak burada Suriye, Türkiye-Suriye Hudut Komisyonu Halep Toplantısı Protokolü’ne uygun davranmamıştır. Bu durum, Dışişleri Bakanlığı tarafından bir nota ile Suriye makamlarına iletilmiştir. Bu da, Suriye hava araçlarını vurma anlamına gelmemektedir.”

Tunceli'de çatışma! Çatışmada, 1 asker yaralandı.

Yasadışı Maoist Komünist Partisi Halk Kurtuluş Ordusu (MKP - HKO) örgütüne mensup 2 terörist öldürüldü.

Çatışmaların yoğun bir şekilde devam ettiği bildirildi.

Türkiye'nin İlk Yerli Tank Merkezi

Türkiye'nin ilk milli tankı olan Altay'ın yapıldığı Sakarya'nın Arifiye İlçesi'nde bulunan Otokar Fabrikası'nda kurulan ve Türkiye'de yine bir ilk olan tank test merkezi, Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın katıldığı törenle açıldı.
 
foto galeri,fotoğraf,tank,türkiye,savunma sanayi,ismaet yılmaz,otokar,aselsan, 1 
 

Tank Test Merkezi bünyesinde Elektromanyetik Uyumluluk Test Merkezi, Tank Test Pisti ve Dinamometreli İklimlendirilmiş Test Merkezi'ni barındırıyor. Gelecekte yeni test olanakları ile geliştirilecek Merkez, dünyanın en modern ve sayılı Tank Test Merkezleri arasında yer alıyor.

foto galeri,fotoğraf,tank,türkiye,savunma sanayi,ismaet yılmaz,otokar,aselsan, 2 
 2008 yılında Otokar ana yükleniciliğinde başlatılan Türkiye'nin ilk ana muharebe tankı Altay Projesi kapsamında kurulan Tank Test Merkezi'nde güvenli sürüş, sistemlerin doğru çalışması ve ürünün seri üretime hazır hale gelmesi için gerekli olan; savaş ve barış koşullarında askeri araçların elektromanyetik uyumluluklarını, farklı iklimlerdeki hareket kabiliyetlerini artırmaya yönelik testler yapılabilecek.
foto galeri,fotoğraf,tank,türkiye,savunma sanayi,ismaet yılmaz,otokar,aselsan, 3 
 
 Otokar’ın 10 milyon dolarlık yatırımı ile hayata geçirdiği Tank Test Merkezi’nin açılışını yapan Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, “İnşallah hep beraber el birliği içinde tamamıyla Türk eseri, Türk mühendisinin ve girişimcisinin eseri olan milli tankımız Altay’ı 2017 yılında ortaya çıkaracağız” dedi.

“Önce bir tanka ihtiyacınız olacak. Ondan sonra tasarımını yapıyorsunuz. Bütün telif hakları Savunma Sanayi Müsteşarlığı’na ait, bütün bilgi birikimini topluyorsunuz, Otokar öncü kuruluş ancak onun da arkasında büyük bir destek gücü var. ASELSAN’ı, ROKETSAN’ı, Eurotem’i var, Kore’den de teknik danışmanlık aldığımız firma var. Bunun altında 40’a yakın da Türkiye’den alt yüklenici var. Dolayısıyla ‘milli gücümüz’ diyoruz. Şimdi çok kısa bir zamanda prototipi üretilecek. Ürettiğiniz şeyi ölçebilmeniz gerekir, ölçemediğiniz şeyi yönetemezsiniz.”diye konuştu. 

foto galeri,fotoğraf,tank,türkiye,savunma sanayi,ismaet yılmaz,otokar,aselsan, 6

foto galeri,fotoğraf,tank,türkiye,savunma sanayi,ismaet yılmaz,otokar,aselsan, 14

 
 
 

SUİKAST TALİMATI ERUYGUR BİR VE KÜÇÜK'TEN!

Gizli tanık 9, Ergenekon davasında Şener Eruygur, Çevik Bir ve Veli Küçük ile ilgili çarpıcı bir iddiaya yer verdi.

Ergenekon davasında açık kimliği ile ifadesine başvurulan gizli tanık 9, Akın Birdal suikastının talimatını dava sanıklarından Semih Tufan Gülaltay'a, Şener Eruygur, Çevik Bir ve Veli Küçük'ün verdiğini iddia etti.
Gizli tanık 9, davanın tutuklu sanıklarından Semih Tufan Gülaltay ile Hurşit Tolon arasında irtibat bulunduğunu belirterek, Gülaltay'ın Ergenekon terör örgütünün tetikçisi olduğunu iddia etti.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen Ergenekon davasında gizli tanık 9, kendisine yöneltilen soruları cevapladı.

Daha önce verdiği ifadelerinde çelişkiler bulunduğunun hatırlatılması üzerine Cumhuriyet gazetesi bombalama eylemlerini kamufle etmek amacıyla çelişki ifadeler verdiğini öne süren gizli tanık 9, "Yaptığım işleri gizlemek için farklı bir konuşma yapmıştım. Ama daha sonra fark ettim ki verdiğim bu çelişkili ifadelerle Ergenekon'un ekmeğine yağ sürüyorum. Bundan dolayı bu çelişkiler doğdu." dedi.

Tutuklu sanık Oktay Yıldırım'ın, "Bombaları kimin verdiğiyle alakalı çelişkiler var. Bunları nasıl açıklıyorsunuz?" sorusuna gizli tanık 9, "Ben tüm ifadelerimde bombaları Veli Küçük 'ün verdirdiğini bana da Muzaffer Tekin'in verdiğini belirttim. Yan odadan Oktay Yıldırım bombaları getirip masanın yanına koydu. Muzaffer Tekin de alıp bana verdi." şeklinde cevap verdi.

Gizli tanık 9, kendisine yöneltilen bir soruya cevap verirken, "Alparslan Arslan'la 2005 yılının sonlarında kendisiyle Üsküdar'da sahilde sohbet ettiğimde Sarıkız, Yakamoz ve Ayışığı'nı sakız ederek söylüyordu. Arslan, 'Sarıkız gel seninle Ayışığında sohbet edelim' diyordu. Bu sohbette bana 'Bir yerlerden malzemeler gelecek, kendi evinde saklar mısın?' dedi. Ben de kabul etmedim." dedi.
Bunun üzerine üye hâkim Sedat Sami Haşıloğlu, dava sanıklarından Alparslan Arslan'a, "Sarıkız, Ayışığı şeklinde şarkı söylüyor muydun?" diye sordu. Arslan ise "Evet, bazen söylüyorum. Sanat müziği, arabesk türü şarkılar söylüyorum. Bazen insana haller geliyor. Şarkılar söyleniyor." diye cevap verdi.

Gizli tanık 9, savcı Mehmet Ali Pekgüzel'in soruları üzerine, "Cumhuriyet gazetesinde türban takılmış domuz karikatürü çiziliyor. Müslümanların değerleri aşağılanıyor. Ancak bu hakaret sayılmıyor. Kamu görevlileri görevlerini yapıyor, doğru ya da yanlış bir karar veriyor. Bu bir hakaret sayılmıyor. İlhan ve Turhan Selçuk kardeşlere kimse tepki göstermiyor. Hakaret edene bir şey yapmayacaksın, hak etmeyenin canını alacaksınız. Sonra da 'ulusalcıyız, milliyetçiyiz' diyeceksiniz. Bunu insanın aklı almıyor." dedi.

Bu durumu da "Kimse suç ortağına kıymaz." şeklinde yorumlayan gizli tanık 9, "Danıştay saldırısı darbe yapmayı amaçlayan bir harekettir." diye konuştu. Görmediği ve bilmediğini iddia ettiği bir olayın, üzerine yıkıldığını öne süren gizli tanık 9, bunun hesabının sorulmasını istedi.

Cumhuriyet gazetesine atılan bombalardan da bahseden gizli tanık 9, "Cumhuriyet gazetesine 3 bomba atıldıktan sonra bombaların nasıl atıldığına ilişkin Alparslan ile sohbet ettik. Alparslan 'Senin adamların imanı olmadığı için bombalar patlamadı. Ancak benim imanım vardı, bomba patladı' dedi. Ben de 'Ateistlerin attığı bombalar nasıl patlıyor' diye sordum. Sadece gülümsedi. O dakikadan sonra Arslan gözlerini tavana dikti bir daha da konuşmadı." şeklinde konuştu.

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel, gizli tanık 9'dan, sanık Alparslan Arslan'ın herhangi bir uyuşturucu madde kullanıp kullanmadığını sordu. Gizli tanık 9 da "Sadece sigara içtiğini biliyorum ancak uyuşturucu madde içtiğine şahit olmadım." dedi. Bunun üzerine sanık Hasan Atilla Uğur'un avukatı Murat Bülent Hattatoğlu da gizli tanık 9'a, "Bugünkü ifadenizde bunları söylüyorsunuz ama eski ifadenizde Arslan'ın, tam olarak tanımlayamadığınız uyuşturucudan 40 kat daha etkili bir madde kullandığını söylemişsiniz. Hangi ifadeniz doğru?" diye sordu. Gizli tanık 9 da eski ifadelerinde böyle bir konuyu dile getirmediğini, Alparslan'ın sadece sigara içtiğini söylediğini aktardı.

Üye hakim Sedat Sami Haşıloğlu da avukat Hattatoğlu'na hitaben, "Alparslan Arslan'ın uyuşturucu kullanması ile ilgili bir soru sordunuz. Buradaki hatayı siz mi düzeltirsiniz ben mi düzelteyim?" diye sordu. Hattatoğlu, dosyaların karışık olduğunu bu sebeple kimin hangi ifadeyi verdiği kısmında karışıklık bulunduğunu söyledi. Üye hâkim Haşıloğlu, Hattatoğlu'na hitaben "Bahsettiğiniz mülakat tanığa değil Tekin Irşi'ye ait." diyerek Hattatoğlu'nun sorusunu düzeltti.

"GÜLALTAY ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜNÜN TETİKÇİSİ"

Gizli tanık 9, davanın tutuklu sanıklarından Semih Tufan Gülaltay ile Hurşit Tolon arasında irtibat bulunduğunu belirterek, Gülaltay'ın Ergenekon terör örgütünün tetikçisi olduğunu iddia etti. Bunun üzerine sanık Tolon'un avukatı İlkay Sezer, Gülaltay ile Tolon arasındaki irtibatı ortaya koyabilecek bir tanıklığı olup olmadığını sordu. Avukat Sezer, "Birbirlerine gidip geldiklerini ya da telefon ile görüşmelerine tanık oldunuz mu?" diye sordu. Gizli tanık 9 ise bu konuda bilgisi olduğunu ancak ikisini bir arada görmediğini söyledi.

"AKIN BİRDAL SUİKASTİNİN TALİMATINI KÜÇÜK, ERUYGUR VE BİR VERDİ"

Avukat Sezer'in, "Hurşit Tolon'un Semih Tufan Gülaltay'a illegal bir emir verdiğine şahit oldunuz mu ya da duydunuz mu?" diye sordu. Gizli tanık 9 bu soruya da, "Veli Küçük, Çevik Bir ve Şener Eruygur 'un Akın Birdal suikastinin talimatını verdiklerini biliyorum. İspat etmemi isterseniz şimdi. Ancak Semih Tufan Gülaltay benim hemşehrim ama bu konuya ilişkin görüntülerini göstersen bile inkâr edecek tipler bunlar." diye konuştu.

VELİ KÜÇÜK DE SON SAVUNMASINA KADAR DURUŞMALARDAN MEN EDİLDİ

Duruşma sonunda Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese, tutuklu sanıklardan Veli Küçük, Oktay Yıldırım ve Mehmet Demirtaş'ın, gizli tanık 9 ile bugünkü ifadesi sırasında tartıştıklarını hatırlatarak, duruşma disiplinini ve düzenini bozduklarını söyledi. Daha önceki duruşmalarda da benzeri hareketler sergilediklerini belirten Özese, 3 sanığın bu davranışlarını alışkanlık haline getirdiklerini kaydetti. Özese, bu nedenle Küçük, Yıldırım ve Demirtaş'ın, savunmalarını daha önce yapmış olmaları, mahkemede hazır bulunmalarını gerektirecek bir zorunluluk da bulunmadığını belirterek esas hakkındaki savmalarını yapana kadar duruşmalardan men edilmelerine karar verdiklerini açıkladı. Özese, duruşmaya ait sesli ve görüntülü tutanağın çözümü yapıldıktan sonra da gereğinin yapılmasına karar verdiklerini bildirdi.

Gizli tanığın ifadesinin alınmasının ardından duruşma, 16 Kasım Cuma gününe ertelendi.

‘Vur emri’ yetkisi iki komutanda!

Suriye’nin sınır ihlalleri artınca ‘Vur emri’ yetkisi karada Orgeneral Gallip Mendi’ye, havada ise Korgeneral Nejat Bilgin’e devredildi. Diyarbakır 2’nci Hava Üssü ‘kırmızı alarm’a geçirildi...

Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, “Değişen angajman kuralları geçerlidir. Sınırlarımızı ihlal eden Suriye uçaklarına veya helikopterlerine gereken cevap verilecektir. Yetki olay yerindeki yetkili komutanlara devredilmiştir” dedi.

VATAN’ın edindiği bilgilere göre, Suriye hava unsurlarının sınır ihlali yapması durumunda uçak krizinin ardından devreye sokulan yeni angajman kuralları çerçevesinde “vur emri” yetkisi Diyarbakır 2. Hava Kuvvet Komutanı Korg. Nejat Bilgin’e, Suriye askeri unsurlarına, kara unsurlarıyla misilleme yapma yetkisi ise 2. Ordu Komutanı Org. Galip Mendi’ye verildi.

Önceden nasıldı?

Daha önce herhangi bir yabancı ülke hava unsurunun Türkiye’nin güvenliğini tehdit edici ciddi bir sınır ihlali yapması durumunda, vur emri talimatını direkt Başbakan verebiliyordu. Bu tarzda sınır ihlali önce Ankara’da Hava Kuvvetleri Komutanı’na bildiriliyordu. Hava Kuvvetleri Komutanı da durumdan Genelkurmay Başkanı’nı haberdar ediyordu. En son olarak da Genelkurmay Başkanı, bu ihlali Başbakan’a aktarıyordu. Vur emrinin uygulanması için Başbakan’ın talimatı gerekiyordu. Ancak değişen angajman kuralları çerçevesinde Suriye’ye yönelik olarak bu silsile ortadan kalkmış oldu.

Bakan Yılmaz, dün Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı için AK Parti Genel Merkezi’ne gelişinde gazetecilerin angajman kurallarıyla ilgili tartışmalara ilişkin sorularını cevapladı. Yılmaz, “Suriye’ye karşı angajman kurallarında değişiklik var mı?” sorusu üzerine, “Angajman kurallarının değiştiğini Sayın Başbakan uçağımız düştüğünde açıkladı. O angajman kuralları geçerlidir. Yeni bir değişiklik şu anda söz konusu değil” diye konuştu.

Anında müdahale...

“Vur emrinin Hava Kuvvetleri’ne geçtiği iddiası var...” hatırlatması üzerine ise Yılmaz, “Sınırlarımızı ihlal eden Suriye uçaklarına veya helikopterlerine gereken cevap verilecektir. Sınırlarımızı ihlal edene... Dolayısıyla kendilerine nota da verilmiştir. Bilhassa orada yaşayan vatandaşlarımızın gönlü ferah olsun. Silahlı Kuvvetlerimiz 24 saat görevinin başındadır. Oradaki birliklere de anında müdahale etme yetkisi verilmiştir” ifadesini kullandı.

Gazetecilerin, “Başbakan Erdoğan’ın açıkladığı angajman kuralları dışında yeni bir değişiklik yok diyebilir miyiz?” sorusuna da “Doğrudur” karşılığı veren Bakan Yılmaz, “Yetki direk Hava Kuvvetleri’ne mi geçti?” sorusuna ise, “Olay yerindeki yetkili komutanlara devredildi” karşılığını verdi.

Yeni atandı...

VATAN’ın edindiği bilgilere göre, Suriye hava unsurlarının sınır ihlali yapması durumunda uçak krizinin ardından devreye sokulan yeni angajman kuralları çerçevesinde “vur emri” yetkisi Diyarbakır 2. Hava Kuvvet Komutanı Korg. Nejat Bilgin’e, verildi. Genelkurmay 2. Başkan Yardımcısı Korg. Bilgin, geçtiğimiz Ağustos ayında yapılan YAŞ(Yüksek Askeri Şura)’ta, Diyarbakır 2. Hava Kuvvet Komutanlığı’na atanmıştı. Emekliye ayrılan Korg. Veysi Ağar’dan görevi devralan Korg. Bilgin, Türkiye’nin Doğu hava sahasını koruyan kuvvetin başına getirilmiş oldu. Amasya Merzifon’daki 5. Ana Jet Üs Komutanlığı, Malatya Erhaç’taki 7. Ana Jet Üs Komutanlığı, Diyarbakır’daki 8. Ana Jet Üs Komutanlığı, Adana İncirlik’teki 10. Tanker Üs Komutanlığı ve Batman’daki İnsansız Hava Araçları Üs Meydan Komutanlığı, 2. Hava Kuvvet Komutanlığı’na bağlı olarak görev yapıyor.

Karada misilleme yetkisi

Suriye askeri unsurlarına, kara unsurlarıyla misilleme yapma yetkisinin ise 2. Ordu Komutanı Org. Galip Mendi’ye verildiği öğrenildi. 2. Ordu, en kötü senaryo olan savaş durumunda Suriye’ye düzenlenecek bir harekatta aktif rol oynayacak komutanlık olarak biliniyor. Org. Servet Yörük’ten boşalan 2. Ordu Komutanlığı’na, ağustostaki YAŞ’ta Özel Kuvvetler tecrübesi de olan Org. Mendi atanmıştı. TSK’nın Akçakale misillemesinde de emrin Org. Mendi tarafından verildiği öğrenildi. Türkiye, sınırın diğer tarafından gelen havan düşmesi ve ateş açılması durumlarına anında karşılık veriyor. Bu tür durumlarda kaza ihtimalini de düşünerek, tansiyonu yükseltmemeye özen gösteren türkiye, son Akçakale olayında, çok sayıda top mermisinin aynı yere düşmesi üzerine Org. Mendi’nin emriyle Suriye’deki askeri hedefleri vurmuştu.

Kırmızı Alarm

Resulayn’ın Suriye jetleri tarafından 4 gündür bombalanmasının üzerine Diyarbakır’daki 2’nci Hava Kuvvet Komutanlığı’nın alarm durumu, ’turuncu’dan, ’kırmızı’ya geçirildi...

Suriye Ordusu’nun Türkiye sınırında bulunan Resulayn kasabasını bombalamaya devam etmesi üzerine Diyarbakır’daki 2’nci Hava Kuvvet Komutanlığı’nda sıcak gelişmeler yaşandı. Alınan karar gereği daha önce belli aralıklarla Suriye sınırında yapılan keşif uçuşları bundan sonra rutin olarak her gün yapılacak. Keşif için havalanacak uçaklar aynı zamanda sınır hattı boyunca devriye görevi yapacak.

5 uçak sürekli hazır

Diyarbakır’daki 181 ve 182’nci filolara bağlı F-16’lar bundan sonra her gün mühimmatlı uçarak Suriye sınırında devriye görevi yapacak. Savaş jetlerinin pilotlarına her an göreve çağrılabilecekleri bildirilirken, hava üssü 24 saat esasına göre hazır tutuluyor. 8’inci Ana Jet Üssü’nde de Suriye’deki gelişmelere ilişkin hazırlıklar yapıldı. Üste bulunan 5 F-16 savaş uçağı mühimmatı yüklü 24 saat esasına göre hazır bekletiliyor. Olası bir gelişmeye karşı ilk olarak bu 5 uçağın acil havalanarak bölgeye gönderileceği belirtildi. Son günlerde sık gündeme gelen Suriye savaş uçaklarının Türk hava sahasını ihlal ettiği iddiaları da yalanlandı.

Sınır ihlali yapılmadı

Askeri kaynaklar, 1971 yılında imzalanan Suriye Hudut Komisyonu Halep Toplantısı Protokolü’nün 15’inci maddesine göre, Suriye uçaklarının Türkiye sınırına 5 kilometreden fazla yaklaşmaması gerektiğini belirtti. Askeri kaynaklar Suriye hava araçlarının bazen 5 kilometrelik alanın kendi taraflarında olan 1 kilometrelik kısmını ihlal ettiğini ancak, Türkiye sınırının ihlal edilmediğini vurguladı. Bölgede devriye görevi yapan Türk savaş jetlerine Türkiye sınırının ihlal edilmesi durumunda ’Vur’ emri verildi. Türkiye’nin değişen angajman kurallarına göre hareket ettiğini belirten kaynaklar, Suriye uçaklarının sınıra 5 kilometre yaklaşmaları durumunda önleme uçuşu yapılacağını, sınır ihlali durumunda ’vur’ emrinin yerine getirileceğini belirtti.

Yetkiler birlik komutanlarında

MİLLİ Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı için AK Parti Genel Merkezi’ne gelişinde angajman kurallarıyla ilgili açıklamalarda bulundu. Yılmaz, “Angajman kuralları geçerlidir. Yeni bir değişiklik söz konusu değil. Sınırlarımızı ihlal eden Suriye uçaklarına veya helikopterlerine gereken cevap verilecektir. Oradaki birliklere de anında müdahale etme yetkisi verilmiştir” dedi. Angajman kurallarını Türk uçağının düştüğü zaman Başbakan Erdoğan’ın açıkladığını belirten Yılmaz, “Dolasıyla o angajman kuralları geçerlidir. Yeni bir değişiklik söz konusu değil. Sınırlarımızı ihlal eden Suriye uçaklarına veya helikopterlerine gereken cevap verilecektir. Kendilerine nota da verilmiştir. Bilhassa orada yaşayan vatandaşlarımızın gönlü ferah olsun. Silahlı kuvvetlerimiz 24 saat görevinin başındadır. Oradaki birliklere de anında müdahale etme yetkisi verilmiştir. Olay yerindeki yetkili komutanlara devredilmiştir.”

2 paşa Öcalan ile görüştü iddiası

Güncel / 2 paşa Öcalan ile görüştü iddiası
Öcalan'ın İmralı’ya konulduğunda iki ziyaretçisi olduğu iddia edildi: Org. Özkök ve Org. Özgen…

Apo, İmralı’ya konulduğunda iki ziyaretçisi olduğu ortaya çıktı. Org. Özkök ve Org. Özgen… Özkök, odada 3 dakika kaldı. Özgen ise “Dağdakileri indir” dedi.

İm­ra­lı­’da tu­tu­lan Ab­dul­lah Öca­la­n’­ın ya­ka­la­na­rak Tür­ki­ye­’ye ge­ti­ril­di­ği dö­nem­de iki or­ge­ne­ral ta­ra­fın­dan zi­ya­ret edil­di­ği or­ta­ya çık­tı. Sözcü gazetesinden Saygı Öztürk'ün iddialarına göre Gü­ney­do­ğu­’da gö­rev­li ol­duk­la­rı dö­nem­de PKK’­ya yö­ne­lik ope­ras­yon­la­rı biz­zat yü­rü­ten ve ör­gü­tün ba­şı Ab­dul­lah Öca­la­n’­ın ya­ka­lan­ma­sı, Su­ri­ye­’den sı­nır­dı­şı edil­me­si için bü­yük ça­ba gös­te­ren isim­ler­den es­ki Ge­nel­kur­may Baş­ka­nı Orgeneral Hil­mi Öz­kök ile Harp Aka­de­mi­le­ri es­ki Ko­mu­ta­nı Ne­ca­ti Öz­ge­n’­in İm­ra­lı Ada­sı­’n­da Ab­dul­lah Öca­la­n’­ı gör­dük­le­ri ve aya­küs­tü soh­bet et­tik­le­ri bil­di­ril­di.

İm­ra­lı Ada­sı­’nın 1. Or­du Ko­mu­tan­lı­ğı gö­rev ala­nın­da ol­ma­sı ne­de­niy­le, dö­ne­min 1. Or­du Ko­mu­ta­nı Or­ge­ne­ral Hil­mi Öz­kök, he­li­kop­ter­le ön­ce Ko­lor­du Ko­mu­tan­lı­ğı­’na gel­di, ar­dın­dan da yi­ne he­li­kop­ter­le İm­ra­lı Ada­sı­’na git­ti. Di­yar­ba­kı­r’­da 7. Ko­lor­du Ko­mu­ta­nı ola­rak da­ha ön­ce gö­rev ya­pan ve te­rör ör­gü­tü­ne kar­şı ope­ras­yon­la­rı yü­rü­ten Hil­mi Öz­kö­k’­ün, Ab­dul­lah Öca­la­n’­ın oda­sı­na ba­zı gö­rev­li­ler­le bir­lik­te gir­di­ği ve oda­nın du­ru­mu­nu in­ce­le­di­ği be­lir­til­di. Aya­küs­tü te­rör ör­gü­tü li­de­riy­le de ko­nuş­tu. An­cak, gi­riş-çı­kış ve ko­nuş­ma 3 da­ki­ka bi­le sür­me­di.

"BUYURUN KOMUTANIM"

Di­yar­ba­kı­r’­da Asa­yiş Ko­lor­du Ko­mu­tan­lı­ğı ya­pan, te­rör ör­gü­tü­ne kar­şı sı­nır öte­si ope­ras­yon­la­rı da yö­ne­ten Or­ge­ne­ral Ne­ca­ti Öz­gen de, Harp Aka­de­mi­le­ri Ko­mu­tan­lı­ğı dö­ne­min­de Ab­dul­lah Öca­la­n’­ı İm­ra­lı­’da gör­dü.

JANDARMA KOMUTANI SANDI
Yıl­lar­ca PKK’­ya kar­şı mü­ca­de­le eden Or­ge­ne­ral Öz­ge­n’­i gö­rün­ce he­men aya­ğa kal­kan Ab­dul­lah Öca­lan, “Bu­yu­run ko­mu­ta­nı­m” de­di. Öz­gen de “bu­yur­du­m” kar­şı­lı­ğı­nı ver­di. Or­ge­ne­ral Öz­gen, “E­ğer bu ül­ke­ye hiz­met et­mek is­ti­yor­san, dağ­da­ki adam­la­rı­nı in­di­r” de­di. Öca­lan ise “E­ğer fır­sat ve­rir­se­niz dağ­dan in­dir­me­ye ça­lı­şı­rı­m” kar­şı­lı­ğı­nı ver­di. Öz­gen de, da­ha faz­la ko­nuş­ma­dan oda­dan ay­rıl­dı.

Öca­la­n’­ın, o haf­ta zi­ya­re­ti­ne ge­len avu­kat­la­rı­na “Dün ba­na Jan­dar­ma Ge­nel Ko­mu­ta­nı gel­di­” de­yin­ce, avu­kat­la­rı “Bir yan­lı­şı­nız var. Jan­dar­ma Ge­nel Ko­mu­ta­nı gel­me­z” de­di­ler. An­cak Öca­lan, ge­len ki­şi­nin Jan­dar­ma Ge­nel Ko­mu­ta­nı ol­du­ğun­da ıs­rar et­ti.

HAKAN FİDAN DA GİTMİŞTİ

İm­ra­lı Ada­sı­’n­da bü­tün ha­re­ket­le­ri kay­da alı­nan Öca­la­n’­ın, Ada­’ya ge­len ba­zı gö­rev­li­-ler­le gö­rüş­me­le­ri sı­ra­sın­da üst ma­kam­lar­dan emir gel­me­si ha­lin­de ka­me­ra­lar açılmıyor ve gö­rüş­me­le­rin bel­ge­si de ol­mu­yor­du. Baş­ba­kan­lık Müs­te­şar Yar­dım­cı­lı­ğı dö­ne­min­de İm­ra­lı’ya gi­den MİT Müs­te­şa­rı Ha­kan Fi­da­n’­ın da bu yüz­den kay­dı­nın ol­ma­dı­ğı bil­di­ril­di.

Komisyon bir sonuç elde edemedi

Güncel / Komisyon bir sonuç elde edemedi
34 sivilin bombalanarak öldürüldüğü olay da “faili meçhul” kaldı.
AKP, Uludere’de 34 sivilin bombalanarak öldürülmesi olayını da “faili meçhul” bıraktı. TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu içinde Uludere olayıyla ilgili oluşturulan alt komisyonda AKP’liler, “soruşturma değil, araştırma komisyonu oldukları” gerekçesiyle sorumluları tespit edip kimliklerini açıklama yetkisine sahip olmadıklarını belirtirken Başbakan Tayyip Erdoğan’ı sorumluluktan kurtarmak için de “Operasyonda sivil irade by-pass edilmiştir” görüşünü savundular. Tutuma itiraz eden CHP’li Levent Gök, “Komisyon kurulurken kamuoyuna failler bulunacak taahhüdünde bulunduk, bu kabul edilemez” diyerek sert tepki gösterdi.

Cumhuriyet gazetesinden Ayşe Sayın'ın haberine göre, Uludere’de 28 Aralık 2011’de 34 sivil yurttaşın, askeri uçaklarca bombalanması sonucu yitirilmesi olayıyla ilgili TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu içinde oluşturulan alt komisyon yaklaşık 11 ay sonra ancak rapor yazım aşamasına geldi. AKP’li İhsan Şener başkanlığındaki alt komisyon, dün raporun sonuç bölümünün yazımı için siyasi parti gruplarının görüşünü almak için toplandı.

Cezaevlerindeki açlık grevleri nedeniyle komisyon toplantısına katılmayan BDP’li komisyon üyesi Ertuğrul Kürkçü, komisyona gönderdiği yazıda, mazeretinin yanı sıra raporun sonuç bölümünde yer alacak önerisine de yer verdi. Kürkçü’nün yazısında, “komisyona yetkili kurumlardan gelen bilgiler” ve komisyondan “kasıtlı” olarak gizlenen bilgilerin de dikkate alınarak sorumluların şu şekilde ifade edilmesi istendi:

“Uludere/Roboski katliamının siyasi sorumluluğu hükümette, askeri sorumluluğu Genelkurmay Başkanlığı’ndadır. Raporumuzun ekseninin bu eksen üzerine yerleştirilmesinin zorunlu olduğu kanaatimi başkanlığınıza ve komisyon üyelerine iletmeyi görev biliyorum.”


Komisyon toplantısında AKP’li Komisyon Başkanı İhsan Şener, komisyona ulaşan bilgi ve belgelerde, olayın sorumlusunun kim olduğu konusundaki sorunun yanıtının verilmediğini belirterek hem bu gerekçeyle hem de komisyonun “soruşturma değil, araştırma komisyonu” olması nedeniyle bir yetkiliye ilişkin “kusur tespiti” yapılamayacağını ifade etti. Olayla ilgili “Asker-sivil irade koordinasyonundan” söz edilebileceğini savunan Şener, “Bu olayla ilgili sivil otoritenin by-pass edildiği görünüyor” diyerek hükümetin siyasi sorumluluğu olmayacağı mesajını verdi.

CHP’li komisyon üyesi Levent Gök ise komisyon kurulurken kamuoyuna ve Uludere’de çocuklarını yitiren ailelere “Failleri, sorumluları ortaya çıkaracağımıza dair söz verdik” anımsatmasında bulunarak “Bu operasyonları yapanların hangi birimler olduğu belli. Siyasi otorite neden by-pass edilsin? Operasyonla ilgili kimin kime bilgi verdiği ortada. AKP baştan beri bu olayla ilgili karartma uyguladı, şimdi de mevcut gerçekleri çarpıtıyorsunuz” diyerek tepki gösterdi. Olayın askeri ve siyasi boyutunun olduğuna işaret eden Gök, raporda olayın sorumlularına ilişkin tespite yer verilmemesinin “kabul edilemez” olduğunu belirterek

14 Kasım 2012 Çarşamba

Genelkurmay'dan flaş karar

Genelkurmay askeri liesede seçmeli Kuran Kerim dersi alınmasına izin verdi.

Genelkurmay'dan flaş karar

Genelkurmay Başkanlığı Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) “Kuran-ı Kerim, Hz. Peygamberin Hayatı ve Temel Dini Bilgiler” derslerinin, diğer seçmeli derslerle birlikte TSK Ortaöğretim Okullarının Haftalık Ders Çizelgesine dâhil edildiğini bildirdi. Genelkurmay, “Temel Değerler Dersi” Işıklar Askeri Hava Lisesi öğrencileri tarafından tercih edilmiş ve 9’uncu sınıfta haftada bir ders saati olacak şekilde öğretime açıldığını, kaldırılmadığını bildirdi.
-SON YASA DEĞİŞİKLİĞİ GEREĞİ ASKERİ ORTA OKULLARA DİNİ DERSLER KONULDU-
Genelkurmay Başkanlığı, Cumhuriyet gazetesinde “TSK’dan din dersine onay... Genelkurmay, askeri liselere seçmeli Kuran-ı Kerim, Hz.Peygamberin Hayatı ve Temel Dini bilgiler Dersine onay verdi. MEB kararı ile onurlu yaşam ve inisiyatif sahibi olma konularının işlendiği temel değerler dersi kaldırıldı” şeklinde ifadeler içeren bir haber yayınlandığını bildirdi.
Bu kapsamda; kamuoyunun doğru bilgilendirmek ve oluşabilecek yanlış algılamaların önüne geçmek maksadıyla, konu ile ilgili açıklama yapılması ihtiyacı duyulduğunu belirten Genelkurmay, 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 58’inci maddesindeki “MEB veya diğer bakanlıklar tarafından açılacak okullar (Askeri Liseler dâhil) ile özel okulların derecelerinin tayini, MEB’e aittir. Askeri eğitim kurumlarının dereceleri MSB ile birlikte tespit edilir” hükmü gereği Astsubay Meslek Yüksek Okulları dahil Askeri Liselerin eğitim ve öğretim faaliyetlerini MEB müfredatına tabi olarak yürüttüklerini bildirdi.
Yeni 6287 sayılı Kanunla , “Ortaokul ve liselerde, Kur’an-ı Kerim ve Hz. Peygamberin Hayatı, isteğe bağlı seçmeli ders olarak okutulur” hükmünün getirildiğini kaydeden Genelkurmay, “Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığının 14 Ağustos 2012 tarihli ve 124 sayılı kararıyla, “Kuran-ı Kerim, Hz. Peygamberin Hayatı ve Temel Dini Bilgiler” dersleri liselerin 2’nci grup seçmeli dersler listesine eklenmiştir” açıklamasını yaptı. Genelkurmay Başkanlığı’nın açıklaması şöyle devam etti:
“-TSK Ortaöğretim Okulları Yönetmeliği’ne göre; “MEB’e bağlı Anadolu liselerinin fen bilimleri alanına denk program” uygulamakta olan TSK Ortaöğretim Okullarında da, bahse konu düzenlemelerin yapılabilmesi maksadıyla;
a.6287 sayılı Kanun ve Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığının Kararında belirtilen seçmeli dersler, diğer seçmeli derslerle birlikte TSK Ortaöğretim Okullarının Haftalık Ders Çizelgesine dahil edilmiştir.
b.Bu kapsamda hazırlanan haftalık ders çizelgeleri; TSK Ortaöğretim Okulları Yönetmeliğinin 21’inci maddesi gereği onaylanmak üzere MEB’e gönderilmiş ve MEB Talim ve Terbiye Kurulunun 183 sayılı kararıyla 5 Ekim 2012 tarihinde onaylanmıştır.
c.TSK Ortaöğretim Okulları idarelerince; TSK Ortaöğretim Okulları Sınıf Geçme ve Sınav Yönetmeliğinin 5’inci maddesi gereği, öğrencilerin ilgi ve isteklerinin tespiti için seçmeli derslerin tamamı öğrencilerin seçimine sunulmuş ve öğrencilerin seçmeli ders konusundaki tercihlerini belirtir dilekçeleri alınmış ve eğitim-öğretime başlanmıştır.”
-TEMEL DEĞERLER DERSİ KALDIRILMADI-
Genelkurmay Başkanlığı haberde kaldırıldığı iddia edilen “Temel Değerler Dersi”nin Işıklar Askeri Hava Lisesi öğrencileri tarafından tercih edildiğini ve 9’uncu sınıfta haftada bir ders saati olacak şekilde öğretime açıldığını kaydetti. Genelkurmay açıklamasında, “Sonuç olarak; TSK Orta Dereceli Askeri Okullarında; eğitim ve öğretim programlarımızın hazırlanması, programların denkliğinin sağlanması, onaylanması ve bilimsel denetimi konularında MEB kriterlerine uygun hareket edilmektedir. Bütün eğitim sistemi yürürlükteki mevzuata uygun olarak düzenlenmiştir” dedi.

Leman, karikatür

Başbakan Erdoğan Leman dergisinde kapak fotoğrafı oldu.

Leman’ın helikopter düşmesi ile ilgili yazdığı haber ve kapak fotoğrafı Erdoğan’ı çok kızdıracak.

İşte Leman Dergisinde helikopter düşmesi ile ilgili yazdığı yazı;

 Kirli savaşın kurbanları ve tabutları hep sıvasız evlerden çıkıyor farkında mısınız? Başörtülü nur yüzlü annelerin, kirli sakallı, yüzünü derin çizgiler örtmüş babaların gözyaşları

akıyor, oluk oluk.. Yoksul çocukları, üç beş kuruş maaşa bağlayıp dağa sürüyorlar.. Çeşitli kahramanlık masallarıyla ölümlerini kutsuyorlar.. Yoğun sise, rüzgara rağmen kalkan helikopterden,

sıvasız evlerde büyüyen 17 yoksul çocuğun tabutu çıktı.. Diğerlerinde olduğu gibi.. Medyanın savaş gazı ise tüm hızıyla sürüyor.. "Olumsuz hava koşullarına karşın

arkadaşlarına yardım için canlarını feda ettiler".. başlıklarına, savaş salyaları karışıyor. Sanki bu yoksul çocuklar, helikopterin kalkış emrini bizzat vermiş gibi.. Birbiri ardına mazeret

yüklü, bol timsah gözyaşlı, saçma sapan demeçler, ezber hanemize yeniden kazındı.. Helikopterin geriye kalan hurdasından gemicikler yapında iyice paşa gönlünüz doysun

Milli tank ALTAY hazır

Türkiye'nin ilk özgün muharebe tankı...

Türkiye'nin ilk özgün muharebe tankı...

Türkiye’nin ilk özgün ana muharebe tankı ALTAY’ın prototipi, yarın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın katılacağı törenle Otokar’ın Sakarya tesislerinde tanıtılacak.

Türk savunma sanayinde son dönemde yapılan başarılı çalışmalar meyvelerini vermeye başlarken, Koç Topluluğu şirketlerinden Otokar’ın ana yüklenicisi olduğu ALTAY Projesi’nde de sona gelindi. İsmini Kurtuluş Savaşı’nda 5. Süvari Kolordusu’nu komuta eden Fahrettin Altay’dan alan milli tank ile Türkiye bu alanda dışa bağımlılıktan kurtulacak ve ALTAY’ın tüm tasarım ve fikri mülkiyet haklarına sahip olacak. Milli tankın tasarım, geliştirme, entegrasyon, test ve üretimine ilişkin tüm bilgi ve dokümanları içeren ve tankın seri üretimine temel teşkil edecek bir teknik veri paketi, hiçbir kısıtlama olmaksızın ve tüm hakları ile Türkiye Cumhuriyeti’nin olacak.

ALTAY’ın tasarımında, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin gerçekleştirebileceği her türlü harekat şartları ve katılım sağlayacağı BM/NATO harekatlarının ihtiyaçları göz önünde bulunduruldu. Bu amaçla ALTAY, modern tanklarda kullanılan en yeni teknolojilerle donatıldı. ALTAY, sahip olacağı üstün ateş gücü ve isabet oranı, yüksek hareket kabiliyeti ile Türk Silahlı Kuvvetleri’nin en temel ve caydırıcı güçlerinden biri olacak.

4 mürettebat görev yapacak

ALTAY tankında tank komutanı, nişancı, sürücü ve doldurucu olarak 4 mürettebat görev yapacak. ALTAY’ın üzerinde ana silah olarak, birçok farklı mühimmatları atabilen 120 mm’lik 55 kalibre top bulunacak. Ana silah ve yardımcı silahların kontrol edilmesi için ALTAY’a özel yeni nesil atış kontrol sistemi çalışmaları ise devam ediyor. Bu sistem sayesinde ALTAY hareket halindeki hedefleri bile çok yüksek isabet oranıyla vurabilecek.

ALTAY tankında, her türlü tehdide karşı tankı korumak üzere tasarlanan modüler kompozit zırhlar ve mürettebatın kimyasal, biyolojik, radyoaktif ve nükleer tehditlerin bulunduğu ortamlarda görevlerini gerçekleştirmesine olanak tanıyan yardımcı sistemler de bulunacak.

ALTAY takımı

Türk Ana Muharebe Tankı’nın tasarımı, prototip üretimi, testi ile diğer alt yüklenicilerin seçimi, ürün kalifikasyonunu ve projenin uyum içinde yönetilmesinden sorumlu olan Otokar, alt yüklenici olarak yurt içinde 50’yi aşkın firma ile çalışıyor. Altay takımı olarak adlandırılan ve bu projede yer alan altyüklenici şirketlerden ASELSAN, tankın atış kontrol sistemi ile komuta kontrol muhabere bilgi sistemini geliştiriyor.

Belirlenen bazı alanlarda Koreli Hyundai Rotem şirketinden teknik destek ve yardım alınıyor. 120 mm’lik 55 kalibre ana silah sistemi, Hyundai Rotem kanalı ile teknoloji transferi yapılarak Makine Kimya Endüstrisi (MKE) tarafından üretiliyor. Modüler zırh paketi Hyundai Rotem teknik destek ve yardımı ile alınarak Roketsan tarafından geliştiriliyor.

ALTAY tankının yaklaşık 4 yıl sonra seri üretime geçmesi planlanıyor.

Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç’un ev sahipliğinde düzenlenecek törene Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da katılması bekleniyor.

500 milyon dolarlık bütçe

Türk savunma sanayisine yeni teknolojiler ve yetenek kazandıracak ilk Türk milli tankının tasarımı, prototiplenmesi, testleri ve kalifikasyonu için yaklaşık 500 milyon dolarlık bir bütçe öngörülmüştü.

ALTAY tankının fizibilite çalışmaları 2005 yılında tamamlanmış, Milli Tank Üretim Projesi (MİTÜP) çerçevesinde 30 Mart 2007’de yapılan Savunma Sanayi İcra Komitesi toplantısı sonucunda Savunma Sanayii Müsteşarlığı tarafından proje ana yüklenicisi olarak Otokar Otomotiv ve Savunma Sanayi AŞ belirlenmişti.

Şehit Seyit Çavuş'un yürek sızlatan fedası

Kanserli annesinin tedavisi için 3 yıl önce uzman çavuş olan Seyit Yalçın, geçen hafta girdiği çatışmada şehit düştü. Anne Şükran Yalçın "Benim için çırpındı. O değil, ben ölseydim" dedi
Hakkâri'nin Şemdinli ilçesinde geçtiğimiz hafta PKK'lılarla girdiği çatışmada şehit düşen Uzman Çavuş Seyit Yalçın'ın yaşam öyküsünden filmlere konu olacak bir dram çıktı. Adıyla Çanakkale'de ağır top mermilerini taşıyan Seyit Onbaşı'yı çağrıştıran Seyit Yalçın'ın, kanserli annesinin tedavi masraflarını karşılamak üzere uzman çavuş olduğu öğrenildi. SABAH Özel İstihbarat Bölümü'nün edindiği bilgilere göre maddi durumu yerinde olmayan işçi bir babanın üç evladından biri olan Seyit, daha ilkokula giderken ayakkabı boyacılığı yaptı. Böylelikle işçi babasının maaşı yetmediği için maddi imkânsızlıklar içinde yaşayan ailesine destek oluyordu. Ortaokul ve lise yıllarında pazarda çalışan Seyit, liseyi memleketi Yozgat Boğazlıyan'da mesleki teknik eğitim merkezinde bilgisayar alanında bitirdi. Kıt kanaat üniversiteye kadar yükseldi. Niğde Üniversitesi Bilgisayar Programcılığı Bölümü'nü kazandı. Fakat maddi imkânsızlıklar üniversitede de yakasını bırakmadı. Okul harcını ve ev kirasını ödemekte güçlük çekmeye başlayınca okulunu bırakıp memleketine döndü. Ardından döndüğünde kendi işini kurma hayalıyle vatani görevini yapmak için başvurdu.

ANNESİ İÇİN UZMAN OLDU
Önce Bolu'ya, oradan da Şırnak'a gönderildi. Terörle mücadelede ön saflarda yer alan Yalçın, komutanlarının gözüne girmeyi başardı. Askerdeyken kanser olduğunu öğrendiği annesini daha iyi tedavi ettirebilmek amacıyla düzenli gelir elde etmek için uzman çavuşluk sınavına girdi. Sınavı dereceyle kazandı. İyi bir asker olduğu için özel harekât birliğine seçilen Yalçın, maaşını, kanserli annesine tedavi parası olarak göndermeye başladı. Yalçın'ın ağabeyi Ergün Yalçın, "Kardeşim aldığı maaşını son kuruşuna kadar annemin tedavisi için gönderirdi. Annemi 4 kere ameliyat ettirdi. Annem otobüsle tedaviye gitmekte zorlandığı için çevresinden para bulup ona bir de araba aldı. Anneme çok üzülüyordu. Şimdi annem ona yanıyor. Kardeşimi değil, canımızı kaybettik" dedi. Şehidin annesi Şükran Yalçın da, "Kanser tedavisi görüyordum. Oğlum tedavim için çırpındı durdu. Keşke o değil, ben ölseydim" dedi. Fedakâr evlat Yalçın, 7 Kasım'da Şemdinli kırsalında hain bir kurşunla şehit olunca ailesi yıkıldı. Şehit Yalçın 9 Kasım'da memleketinde Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ'ın da katıldığı bir törenle toprağa verildi. Baba Bayram Yalçın, "Oğlum mesleğini severek yapıyordu. Vatan sağolsun" dedi.

ANKA’nın uçuş bilgisayarı İsrail malı çıktı, asker değiştirilmesini istedi

Türkiye’nin ilk yerli yapım insansız hava aracı ANKA’nın uçuş kontrol bilgisayarı İsrail malı çıktı. Genelkurmay, seri üretime geçme aşamasında bilgisayarların değiştirilmesini istedi. ‘Gömülü yazılım’ içeren bilgisayarlar, uçuş güvenliğini riske atabiliyor.
 
Geçtiğimiz ay test uçuşu sırasında düşen ilk Türk ‘İnsansız Hava Aracı’ ANKA’nın uçuş kontrol bilgisayarının İsrail malı olduğu ortaya çıktı. Askerî kaynaklardan edinilen bilgiye göre, İsrail’den alınan parça büyük rahatsızlık meydana getirdi. Genelkurmay yetkililerinin, ANKA’nın seri üretime geçmesinin ardından uçuş bilgisayarının değiştirilmesini istediği belirtildi. Türk Havacılık ve Uzay Sanayii’nde (TUSAŞ) bundan sonra üretilecek araçlar için yerli uçuş bilgisayarının geliştirileceği kaydedildi. Yurtdışından alınan uçuş kontrol bilgisayarlarında ‘gömülü yazılım’lar olduğu için bu durumun uçuş güvenliğini riske atabileceği ifade ediliyor.

     Türkiye’nin ilk yerli yapım insansız hava aracı ANKA, birçok test uçuşunu başarıyla gerçekleştirdi. Fakat projede bazı aksaklıklar başından beri devam ediyor. En son geçtiğimiz ay, yer kontrol istasyonuyla 20 saniye boyunca bağlantıyı kaybeden ANKA düştü ve kullanılamaz hale geldi. TUSAŞ, elindeki diğer prototiplerle testlere devam ediyor. Zaman’a konuşan askerî kaynaklar, “Bu tür projelerde hava araçları kaza yapabilir. Bazı gecikmeler yaşanabilir. Bunu normal karşılıyoruz. Fakat kritik öneme sahip donanımlar yerli olmalı. Uçuş kontrol bilgisayarının İsrail’den alınmış olmasını doğru bulmuyoruz. Seri üretime geçildiğinde, yerli uçuş kontrol bilgisayarı istediğimizi dile getirdik.” değerlendirmesini yaptı.

     Konuyla ilgili konuşan TUSAŞ yetkilileri, uçuş kontrol bilgisayarının İsrail’den alındığını doğrularken, içine konulan yazılımların ise tamamen milli olduğunu ifade etti. Yerli uçuş kontrol bilgisayarı için çalışmaların başladığını da dile getiren yetkililer, Genelkurmay’ın isteklerinin karşılanacağını açıkladı. Uçuş kontrol bilgisayarı aslında aküye benzer bir kutu görünümünde. Asıl kritik olan ise hava aracının temel uçuş fonksiyonlarını yöneten yazılımlar. Bunlar, motor, iniş takımları ve aviyonik üniteler gibi kritik fonksiyonları kontrol ediyor. Otopilot ve uçuş yönetim sisteminin icrasını sağlıyor. Hata yönetim mekanizmalarını işletiyor. Fakat uçuş kontrol bilgisayarının içindeki temel yazılımın, daha sonra yüklenen kodlarla çakışma ihtimali bulunuyor.

     Öte yandan Başbakan Tayyip Erdoğan ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel’in katıldığı son Savunma Sanayii İcra Komitesi (SSİK) toplantısından ANKA’nın geliştirilmesi ve daha kuvvetli bir motorla yenilenmesi kararı çıkmıştı. Buna göre bir sonraki ANKA silahlandırılacak.

Bingöl'de şehit edilen 33 erin dosyası kayıp

PKK’lı teröristler tarafından Bingöl-Elazığ karayolunda kurşuna dizilen 33 erle ilgili dosya adeta buharlaştı. Olayın gerçekleştiği 1993 yılına ait dosyaları isteyen Diyarbakır’daki savcıya “Herhangi bir kayıt bulunamadı.” cevabı verildi. 2009’da katliamı araştıran Ergenekon savcısı Zekeriya Öz de aynı cevapla karşılaşmıştı: “Elimizde hiçbir belge ve dosya yok.”
 
     Bingöl’de 19 yıl önce izinden dönen 33 erin şehit edilmesi kadar, katliamdan sonraki yargı süreci de şüphelerle dolu. Olayla ilgili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın başlattığı soruşturmada çarpıcı bilgilere ulaşıldı. Elazığ ve Malatya’da bulunan 1993 yılına ait dosyalar incelenince birçok soru işareti ortaya çıktı. Dosyaya önce Elazığ’daki askerî mahkeme bakıyor. Bir yarbay, 3 yüzbaşı, 2 üsteğmen ve bir er ‘görevi ihmal’den ceza alıyor. Ancak Askeri Yargıtay itiraz ediyor. Bunun üzerine askerî mahkemenin görev alanına girdiği halde dosya sivil mahkemeye gönderiliyor. Ardından adeta buharlaşıyor. Bu yıl Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın başlattığı soruşturma kapsamında hem sivil hem askerî mahkemeden dosyayı isteyen savcıya ‘Herhangi bir kayıt bulunamadı.’ cevabı veriliyor. Aynı durumla 2009’da dönemin Ergenekon savcısı Zekeriya Öz de karşılaşmıştı.

Öte yandan Diyarbakır Başsavcılığı’nın ulaştığı belgeler, 33 erin bile bile ölüme gönderildiğini gözler önüne seriyor. Erleri taşıyan konvoya silahlı askerler bindirilmiyor. Oysa Bingöl Emniyet Müdürlüğü’nün istihbarat raporunda açıkça şu uyarı yapılıyor: “150 kişilik PKK’lı grubun birkaç gün içinde Bingöl-Elazığ karayolunu keseceği bilgisi alınmıştır.”

Türkiye’nin en karanlık dönemlerinden biri 1993 yılında yaşandı. Genel af ve PKK’nın silah bırakmasının konuşulduğu bu dönemde, sürece köstek olan olaylar zinciri meydana geldi. Cumhurbaşkanı Turgut Özal, Jandarma Komutanı Org. Eşref Bitlis, Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Tuğg. Bahtiyar Aydın, JİTEM üyesi Cem Ersever ve gazeteci Uğur Mumcu şüpheli bir şekilde öldü. En sarsıcı hadise ise 24 Mayıs 1993’te yaşandı. İzinden dönen silahsız 33 er, PKK’lılar tarafından şehit edildi.

Faili meçhul cinayetleri araştıran Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, 33 er katliamıyla ilgili 2 ay önce yeni bir çalışma başlattı. Savcılık, dosya ile ilgili sürecin işleyişini öğrenmek için Elazığ ve Malatya’da bulunan dosyaları inceledi. Alınan bilgilere göre, katliamla ilgili olarak dönemin Elazığ 8. Kolordu Komutanlığı Askerî Savcısı Hakim Binbaşı İnayet Taş, bir iddianame hazırlıyor. Bir yarbay, 3 yüzbaşı, 2 üsteğmen ve 1 er, askerî mahkemede yargılanarak ‘görevi ihmal’den ceza alıyor. Ancak Askerî Yargıtay kararı bozarak, dosyayı Bingöl Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderiyor. Bu mahkeme de dosyayı Bingöl İl ve İlçe İdare Kurulu’na sevk ediyor. ‘İdare kurulları nasıl bir işlem yaptı?’ sorusuna cevap arayan Diyarbakır savcılığı, şaşırtıcı bir durumla karşılaştı. İdare kurullarından savcıya gönderilen cevabî yazıda, sözü edilen kişi ve dosyalarla ilgili kendilerinde herhangi bir kayıt olmadığı belirtildi.

Dava dosyasında yer alan bilgi ve belgeler, 33 erin bile bile ölüme gönderildiğini gösteriyor. Buna göre ihmaller zinciri Malatya’da başlıyor. 24 Mayıs 1993’te Malatya İl Jandarma Komutanlığı’nda toplanan erler, on altı ayrı araçla Bingöl İl Jandarma Komutanlığı’na gönderiliyor. Askerleri taşıyan konvoya koruma aracı verilmediği gibi araçların içine silahlı askerler de bindirilmiyor. Dosyada, Diyarbakır Jandarma Asayiş Komutanlığı’nın, Bingöl ve Elazığ İl Jandarma komutanlıklarına bir emir göndererek, dağıtıma ya da birliğine gidecek askerlerin belli merkezlerde toplanması ve zırhlı araç eskortuyla gönderilmesini istediği anlaşılıyor. Jandarma Genel Komutanlığı da 9 Eylül 1992’de, nakil sırasında araçların içerisine silahlı asker konulması ve konvoya helikopterlerin eşlik etmesi konusunda emir veriyor. Dosyada bu emirlere uyulmadığı belirtiliyor. Ayrıca PKK’nın Elazığ-Bingöl karayolunu keseceğine dair olaydan dört gün önce ‘birinci dereceden teyitli’ istihbarat raporu hazırlandığı ancak bunun da dikkate alınmadığı vurgulanıyor.

İLK İDDİANAME: OLAYIN YAŞANACAĞINI HERKES BİLİYORDU
Katliamın hemen ardından savcı İnayet Taş’ın hazırladığı iddianame de olayın vahametini gözler önüne seriyor. İddianamede özetle şu ifadelere yer veriliyor: “Böyle bir olayın yaşanacağını herkes biliyor. Olayın meydana geldiği karayolunun güvenliğinin sağlanmasından sorumlu bulunan Bingöl Jandarma Komutanı Yüzbaşı Nevzat Yıldız’ın da tespit edilen beyanlarında alınan tedbirlerin yeterli olmadığını bildiği, hatta 150 kişilik bir terörist grubunun, iki minibüsteki erlerin indirildiği Diztepe mevkiinin çok yakınında bulunan Gökçekanat ve Çevrimpınar köyüne geldiklerinin bilindiği, 20 Mayıs 1993’te 60 kişilik bir PKK’lı grubunun Gökçekanat köyü Manço deresi mevkii istikametine gittikleri şeklindeki duyumun güvenilir kaynaklardan alındığı anlaşılmıştır. Örgüt mensuplarının karayolunda yoğun eylem planladıkları bildirildiği halde, Malatya İl Jandarma Komutanlığı’ndan 24 Mayıs günü, 16 araçla 582 erin Bingöl’e konvoy meydana getirilmeden, eskort olmaksızın ve her aracın içerisine silahlı askerler bindirilmeksizin sevkiyatın yapıldığı görülmektedir.”

Bingöl Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şubesi’nin imzasını taşıyan istihbarat raporunda da şöyle deniliyor: “Elazığ’ın Palu ilçesindeki 300 kişilik PKK grubundan ayrılan 150 kişilik bir grubun Bingöl bölgesine geldiği ve aynı grubun birkaç gün içinde Bingöl-Elazığ karayolunu kesip eylem yapacağı bilgisi alınmıştır.”

ASKERÎ SAVCILIK: ELİMİZDE HİÇBİR BİLGİ VE BELGE YOK
33 erin katledilmesi, Ergenekon soruşturması çerçevesinde de gündeme gelmişti. Olayla ilgili Genelkurmay Askerî Savcılığı’nın elindeki delil ve soruşturma dosyalarını isteyen Ergenekon savcısı Zekeriya Öz’e, “Elimizde bu olayla ilgili hiçbir belge ve dosya yoktur.” şeklinde cevap verilmişti. Katliamla ilgili iki farklı dosya bulunuyor. Bunlardan biri, fail durumundaki terör örgütü mensuplarıyla, diğeri ise olayda sorumluluğu bulunan askerlerle ilgili. Askerlere ilişkin dosya zamanaşımına uğradı. PKK’lılarla ilgili bölümü ise halen açık. 33 er olayına karıştığı belirlenen teröristlerden biri 1995 yılında, diğeri de 1998’de ceza aldı.

Diyarbakır’daki savcılar, emir-komuta zincirinde sorumlular arasında bulunması gereken emekli Albay Mehmet Fikri Karadağ hakkında da yargılama sürecinde hiçbir işlem yapılmadığını da belirledi. Ergenekon’un tutuklu sanıklarından Karadağ’ın, 33 er olayında Elazığ 8. Kolordu Komutanlığı İstihbarat ve İstihbarata Karşı Koyma Şube Müdürlüğü’nde görevli olduğu ortaya çıkmıştı. Olay yerine ilk giden kişinin de Karadağ olduğu iddia edilmişti. Diyarbakır’daki savcılar, 1993 yılındaki dönemin üst düzey komutanları hakkında askerî yargının bir işlem yapıp yapmadığını Genelkurmay Başkanlığı’na sordu. Ancak şu ana kadar herhangi bir cevap gelmedi.


Sakık: Askerler PKK’lıların önüne atıldı
PKK’nın eski yöneticilerinden Şemdin Sakık, olayla ilgili savcıya verdiği ifadede, Doğu Çalışma Grubu’na (DÇG) dikkat çekmişti. Batı Çalışma Grubu’nun Doğu ve Güneydoğu’daki örgütlenmesi olan DÇG’nin 1993’te fiiliyata geçtiğini anlatan Sakık, “O yıl Uğur Mumcu, askerî icraatın başı Eşref Bitlis, askerî istihbaratın başı Cem Ersever, devletin başı Turgut Özal ve daha birçok üst düzey komutan, siyasetçi ve aydın tasfiye edilerek 33 er olayı sürecine gelindi. 1993’te yaşanan acı hadiselerin tamamı, yönetimi ele geçirmeyi amaçlayan ve kanın akmasını isteyen bu cunta ekibinin işi. 33 asker olayı bir grup kızgın PKK’lı tarafından gerçekleşti ama planlayarak gerçekleştirdikleri bir eylem değildi. Bu askerler birileri tarafından kendilerinin önüne atıldı ve DÇG’nin ikinci planı bu olaya dayandırılarak hayata geçirildi.” ifadelerini kullandı. Sakık, geçtiğimiz hafta Ergenekon’da tanık olarak dinlendi. 33 er olayına ilişkin sözlerinin arkasında durdu. Sakık, şöyle konuştu: “1993’teki olaylar planlıdır. Özal, Ersever, Bitlis, (Musa) Anter gitti. Kilit noktadakiler ortadan kaldırıldı. Çatışmaların başlaması için eylem gerekiyordu (33 er olayıyla) oluşturdular. Bunlar birbirinin devamı olaylardır. 93, 12 Eylül’den daha kanlı, daha köklü daha korkunç bir darbe oldu.”


Öcalan’dan Ergenekon iması
Terör örgütü PKK’nın elebaşısı Abdullah Öcalan, avukatları aracılığıyla yaptığı açıklamada, katliamın yaşandığı dönemde örgütün iki numaralı ismi Şemdin Sakık’ın eylemi Ergenekon adına gerçekleştirmiş olabileceğini ima etmişti. Öcalan, “Şemdin doğrudan Ergenekon’la bağlantılıdır, onların adamıdır, demiyorum, ancak kullanılmıştır. Bu dönemde ateşkesi istemeyenler kimlerdi? Bunu anlamak benim için zor oldu.” demişti.


Bölge Komutanı: Taktik sorumluluk bana ait
33 erin şehit edildiği 1993’te Asayiş Bölge Komutanı olan emekli Orgeneral Necati Özgen, katliama ilişkin Ergenekon imasında bulunulmasına tepki göstermişti. 33 erin şehit edilmesinde taktik sorumluluğun kendisinde olduğunu vurgulayan Özgen, eylemin 300-400 kişilik bir PKK grubu tarafından gerçekleştiğini savunmuştu. Özgen, “Bu olayda başka bir şey aramak öküz altında buzağı aramaktır. Şehitlerimize de TSK’ya da hakarettir.” demişti.

'Köstebek'ten komisyona şoke edici açıklamalar

28 Şubat ’ta Batı Çalışma Grubu (BÇG) belgelerini sızdırdığı gerekçesiyle ‘Köstebek’ davasında yargılanan Kadir Sarmusak çarpıcı itiraflarda bulundu. 28 Şubat’ın önemli aktörlerinden olan Kadir Sarmusak, Deniz Kuvvetleri’nde askerlik yaparken yaşadığı olayları, gördüğü belgeleri TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu ’na anlattı.
Sarmusak, Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya’nın subay ve astsubayları başına çuval geçirip sorgulattığını, bazılarına işkence yapıldığını öne sürdü. Eski onbaşı Sarmusak’ın sözleri tutanağa şöyle yansıdı:

SORGU ODASI: Deniz Kuvvetleri’nin alt katında bir odada subay, astsubayları bir sandalyeye oturtup sorguluyorduk. Güven Erkaya camları kapatmış, içeri sandalye ve sorgu masası koydurmuştu. Kendisi bizzat sorguluyordu.

TUTANAKLAR AVCI’DA: Ayrı ayrı zamanlarda 11 kişi sorgulandı. İfade tutanakları ve fotoğrafları var. Fotoğraf ve ifade tutanakları Bülent Orakoğlu’nda. Ona da Hanefi Avcı verdi.

SÜRGÜN GEMİSİ: ( ABD tarafından ‘kaza’yla vurulduğu açıklanan Muavenet gemisiyle ilgili): Muavenet gemisi ilk olarak ‘Biji’ diye fişlenmiş. Kürtlerin sürgün edildiği gemiymiş. Daha sonra irticacıları sürmüşler. Lakabı ‘Hacı’ olmuş. 1992’de vurulunca ölenlerin hepsi İslami kesimden.

KOMUTANLAR BORSA ’DA: Komutanlarla hükümet kanadından tüyo alıp toplu halde borsaya giriyorduk. 2 kere yüzde 25 kazandık. Bizim bölükte Mesut Yılmaz’ın eşinin yeğeni vardı, Başbakanlık’tan tüyo alıyorduk.

PKK ’YA YARDIM: (Niğde’de Emniyet’te çalışırken) Askeri fabrikadan çıkan kamyonları Adana ’da PKK’ya mühimmat götürürken yakaladık. Fakat hiçbir işlem yapılmadı.

33 şehit erin dosyası bulunamıyor

Güncel / 33 şehit erin dosyası bulunamıyor
PKK’lı teröristler tarafından Bingöl-Elazığ karayolunda kurşuna dizilen 33 erle ilgili dosya adeta buharlaştı.

 
PKK’lı teröristler tarafından Bingöl-Elazığ karayolunda kurşuna dizilen 33 erle ilgili dosya adeta buharlaştı. Olayın gerçekleştiği 1993 yılına ait dosyaları isteyen Diyarbakır’daki savcıya “Herhangi bir kayıt bulunamadı.” cevabı verildi. 2009’da katliamı araştıran Ergenekon savcısı Zekeriya Öz de aynı cevapla karşılaşmıştı: “Elimizde hiçbir belge ve dosya yok.”

Bingöl’de 19 yıl önce izinden dönen 33 erin şehit edildiği olayla ilgili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın başlattığı soruşturmada çarpıcı bilgilere ulaşıldı. Zaman gazetesinin haberine göre bu yıl Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın başlattığı soruşturma kapsamında hem sivil hem askerî mahkemeden dosyayı isteyen savcıya ‘Herhangi bir kayıt bulunamadı.’ cevabı verildiği ileri sürüldü. Aynı durumla 2009’da dönemin Ergenekon savcısı Zekeriya Öz de karşılaşmıştı.

 24 Mayıs 1993’te yaşanan korkunç olayda izinden dönen silahsız 33 er, PKK’lılar tarafından şehit edilmişti.

PKK mağaralarını King Air 350 buldu

ABD'den kiralanan keşif ve gözetleme uçağı, TSK'nın son PKK operasyonunda ilk kez kullanıldı..

   
Türk Silahlı Kuvvetleri, kamplarda ve mağaralarda kışa hazırlık yapan PKK'ya göz açtırmadı. Son dönemin en kapsamlı operasyonunu gerçekleştiren TSK, ABD'den kiralanan King Air 350 gözetleme ve keşif uçağını ilk kez kullandı.
30 Ekim-9 Kasım tarihleri arasında Hakkari Kavaklı ve Şemdinli bölgeleri ile Şırnak’ta gerçekleştirilen eş zamanlı nokta operasyonlarda örgütün önemli kış üslenme noktaları imha edilirken çok sayıda silah ve mühimmat ele geçirildi.

22 PKK'LI ETKİSİZ HALE GETİRİLDİ

Komando, Özel Kuvvetler ve JÖH taburlarının yanı sıra Polis Özel Harekat’ın da katıldığı ve bizzat 2. Ordu Komutanı Org. Galip Mendi’nin komuta ettiği operasyonlarda 1’i sağ toplam 22 terörist etkisiz hale getirildi. Şemdinli’de gerçekleştirilen operasyonda ise uzman çavuş Seyit Yalçın şehit oldu.

KING AIR 350 İLK KEZ KULLANILDI

ABD’den kiralanan King Air 350 İnsanlı Keşif Uçaklarının ilk kez kullanıldığı operasyonlarda, İHA (İnsansız Hava Aracı), yine ilk kez başarı ile kullanılan İKU (İnsanlı Keşif Uçağı), hava fotoğrafları, telsiz kestirme ve dinlemeleri gibi teknik istihbarat yoğunlaştırıldı.
Hakan-2 olarak adlandırılan Hakkari Kavaklı bölgesindeki operasyon ise 30 Ekim’de başladı ve 7 Kasım’da sona erdi. Çok sayıda silah, mühimmat, patlayıcı maddenin yanı sıra, yaşam malzemeleri ile çok sayıda sahipsiz katır bulundu. Şırnak-Cudi bölgesinde ise 5 terörist etkisiz hale getirildi. 6-9 Kasım tarihlerinde ise, Şemdinli bölgelerinde 1’i sağ, toplam 14 terörist etkisiz hale getirildi.

ULUDERE OLAYI SONRASI ABD'DEN KİRALANDI

TSK, Uludere'de 34 sivilin ölümüne yol açan Heron kazasının ardından, istihbaratta yeni bir atağa geçmişti. ABD'den kiralanan " King Air " marka yüksek teknoloji donanımlı insanlı uçak geçtiğimiz temmuz ayında göreve başlamıştı. King Air, sınır boyunca teröristlerin hareketlerini adım adım takip ediyor ve çektiği görüntüleri kriptolu olarak kontrol istasyonuna iletiyor.

BEŞ UÇAKTAN BİRİ TESLİM EDİLDİ

Türk Silahlı Kuvvetleri, Şırnak Uludere'de yaşanan Heron kazasının ardından aldığı "terörle mücadalede insanlı istihbarat uçaklarını kullanma" kararını uygulamaya başladı. Bu çerçevede ABD'den kiralanan özel donanımlı 5 insanlı istihbarat uçağından ilki, önceki gün Türkiye'ye teslim edildi. Batman'daki harekat merkezinde Genelkurmay Başkanlığı yetkililerine teslim edilen uçak hemen göreve başladı.

24 SAAT BOYUNCA IRAK VE SURİYE SINIRINI GÖZETLİYOR

2 yıllığına kiralanan King Air marka yüksek teknoloji donanımlı uçaklar, Batman'da kurulan komuta merkezinden yönetiliyor. 24 saat boyunca Irak ve Suriye sınırını gözetleyecek uçakların topladığı görüntüler, Batman'daki merkezden anında hem bölgedeki üslere hem de Ankara'ya iletiliyor.

TERÖRİSTLERİN KOLUNDAKİ SAATİ BİLE GÖREBİLİYORLAR

7 gün 24 saat en az 3 tane insanlı istihbarat uçağı sınır boyunca terörist grupların hareketlerini izliyor. Özel donanımlı bu uçaklardaki görüntüleme sistemleri 30 bin feet, yani yaklaşık 10 km yükseklikten uçacak ve yerdeki teröristlerin elindeki silahın markasını, hatta kolundaki saatin kaç olduğunu bile rahatlıkla görebiliyor.

13 Kasım 2012 Salı

‘Deniz’ konuştu ‘derinler’ dalgalandı

12 Kasım 2012 / HAŞİM SÖYLEMEZ
Ergenekon davasındaki ‘Deniz’ kod adlı gizli tanıklığını açık eden Şemdin Sakık’ın söyledikleri bazılarını rahatsız etti. Oysa bu, daha önce kendisiyle işbirliği yapan TSK içindeki bazı odaklarla yüzleşmesiydi. Yargılananlar ile tanık, vaktiyle TSK içindeki bir klik için çalışmıştı.
1998’de yakalanıp Türkiye’ye getirilen ‘Parmaksız Zeki’ kod adlı eski PKK yöneticisi Şemdin Sakık, yine gündemde. Sakık, Ergenekon davasında ‘Deniz’ kod adıyla gizli tanıklık yaparken, geçen hafta sürpriz bir kararla ismini açıkladı. Bazı kişilerin PKK bağlantısı olduğuna dair verdiği öne sürülen ifade ile ‘andıç’ olayına adı karışan Sakık, o isimleri söylemediğini, kendisini sorgulayanlarca bilgisi dışında eklendiğini açıklamıştı. Doğru olan buydu.
Sakık, Ergenkon davasında açık tanık olarak ifade verince ortalık karıştı. Kimileri ‘Teröristten tanık olmaz’ diye itiraz ederken, bazıları ‘PKK Ergenekon ilişkisine dair ancak eski bir terörist tanıklık edebilir’ dedi. ‘Sanık TSK, tanık PKK’ şeklinde başlıklarla Sakık’ın tanıklığı orduya karşı operasyonmuş gibi gösterilmek istendi. En ilginç çıkış emekli Orgeneral Tuncer Kılınç’tan geldi: “Sakık dürüst adımdır. Ne biliyorsa bütün çıplaklığıyla söyleyecektir.” Silivri’de tutuklu bulunan eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ ise Sakık’a tepkisini ifade ederken, “Silivri’de TSK ile PKK karşı karşıya bırakıldı.” dedi. Başbuğ’a cevap gazeteci Fatih Altaylı’dan geldi. Altaylı, Haber Türk’teki yazısında şu soruyu sordu: “PKK’lı tanıkla bizi mahkûm etmek istiyorsunuz, diyen paşanın bir dönem başında olduğu kurum aynı PKK’lının ifadesine dayanarak, hatta ona bile dayanmayarak, o PKK’lının adını kullanarak insanları itibarsızlaştırmaya ve toplum gözünde mahkûm etmeye çalışmadı mı?”
Peki, Şemdin Sakık gizli tanıklığını neden açık etti ve söyledikleri ne anlama geliyor? Sakık, Ergenekon davasındaki 1. iddianamenin gizli tanığı. Bu iddianame daha çok Ergenekon yapılanması ve terör örgütleriyle ilişkisi üzerine kurgulanmıştı. 2008’de Diyarbakır E Tipi Cezaevi’nde yatan Sakık, ifadesi alınıyor ve güvenlik gerekçesiyle gizli tanık yapılıyor. Sakık bunu kabul ediyor. Ancak ‘Deniz’ kod adını kullanan tanığın ifadeleri kendisini ele veriyordu. 90’lardaki karanlık olayları araştıran herkes onun Şemdin Sakık olduğunu tahmin ediyordu.
Öyle ya, ‘33 er olayını’ en ince ayrıntısına kadar başka kim bilebilirdi? Zaten açık tanık olarak ifade veren Sakık üç ana konu üzerinde duruyor: Yalçın Küçük ve Doğu Perinçek’in PKK ile ilişkisi ve Bahtiyar Aydın cinayeti. Söylediği diğer noktalar da elbette ihmal edilecek şeyler değil; fakat Sakık daha çok bu üç konuyu işliyor. Bunlar da zaten gördükleri, yani tanık olduğu olaylar. Sakık, PKK içinde dönemin en önemli adamlarından biriydi ve söyledikleri yabana atılacak türden değil. Aslında anlattıkları yeni de değil. Aynı şeyleri yazdığı kitap ve mektuplarda dile getirmiş, kamuoyuna defalarca yansıtmıştı. Bazılarına göre sıkıntı oluşturan taraf, Sakık’ın tanık olduğu olayları mahkemede açıktan anlatmaya başlaması. Kısa süre önce Sakık’ın yazdığı “İmralı’da bir Tiran” isimli kitap ulusalcı kimliği ile ön plana çıkan Togan yayınlarından çıkmıştı. Orada örgüt içindeki hayatını anlatırken bu konulara değiniyordu. Sakık kitap yayımlandığında şimdi itiraz eden çevrelerce ‘kahraman’ ilan edilmişti. Mahkemede tanık olunca aynı çevrelerce ‘hain’ listesine yazıldı. Aynı Sakık’ın birçok açıklaması ve ifşaatı şimdi karşı çıkan medya organlarında yer almıştı. Peki, söylediği her şey doğru mu? Aslında o, gördüklerini kendi penceresinden anlatıyor. Kısmen yalan ve yanlışları var. “İnsan olarak bir dahlim yok.” diyerek ‘33 er olayı’nda bir nevi kullanıldığını ima ediyor.

Sakık, talimat üzerine PKK-Ergenekon ortaklığında gerçekleştirilen ‘33 er olayında’  emirleri yerine getiren kişiydi. Ama bu olayda bazı askerlerin neler yaptığını kimse gündeme getirmiyor. Örneğin Öcalan ile görüşüp eylem kararı alan üst düzey komutanın kimliği henüz açıklanmış değil. Veya Sakık’ın “Öcalan’ın Suriye’den çıkarılması için yardım eden, bilgi veren benim.” dediğine bakılmıyor. Zira Öcalan’ın Suriye’den çıkışında bütün bilgileri Sakık’ın verdiği bir gerçek.
Şemdin Sakık tabir yerindeyse ne İsa’ya ne Musa’ya yaranabildi. Örgüt tarafından ‘ajan’, devlet tarafından ‘terörist’, eski işbirlikçileri tarafından ise ‘hain’ ilan edilen Sakık’ı kardeşi BDP Milletvekili Sırrı Sakık bile dinlemiyor. Oysa Sırrı Sakık bugünkü konumunu bir anlamda ağabeyine borçlu.
Şemdin Sakık’ı 1998’de Yeşil’in başını çektiği bir ekip Kuzey Irak’tan alıp getirdi. Bu bir yakalama veya operasyon değil ‘paketleme’ olayıydı. 15 Mart 1998’de KDP Peşmergelerine sığınan Sakık, KDP ve Amerika işbirliği ile 13 Nisan’da Türkiye’ye teslim edilmişti.  Faili meçhul davası tutuklusu Albay Cemal Temizöz ve JİTEM’ci subay ve astsubaylar tarafından Silopi’de sorgulanırken ekipte Yeşil de vardı. Daha sonra Diyarbakır’a getirilen Sakık burada aylarca sorguladı. JİTEM mensupları ve MİT bölge başkanının katıldığı sorgulara emniyetten kimsenin dâhil edilmemesi manidardı.
Ancak Pişmanlık Yasası’ndan faydalanmak isteyen Sakık artık devlete hizmet etmek istediğini söyledi. Ardından Sakık kullanıldı; ama Pişmanlık Yasası’ndan faydalandırılmadı. Müebbet hapis cezası aldı. Şimdi konuşarak bir anlamda kendisini kullananlardan intikam alıyor, tabii ölümü göze alarak. Sakık, Ergenekoncular tarafından hep kullanıldı ve bu onu bir yerde ‘Ergenekoncuların adamı’ yaptı. Örgütle ilgili bütün bilgileri Ergenekoncu ekibe anlatıyordu. Zaman zaman cezaevinden alınıp yer tespitine götürülüyordu. Bir keresinde yer tespiti için Amanoslara götürüldü ve burada gösterdiği noktalarda, telsizler, bombalar, biksiler, önemli miktarda patlayıcı ve mühimmat bulundu. Bir iddiaya göre Sakık bazı kozmik operasyonlarda da devlet elemanı gibi kullanıldı. Mesela mahkemede anlattığı “Akın Birdal suikastını üstlenmemi istediler, bunu Yaşar Büyükanıt (eski genelkurmay başkanı) biliyor.” cümlesi üzerinde durulmayı hak ediyor. Zira, Sakık’ın anlattığı olaylar, Büyükanıt’ın Diyarbakır’da olduğu döneme denk geliyor.
Diğer yandan terörle mücadele eden Emniyet birimlerinin Sakık ile resmî yoldan yüzleşmesi ancak Ergenekon davası ile başlayabildi. Oysa daha önce Emniyet’in talepleri olmuş ve hep geri çevrilmişti. 2008’de savcı talimatıyla ifadesi alınan Sakık’ın ‘Deniz’ olarak karşımıza çıkmasının herkesi şaşırtması bundan. Bu zamana kadar söylediklerinin üstü hep örtülüyordu ya da sadece Ergenekon kanadı onunla görüşüyor ve istedikleri bilgileri kamuoyuna yansıtıyorlardı.
Zaman zaman medya organlarına mektup yazan Şemdin Sakık, artık PKK’nın Kürtlere hizmet etmediğini ve gençlerin dağa çıkmamaları gerektiğini ifade etti. Gerekirse devlete yardım edeceğini anlatan Sakık aslında söylediklerini yapan biri. Her ne kadar çıkarcı bir yaklaşımı varsa da Sakık vaktinde birçok olayda kullanıldı. Ergenekon davasında yargılanan çoğu JİTEM mensubu ve Özel Harekatçı tarafından operasyonlara götürüldü. Sakık, yakalanmadan önce de derin devlet ile PKK arasındaki önemli bağdı. Bu görevi kendisine bizzat Öcalan vermişti. Sakık’ın cezaevine girdikten sonra Hakkâri, Şırnak ve Van’a operasyonlara götürüldüğü biliniyor. TSK içindeki bir klik ile MİT içindeki Ergenekon kanadı Sakık’ı hiç boş bırakmadı. Sürekli markajda kalan Sakık bu ekiplerce ziyaret edildi. Açık tanık olarak konuşurken ‘can güvenliği riskine rağmen konuşuyorum’ demesi de bu yüzden.

Hesap sorulur diye emirlerimi bile sakladım

12 Eylül döneminin Sıkıyönetim Komutanı Nevzat Bölügiray, son kitabı ‘Dün ve Bugün’de darbe davasına karşı aldığı tedbirleri yazdı. Bir gün hesap sorulur diye bütün belge ve emirleri sakladığını belirtirken, sanık sandalyesine oturması halinde bu dokümanların yer aldığı kitaplarını mahkemeye sunacağını kaydetti. Bir de şahit gösterdi: “Demirel’in lehime tanıklık yapacağını umuyorum.”
 
Emekli Korg. Nevzat Bölügiray, 12 Eylül darbesinin en önemli isimlerinden. 1980 öncesi ve sonrasında Adana 6. Kolordu komutanlığı ve sıkıyönetim komutanlığı yaptı. Ayrıca sıkıyönetim koordinasyon komutanlığı görevinde bulundu. Emekli olduktan sonra yayımladığı kitaplarla dikkati çeken Bölügiray, yeni kitabı ‘Dün ve Bugün’de darbe sonrası tartışmaları ele alıyor. Kitaplarının çıkış noktası konusunda da çarpıcı bilgiler veriyor. 12 Eylül davasına atıfta bulunurken, bir gün hesap sorulur diye o döneme ait belge ve dokümanları elinde tuttuğunu, verdiği emirleri bile sakladığını kaydediyor. Bunları zaman içinde kitaplaştırdığını anlatan Bölügiray, sanık sandalyesine oturması halinde özellikle iki kitabını delil olarak mahkemeye sunacağının altını çiziyor.

‘Dün ve Bugün’ isimli kitapta yakın zamana ilişkin olaylara da değinen emekli komutan, referandum öncesi 12 Eylül’le ilgili tartışmaları hatırlatıyor. “Bunları izlerken kaygılandığım tek konu, aradan 30 yıl geçti, nasıl olsa ‘zamanaşımına uğramıştır’ düşüncesiyle bugüne dek sak­ladığım tüm belgeleri yırtıp atmış olmamdı.” diyor. ‘Sokaktaki Asker’ ve ‘Sokaktaki Askerin Dönüşü’ adındaki kitaplarının ‘kanıt olabileceği umudunu taşıdığını, ayrı­ca Süleyman Demirel’in de kendisinin lehine tanıklık yapabileceğine inandığını ifade ediyor.

1985’te 12 Eylül darbesinde nasıl haklı olduklarını anlatan kitaplar yazmaya başlayan Bölügiray, bu süreci ise şu cümlelerle anlatıyor: “Tasnife başladığım bu belgeler; sıkıyönetim komutanı görevi­ne geldiğim günden ayrılacağım güne dek, yazılı olarak verdiğim ‘uygulama emirleri’, ‘sıkıyönetim bildirileri’, ‘günlük emirler’, ‘hükümetten yazdığım yazılar’ ve ‘Sıkıyönetim Koordinasyon Toplantıları’nda başbakanlara verdiğim dosyalardan oluşuyordu. Bunları bi­riktirirken, ileride yazacağım anılarıma yardımcı olsun diye bir düşünce aklımın kenarından bile geçmemişti. Ne olur ne olmaz, bakarsın ileride bir ‘hesap sorma’ durumu ile karşılaşırsam bu belgeler benim savunmamın dayanaklarını oluşturur, diye düşünmüştüm.”

Emekli Korgeneral, 28 Şubat döneminde Başbakan Necmettin Erba-kan’ın “Ordu bizi seviyor” sözlerine duyduğu tepkiyi anlatmak için 20 Aralık 1995’te Sabah Gazetesi Ankara Temsilcisi Fatih Çekirge’yi aramış. Çekirge’nin kendisine şunları söylediğini aktarıyor: “Paşam, Erbakan ile Mardin’e giderken tam iki buçuk saat konuştuk. Adamın hiçbir şeyden korktuğu yok. Öyle şeyler anlattı ki, bunları yazmam olanaksız. Bütün Türkiye RP gelecek diye tir tir titrerken ona hiçbir şey yapılamıyor. Ben de çok korkuyorum paşam...” Bölügiray, Dün ve Bugün isimli kitabında 30 Ocak 1998’de Ege Ordu Komutanı Org. Doğu Aktulga ile buluşmasını da anlatıyor. Aktulga’nın Sincan’da tankların yürütülmesi olayını değerlendirirken, “Planlı, programlı bir girişimdi. Bu olay bir dönüşüm noktasında irticaya karşı yapıldı.” dediğini yazıyor.

Ankara'da güvenlik zirvesi toplanıyor

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz ve Dışişleri bakanı Ahmet Davutoğlu ile saat 16:00'da görüşecek.

8 ayda 4 Sikorsky kazası:35 şehit!

Siirt Pervari'de 17 askerin şehit olduğu kazada helikopter metal yorgunluğundan mı düştü?

Siirt Pervari'de 17 askerin şehit olduğu kazada helikopter metal yorgunluğundan mı düştü?

SİİRT Pervari'de 17 askerin şehit olduğu helikopter kazası 'metal yorgunluğu' tartışmasını gündeme getirdi. Tartışmayı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin "S-70 Sikorsky helikopterlerin metal yorgunu ve uçuş saatlerini doldurmuş olmaları ve ek olarak helikopter sayısındaki yetersizlikle birlikte mevcut taşıma kapasitelerinin aşılarak kullanılması felaketlere davetiye çıkarmaktadır" sözleri ateşledi. Genelkurmay Başkanlığı düşen Sikorsky'nin 2000 yılında üretildiğini açıkladı. Kara Kuvvetleri'nin 60, Deniz Kuvvetleri'nin 24, Jandarma'nın 25 ve Özel Kuvvetler Komutanlığı'nın 10 adet olmak üzere TSK'nın toplam 119 adet Sikorsky S-70 tipi helikopteri bulunuyor. En eskisi 20 yaşında olan helikopterlerde metal yorgunluğu iddiası doğru mu?


'Bütün parçalar kompozit, metal yorgunluğu olmaz'
Savunma ve Havacılık Dergisi Yayın Yönetmeni Hakkı ARIS:

SIKORSKY helikopterlerini gövde parçlarının çoğu kompozit malzeme. O nedenle metal yorgunluğu söz konusu olamaz. Hava platformları çok uzun ömürlü olarak tasarlanır. Gerekli bakım ve onarımları yaptığınız müddetçe uçar. Örneğin Boeing 747 uçakları 1960'larda tasarlandı. 30 yıldır uçan Boeing-747'ler var. TSK'nın envanterine katmayı planladığı dev Chinook nakliye helikopterleri 40-50 yaşına geldi. Hâlâ uçan 50 yaşında C-47 Dakota uçakları var. Yine TSK'nın kullanmakta olduğu C-130 nakliye uçakları 50 yaşında. Önceki Sikorsky kazalarının gerekçeleri farklı olabilir, ama bu son olayın kötü hava koşullarından ve pilotun sis nedeniyle iniş bölgesini görememesinden kaynaklandığı anlaşılıyor.

'Uçuşlar günde 3 sorti ve 5 saati geçmemeli'
Emekli Pilot Korgeneral Erdoğan KARAKUŞ:

SIKORSKYLER çok yeni helikopterler, bundan dolayı bir metal yorgunluğundan bahsedemeyiz. Ancak teröre karşı mücadele kapsamında bölgede kara ve hava unsurlarının yoğunluğu ile bunlar arasında emir ve idari komuta zinciri dikkate alındığında personelin çok ciddi saatler uçuş yaptığını söylemek mümkündür. Pilotlar için belirli uçuş kıstası vardır. Günde 3 sorti ve toplam 5 saati geçmeyecek şekilde planlama yapılır. Bunu aştıklarını zannetmiyorum, ama arkadaşları çatışmada olduğu için büyük arzuyla uçuş yapıyorlar ve tabiatıyla yoruluyorlar.

'Kara aracı gibi değil, bin yıl uçabilir'
Emekli Jandarma Pilot Binbaşı Erol SOYSEVER:

O bölgede görev yapan ilk helikopter pilotlarından biriyim. Helikopter çok iyi bir hava aracıdır. İki motoru da stop etse, yumuşacık indirebilirsiniz. Arkadaki pervane bile çarpıp kırılsa, helikopteri indirmenin yolları vardır, öğretilir. Uçak ve helikopterler eski oldukları için düşmezler. Kara araçlarına göre yıpranma oranları oldukça düşüktür. Uçak ve helikopter parçaları, uçulan saat hesabına göre değiştirilir. Dolayısıyla tüm parçalar yenilenmiş olur. Eskirse koltuk yüzü eskir. Deyim yerindeyse, bunlar 'bin yıl' bile uçar. Yurtdışından getirilen helikopterler, fabrikasından yeni olarak alınıyor. Model eski de olsa, helikopterler yenidir. Pilotların 'yorgun' olduğunu da sanmıyorum. Biri yorgun olsa, diğeri yorgun değildir. Bu olayda ya sise girip kayalıkları göremeyip çarptılar ya da helikoptere aşağından ateş açıldı. Helikopter gürültülü olduğundan, ateş açıldığında pilotlar duyamamış olabilir. Kaza nedeni kaza kırım raporunda ortaya çıkar.

'Canları pahasına zorlamışlar'
Emekli Hava Pilot Tuğgeneral, eski MHP Milletvekili Kürşat ATILGAN:

HAVACILIKTA kurallar kesindir. Uçuş saati geçerse, helikopter uçurulmaz. Meteorolojik şartlar nedeniyle oluşmuş bir kaza. Pilotların şartları zorlamaması gerekir. Aldığım bilgilere göre o bölgede çatışma var. Terörle mücadelenin getirdiği şartlar nedeniyle de pilotlar fedakârlık yapıyor. Arkadaşları can derdinde ve onlara yardım etmek için her türlü şartları zorluyorlar. Olayın soruşturma boyutuyla çok ilgili değilim. Önemli olan kahraman evlatların hayatları pahasına arkadaşlarının yardımına koşacak istekte olmaları. Bu olay, terörle mücadeleyi yapan insanların morallerinin ne kadar yüksek olduğunu gösteriyor. Burada siyasilere düşen, bu kahramanların şevklerini kırmamak.

'Genelkurmay ciddi araştırma yapmalı'
MHP Gaziantep Milletvekili-TBMM Milli Savunma Komisyonu üyesi Edip Semih YALÇIN:

BİR siyasi parti genel başkanı böyle bir açıklama yapınca Genelkurmay'ın hemen alelacele cevap yetiştirmek yerine, bunu dikkate alarak teknik elemanlar vasıtasıyla ciddi bir araştırma yapıp kamuoyunun aydınlatılması daha isabetli olurdu. Genel Başkanımız Devlet Bahçeli'nin arzusu, eğer bir terör saldırısı sonucu değilse -ki Genelkurmay yok diyor-o zaman konunun teknik yönünün, metal yorgunluğu olup olmadığının, donanımlı teknik uzmanlar tarafından daha dikkatle araştırılmasıdır.

8 AYDA 4 SIKORSKY KAZASI: 35 ŞEHİT

SON 8 ay içerisinde Sikorsky tipi 4 helikopte düştü ve toplam 35 asker şehit oldu. TSK'ya ait Sikorsky helikopterleri 1990'lı yıllardan bugüne kadar toplam 17 kaza geçirdi, 87 asker şehit oldu, 53 asker yaralandı. Afganistan'da helikopterin üzerine düştüğü evde 4 sivil Afgan yaşamını yitirdi. Sikorsky kazalarının bilançosu şöyle:
10 AĞUSTOS 1993: Tunceli'de Jandarma Genel Komutanlığı'na ait askeri helikopter yüksek gerilim hattına çarparak düştü, 3 asker şehit oldu.
14 EYLÜL 1994: Tunceli'de düşen helikopterde 3 asker şehit oldu, 2 asker yaralandı.
12 OCAK 1995: Diyarbakır'in Hani İlçesi Gaztepe bölgesindeki operasyona giden Jandarma Komutanlığı'na ait helikopter zorunlu iniş yapmaya çalışırken düştü. 6 asker şehit oldu.
15 ŞUBAT 1996: Marmaris Aksaz Deniz Üssü liman sahasında taarruz eğitimi yapan SAT komandolarını taşıyan helikopter denize düştü. 5 komando şehit oldu,
9 komando yaralandı.
14 EYLÜL 1997: Van'ın Gevaş İlçesi'nde yüksek gerilim hattına çarpan helikopter düştü. 10 asker şehit oldu.
27 KASIM 1998: Hakkâri'de Sikorsky pilotu vuruldu ve helikopter sınır bölgesine düştü. 16 asker şehit oldu.
19 ŞUBAT 2004: Bingöl'ün Yedisu İlçesi yakınlarına düşen helikopterde 5 şehit.
23 TEMMUZ 2005: Çukurca'da arıza nedeniyle acil iniş yapan helikopterde 4 asker yaralandı.
15 EKİM 2008: Hakkâri'nin Kavaklı bölgesindeki operasyon sırasında düşen helikopterde 1 şehit, 15 asker yaralı.
28 MART 2009: Kahramanmaraş'ta BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nun helikopterini arayan helikopter iniş sırasında düştü. 12 asker kurtuldu.
23 MART 2010: Afganistan Vardak'taki üsse inerken güç kaybı yaşayan helikopterde 4 asker yaralandı.
10 HAZİRAN 2010: Tokat Şehitler Köyü yakınlarındaki Topçam Dağı'na çarpan helikopterde 3 asker şehit oldu.
16 MART 2012: Afganistan'ın başkenti Kâbil yakınlarında 12 asker şehit oldu,
4 sivil yaşamını yitirdi.
22 TEMMUZ 2012: Dağlıca yakınlarında düşen helikopterde 5 asker şehit oldu, 7 asker yaralandı
11 EKİM 2012: Diyarbakır Lice'de 1 asker şehit oldu, 7 asker yaralandı.
10 KASIM 2012: Siirt Pervari'de düşen helikopterde, 17 asker şehit oldu.

17 şehit var ama kazaymış. 'Ha, tamam o zaman!' / CÜNEYT ÖZDEMİR


Böylesine kazalar sonrasında aslolan tek açıklama kaza kırım raporu tarafından ortaya çıkan gerçeklerdir.
17 şehit var ama kazaymış. 'Ha, tamam o zaman!'
Geçen hafta sonu askeri helikopter düştü, 17 asker öldü. Türkiye’nin üzerinde bir ölüm sessizliği. Son aylarda şehit haberlerinde ilginç bir iklim oluştu. Eğer 17 asker, helikopter kazası sonucu ölmeyip bir karakol baskınında hayatını kaybetseydi Türkiye’de öfkenin şekli çok daha farklı olacaktı.
Oysa kaza olunca mesele yok!
Derin bir sessizlik.
Ne kadar da çok kaza olmaya başladı. Bir bakmışsınız askerleri taşıyan minibüs devriliyor, 10 şehit; daha yeni helikopter yine kazayla düştü, 4 şehit.
Hafta sonu ölen 17 askeri de bu tabloya ekleyebiliriz.
Gelin biz bunu isterseniz şehit haberlerinden sonra kurulan cümle ile tanımlayalım: “Kaza mı, ha tamam o zaman!” O kadar da tamam değil. Gelin siz bunu çocuklarını o kazada kaybeden annelere-babalara, kardeşlere, oğullara, eşlere anlatın.
Bir askerin kaza sonucu ölmesinden daha ağır olan şey o kazanın yeterince soruşturulmaması. O olayın ihmal mi, saldırı mı yoksa kaza mı olduğunun net bir şekilde ortaya çıkartılamamasıdır. Mesela son helikopter kazasından sonra MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli laf çevirip hamaset edebiyatı yapmak yerine askerleri taşıyan Sikorsky helikopterlerinin çok eski olduğunu ve metal yorgunluğu nedeniyle düşmüş olabileceğini iddia etti.
Çok ciddi bir iddia...
Üstelik son aylardaki helikopter kazalarının sayısına baktığınızda ciddi araştırmaya muhtaç gözüküyor. Cevap İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’den Meclis kürsüsünde geldi.
“Kaza, helikopterin teknik özelliğinden değil maalesef pilotaj ve iklim şartlarına bağlı gerçekleşmiştir. Nihai sebebini şu anda açıklamamız mümkün değil, bu kaza kırım raporunda ortaya çıkacaktır. Üzüntümüz çok büyüktür.”
Farkındaysanız İçişleri Bakanı’nın açıklaması kendi içinde çelişiyor. Cümlenin başı suçluyu ilan ediyor, sonu ‘suçlu henüz belli değil’ diyor.
Ortada daha ne bir kaza kırım raporu varken ne de olay ortaya net bir şekilde sunulmamışken, emin olun kazada ölen Pilot Üsteğmen Yakup Çınar’ın ailesi bakanın bu açıklaması ile 16 kez daha öldü.
Biz bu filmi görmüştük.
Şehit pilotların vebali
Gelelim o gördüğümüz filme. Aynı kazayla ilgili yapılan Genelkurmay Başkanlığı’nın açıklaması çok daha temkinli. Yine de aceleyle onlar da kazayı meteorolojik şartlara bağlıyorlar. 1993 yılında Eşref Bitlis’in uçağı düştüğünden bu yana dünyada çok şey değişti ama bu kaza da gösteriyor ki devlet yetkililerinde bu tür kazalar sonrasında yapılan açıklamalarda hemen hiçbir şey değişmedi. Devlet yetkilileri telaşla bir an önce meseleyi çözmenin, suçluyu bulup ilan etmenin ve olayı kapatmanın derdindeler. Sanki böyle alelacele olay kapatılınca acılar da kapanacak!
Arada kimin gümbürtüye gittiği onlar için önemli değil. Eşref Bitlis kazasından sonra da dönemin Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş olay yerine gidip hemen daha o gün olayın pilotaj hatasından kaynaklandığını açıklarken o pilotun ailesinin içine düşeceği durumu aklının ucundan bile geçirmemişti. O uçağın ikinci pilotu Tuğrul Sezginler’in ailesi, evlatlarını kaybettikten sonra bu açıklama ile ikinci kez yıkılmıştı. Nitekim Sezginler’in ablası bu yıkım karşısında sessiz kalmamış ve olayın hiç de Genelkurmay Başkanı’nın açıkladığı gibi bir pilotaj hatası olmadığını başlattığı hukuk mücadelesi sonrasında kanıtlamıştı.
Ölü subaylar derneği
Böylesine kazalar sonrasında aslolan tek açıklama kaza kırım raporu tarafından ortaya çıkan gerçeklerdir. Elbette bu gerçekler de yeterince özenli hazırlanıp ortaya konulabiliyorsa değerlidir. Yoksa burada da pek çok özensizliğe hatta kasten çarpıtmaya tanıklık edebiliyorsunuz. 17 şehidin daha cenazeleri kaldırılmadan o şehitlerden birini kazanın sorumlusu olarak gösteren açıklamalar politikacıların iş bilmezliğinin değil aynı zamanda vicdansızlığının da birer kanıtı. Hadi poitikacılar böyle diyelim peki ya olayı araştıran askerlerin daha farklı olmasını beklememiz gerekmiyor mu?
Düşünün sizin silah arkadaşınız şehit düşmüş. Belki de şahsen tanıyorsunuz, hatta ailece lojmanlarda yıllarca beraber yaşamışsınız, çocuklarınız arkadaş olmuş. Her şeyi geçtim, bugün o öldü, onun yerine bizzat bu soruşturmayı yapan subaylar da ölebilirdi. Böyle bir tablo karşısında, bu subayların bu tür araştırmaları dört dörtlük yapmalarının sadece bir görev değil aynı zamanda namus meselesi olması gerekmez mi?
Gerekmediğini 1993 yılında araştırılan Eşref Bitlis ‘uçak kazası’nda gördük. O soruşturmaya baktığımız zaman ne yazık ki kaza araştırmasındaki özensizlik bile ayrı bir dava konusu olabilirdi.
Askeri de geçtim, 17 insanımız öldü. Hadi bizi geçtim, bari ailelerinin hatırına önce olayı tam araştırın, sonra adam gibi nedenini açıklayın.
O zamana kadar da susun, lütfen.

Hakkari ve Şırnak'taki Operasyon Görüntüleri

İşte TSK sitesinden yapılan açıklama;

1. Bir süredir teröristlerin Hakkari ve Şırnak kırsalında kışı geçirmek için hazırlıklara başladıkları yönündeki duyumlara istinaden, anılan bölgede, 30 Ekim 2012 tarihinden 7 Kasım 2012 tarihine kadar devam eden, eşgüdümlü ve zamanca kademelendirilmiş bir seri operasyon icra edilmiştir.


2. Operasyonların icra edildiği bölgeler, yüksek sert kayalıklar ve derin vadilerden oluşan yaklaşık 50 km. genişliğinde ve 20 km. derinliğinde bir arazi kesimidir.
foto galeri,fotoğraf,tsk,operasyon,hakkari,şırnak,asker, 1 
 
foto galeri,fotoğraf,tsk,operasyon,hakkari,şırnak,asker, 2 
 
foto galeri,fotoğraf,tsk,operasyon,hakkari,şırnak,asker, 9 
 
foto galeri,fotoğraf,tsk,operasyon,hakkari,şırnak,asker, 11 
 
foto galeri,fotoğraf,tsk,operasyon,hakkari,şırnak,asker, 14 
 
foto galeri,fotoğraf,tsk,operasyon,hakkari,şırnak,asker, 15 
 
foto galeri,fotoğraf,tsk,operasyon,hakkari,şırnak,asker, 17 
 
foto galeri,fotoğraf,tsk,operasyon,hakkari,şırnak,asker, 19