BASIN
AÇIKLAMASI
|
|
TARIH :
29 Ağustos 2011
SAAT
: 15:55
NO :
BA - 14 / 11
1. Türk Silahlı
Kuvvetleri tarafından, 17-22 Ağustos 2011 tarihleri arasında Irak’ın
Kuzeyi ve Kandil Dağı bölgesine icra edilen hava harekatının ve ateşle
taarruzların sonuçları kamuoyu ile paylaşılmıştır.
2. 23-24 Ağustos
2011 tarihlerinde yapılan keşif ve hedef analizi sonuçlarına istinaden,
Türk Hava Kuvvetleri uçakları tarafından, 25-28 Ağustos 2011
tarihlerinde Zap ve Gara bölgelerinde tespit edilen bölücü terör
örgütüne ait hedefler 21 sorti ile etkili olarak vurulmuştur.
3. 25-28 Ağustos
2011 tarihleri arasında icra edilen hava harekâtı ile koordineli olarak
ateş üslerinde konuşlu topçu birliklerince 38 hedef yoğun olarak ateş
altına alınmıştır.
4. Hava harekâtı ve
topçu atışlarında, bölücü terör örgütüne ait olduğu kesin olarak teyit
edilen hedefler seçilmiştir. Genelkurmay Başkanlığınca daha önce de
açıklandığı gibi, bölgedeki sivil halkın olumsuz etkilenmemesi için
gerekli hassasiyet gösterilmiştir.
5. Devam eden hasar
ve zayiat tespiti kapsamında, çeşitli kaynaklardan elde edilen ilave
bilgilerden, 17-22 Ağustos 2011 tarihlerindeki harekâtta 90-100 olarak
bildirilen etkisiz hale getirilen terörist sayısının, 145-160 olduğu,
yaralı terörist sayısının ise 100’den fazla olduğu öğrenilmiştir.
6. Ayrıca bu süreçte yurt içindeki terörist yuvaları da havadan ve karadan ateş altına alınmıştır.
7. Harekâtın
sonuçlarına ait kesin değerlendirmeler kamuoyu ile paylaşılmaya devam
edilecektir. Bu bakımdan bilgi ve belgelere dayanmayan, ayrıca
Genelkurmay Başkanlığınca teyit edilmeyen haberlere itibar edilmemesi
önem arz etmektedir.
8. Bölücü terör
örgütünün faaliyetleri Irak’ın kuzeyi ve yurt içinde yakından izlenecek,
hava ve kara operasyonlarına kararlılıkla devam edilecektir.
Kamuoyuna saygı ile duyurulur.
|
Harbiye, askerlik, askeriye, savunma ile ilgili tüm gelişmeler, eleştiriler, asker-siyaset ilişkisi, askeri operasyonlar, gibi ve benzeri haberler, köşe yazıları, dosyalar buradan aktarılmaya çalışılacak.
3 Eylül 2011 Cumartesi
Genelkurmaydan Basın Açıklaması
"Köstebek Atalay'ın Özel Kalem Müdürü"
Deniz
Feneri e. V. Davası'nın Türkiye ayağını soruşturan savcıların azline
neden olduğu öne sürülen köstebeklerden biri Beşir Atalay'ın eski özel
kalem müdürü.
Almanya’daki Deniz Feneri e.V Davası’nın Türkiye uzantısı ile ilgili
soruşturmayı yürüten savcılar Abdulvahap Yaren, Mehmet Tamöz ve Nadi
Türkaslan’ın görevden el çektirilmesine gerekçe olarak öne sürülen üç
köstebeğin kimliğine Taraf ulaştı. Köstebeklerin Beşir Atalay’ın
İçişleri Bakanlığı döneminde bakanlığın özel kalem müdürü ve Kırıkkale
Belediye Başkanı Veli Korkmaz ile emniyette bir şube müdürü polis olduğu
iddia edildi.
Edinilen bilgiye göre soruşturmayı yürüten
savcılar Abdulvahap Yaren, Mehmet Tamöz ve Nadi Türkaslan şüpheli olarak
belirledikleri kişilerin ev ve iş yerinde arama yapılması için 14 Ekim
2009 tarihinde mahkemeden izin aldı. Söz konusu şüpheliler hakkında üç
aylık periyotlarla yapılan teknik takipte Kanal 7 yöneticilerinden
Mustafa Çelik’in Kırıkkale Belediye Başkanı Veli Korkmaz tarafından
aramalar konusunda bilgilendirildiği ortaya çıktı. Savcılar telefon
tapelerinde yer alan görüşmenin izini sürünce bilginin Korkmaz’a
ulaşmasını sağlayan iki isme daha ulaştı.
Zincirin düğümlerini çözen savcılık, ‘köstebekler’ arasındaki iletişimi soruşturma dosyasında yer aldı. Mahkemenin ‘arama izni’ verdiği 14 Ekim 2009 tarihinde şube müdürlüğü yaptığı iddia edilen bir polisin İçişleri Bakanlığı Özel Kalem Müdürü’nü arayarak, şüphelilerin ev ve iş yerlerinde arama yapılacağına dair bilgi verdiği, söz konusu müdürün ise AKP’li Kırıkkale Belediye Başkanı Veli Korkmaz’a telefon ederek, durumdan haberdar ettiği ortaya çıktı.
TEKNİK TAKİBE TAKILDILAR
Korkmaz’ın 14 Ekim 2009′da akşam saatlerinde Kanal 7 Yöneticilerinden Mustafa Çelik’i arayarak, savcıların Kanal 7 binasında ve Zahid Akman’ın da aralarında bulunduğu şüphelilerin ev ve iş yerlerinde arama yapacağı konusunda uyardığının tesbit edildiği bildirildi. Çelik’in aynı gün Kanal 7 Yönetim Kurulu Üyesi İsmail Karahan’a ulaştığı ve durumdan haberdar ettiği söz konusu görüşmenin de teknik takibe takıldığı belirtildi. Karahan’ın Beyaz Holding çalışanı Ayşegül Sezgin’i arayarak delil olabilecek belgelerle ilgili “temizledin mi” dediği, Sezgin’in ise “Zahid Amca geldi. Bir şeyler karaladı. Onlar kalmış olabilir” şeklinde yanıtladığı görüşmede teknik takip sonucu ortaya çıktı.
DELİLLERİ TEMİZLEMİŞLER
Kırıkkale Belediye Başkanı Veli Korkmaz’ın ise ‘köstebeklik’ iddiaları ile ilgili suçlamaları reddettiği öğrenilirken, Çelik ile yakın arkadaş olduğu için sık sık telefon görüşmeleri yaptığı ancak iddia edildiği gibi bir görüşmenin gerçekleşmediğini belirtti. Korkmaz, İçişleri Bakanlığı Özel Kalem Müdürü’nü ise tanımadığını öne sürdü. 15 Ekim 2009′da yapılan aramalarda ise şüphelilerin ev ve iş yerlerinde yapılan aramalarda ele geçirilen bilgisayarların hard disklerinin ve belleklerinin 14- 15 Ekim tarihinde silindiği tesbit edilmişti. Ancak savcılık tarafından görevlendirilen uzmanların bilgisayarların aramalardan bir gün önce temizlenmesi şüphe çekici olarak değerlendirilmiş, teknik takip tapeleri sonucunda da aramanın önceden haber verildiği tesbit edilmişti. Öte yandan, bilgisayarlarda silinen bilgilerin uzmanlar tarafından geri dönüşümünün de sağlandığı öğrenildi.
Zincirin düğümlerini çözen savcılık, ‘köstebekler’ arasındaki iletişimi soruşturma dosyasında yer aldı. Mahkemenin ‘arama izni’ verdiği 14 Ekim 2009 tarihinde şube müdürlüğü yaptığı iddia edilen bir polisin İçişleri Bakanlığı Özel Kalem Müdürü’nü arayarak, şüphelilerin ev ve iş yerlerinde arama yapılacağına dair bilgi verdiği, söz konusu müdürün ise AKP’li Kırıkkale Belediye Başkanı Veli Korkmaz’a telefon ederek, durumdan haberdar ettiği ortaya çıktı.
TEKNİK TAKİBE TAKILDILAR
Korkmaz’ın 14 Ekim 2009′da akşam saatlerinde Kanal 7 Yöneticilerinden Mustafa Çelik’i arayarak, savcıların Kanal 7 binasında ve Zahid Akman’ın da aralarında bulunduğu şüphelilerin ev ve iş yerlerinde arama yapacağı konusunda uyardığının tesbit edildiği bildirildi. Çelik’in aynı gün Kanal 7 Yönetim Kurulu Üyesi İsmail Karahan’a ulaştığı ve durumdan haberdar ettiği söz konusu görüşmenin de teknik takibe takıldığı belirtildi. Karahan’ın Beyaz Holding çalışanı Ayşegül Sezgin’i arayarak delil olabilecek belgelerle ilgili “temizledin mi” dediği, Sezgin’in ise “Zahid Amca geldi. Bir şeyler karaladı. Onlar kalmış olabilir” şeklinde yanıtladığı görüşmede teknik takip sonucu ortaya çıktı.
DELİLLERİ TEMİZLEMİŞLER
Kırıkkale Belediye Başkanı Veli Korkmaz’ın ise ‘köstebeklik’ iddiaları ile ilgili suçlamaları reddettiği öğrenilirken, Çelik ile yakın arkadaş olduğu için sık sık telefon görüşmeleri yaptığı ancak iddia edildiği gibi bir görüşmenin gerçekleşmediğini belirtti. Korkmaz, İçişleri Bakanlığı Özel Kalem Müdürü’nü ise tanımadığını öne sürdü. 15 Ekim 2009′da yapılan aramalarda ise şüphelilerin ev ve iş yerlerinde yapılan aramalarda ele geçirilen bilgisayarların hard disklerinin ve belleklerinin 14- 15 Ekim tarihinde silindiği tesbit edilmişti. Ancak savcılık tarafından görevlendirilen uzmanların bilgisayarların aramalardan bir gün önce temizlenmesi şüphe çekici olarak değerlendirilmiş, teknik takip tapeleri sonucunda da aramanın önceden haber verildiği tesbit edilmişti. Öte yandan, bilgisayarlarda silinen bilgilerin uzmanlar tarafından geri dönüşümünün de sağlandığı öğrenildi.
"Ergenekon Uzakta Değil OYAK'ta !"
Sayısız imtiyazla ekonomide dev bir kuruluş olan OYAK'ın Ergenekon'la da tam bir organik bağ içerisinde olduğu ortaya çıktı.
OYAK'ın 14 kişilik yönetim kurulundan 7 isim, Ergenekon darbe ve terör örgütüyle içli dışlı bir halde görev yapıyor.
Geçtiğimiz yıl toplam satışları 22,2 milyar lira, aktif büyüklüğü ise
31,6 milyar liraya ulaşan 260 bin muvazzaf ve emekli subay üyesi bulunan
OYAK, bu devasa mali portresiyle Ergenekon örgütüyle hamisi sayılacak
bir ilişki yürütüyor. Yönetim ve denetim kurullarındaki muvazzaf
7 subay da, Ergenekon tutuklanmasından sorgulanmasına, çürük
raporlarına adı karışmasından fazla mesai almak için evrakta sahteciliğe
kadar bir dizi karışık olayın tam ortasında yer alıyor.
BALYOZ, OYAK'IN TEPE YÖNETİMİNE İNDİ
OYAK
Yönetim Kurulu Üyesi Tuğamiral Osman Kayalar, geçtiğimiz günlerde
Balyoz soruşturması kapsamında 5 subay ile birlikte tutuklanarak
cezaevine konuldu. Gölcük Donanma Komutanlığı'ndaki aramalarda
ele geçirilen Balyoz'la ilgili belgelere ilişkin Poyrazköy ve askeri
casusluk davalarının tutuksuz sanığı Tuğamiral Osman Kayalar darbeye
teşebbüs suçundan tutuklandı. Bir diğer OYAK yönetim kurulu üyesi olan
Hava Pilot Tümgeneral Nejat Bilgin de, “mütedeyyin avcılığı” yapmaktan
Ergenekon örgütüne dahil olan bir isim olarak dikkati çekiyor.
Eskişehir'de Hava İstihbaratçı emekli Albay Hakan Büyük'ün çiftliğinde
ele geçirilen belgeler arasında, askerin seçim çalışmaları hakkında
değerlendirmeler yer aldı. “Seçim” isimli klasör, Harp Akademileri
Komutanı Orgeneral Bilgin Balanlı'nın emri üzerine, Nejat Bilgin ve
Mehmet Şanver tarafından hazırlanan imzalı yazılarda, personelin siyasi
görüşleri mercek altına alınarak, bir analiz şeklinde kuvvet
komutanlığına iletildi.
ÇÖRTEN, BİR TRAKTÖR KASASI EVRAKI İMHA ETTİ
OYAK'ta denetleme kurulu üyesi olan Jandarma İstihbarat Başkanı Tümgeneral Mehmet Çörten ise birkaç ay önce İzmir'e gelerek bir gecede yaklaşık bir traktör kasası evrakı imha ettirmekle suçlanıyor. Sadece sözlü emir ile gerçekleşen imha olayı Jandarma Genel Komutanlığı tarafından da incelemeye alındı. Gece yarısı başlayıp sabah 06.00 sularına kadar belge imhası gerçekleştiren Çörten, 2002-2004 tarihleri arasında İzmir İl Jandarma Komutanlığı görevini yürütmüştü. Tümgeneral Çörten'in adı ayrıca son dönemde intihar ettiği iddia edilen ve yürütülen soruşturma çerçevesinde yeniden mezarı açılan Tunceli İl Jandarma Komutanı Kazım Çillioğlu'nun şüpheli ölümü nedeniyle de gündeme gelmişti. Çörten için, “Kazım Çillioğlu'nun ölümü sonrasında lojmandaki evine ilk giren kişi olduğu” iddiası ortaya atılmıştı.
DANIŞTAY KAYITLARINI OYAK'ÇI PAŞA MI SİLDİ?
Bir başka OYAK denetim kurulu üyesi olan Tümgeneral Harun Ocaklı ise Danıştay saldırısı delillerini karartmakla suçlanıyor.
Kocaeli'nin Gebze ilçesinde yayınlanan Demokrat Gebze gazetesi,
Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Daire Başkanı olduğu dönemde
Tümgeneral Harun Ocaklı'nın, Danıştay saldırısında görüntü kayıtlarının
silindiğini tespit eden TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi'ni ziyaret
ettiğini yazdı. Gazetenin haberine göre Ocaklı, 5,5 saat TÜBİTAK'ta
kaldı. OYAK savunma ve güvenlik firmasının kaydını tuttuğu güvenlik
kameralarının silindiğini tespit eden merkeze gelen Tümgeneral Harun
Ocaklı'nın bu ziyareti çok gizli tutuldu.
BUNLAR DA “DAHA UFAK İŞLER”
Askeriyenin
ekonomideki gücü olan OYAK'ın tepe yöneticilerinden diğerleri ise yine
Ergenekon uzantılı fakat nispeten küçük olaylarla gündeme geldiler. OYAK
yönetim kurulu üyesi Hava Tümgeneral İlhan Talu, Hasdal'da
Ergenekon'dan tutuklu bulunan askerî personeli düzenli ziyaret etmesiyle
tanınıyor. Talu, eski Hava Kuvvetleri Komutanı İbrahim Fırtına, eski
Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek, ile Şükrü Sarıışık ve Engin Alan
gibi isimlerin kaldığı Hasadal'a yaptığı ziyaretlerde birçok defa medya
mensuplarına yakalandı. Yönetim kurulu üyesi Tümamiral Hasan
Uşaklıoğlu'nun adı da, askere gitmemek için sahte çürük raporu alan
subay yakınlarıyla ilgili skandala karıştı. Uşaklıoğlu'nun yeğeni Salim
Hastürk'ün “çürük raporu” aldığı belgelendi. OYAK yönetim kurulu üyesi
Hava.Pilot Tümgeneral Nedim Güngör Kurubaş ise fazla mesai parası almak
için evrakta sahtecilikle suçlandı. Kurubaş'ın İzmir Çiğli'de 2'nci Ana
Jet Üs Komutanlığı yaptığı dönemde fazla uçuş parası alabilmek için
kayıtları değiştirdiği ortaya çıktı. Tümgeneral Kurubaş'ın, 25 Eylül
2009'da iki defa 15'er dakikalık uçuş yaptığı ancak fazla tazminat
alabilmek için uçuş süresini 3 saat olarak gösterdiği belirlendi.
Kurubaş'ın farklı tarihlerde defalarca yaptığı yalan beyanlar bilgi
sistemi ve muharebe yönetimi programlarındaki kayıtlar ile gözler önüne
serildi.
OYAK'TA YOK YOK!
Otomotivden gıdaya, finanstan güvenliğe kadar çeşitli alanlarda faaliyet gösteren OYAK'ın şirketleri şunlar: OYAK Renault, Renault Mais, Oyka Kağıt, Hektaş, Tukaş (konserve), Tam Gıda (Eti şekerleme üretim), Eti Pazarlama (Eti şekerleme pazarlama), Omsan, OYAK Güvenlik, OYAK İnşaat, OYAK Anker Bank, Halk Leasing, OYAK Menkul Değerler, Adana, Mardin, Birçim, Bolu, Aslan ve Ünye çimento fabrikaları.
OYAK'IN VARLIĞI VE İŞLEVİ GÖZDEN GEÇİRİLMELİ
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik'in dün bir gazetede yer alan açıklamalarına göre, Hükümet asker-sivil ilişkilerinin yol haritası olabilecek 15 maddelik bir ‘eylem planı' üzerinde çalışıyor. Çelik'in açıkladığı eylem planında “OYAK'ın varlığı ve işlevinin gözden geçirilmesi” başlığının da yer alması önemli bulunuyor.
Çelik'in 2023 yılına kadar tamamlanmasının önemine işaret ettiği başlıklar şöyle:
1- Genelkurmayın Milli Savunma Bakanlığı'na bağlanması.
2- 35'inci maddenin kaldırılması.
3- Jandarmanın yapısı, konumu ve görev tanımı.
4- Profesyonel orduya geçiş.
5- Askerlik süresinin kısaltılması.
6- Zorunlu askerlik.
7- TSK'da verilen askeri eğitim.
8- Okullardaki Milli Güvenlik dersleri.
9- Kaç ordu komutanlığı olacağı, bunların nerelerde bulunacağı.
10- Mustafa Muğlalı gibi isimlerinin kışlalardan silinmesi.
11- Askere dayak, kötü muamale sıfırlanmalı.
12- Milli günlerde tanklı, toplu görüntülere son verilmeli.
13- Askeri harcamalar şeffaflaşmalı.
14- OYAK'ın varlığı ve işlevi gözden geçirilmeli.
15- TSK'da VET (verimlilik, etkinlik ve tutumluluk) prensibi uygulanmalı.
TSK'da Akıllara Zarar Komuta Zaafı
Genelkurmay eski Başkanı Işık Koşaner'in "Emir komutayı sağlayamıyoruz" itirafının detayları ortaya çıktı.
Hakkâri’deki
birlikler Trabzon ve Balıkesir’den komuta ediliyor. Tugay
komutanlarının dahi nihai operasyon yetkisi yok. Bu tablo terör
örgütüyle etkin mücadelenin önünü tıkıyor...
Komuta
bürokrasisindeki hantal yapı terör örgütü PKK’ya yarıyor. Şırnak ve
Hakkâri’deki birliklerin Trabzon ve Balıkesir’den komuta edildiği ortaya
çıktı. Bu tablo etkin mücadelenin önünü tıkıyor. Tugay komutanlarının
dahi nihai operasyon yetkisi yok. Operasyonlar bölgeden uzak iki
korgeneralin emriyle yapılabiliyor. Emir komuta zincirinde yaşanan
zafiyetlerle ilgili ilginç ayrıntılar ortaya çıktı. Genelkurmay eski Başkanı Işık Koşaner’in, “Emir komuta zincirini sağlayamıyoruz” itirafının ayrıntılarına BUGÜN ulaştı.
Sıkıntının dünya ordularının tersine yatay değil dikey yapılanan
TSK’nın yapısından kaynaklandığı tespit edildi. Komuta bürokrasisinin
fazla olduğu sistem nedeniyle Şırnak ve Hakkâri’de yapılacak
operasyonlarla ilgili emirler bölgedeki komutanlıklardan değil Trabzon,
Balıkesir, Diyarbakır ve Van’dan geliyor. Şırnak’ın Güçlükonak ilçesinde
konuşlanan 6. Motorlu Piyade Tugayı bile 7. Kolordu Akçay Tugayı’na
bağlı.
MATRUŞKA GİBİ
Matruşka
sistemini andıran yönetim yapısında Balıkesir’deki Akçay Tugayı’nın
Diyarbakır’da karargâhı bulunan 7. Kolordu’ya bağlı olduğu belirlendi.
Sisteme göre Şırnak’ta beklenilen emir önce Balıkesir’e bildiriliyor.
Ardından Balıkesir muhaberatıyla Diyarbakır Kolordu Komutanlığı’na
soruluyor. Gelen cevap Balıkesir Akçay Tugay’ı aracılığıyla tekrar
Şırnak’a iletiliyor. Arada geçen yaklaşık yarım saatlik muhaberat zaafı
terör eylemi gerçekleştiren PKK’ya yarıyor. Teröristler birliklerin
operasyon yapma kararını alana dek kırsalda izlerini kaybettiriyor.
TUGAYDA SKANDAL
Bir başka skandal ayrıntı ise terörle mücadelede daha etkin rol alması
beklenen komando tugaylarında yaşanıyor. Şırnak Uludere’de konuşlanan 2.
Komando Tugayı ile birlikte kış mevsimini Uludere’de geçiren Jandarma
Komando Alayı ve Şırnak Beytüşşebap’ta yaz mevsimini geçiren yine 2.
Komando Tugayı birlikleri emirleri Bolu’dan alıyor. PKK’yla etkin
mücadele etmesi için bölgeye gönderilen komando birlikleri de emir
komuta bürokrasisine yeniliyor. Komandoları komuta eden tuğgeneral de
nihai emirleri Bolu’dan bekliyor. Saldırı sonrası terörist gruplarına
operasyon yapmak için zaman kaybediliyor.
İLÇELER BİLE İLE BAĞLI DEĞİL!
Tugay komutanlarının dahi nihai operasyon kararlarını kolorduyu komuta
eden bölgeden uzak korgenerallere bırakması süreçteki temel sıkıntı
olarak yer alıyor. Bununla beraber komuta sisteminde birçok ilginçlikler
bulunuyor. Şırnak’ın 6 ilçesinde görev yapan Jandarma birliklerinden
sadece bir tanesi Şırnak İl Jandarma Alay Komutanına bağlı olarak
çalışıyor. İdil dışındaki Beytüşşebap, Silopi, Uludere, Güçlükonak ve
Cizre ilçeleri Diyarbakır ve Van komutanlıklarına bağılı olarak hareket
ediyor. Emirleri kendi il jandarma alay komutanlarından değil başka
komutanlıklardan alıyor. Şırnak İl Jandarma Alay Komutanı kendi
sınırları içerisinde görev yapan ilçelerdeki birliklere emir veremiyor.
Sadece sorumluluk alanı Şırnak il merkezi ve İdil’den ibaret kalıyor.
Hangi birlik nereye bağlı?
- Piyade Tugayı İl Jandarma Komutanlığı (Merkez) - 3. Ordu: Trabzon’a bağlı.
- 6. Motorlu Piyade Tugayı (Güçlükonak): 7. Kolordu Akçay Tugayı’na bağlı.
- 22. Jandarma Tugayı (Uludere): 2. Ordu ve Van Jandarma Kolordu Komutanlığı’na bağlı.
- Jandarma Komando Tugayı (Uludere): 2. Ordu Komutanlığı’na bağlı.
- 2. Komanda Tugayı (Uluder e): Bolu’ya bağlı.
- Jandarma Komando Alayı (Uleder e- Kış mevsimi): Bolu’ya bağlı.
- 2. Komando Tugayı (Beytüşşebap /Yaz mevsimi): Bolu’ya bağlı.
- 172. Zırhlı Tugayı (Cizr e): 7. Kolordu’ya bağlı.
- 172. Zırhlı Tugayı (Silopi): 7. Kolordu’ya bağlı.
Sınırı Malatya kontrol ediyor
Ayrıca şehir merkezindeki Piyade Tugayı ve yine İl Jandarma Alay
Komutanlığı tuhaf şekilde Trabzon’daki 3. Ordu’dan operasyon emirlerini
alıyor. Yine 172. Şırnak Silopi ve Cizre Zırhlı Tugayı da
Diyarbakır’daki 7. Kolordu’ya bağlı olarak çalışıyor. Bölgede bulunan
22. Sınır Tugayı da 2. Ordu ve Van Jandarma Kolordu Komutanlığı emri
altında çalışıyor. Şırnak sınırını Van ve Malatya’da bulunan 2. Ordu
kontrol ediyor. Emir komuta zincirindeki bu tuhaf yapı TSK’daki tersine
yapılanmadan kaynaklanıyor. Her generale bir kadro bulmak için
oluşturulan sistem emir komuta zincirinin hantal ilerlemesine neden
oluyor.
BİNBAŞIYA SORUŞTURMA
Her
personel bir üst rütbeden emir bekliyor ancak kadro fazla olduğu için
kararlar yeterince hızlı alınmıyor. Geçtiğimiz yıl Şırnak Tugayı’na
PKK’lılar tarafından yapılan taciz ateşine karşılık veren ve
teröristleri gördüğü için operasyon yapan Binbaşı için de disiplin
soruşturması açıldığı öğrenildi. Binbaşının yürüyen disiplin
soruşturmasında 7. Kolordu Komutanı’nın emrini beklemediği öğrenildi.
Türkiye'den İsrail'e Askeri Önlem
Dışişleri
Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun "İsrail ile Türkiye arasındaki askerî
anlaşmaların tümü askıya alınmıştır." açıklamasının ardından gözler
savunma ihalelerine çevrildi.
Savunma alanında Türkiye'den İsrail'e her yıl yüz milyonlarca dolar
akıyor. Bazı kritik teknolojiler bu ülkeden satın alınıyor. İki ülke
arasında 1994 ve 1995 yıllarında imzalanan "Savunma İşbirliği Anlaşması"
ve "Askerî Eğitim İşbirliği Anlaşması"nın ardından savunma sanayi
alanındaki ilişkiler hızla gelişmişti. Ankara'nın son kararının ardından
F-4 ve F-16 savaş uçaklarına 40 gözlem podu takılmasına yönelik proje
askıya alınabilir. F-4 uçaklarının hareket eden cisimleri algılamasını
sağlayan SAR sistemleri ihalesi de 160 milyon dolara İsrail'e
verilmişti. F-4 ve F-16'lardan alınan görüntülerin yere indirilmesini
sağlayan 120 milyon dolarlık 'Datalink 16' projesini de İsrail
yürütüyordu. Türkiye'nin M-60 tankları ile F-4 ve F-5 savaş uçaklarının
modernizasyonu da İsrail'de yapılıyor. Türkiye 54 tane F-4 savaş
uçağının modernizasyonu için İsrail'le bir milyar doları aşan anlaşma
yaptı. 170 tane M-60 tankının modernizasyonu anlaşması ise 650 milyon
dolara imzalanmıştı.
Mavi Marmara sonrası ilişkilerin gerilmesi sonucu Türkiye geçen yıl, 10 yıldan beri İsrail ve ABD ile katıldığı Akdeniz'deki "Güvenilir Denikızı" tatbikatına iştirak etmemişti. 2009'da Türkiye, İsrail'le yan yana gelmemek için, Anadolu Kartalı Tatbikatı'nın uluslararası bölümünü ertelemişti. En dikkat çeken konu ise istihbarat toplamada kullanılan Heronların durumu. İsrail teknolojisi kullanan bu uçakların tamir ve bakımlarının nasıl yapılacağı bilinmiyor. Savunma kaynakları bazı Heronlarda teknik sorunlar olduğunu belirtiyor. Zaman'a konuşan üst düzey bir savunma yetkilisi "Heronlardan tam kapasiteyle faydalanılamıyor. Bu da terörle mücadelede zafiyet meydana getiriyor." dedi.
ASKERİ İHALELERE 2,4 MİLYAR DOLARMavi Marmara sonrası ilişkilerin gerilmesi sonucu Türkiye geçen yıl, 10 yıldan beri İsrail ve ABD ile katıldığı Akdeniz'deki "Güvenilir Denikızı" tatbikatına iştirak etmemişti. 2009'da Türkiye, İsrail'le yan yana gelmemek için, Anadolu Kartalı Tatbikatı'nın uluslararası bölümünü ertelemişti. En dikkat çeken konu ise istihbarat toplamada kullanılan Heronların durumu. İsrail teknolojisi kullanan bu uçakların tamir ve bakımlarının nasıl yapılacağı bilinmiyor. Savunma kaynakları bazı Heronlarda teknik sorunlar olduğunu belirtiyor. Zaman'a konuşan üst düzey bir savunma yetkilisi "Heronlardan tam kapasiteyle faydalanılamıyor. Bu da terörle mücadelede zafiyet meydana getiriyor." dedi.
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun “İsrail ile Türkiye arasındaki askeri anlaşmaların tümü askıya alınmıştır” açıklamasının ardından gözler savunma ihalelerine çevrildi. Bugüne kadar Türkiye, ABD’nin vermediği birçok kritik teknolojiyi İsrail’den aldı. Bu kapsamda tam 2.4 milyar dolar ödedik. Bunlardan bazıları şöyle:
- 2008’deki Heron ihalesini İsrail’in milli savunma şirketi IMI aldı. Türkiye 10 adet Heron için 183 milyon dolar ödedi.
- 170 tane M-60 tankının moder nizasyonu anlaşması kapsamında Türkiye, İsrail’e 687,5 milyon dolar ödedi. Tanklardaki geri vites sorunu hâlâ aşılamadı.
- F-4 uçaklarının hareket eden cisimleri algılamasını sağlayan, Sentetik Açıklıklı Radar (SAR) sistemleri ihalesi 160 milyon dolara İsrail’e verildi.
- F-4 ve F-16 uçaklarından alınan görüntülerin yere indirilmesini sağlayan 120 milyon dolarlık Datalink 16 projesi.
- Türkiye ile İsrail arasında askeri istihbarat alanında 167 milyon dolarlık anlaşma imzalandı.
- Türk Hava Kuvvetleri envanterindeki 48 adet F-4 savaş uçağının modernizasyonu projesi 632,5 milyon dolara İsrail’e verildi. Projenin maliyeti 1 milyar doları aştı.
- İsrailli Elbit ve Elop firmalarınca yürütülen ve F-4 ve F-16 savaş uçaklarına toplam 40 gözlem podu takılmasına yönelik yaklaşık 100 milyon dolarlık proje.
MAVİ MARMARA DIŞ TİCARETİ ETKİLEMEDİ
Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı Mehmet Büyükekşi, Mavi Marmara
krizi sonrasında Türkiye ile İsrail arasındaki ihracat ve ithalatın
etkilenmediğini söyledi. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun
açıklamasından sonra ilişkilerin nasıl gelişeceğini kestirmenin mümkün
olmayacağını söyleyen Büyükekşi “Çok hassas bir konu. İlerleyen günlerde
ayrıntısıyla değerlendirmek gerekir” dedi. Bu yılın sonunda 130 milyar
dolarlık ihracat rakamını aşmayı hedefleyen Türkiye’nin İsrail’e
ihracatı ithalattan daha fazla. Geçen yılın ilk 7 ayında 1 milyar 154
milyon dolar olan ihracat bu yıl aynı dönemde 1 milyar 382 milyon dolara
yükseldi. İthalat ise İsrail tarafının engellemelerine rağmen 2010
yılının Ocak-Temmuz aylarında 842 milyon dolardan, bu yılın aynı
döneminde 1 milyar 181 milyon dolara çıktı. İsrail’de geçen yıl
sendikaların çağrısı üzerine Türk mallarını boykot kampanyası
başlatılmıştı. İsrail’in en büyük iki market zinciri de Türk mallarını
satmama kararı almıştı. İsrail’le olan ticaretin Türkiye’nin ticareti
içindeki payının sadece yüzde 0.4 olduğu dikkate alındığında kopan
ilişkilerin yeni dönemde de Türk dış ticaretine etkisinin az olacağı,
buna karşılık turizmi sıfırlayacağı belirtiliyor.
İSRAİLLİLERİN YERİNİ ARAP TURİSTLER DOLDURDU
Turizm yetkilileri Mavi Marmara olayı sonucunda İsrail’den Türkiye’yi
ziyarete giden turist sayısında hatırı sayılır bir azalma görülüğüne
dikkat çekiyor. Türkiye Turizm ve Kültür Bakanlığı’nın verilerine göre
İsrailli turist sayısı 2008 yılında 500 bini geçerek 2010 yılına kadar
devamlı bir yükselme göstermiş fakat bu yılın ilk 8 ayında 49 binlere
kadar düştü. Ancak İsrailli turistlerin yerini Araplar doldurdu. Sadece
İstanbul’u 7 ayda İslam coğrafyasından ziyaret eden turistlerin sayısı
geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 25 arttı. İstanbul’a bu yıl 700 bin
228 Arap turist geldi.
İŞBİRLİĞİ ANLAŞMALARI
21 Ocak 1994: İsrail’le Savunma İşbirliği Anlaşması 31Mart 1994: Güvenlik/Gizlilik Anlaşması
15 Ocak 1995: Terörizmve Diğer Suçlarla Mücadele Antlaşması
7 Kasım1995: F4 İşbirliği Anlaşması
23 Şubat 1996: Askeri Eğitim İşbirliği Anlaşması
AKDENİZ'DE ASKERİ ÖNLEM ALIRIZ
Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun, İsrail hükümetine karşı alınacak önlemleri sıraladığı 5 maddelik listenin en dikkat çekici noktalarından biri ‘seyrüsefer serbestisi’ne yönelik yaptırım oldu. İsrail DoğuAkdeniz’de gemileri durduruyor, yolunu çeviriyor ya da el koyuyor. Mavi Marmara’nın da içinde yer aldığı yardım gemilerine yapılan saldırı uluslararası sularda gerçekleştirilmişti. Bu saldırının seyrüsefer serbestisini ihlal anlamına geldiğini belirten Dışişleri kaynakları, bunun ‘korsanlık’ olduğunu belirtiyor.
Yetkililer şu ifadeleri kullanıyor: “Doğu Akdeniz’de en geniş kıyısı olan ülke olarak denize açılıyoruz. Biri geliyor ‘Siz benim ambargomu deliyorsunuz, gözünün üstünde kaşın var durduruyorum’ diyor.Gerektiğinde alacağımız askeri önlemler ile bunun bir daha olmasının önüne geçeceğiz.
”Dışişleri yetkilileri, Davutoğlu’nun bu aşamada alınan tedbirleri açıkladığını, İsrail’in tavrına göre daha sert önlemlerin söz konusu olabileceğini vurguluyor.
İKİNCİ KATİP İLE SON UYARI
Dışişleri personeli olduktan sonra ilk kez tayin edilenler ‘üçüncü katip’ olarak tanımlanıyor. İkinci ataması yapılanlar ise ‘ikinci katip’ oluyor. İkinci katiplik görevi, henüz başkatip olmamış en fazla 7 yıllık memurlar tarafından yerine getiriliyor. Diplomatik kaynaklara göre ilişkilerin ikinci katiplik seviyesine indirilmesi, son bir uyarı niteliği taşıyor. İsrail’in, Türkiye’nin özür, tazminat ve Gazze’ye ablukanın kaldırılması taleplerini yerine getirmemesi durumunda bir sonraki aşamanın ilişkilerin dondurulması olduğu belirtiliyor. İkinci katip uygulamasının karşılıklı olacağı kaydediliyor.
İŞBİRLİĞİ ANLAŞMALARI
21 Ocak 1994: İsrail’le Savunma İşbirliği Anlaşması 31Mart 1994: Güvenlik/Gizlilik Anlaşması
15 Ocak 1995: Terörizmve Diğer Suçlarla Mücadele Antlaşması
7 Kasım1995: F4 İşbirliği Anlaşması
23 Şubat 1996: Askeri Eğitim İşbirliği Anlaşması
AKDENİZ'DE ASKERİ ÖNLEM ALIRIZ
Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun, İsrail hükümetine karşı alınacak önlemleri sıraladığı 5 maddelik listenin en dikkat çekici noktalarından biri ‘seyrüsefer serbestisi’ne yönelik yaptırım oldu. İsrail DoğuAkdeniz’de gemileri durduruyor, yolunu çeviriyor ya da el koyuyor. Mavi Marmara’nın da içinde yer aldığı yardım gemilerine yapılan saldırı uluslararası sularda gerçekleştirilmişti. Bu saldırının seyrüsefer serbestisini ihlal anlamına geldiğini belirten Dışişleri kaynakları, bunun ‘korsanlık’ olduğunu belirtiyor.
Yetkililer şu ifadeleri kullanıyor: “Doğu Akdeniz’de en geniş kıyısı olan ülke olarak denize açılıyoruz. Biri geliyor ‘Siz benim ambargomu deliyorsunuz, gözünün üstünde kaşın var durduruyorum’ diyor.Gerektiğinde alacağımız askeri önlemler ile bunun bir daha olmasının önüne geçeceğiz.
”Dışişleri yetkilileri, Davutoğlu’nun bu aşamada alınan tedbirleri açıkladığını, İsrail’in tavrına göre daha sert önlemlerin söz konusu olabileceğini vurguluyor.
İKİNCİ KATİP İLE SON UYARI
Dışişleri personeli olduktan sonra ilk kez tayin edilenler ‘üçüncü katip’ olarak tanımlanıyor. İkinci ataması yapılanlar ise ‘ikinci katip’ oluyor. İkinci katiplik görevi, henüz başkatip olmamış en fazla 7 yıllık memurlar tarafından yerine getiriliyor. Diplomatik kaynaklara göre ilişkilerin ikinci katiplik seviyesine indirilmesi, son bir uyarı niteliği taşıyor. İsrail’in, Türkiye’nin özür, tazminat ve Gazze’ye ablukanın kaldırılması taleplerini yerine getirmemesi durumunda bir sonraki aşamanın ilişkilerin dondurulması olduğu belirtiliyor. İkinci katip uygulamasının karşılıklı olacağı kaydediliyor.
YAŞ Mağduru Marmara Ünv.'ne Atandı
1999
yılında ordudan atılan Yüzbaşı Balatekin, referandum sonucu yapılan
anayasa değişikliğiyle albay statüsündeki haklarını alarak, Marmara
Üniversitesi'ne atandı.
Yüzbaşı
Sadık Güray Balatekin, 1999 yılında eşi başörtülü olduğu için TSK'dan
ihraç edildi. Ardından GATA'da mide kanseri tedavisi gören eşi Aliye
Balatekin hastaneden çıkarıldı. Çok sürmedi, 20 gün sonra hayatını
kaybetti. Anayasa değişikliğiyle haklarını alarak, Marmara
Üniversitesi'ne atanan Balatekin, "Ben bu dünyada hakkımı aldım, ölen
eşim ise mahkeme-i kübrayı bekliyor." diyor.
Sadık Güray
Balatekin, ordudan haksız yere atılan yüzlerce YAŞ mağdurundan bir
tanesi. Referandum sonucu yapılan anayasa değişikliğiyle hakları iade
edilen Balatekin, kendi tabiriyle 'ikinci baharı'nı yaşıyor. 12 yıldır
sıkıntılı bir süreçten geçen Balatekin, görevi tam olarak belli
olmamakla birlikte Marmara Üniversitesi'ne atandı. Ama Balatekin, sevinç
ile hüznü bir arada yaşıyor. 1999 yılında 'disiplinsizlik' gerekçesiyle
ordudan atılan Güray Balatekin'in eşi, hadise meydana gelmeden önce
GATA'da mide kanseri tedavisi görüyordu. Ancak Balatekin'in Türk Silahlı
Kuvvetleri'yle (TSK) ilişiği kesilince eşinin tedavisi de yarım kaldı.
İhraç işleminden 15 gün sonra da hastalıkla mücadele edemeyerek hayatını
kaybetti. Hem işini hem de eşini kaybeden Sadık Güray Balatekin üç
çocuğuyla ortada kaldı. Balatekin, başörtülü eşi için garnizon
komutanının kendisine söylediği şu sözleri unutamıyor: "Senin gibi çalışkan bir askerin eşi böyle olmaz."
Ordudan ihraç edildiğinde yüzbaşı olan Balatekin'in devreleri şu an albay rütbesinde. Benzer şekilde hakları ellerinden alınan yüzlerce TSK mensubu için 12 Eylül 2010 anayasa referandumu dönüm noktası oldu. Halkoylamasıyla YAŞ kararlarına yargı yolu açılırken, haksız yere ordudan uzaklaştırılanlara itibarlarını iade eden yasa da 17 Şubat 2011'de Meclis'te kabul edildi. Bunun üzerine bin 543 mağdur subay ve astsubay haklarının iadesini talep etti. İlk etapta 513 mağdura kamu kurumlarında iş verildi. Sadık Güray Balatekin de, albay statüsündeki haklarını alarak, Marmara Üniversitesi'ne atandı. Yeni işine başlayacağı günü iple çeken Balatekin, eşinin tedaviden mahrum bırakıldığı GATA'ya da artık rahatlıkla girebilecek.
Kendisi hakkında, ordudan atılmasına kaynak olarak gösterilen düzmece raporlar hazırlandığını dile getiren Balatekin, birçok takdir belgesinin olduğunu, bunlardan bir tanesini de Çorlu'da görev yaptığı dönemde Şener Eruygur Paşa'dan aldığını belirtiyor. Hatta, ordudan atılmadan 15 gün önce bile komutanlarının kendisine takdir belgesi verdiğini dile getiriyor. "Referandumda iyi ki 'evet' oyu vermişim." diyen Balatekin, "Başbakan'ımız, belediye başkanlığı döneminde de YAŞ mağduru birçok arkadaşımıza iş konusunda yardımcı oldu. Bu sayede birçok aileyi sıkıntıdan kurtardı. Şimdi de başbakanlığı döneminde, elimizden alınan özlük haklarımızın bire bir iade edilmesine vesile oldu. Kendisinden Allah razı olsun." ifadelerini kullanıyor.
HAKLARIMIN İADE EDİLDİĞİ GÜN, EŞİM RÜYAMA GİRDİ
12 yıl önce kaybettiği eşinin, haklarının geri verildiği günün gecesinde rüyasına girdiğini anlatan Sadık Güray Balatekin, "Rüyamda eşim çok mutluydu. Çocuklarımı seviyor, bana sarılıyordu. Hakkımın iade edildiği an böyle bir rüyayı görmek hem çok ilginç hem de mutluluk verici." diye konuşuyor. Balatekin, kendisinin hakkını aldığını, ancak bu süreçte kaybettiği eşinin ise hakkını Mahkeme-i Kübra'da alacağını söylüyor. Balatekin, "Eşim Mahkeme-i Kübra'yı bekliyor. Ben buna inanıyorum. Çünkü bunca acıyı yaşatanlar ve eşimin tedavisini devam ettirmeyerek belki de ölümüne sebep olan insanlar için iş bu dünyada bitmez." değerlendirmesini yapıyor.
YAŞzedeler Çifte Bayram Yaptı
ASDER
Genel Başkanı Adnan Tanrıverdi, 12 Eylül referandumu ile hakları iade
edilen YAŞ mağdurlarının çifte bayram yaptığını söyledi.
Mağdurlardan
emekli olanların maaşlarının 2-3 ay içerisinde bağlanacağını belirten
Tanrıverdi, bazı arkadaşlarının ise çeşitli kurumlarda araştırma
görevlisi olarak göreve başlamasından mutluluk duyduklarını kaydetti. Tanrıverdi, OYAK’ın da mağdurların hakkını vermesi gerektiğini dile getirdi.
ASDER Genel Başkanı Adnan Tanrıverdi, bayram sebebiyle geldiği Bursa’da Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararıyla ordudan atılanların durumlarıyla ilgili değerlendirmelerde bulundu. 12 Eylül referandumuyla mağdurlara iade-i itibar hakkı tanındığını dile getiren Tanrıverdi, silahlı kuvvetlerin çeşitli dönemlerde mensuplarını mağdur ettiğini ifade etti. Ordu mensuplarının yargılanmadan sadece düşünceleri sebebiyle ihraç edildiğini hatırlatan Tanrıverdi şunları söyledi:
“Silahlı kuvvetler özellikle darbe dönemlerinde mensuplarını mağdur etmiştir. Askeri ceza kanunları yeteri kadar yetki verdiği halde yargılanmadan bir kısım insanlar düşüncelerinden dolayı silahlı kuvvetler içinde barındırılmamışlardır. 12 Mart muhtırası döneminde sol düşünceye mensup, yani bir ceza almadan çıkartılanlar var. 12 Eylül 1980 ve 28 Şubat döneminde atılanlar var. Bunların içinde en çok mağdur olanlar, kendilerine yargıya başvurma hakkı verilmeyen YAŞ kararları ile ordu ilişiği kesinlerdir. Diğerleri de aynı mağduriyete sahip oldukları için ayrıntılı bir şekilde onların durumları tespit edilemediğinden son çıkartılan 6191 sayılı kanunun kapsamına alınamadı. Yaklaşık 1637 YAŞ mağduru var. Mağduriyetleri tamamen giderilmemiş olsa da büyük geçmişte uğradıkları haksızlıklar telafi edildi.”
YAŞ kararıyla ordudan atılan arkadaşlarının bir kısmının emekli olduğunu anlatan Tanrıverdi sözlerini şöyle sürdürdü: “Şimdi bu arkadaşlarımızın güç durumda olanlar var. Emsalleri emekli olmuş. Bunlar da emeklilik haklarını alacak. Herhalde birkaç ay içinde emekli maaşları bağlanacak. İkinci olarak ise silahlı kuvvetlerindeki emsalleri emeklilik hakkını almış ama tamamen silahlı kuvvetlerinden henüz hizmet sürelerini doldurup ayrılmamış olanlar var. Bunlar da isterlerse emekli olabilecekler, isterlerse kamu kurumlarında açılmış araştırmacı kadrolarına atanabilecekler. Üçüncü kategorideki YAŞ mağdurları ise silahlı kuvvetlerindeki emsalleri henüz emeklilik hakkını almamış olanlar, bunlar da açılmış kadrolara atanıyorlar. Atamaları bayramdan önce başladı. Bu arkadaşlar çifte bayram yaptılar. Fevkalade mutlular. Kimlik kartlarını aldılar. Pasaport alamıyorlardı aldılar. Silahlı kuvvetlerin sosyal imkanlarından yararlanamıyorlardı yararlandılar. Atamalarını yapıyorlar, silah ruhsatlarını alıyorlar. Bunlar onlara iade-i itibar oldu. Çevrelerine suçsuzluklarını anlatamıyorlardı. Bu suçsuzluklarının delili oldu. Bizim temennimiz ayrıntılı bir çalışma yapılarak ileride 6191 sayılı kanunun dışında kalan işlemleri yargıya açık olan arkadaşların da bir şekilde mağduriyetlerinin giderilmesi için bir formülün siyaset tarafından bulunması. 6191 sayılı kanun diyor ki, ‘YAŞ kararı ile çıkartılanların silahlı kuvvetlerden çıkartıldıkları tarih ile kanunun çıktığı arasındaki süre silahlı kuvvetlerinde geçmiş sayılır’ diyor. Böyle deyince, bütün özlük hakları ile beraber bu hakkın teslim edilmesi lazım.”
OYAK, MAĞDURLARA ÖDEME YAPMALI
Ordudan atılanların bütün haklarının iade edildiğini, bu çerçevede OYAK’a yatırılması gereken primlerin de TSK tarafından ödenmesi gerektiğini kaydeden Tanrıverdi, “Emekli sandığı olsun, OYAK olsun bu kurumlara kesilen primler ödenecek maaşlardan kesilip bu kurumlara bugün kü rayiciyle yatırılmış olması lazım. Buralara yatırıldıktan birikmiş haklarımızın ödenmesi gerekiyor. Şimdi bu mümkün olmadı, neden bu maaşı ödemedikleri için. Bugünkü mağduriyet, yani maaş ödemiyorsa bile Silahlı Kuvvetler, bakanlık bu arkadaşların OYAK’a yatırması gereken kesintilerini hesap edip yatırması lazım en azından. Buradan ikramiye alan arkadaşlarımızın olması gerekir. Bu bir noksanlıktır. Ben bunun giderileceğini umuyorum ve temenni ediyorum.” dedi.
ASDER Genel Başkanı Adnan Tanrıverdi, bayram sebebiyle geldiği Bursa’da Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararıyla ordudan atılanların durumlarıyla ilgili değerlendirmelerde bulundu. 12 Eylül referandumuyla mağdurlara iade-i itibar hakkı tanındığını dile getiren Tanrıverdi, silahlı kuvvetlerin çeşitli dönemlerde mensuplarını mağdur ettiğini ifade etti. Ordu mensuplarının yargılanmadan sadece düşünceleri sebebiyle ihraç edildiğini hatırlatan Tanrıverdi şunları söyledi:
“Silahlı kuvvetler özellikle darbe dönemlerinde mensuplarını mağdur etmiştir. Askeri ceza kanunları yeteri kadar yetki verdiği halde yargılanmadan bir kısım insanlar düşüncelerinden dolayı silahlı kuvvetler içinde barındırılmamışlardır. 12 Mart muhtırası döneminde sol düşünceye mensup, yani bir ceza almadan çıkartılanlar var. 12 Eylül 1980 ve 28 Şubat döneminde atılanlar var. Bunların içinde en çok mağdur olanlar, kendilerine yargıya başvurma hakkı verilmeyen YAŞ kararları ile ordu ilişiği kesinlerdir. Diğerleri de aynı mağduriyete sahip oldukları için ayrıntılı bir şekilde onların durumları tespit edilemediğinden son çıkartılan 6191 sayılı kanunun kapsamına alınamadı. Yaklaşık 1637 YAŞ mağduru var. Mağduriyetleri tamamen giderilmemiş olsa da büyük geçmişte uğradıkları haksızlıklar telafi edildi.”
YAŞ kararıyla ordudan atılan arkadaşlarının bir kısmının emekli olduğunu anlatan Tanrıverdi sözlerini şöyle sürdürdü: “Şimdi bu arkadaşlarımızın güç durumda olanlar var. Emsalleri emekli olmuş. Bunlar da emeklilik haklarını alacak. Herhalde birkaç ay içinde emekli maaşları bağlanacak. İkinci olarak ise silahlı kuvvetlerindeki emsalleri emeklilik hakkını almış ama tamamen silahlı kuvvetlerinden henüz hizmet sürelerini doldurup ayrılmamış olanlar var. Bunlar da isterlerse emekli olabilecekler, isterlerse kamu kurumlarında açılmış araştırmacı kadrolarına atanabilecekler. Üçüncü kategorideki YAŞ mağdurları ise silahlı kuvvetlerindeki emsalleri henüz emeklilik hakkını almamış olanlar, bunlar da açılmış kadrolara atanıyorlar. Atamaları bayramdan önce başladı. Bu arkadaşlar çifte bayram yaptılar. Fevkalade mutlular. Kimlik kartlarını aldılar. Pasaport alamıyorlardı aldılar. Silahlı kuvvetlerin sosyal imkanlarından yararlanamıyorlardı yararlandılar. Atamalarını yapıyorlar, silah ruhsatlarını alıyorlar. Bunlar onlara iade-i itibar oldu. Çevrelerine suçsuzluklarını anlatamıyorlardı. Bu suçsuzluklarının delili oldu. Bizim temennimiz ayrıntılı bir çalışma yapılarak ileride 6191 sayılı kanunun dışında kalan işlemleri yargıya açık olan arkadaşların da bir şekilde mağduriyetlerinin giderilmesi için bir formülün siyaset tarafından bulunması. 6191 sayılı kanun diyor ki, ‘YAŞ kararı ile çıkartılanların silahlı kuvvetlerden çıkartıldıkları tarih ile kanunun çıktığı arasındaki süre silahlı kuvvetlerinde geçmiş sayılır’ diyor. Böyle deyince, bütün özlük hakları ile beraber bu hakkın teslim edilmesi lazım.”
OYAK, MAĞDURLARA ÖDEME YAPMALI
Ordudan atılanların bütün haklarının iade edildiğini, bu çerçevede OYAK’a yatırılması gereken primlerin de TSK tarafından ödenmesi gerektiğini kaydeden Tanrıverdi, “Emekli sandığı olsun, OYAK olsun bu kurumlara kesilen primler ödenecek maaşlardan kesilip bu kurumlara bugün kü rayiciyle yatırılmış olması lazım. Buralara yatırıldıktan birikmiş haklarımızın ödenmesi gerekiyor. Şimdi bu mümkün olmadı, neden bu maaşı ödemedikleri için. Bugünkü mağduriyet, yani maaş ödemiyorsa bile Silahlı Kuvvetler, bakanlık bu arkadaşların OYAK’a yatırması gereken kesintilerini hesap edip yatırması lazım en azından. Buradan ikramiye alan arkadaşlarımızın olması gerekir. Bu bir noksanlıktır. Ben bunun giderileceğini umuyorum ve temenni ediyorum.” dedi.
Askeri Araca Saldırı: 3 Yaralı
Bitlis'in Tatvan ilçesinde nöbet değişimi sırasında kimliği belirsiz kişilerce ateş açılması sonucu 3 asker yaralandı.
Edinilen bilgiye göre Van-Tatvan karayolu üzerindeki 10. Motorlu Piyade
Tugay Komutanlığı yakınındaki Dört Yol Kavşağı'nda, nöbet değişimi
sırasında kimliği belirsiz kişilerce bir araç içerisinden uzun namlulu
silahlarla askerlere ateş açıldı. Askerlerin anında karşılık
vermesi üzerine saldırganlar olay yerinden hızla kaçarken, 3 asker ise
hafif şekilde yaralandı. Yaralı askerler Tatvan Devlet Hastanesi'ne
kaldırılarak tedavi altına alınırken, bölgede operasyon başlatıldı.
Bitlis Valisi Nurettin Yılmaz, askerlerin hayati tehlikesinin olmadığını ve olayla ilgili güvenlik güçleri tarafından başlatılan operasyonların devam ettiğini söyledi.
Bitlis Valisi Nurettin Yılmaz, askerlerin hayati tehlikesinin olmadığını ve olayla ilgili güvenlik güçleri tarafından başlatılan operasyonların devam ettiğini söyledi.
Paşa'nın itirafı, askerin itibarı / Ekrem Dumanlı
Asker, asker olalı böyle itiraf görmedi.
Siviller de, en üst rütbeden bu denli ifşaata rastlamadı. Meğer neler neler yaşanmış da hiçbirinin farkına varmamışız. Sokakta duyduğumuzda pek çoğumuzun 'çirkin dedikodu' deyip geçeceği iddiaları daha düne kadar Genelkurmay başkanlığı yapan Işık Koşaner dile getiriyor. Terörle mücadelede nasıl korkunç hataların yapıldığını, panik içinde hareket eden askerimizin kendi silah arkadaşını alnından vurduğunu, sınır karakollarını korumada ordumuzun aciz kaldığını, yüksek teknolojiye sahip olmamıza rağmen imkânlarımızın kullanılmadığını; ve daha pek çok acı gerçeği kamuoyu eski Genelkurmay Başkanı'nın ağzından dinlemiş oldu.
İnanın, internete düşen ses kaydına Işık Paşa'dan bir itiraz gelmesini çok arzu ettim. Bekledim ki, "O ses kaydındaki kişi ben değilim!" desin. Öyle olmadı. Ve arkasından yeni bir kayıt internete düştü. Bu seferki itiraflar öncekinden geri değildi. Hatta bir bakıma daha üzücüydü. Işık Paşa önce derin bir sessizliğe sığındı. Günler sonra yaptığı açıklama ise tam bir skandaldı.
İkinci itiraf kasetlerine göre Paşa "35. madde kalksa bile..." deyip darbe yapma haklarının devam ettiğini telkin ediyordu. Subay arkadaşlarıyla hasbıhal eden bir Genelkurmay başkanının, "Yasalar dışında hareket ettik, hep böyle olacak zannettik." demesinden daha büyük bir itiraf düşünebiliyor musunuz? Adama demezler mi: "Madem öyle, neden hâlâ 35. maddeden hareketle en büyük insanlık suçu olan darbeyi aslî işiniz zannediyorsunuz?" Ya Sayıştay hakkında söylediklerine ne demeli? Resmen skandal! Paşa, Sayıştay Yasası'nın değişmesiyle ortaya çıkacak denetimden niye bu kadar korkuyor? Neden "Bundan sonra para işleri ciddi!" uyarısı yapıyor. Ombudsmanlık sisteminden duyduğu rahatsızlığın manasını çözmek için "Yasaların dışına çıktık..." lafını doğru anlamak gerekiyor.
Işık Paşa'nın itirafları medyada büyük yankı uyandırdı. Bazı meslektaşlarımız, "Vay be! Genelkurmay başkanını bile dinlemişler!" demek suretiyle önce bir saygı duruşunda bulundu; sonra işi biraz da saflığa vurarak Paşa'nın söylediği sözlere satır satır yer verdi. Bazı gazete ve TV'ler önce çekingen davrandı ama ikinci itiraf sonrasında onların da dilinin bağı çözüldü. Çünkü Paşa'nın itiraflarını görmeyen gazete, gazete olamazdı, gazeteci de gazeteci kalamazdı...
Onca tartışmadan geriye hayatî bir sual kaldı: İtiraf, itibarı sarsar mı? Yani 'gözbebeğimiz' deyip göklere çıkardığımız TSK, bu itiraflardan sonra karizmayı tamamen çizdirmiş mi oldu? Yapılan yanlışların ve beceriksizliklerin kamu vicdanında açtığı yara TSK'nın 2 bin yıllık onurunu kırdı mı?
Herkesin kendine göre bir cevabı olabilir; ancak gerçeğin özü şudur: İtiraflar fevkalade ciddi ve üzücü. O vahim itirafları dinlerken insanın kalbi sıkışıyor, damarında kanı donuyor. Ancak uzun süreden beri hasıraltı ettiğimiz gerçeklerle yüz yüze gelmek, yeni bir dönemin başlamasına sebep olacaksa bu utanç tablosuna katlanmak zorundayız. Vaziyet bu! Demek ki malum terör örgütü onlarca yıldır bu yüzden çökertilemiyormuş, demek ki demokratikleşme adına atılan adımlara rağmen hâlâ bu ülkede darbeyi meşru gören Genelkurmay başkanları görev yapıyormuş, demek ki asker-sivil ilişkilerindeki kara delikler kanun dışı yapılanmayı besliyormuş...
Kısa vadede itibar kaybı yaşanır şüphesiz; ancak bu saatten sonra doğru adımlar atılırsa hem ordumuz hem ülkemiz uzun dönemde itibar kazanır. İtiraflar, dibe vurmanın son fotoğrafıdır. Bu noktadan sonra hem aslî görevini doğru yapan, hem de demokrasiye ve insan hayatına saygılı bir ordu için canla başla çalışmalar yapılabilir. Siyasetten arındırılmış ve aslî vazifesine sımsıkı sarılmış bir orduyu bu millet bağrına basacaktır. Yeter ki kriz, fırsata dönüştürülsün ve kurumsal itibar ülkenin itibarının önünde gözetilmesin; çünkü siyasete boğazına kadar batmış darbeci bir görüntü veren ordu sadece kendine değil, bütün ülkeye zarar vermektedir...
Koşaner Paşa'nın özrü kabahatinden büyük
Ses kayıtları internet sitesinde yayınlandıktan sonra Işık Koşaner sessiz kalmayı tercih etti. Ancak konuşmalar manşetlerden inmeyince Paşa açıklama yapma ihtiyacı hissetti. Kayıtlardaki sesin kendisine ait olduğunu kabul eden eski Genelkurmay Başkanı "Sözlerimin arkasındayım!" diyerek meseleye yeni bir boyut kazandırdı. Daha doğrusu Paşa, onurlu bir çıkış yapacağım derken hem kendini hem ordumuzu ateşin içine attı. Paşa ya ne söylediğinin farkında değil; ya da söylediği sözlerin sonuçlarını henüz anlamış değil. Millet infial içinde, Paşa hâlâ üst perdeden ahkâm kesme sevdasında.
En tepedeki komutan terörle mücadeledeki aczini itiraf etmiş oldu. Yanlışlıkla bile olsa, kendi yavrularımızı vurduğumuzu kabullendi. Kanun dışına çıkıldığını beyan edip "Hep böyle gideceğini zannettik..." dedi. Ombudsmanlık sisteminin ve Sayıştay'ın yapacağı denetimleri engellemek istediklerini faş etmiş oldu. Darbecilerin, gölgesine sığındığı 35. maddenin gerekliliğini savundu ve o madde olmasa bile görevleri olduğunu (darbe görevi!) söyledi.
Madem Işık Paşa, "Sözlerimin arkasındayım!" demiş ona şu basit soruyu sormak şart oldu: Madem samimi itiraflarınız bu kadar açık ve net gerçeklerin altını çiziyor, neden bu itirafları kamuoyu huzurunda yapmadınız? Özel (belki de gizli) toplantılarda söylediğiniz sözlerden gurur duyuyorsanız bu fikirleri canlı yayında kamuoyuyla paylaşın. Şehit yakınlarına ne diyeceksiniz mesela merak ediyorum. Milyonlarca insanın karşısına çıkıp darbelerin meşruiyetini savunun da görelim, fikirleriniz ne kadar tutarlı...
Olmadı Paşa'm! Özrünüz kabahatinizden büyük...
Yeni bir terör saldırısı için hazırlık yapan örgütü son teknolojiyle teçhiz edilmiş Heronlar tespit etti ve kalleş pusu başlamadan bitti. Demek ki istenir ve sıkı takip edilirse terörün çanına ot tıkamak mümkün. Vaktiyle 30 merkezden saldırı hazırlıkları ve saldırı anı görüntülendiği halde hadiseye vaktinde müdahale edilemiyordu. Demek bazı şeyler değişiyor; dikkatler artıyor, daha seri müdahale için yetki ve inisiyatif alınabiliyor. Milletin de beklediği budur. Çok mu şey istiyor bu millet!
Siviller de, en üst rütbeden bu denli ifşaata rastlamadı. Meğer neler neler yaşanmış da hiçbirinin farkına varmamışız. Sokakta duyduğumuzda pek çoğumuzun 'çirkin dedikodu' deyip geçeceği iddiaları daha düne kadar Genelkurmay başkanlığı yapan Işık Koşaner dile getiriyor. Terörle mücadelede nasıl korkunç hataların yapıldığını, panik içinde hareket eden askerimizin kendi silah arkadaşını alnından vurduğunu, sınır karakollarını korumada ordumuzun aciz kaldığını, yüksek teknolojiye sahip olmamıza rağmen imkânlarımızın kullanılmadığını; ve daha pek çok acı gerçeği kamuoyu eski Genelkurmay Başkanı'nın ağzından dinlemiş oldu.
İnanın, internete düşen ses kaydına Işık Paşa'dan bir itiraz gelmesini çok arzu ettim. Bekledim ki, "O ses kaydındaki kişi ben değilim!" desin. Öyle olmadı. Ve arkasından yeni bir kayıt internete düştü. Bu seferki itiraflar öncekinden geri değildi. Hatta bir bakıma daha üzücüydü. Işık Paşa önce derin bir sessizliğe sığındı. Günler sonra yaptığı açıklama ise tam bir skandaldı.
İkinci itiraf kasetlerine göre Paşa "35. madde kalksa bile..." deyip darbe yapma haklarının devam ettiğini telkin ediyordu. Subay arkadaşlarıyla hasbıhal eden bir Genelkurmay başkanının, "Yasalar dışında hareket ettik, hep böyle olacak zannettik." demesinden daha büyük bir itiraf düşünebiliyor musunuz? Adama demezler mi: "Madem öyle, neden hâlâ 35. maddeden hareketle en büyük insanlık suçu olan darbeyi aslî işiniz zannediyorsunuz?" Ya Sayıştay hakkında söylediklerine ne demeli? Resmen skandal! Paşa, Sayıştay Yasası'nın değişmesiyle ortaya çıkacak denetimden niye bu kadar korkuyor? Neden "Bundan sonra para işleri ciddi!" uyarısı yapıyor. Ombudsmanlık sisteminden duyduğu rahatsızlığın manasını çözmek için "Yasaların dışına çıktık..." lafını doğru anlamak gerekiyor.
Işık Paşa'nın itirafları medyada büyük yankı uyandırdı. Bazı meslektaşlarımız, "Vay be! Genelkurmay başkanını bile dinlemişler!" demek suretiyle önce bir saygı duruşunda bulundu; sonra işi biraz da saflığa vurarak Paşa'nın söylediği sözlere satır satır yer verdi. Bazı gazete ve TV'ler önce çekingen davrandı ama ikinci itiraf sonrasında onların da dilinin bağı çözüldü. Çünkü Paşa'nın itiraflarını görmeyen gazete, gazete olamazdı, gazeteci de gazeteci kalamazdı...
Onca tartışmadan geriye hayatî bir sual kaldı: İtiraf, itibarı sarsar mı? Yani 'gözbebeğimiz' deyip göklere çıkardığımız TSK, bu itiraflardan sonra karizmayı tamamen çizdirmiş mi oldu? Yapılan yanlışların ve beceriksizliklerin kamu vicdanında açtığı yara TSK'nın 2 bin yıllık onurunu kırdı mı?
Herkesin kendine göre bir cevabı olabilir; ancak gerçeğin özü şudur: İtiraflar fevkalade ciddi ve üzücü. O vahim itirafları dinlerken insanın kalbi sıkışıyor, damarında kanı donuyor. Ancak uzun süreden beri hasıraltı ettiğimiz gerçeklerle yüz yüze gelmek, yeni bir dönemin başlamasına sebep olacaksa bu utanç tablosuna katlanmak zorundayız. Vaziyet bu! Demek ki malum terör örgütü onlarca yıldır bu yüzden çökertilemiyormuş, demek ki demokratikleşme adına atılan adımlara rağmen hâlâ bu ülkede darbeyi meşru gören Genelkurmay başkanları görev yapıyormuş, demek ki asker-sivil ilişkilerindeki kara delikler kanun dışı yapılanmayı besliyormuş...
Kısa vadede itibar kaybı yaşanır şüphesiz; ancak bu saatten sonra doğru adımlar atılırsa hem ordumuz hem ülkemiz uzun dönemde itibar kazanır. İtiraflar, dibe vurmanın son fotoğrafıdır. Bu noktadan sonra hem aslî görevini doğru yapan, hem de demokrasiye ve insan hayatına saygılı bir ordu için canla başla çalışmalar yapılabilir. Siyasetten arındırılmış ve aslî vazifesine sımsıkı sarılmış bir orduyu bu millet bağrına basacaktır. Yeter ki kriz, fırsata dönüştürülsün ve kurumsal itibar ülkenin itibarının önünde gözetilmesin; çünkü siyasete boğazına kadar batmış darbeci bir görüntü veren ordu sadece kendine değil, bütün ülkeye zarar vermektedir...
Koşaner Paşa'nın özrü kabahatinden büyük
Ses kayıtları internet sitesinde yayınlandıktan sonra Işık Koşaner sessiz kalmayı tercih etti. Ancak konuşmalar manşetlerden inmeyince Paşa açıklama yapma ihtiyacı hissetti. Kayıtlardaki sesin kendisine ait olduğunu kabul eden eski Genelkurmay Başkanı "Sözlerimin arkasındayım!" diyerek meseleye yeni bir boyut kazandırdı. Daha doğrusu Paşa, onurlu bir çıkış yapacağım derken hem kendini hem ordumuzu ateşin içine attı. Paşa ya ne söylediğinin farkında değil; ya da söylediği sözlerin sonuçlarını henüz anlamış değil. Millet infial içinde, Paşa hâlâ üst perdeden ahkâm kesme sevdasında.
En tepedeki komutan terörle mücadeledeki aczini itiraf etmiş oldu. Yanlışlıkla bile olsa, kendi yavrularımızı vurduğumuzu kabullendi. Kanun dışına çıkıldığını beyan edip "Hep böyle gideceğini zannettik..." dedi. Ombudsmanlık sisteminin ve Sayıştay'ın yapacağı denetimleri engellemek istediklerini faş etmiş oldu. Darbecilerin, gölgesine sığındığı 35. maddenin gerekliliğini savundu ve o madde olmasa bile görevleri olduğunu (darbe görevi!) söyledi.
Madem Işık Paşa, "Sözlerimin arkasındayım!" demiş ona şu basit soruyu sormak şart oldu: Madem samimi itiraflarınız bu kadar açık ve net gerçeklerin altını çiziyor, neden bu itirafları kamuoyu huzurunda yapmadınız? Özel (belki de gizli) toplantılarda söylediğiniz sözlerden gurur duyuyorsanız bu fikirleri canlı yayında kamuoyuyla paylaşın. Şehit yakınlarına ne diyeceksiniz mesela merak ediyorum. Milyonlarca insanın karşısına çıkıp darbelerin meşruiyetini savunun da görelim, fikirleriniz ne kadar tutarlı...
Olmadı Paşa'm! Özrünüz kabahatinizden büyük...
Demek ki oluyormuş
Hararetli gündem arasında kaybolup giden bir bilgiyi hatırlatmakta fayda görüyorum. Hafta içinde PKK'nın, bir sızma hareketi yaptığı ve geçmişteki sınır karakolu baskını gibi bir hazırlık yaptığı anlaşıldı. Dağlıca'nın, Aktütün'ün, Hantepe'nin vs. acısı hâlâ yüreğimizde. Aylarca şu soru soruldu: Adamlar katırlarla onca mühimmatı dağa çıkarırken TSK'nın imkânları ne güne duruyor? Bu adamlar neden tespit edilemiyor ve imha edilemiyor? Bu sefer öyle olmadı.Yeni bir terör saldırısı için hazırlık yapan örgütü son teknolojiyle teçhiz edilmiş Heronlar tespit etti ve kalleş pusu başlamadan bitti. Demek ki istenir ve sıkı takip edilirse terörün çanına ot tıkamak mümkün. Vaktiyle 30 merkezden saldırı hazırlıkları ve saldırı anı görüntülendiği halde hadiseye vaktinde müdahale edilemiyordu. Demek bazı şeyler değişiyor; dikkatler artıyor, daha seri müdahale için yetki ve inisiyatif alınabiliyor. Milletin de beklediği budur. Çok mu şey istiyor bu millet!
YAŞ Mağduru Hem Ağlattı Hem Güldürdü
2002
yılında eşi başörtülü olduğu için ordudan atılan astsubay Uslu,
annesinin felç geçirmesinden endişe ederek sakladığı bu kararı, ancak
bayramda söyleyebildi.
Uslu, 12 Eylül referandumuyla haklarını kazanınca halini bayramda annesine anlatabildi.
Astsubay Başçavuş Raif Uslu, eşi başörtülü olduğu için 2002 yılında Yüksek Askeri Şurası (YAŞ) kararıyla Türk Silahlı Kuvvetleri’nden atıldı. Kayseri’de yaşayan Raif Uslu, 9 yıl memleketi Amasya’ya dönemedi ve ordudan atıldığını da annesine açıklayamadı. Uslu, annesinin felç geçirmesinden endişe ederek sakladığı bu kararı, ancak bayramda söyleyebildi. Komando eğitimi alan Uslu, Bolu, Malatya ve Van’da görev yaptı ve çok sayıda sınır ötesi operasyonlara katıldı. Mesleğinin 13’üncü yalında Malatya’da görev yaparken ordudan atıldı. YAŞ kararı sonucunda ordudan atılan Raif Uslu’ya gerekçe olarak eşinin başörtülü olması gösterildi. Başçavuş rütbesindeyken TSK’dan atılan Raif Uslu,iki çocuğu ve eşiyle birlikte geçim mücadelesine başladı. Uslu, annesinin atıldığı haberini duyarak üzülmemesi için memleketi Amasya’ya dönemedi. Kayseri’ye yerleşen Uslu, annesini her yıl ziyaret ettiği için bıyık bile bırakmadı. ‘Bıyık bırakmış olsam annem şüphelenir ve sorgulardı’ diyen Uslu, “Bıyık bırakmadım ve ziyaretlerinde hep anneme yalan söyledim. O bana sürekli ne zaman emekli olacağımı sordu. Ben zamanı geldiğinde söyleyeceğimi belirttim. Görüşmelerimizde de hep görevde olduğumu, nöbette olduğumu, askeri görevimin sürdüğünü anlattım. Bana inandı” dedi.
Annem hem ağladı hem sevindi
Raif Uslu, 9 yıldır sürdürdüğü yalanı da bu bayramda sona erdirdiğini anlattı. 12 Eylül referandum sonrasında itirazlarının incelendiğini ve İçişleri Bakanlığı’na memur olarak göreve başlama kararını bayramda öğrendiğini belirtti. Uslu, “Anneme, 9 yıldır yalan söylediğimi itiraf ettim. Haklarımın geri verildiğini ve memurluğa döndüğümü söyledim. Annem önce ağladı, sonra sevindi. 9 yıldır ne yediniz ne içtiniz’ dedi.”
Astsubay Başçavuş Raif Uslu, eşi başörtülü olduğu için 2002 yılında Yüksek Askeri Şurası (YAŞ) kararıyla Türk Silahlı Kuvvetleri’nden atıldı. Kayseri’de yaşayan Raif Uslu, 9 yıl memleketi Amasya’ya dönemedi ve ordudan atıldığını da annesine açıklayamadı. Uslu, annesinin felç geçirmesinden endişe ederek sakladığı bu kararı, ancak bayramda söyleyebildi. Komando eğitimi alan Uslu, Bolu, Malatya ve Van’da görev yaptı ve çok sayıda sınır ötesi operasyonlara katıldı. Mesleğinin 13’üncü yalında Malatya’da görev yaparken ordudan atıldı. YAŞ kararı sonucunda ordudan atılan Raif Uslu’ya gerekçe olarak eşinin başörtülü olması gösterildi. Başçavuş rütbesindeyken TSK’dan atılan Raif Uslu,iki çocuğu ve eşiyle birlikte geçim mücadelesine başladı. Uslu, annesinin atıldığı haberini duyarak üzülmemesi için memleketi Amasya’ya dönemedi. Kayseri’ye yerleşen Uslu, annesini her yıl ziyaret ettiği için bıyık bile bırakmadı. ‘Bıyık bırakmış olsam annem şüphelenir ve sorgulardı’ diyen Uslu, “Bıyık bırakmadım ve ziyaretlerinde hep anneme yalan söyledim. O bana sürekli ne zaman emekli olacağımı sordu. Ben zamanı geldiğinde söyleyeceğimi belirttim. Görüşmelerimizde de hep görevde olduğumu, nöbette olduğumu, askeri görevimin sürdüğünü anlattım. Bana inandı” dedi.
Annem hem ağladı hem sevindi
Raif Uslu, 9 yıldır sürdürdüğü yalanı da bu bayramda sona erdirdiğini anlattı. 12 Eylül referandum sonrasında itirazlarının incelendiğini ve İçişleri Bakanlığı’na memur olarak göreve başlama kararını bayramda öğrendiğini belirtti. Uslu, “Anneme, 9 yıldır yalan söylediğimi itiraf ettim. Haklarımın geri verildiğini ve memurluğa döndüğümü söyledim. Annem önce ağladı, sonra sevindi. 9 yıldır ne yediniz ne içtiniz’ dedi.”
Kara Harp Okulu'nda diploma töreni
29.08.2011
Kara Harp Okulundan mezun olan 162. dönem teğmenler, Cumhurbaşkanı
Abdullah Gül, TBMM Başkan Cemil Çiçek, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan,
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, Genelkurmay Başkanı Orgeneral
Necdet Özel, Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz ve İçişleri Bakanı İdris
Naim Şahin'in de katıldığı törenle diplomalarını aldılar.
Kara Harp Okulu Orgeneral Cemal Tural Stadyumu'ndaki törene,
kuvvet komutanları ve eşleri, bazı ülkelerin Ankara'daki büyükelçileri,
askeri ateşeler ve diğer davetliler de katıldı.
Kara Harp Okulundan mezun olan 23'ü kadın, 18'i ise kardeş ve
dost ülkelerden olmak üzere toplam 564 Harbiyeli stadyuma, ''Harbiye
Marşı''nı söyleyerek girdi.
Cumhurbaşkanı Gül'ün şeref tribünündeki yerini alması ve Kara
Harp Okulu Öğrenci Alayı'nın Gül'e takdim edilmesiyle tören başladı.
Cumhurbaşkanı Gül, Harbiyelileri ''Merhaba'' diyerek selamladı.
Kara Harp Okulu Komutanı Tümgeneral Ferit Güler, İstiklal
Marşı'nın okunmasının ardından yaptığı konuşmada, genç teğmenlerin
gerektiğinde vatan, cumhuriyet ve vazife uğrunda hayatlarını seve seve
feda etmeye yemin ettiklerini ve ulusun kendilerine duyduğu güvenin bir
nişanesi olan kılıçlarını kuşandıklarını ve taşıdıkları sorumluluğun
bilinciyle yıldızlarını takmayı hak ettiklerini söyledi.
Konuşmasında yeni mezun olan teğmenlerin ailelerine seslenen
Güler, kendilerine emanet edilen evlatlarının yürekleri vatan, millet ve
bayrak ve ebedi Başkomutan Atatürk'ün ilke ve devrimlerini özümsemiş
teğmenler olarak mezuniyetlerinin onurunu yaşadıklarını söyledi ve
ailelere teşekkür etti.
Yeni mezun teğmenlere de seslenen Güler, genç teğmenlere çeşitli uyarılarda bulundu. Güler, şunları söyledi:
''Ebedi başkomutanımız Mustafa Kemal Atatürk'ün düşünce
sistemini, ilkelerini ve devrimlerini benimseyin ve bir yaşam tarzı
olarak uygulayın. Bütün yaşamınız boyunca 4 yıl önce ettiğiniz askerlik
yemininize sadık kalın. Askerlik mesleğinin vazife bilinci, dürüstlük,
bağlılık, cesaret ve fedakarlık gerektiren, şeref ve gurur veren bir
yaşam tarzı olduğunu unutmayın.
Kanun, nizam ve amirlere mutlak itaatin sabır ve metanetle,
sabır ve metanetin de ancak bilgi ve eğitimle mümkün olabileceğini asla
hafızalarınızdan çıkarmayın.
Kara Harp Okulunda elde ettiğiniz bilimsel ve askeri altyapıyı
kullanarak daima başarıyı hedefleyin. Başarılı olmak için okuyan,
sorgulayan, çalışan ve öğrenme sorumluluğunun kendisinde olduğunu bilen
birer subay olun. Zorluklar karşısında yılmayın. Soğukkanlılığınızı
koruyun, azim ve cesaretinizi asla kaybetmeyin.''
Komutan Güler, ''Dost ve kardeş ülkelerin temsilcisi olan
teğmenlere'' de seslendi. Güler, Kara Harp Okulunda kazandıkları
değerlerin meslek hayatları boyunca onlara rehber olacağını,
Harbiyelilik ruhu ve değerlerinin aldıkları vazifelerde onlara güç ve
şevk vereceğini söyledi. Güler, söz konusu teğmenlerin ülkeler arasında
mevcut olan ilişkilerin güçlendirilmesine gelecekte de katkı
sağlayacağını vurguladı.
-DÖNEM BİRİNCİSİNİN KONUŞMASI-
Dönem birincisi piyade teğmen Hüseyin Baştürk, ''Şanlı yuva
Harbiye'den'' mezun olmanın gurur ve heyecanını yaşadıklarını belirtti.
Kara Harp Okuluna girerken vatan ve Türk ulusuna hizmet için hayatlarını
feda edebileceklerine dair yemin ettiklerini anımsatan Baştürk, bugün
görev aşkıyla dolu olarak omuzlarına taktıkları yıldızlarla bu yemini
yerine getirecek seviyeye ulaştıklarını ifade etti.
Harbiye'de aldıkları eğitim sonucunda çağın gerektirdiği bilgi
birikimini, her türlü sorunu çözme becerisini kazandıklarını dile
getiren Baştürk, vatan sevgisi ve vazife bilinciyle verilecek her türlü
göreve hazır olduklarını söyledi. Atatürkçü düşünce sistemi ışığında
akıl ve bilimi esas alarak kendini devamlı yenileyen subaylar
olacaklarını belirten Baştürk, ''Büyük Türk ulusu hiç şüphen olmasın ki
daima ebedi Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk'ü örnek alan bizler
cumhuriyetin yılmaz bekçileri olarak en iyi şekilde yetiştirildik.
Ulusun bölünmez bütünlüğü, refah ve mutluluğu için önümüze çıkacak
engelleri aşmaya hazırız'' diye konuştu.
Daha sonra teğmenlere ant içtiren Baştürk, mezunlar adına yaş kütüğüne yıldız ve plaket çaktı.
-GÜL'DEN DÖNEM BİRİNCİSİNE DİPLOMA-
Törende, daha sonra diplomalar dağıtıldı. Dönem Birincisi Teğmen Hüseyin Baştürk'ün diplomasını Cumhurbaşkanı Gül verdi.
Dönem ikincisi Teğmen Osman Turan Önal diplomasını TBMM Başkanı
Cemil Çiçek'in, dönem üçüncüsü Teğmen Eser Yüksel ise diplomasını
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın elinden aldı.
Törende Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel, Milli Savunma
Bakanı İsmet Yılmaz, İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, Kara Kuvvetleri
Komutanı Hayri Kıvrıkoğlu, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Emin Murat
Bilgel, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Mehmet Erten, Jandarma Genel
Komutanı Orgeneral Bekir Kalyoncu, Genelkurmay İkinci Başkanı
Korgeneral Hulusi Akar da sırasıyla derece alan öğrencilerin
diplomalarını verdiler.
Yabancı ülkelerden gelen ve dereceye giren öğrencilere de diplomalarını büyükelçilik yetkilileri verdi.
Törende, 1961 yılında Kara Harp Okulundan mezun olan bazı emekli subaylar tarafından da dereceye giren öğrencilere diploma verildi.
Öğrenci alayı sancağının devir tesliminin de yapıldığı tören, sancaktar ve sancak muhafızlarına kılıç ve diploma verilmesiyle sürdü.
Tören, mezun olan Harbiyelilerin, alkışlar eşliğindeki geçişiyle sona erdi.
Törende, 1961 yılında Kara Harp Okulundan mezun olan bazı emekli subaylar tarafından da dereceye giren öğrencilere diploma verildi.
Öğrenci alayı sancağının devir tesliminin de yapıldığı tören, sancaktar ve sancak muhafızlarına kılıç ve diploma verilmesiyle sürdü.
Tören, mezun olan Harbiyelilerin, alkışlar eşliğindeki geçişiyle sona erdi.
Komutanlar Devlet Mezarlığı'nı ziyaret etti
29.08.2011
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel, kuvvet komutanları ile
bazı generaller, 30 Ağustos Zafer Bayramı ve Türk Silahlı Kuvvetleri
Günü dolayısıyla Devlet Mezarlığı'nı ziyaret etti.
Orgeneral Özel ile beraberindekiler, Devlet Mezarlığı'nda milli
mücadelede görev almış komutanların isimlerinin yazılı olduğu Anısal
Duvar'a çelenk koydu, saygı duruşunda bulundu.
Daha sonra Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özel, Devlet Mezarlığı Şeref Defteri'ne şunları yazdı:
''Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin varlığı ve bekası adına sundukları değerli katkılarla adlarını tarihe silinmez harflerle yazdıran ve aramızdan ayrılarak ebediyete intikal eden değerli devlet büyüklerimiz, İstiklal Savaşı'nın kahraman komutanları ve aziz şehitlerimiz, Milletimizin bağımsızlığını, kutsal vatan topraklarının bütünlüğünü sağlamak üzere gösterdiğiniz üstün kahramanlıklar ve döktüğünüz mukaddes kanlar, Türkiye Cumhuriyeti'nin sonsuza dek yaşaması için bizlere ilham, inanç ve güç vermektedir.
Türkiye Cumhuriyeti'ni ve onun temel değerlerini korumanın, bizlere bu eşsiz zaferleri armağan eden sizlere ve milletimize karşı en büyük sorumluluğumuz olduğunun bilincindeyiz. Kalbinde yaşattığı vatan, millet ve bayrak sevgisinden güç alan Türk Silahlı Kuvvetlerinin mensupları üstlendiği her görevi başarıyla yerine getirme azmi ve gayretiyle, emanetinize layık olmak için özveriyle çalışmaktadır.
Türk Silahlı Kuvvetleri üstün vazife bilinci, disiplini, güçlü yapısı ve nitelikli personeliyle milletinin hizmetinde; ülkesinde huzur ve güvenin, bölgesinde barışın teminatı olmaya devam edecektir. Huzur içinde yatın, ruhlarınız şad olsun.''
Orgeneral Özel ve beraberindekiler, daha sonra milli mücadelede görev almış komutanların kabirlerine karanfil bıraktı.
Devlet Mezarlığı ziyaretinde, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hayri Kıvrıkoğlu, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Murat Bilgel, Hava Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Mehmet Erten, Genelkurmay İkinci Başkanı Korgeneral Hulusi Akar, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Bekir Kalyoncu da hazır bulundu.
Orgeneral Özel ve komutanlar, törenin ardından fotoğraf çektirdi.
Bu arada, gazetecilerin sorularını yanıtlamayan Orgeneral Özel, ''Her iki bayramın da kutlu olmasını'' diledi.
Daha sonra Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özel, Devlet Mezarlığı Şeref Defteri'ne şunları yazdı:
''Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin varlığı ve bekası adına sundukları değerli katkılarla adlarını tarihe silinmez harflerle yazdıran ve aramızdan ayrılarak ebediyete intikal eden değerli devlet büyüklerimiz, İstiklal Savaşı'nın kahraman komutanları ve aziz şehitlerimiz, Milletimizin bağımsızlığını, kutsal vatan topraklarının bütünlüğünü sağlamak üzere gösterdiğiniz üstün kahramanlıklar ve döktüğünüz mukaddes kanlar, Türkiye Cumhuriyeti'nin sonsuza dek yaşaması için bizlere ilham, inanç ve güç vermektedir.
Türkiye Cumhuriyeti'ni ve onun temel değerlerini korumanın, bizlere bu eşsiz zaferleri armağan eden sizlere ve milletimize karşı en büyük sorumluluğumuz olduğunun bilincindeyiz. Kalbinde yaşattığı vatan, millet ve bayrak sevgisinden güç alan Türk Silahlı Kuvvetlerinin mensupları üstlendiği her görevi başarıyla yerine getirme azmi ve gayretiyle, emanetinize layık olmak için özveriyle çalışmaktadır.
Türk Silahlı Kuvvetleri üstün vazife bilinci, disiplini, güçlü yapısı ve nitelikli personeliyle milletinin hizmetinde; ülkesinde huzur ve güvenin, bölgesinde barışın teminatı olmaya devam edecektir. Huzur içinde yatın, ruhlarınız şad olsun.''
Orgeneral Özel ve beraberindekiler, daha sonra milli mücadelede görev almış komutanların kabirlerine karanfil bıraktı.
Devlet Mezarlığı ziyaretinde, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hayri Kıvrıkoğlu, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Murat Bilgel, Hava Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Mehmet Erten, Genelkurmay İkinci Başkanı Korgeneral Hulusi Akar, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Bekir Kalyoncu da hazır bulundu.
Orgeneral Özel ve komutanlar, törenin ardından fotoğraf çektirdi.
Bu arada, gazetecilerin sorularını yanıtlamayan Orgeneral Özel, ''Her iki bayramın da kutlu olmasını'' diledi.
Genelkurmay, 27 Nisan'daki açıklamayı siteden kaldırıldı
Genelkurmay Başkanlığının ''www.tsk.tr'' adresli internet sitesi güncellendi.
Güncelleme, Genelkurmayın internet sitesinde ''Genelkurmay
internet sitesi güncellenerek kamuoyunun hizmetine sunulmuştur''
şeklinde duyuruldu.
Güncelleme sonrasında basın duyurusu ve açıklamaları, internet sitesinde sadece son 7 gün içinde yayımlananları kapsar hale getirildi.
Daha önceki basın duyuruları ve açıklamalar, internet sitesinden kaldırıldı. Böylece tartışmalara konu olan 27 Nisan'daki açıklama da siteden kaldırıldı.
Güncelleme sonrasında basın duyurusu ve açıklamaları, internet sitesinde sadece son 7 gün içinde yayımlananları kapsar hale getirildi.
Daha önceki basın duyuruları ve açıklamalar, internet sitesinden kaldırıldı. Böylece tartışmalara konu olan 27 Nisan'daki açıklama da siteden kaldırıldı.
Necip Torumtay hayatını kaybetti
Eski Genelkurmay başkanlarından Necip Torumtay (85), bir süredir tedavi gördüğü GATA'da hayatını kaybetti.
Haziranda Marmaris ilçesindeki Aksaz Deniz Üs Komutanlığı'nda
aniden rahatsızlanarak hastaneye kaldırılan Torumtay, Sağlık
Bakanlığı'na ait ambulans uçakla Ankara'ya nakledilmişti. Torumtay,
TSK'nın 20. Genelkurmay başkanı olmuştu. 24 Temmuz 1987'de atandığı
Genelkurmay başkanlığı görevinden 3 Aralık 1990'da kendi isteği ile
emekli olan Torumtay, TSK Üstün Hizmet Madalyası sahibiydi.
Şemdinli'de mayın tuzağı: 3 şehit
Terör örgütü PKK, hain tuzaklarına bir yenisini ekledi. Hakkâri'nin
Şemdinli ilçesinde yola döşenen mayının patlatılması sonucu 3 asker
şehit oldu, 2 asker yaralandı. Güvenlik güçleri saldırganların bulunması
için bölgede geniş çaplı operasyon başlattı. Bu arada, Yüksekova ilçesi
Dağlıca yoluna mayın döşemeye çalışan 2 terörist, çıkan çatışmada
etkisiz hale getirildi.
Terör örgütü PKK, kanlı yüzünü Hakkâri'nin Şemdinli ilçesinde
gösterdi. Öveçli köyü yakınlarında teröristlerce yola önceden döşenen
mayın, askerî konvoyun geçişi sırasında patlatıldı. Hain saldırıda
Jandarma erler Abdülkerim Erdoğan, Mehmet Topraksürer ve Murat Başçı
şehit oldu, iki Mehmetçik ise yaralandı. Saldırı sonrası faillerin
yakalanması için bölgede hava destekli operasyon başlatıldı. Şehit
Mehmet Topraksürer'in Şanlıurfa'daki ailesine haberi İl Jandarma
Komutanlığı yetkilileri verdi. Haberi alan şehidin yakınları, Arapça
ağıtlar yaktı. Jandarma er Murat Başçı'nın (25) Karaman'ın Ermenek
ilçesindeki babaevinde de yas var. Tecilini bozdurarak vatanî görevini
yapmak üzere asker ocağına giden Başçı'nın, 7 aylık bir oğlu olduğu
bildirildi. Şehidin eşi Fadime Başçı, "Dün gece telefonla görüştüğüm
eşim sıkıntılı bir durum olmadığını ve endişe etmememi istemişti. Benim
uyumadığımı fark edince gece yarısı mesaj atıp 'Sen uyu. Merak etme.
Seni kaldırırım' demişti. Meğerse şehit olmuş.'' dedi.
'AMCA 80 GÜNÜM KALDI' DEDİ, ŞEHİT HABERİ GELDİ
Şehadet haberi, Jandarma er Abdülkerim Erdoğan'ın (21) Bursa'nın İnegöl ilçesi Gedikpınar köyündeki ailesini yasa boğdu. Yetkililer, acı haberi şehidin anne ve babasının İstanbul'da olması sebebiyle amcası Mehmet Erdoğan'a verdi. Şehit Abdülkerim Erdoğan'ın annesi Yadigar ile babası Gıyasettin Erdoğan'ın haber üzerine İstanbul'dan yola çıktığı öğrenildi. Mehmet Erdoğan, ''Geçen sene 16 yaşındaki kardeşi Recep, derede boğulunca anne ve babası İstanbul'a taşındı. Beni dün aradığında '80 günüm kaldı, köye geliyorum.' demişti.'' diye konuştu.
Bu arada, Hakkâri'nin Yüksekova ilçesine bağlı Dağlıca bölgesi Karataş mevkiinde ise karayolunda bir menfezin altına mayın döşemeye çalışan 2 PKK'lı etkisiz hale getirildi.
Midyat saldırısında ürperten iddia: Asker, teröristlere müdahale etmedi
Mardin Midyat'a bağlı Şenköy beldesinde jandarma karakolu önünde korucu minibüsüne yapılan saldırıdan bir hafta önce teröristlerin keşif yaptığı ileri sürüldü. Jandarma karakoluna bitişikteki mezarlıklardan saldırı olmasına anlam veremediklerini belirten Şenköy Belde Belediye Başkanı Ferhan Bozkurt, "Aldığımız bilgilere göre teröristler 5 ila 7 kilometre mesafede bulunan bir köyde kalmışlar." dedi. Bozkurt, saldırının bir hafta öncesi yakalanan bir terörist tarafından itiraf edildiğine dikkat çekiyor. Bozkurt, "Ömerli tarafında bir terörist yakalandığını duyduk. Terörist ifadesinde 'Biz Şenköy'de olay yapacaktık.' demiş. Saldırının 1 hafta önceden yapılacağı belliydi." diyor. Bu arada, saldırının ayrıntıları da ortaya çıkmaya başladı. Karakolun asker sayısı az olduğu için nöbet tutma görevini korucular yerine getiriyor. Saldırı karakol kapısının 5 metre önünde gerçekleşiyor. 4 PKK'lı karakolun dibine kadar gelip orada mevzileniyor. Karakolun nöbetçileri teröristleri görmüyor. İddiaya göre, askerler saldırı anında da hiçbir müdahalede bulunmuyor. Köylüler teröristlerin peşine düşmek istiyor ancak, jandarma izin vermiyor.
'AMCA 80 GÜNÜM KALDI' DEDİ, ŞEHİT HABERİ GELDİ
Şehadet haberi, Jandarma er Abdülkerim Erdoğan'ın (21) Bursa'nın İnegöl ilçesi Gedikpınar köyündeki ailesini yasa boğdu. Yetkililer, acı haberi şehidin anne ve babasının İstanbul'da olması sebebiyle amcası Mehmet Erdoğan'a verdi. Şehit Abdülkerim Erdoğan'ın annesi Yadigar ile babası Gıyasettin Erdoğan'ın haber üzerine İstanbul'dan yola çıktığı öğrenildi. Mehmet Erdoğan, ''Geçen sene 16 yaşındaki kardeşi Recep, derede boğulunca anne ve babası İstanbul'a taşındı. Beni dün aradığında '80 günüm kaldı, köye geliyorum.' demişti.'' diye konuştu.
Bu arada, Hakkâri'nin Yüksekova ilçesine bağlı Dağlıca bölgesi Karataş mevkiinde ise karayolunda bir menfezin altına mayın döşemeye çalışan 2 PKK'lı etkisiz hale getirildi.
Midyat saldırısında ürperten iddia: Asker, teröristlere müdahale etmedi
Mardin Midyat'a bağlı Şenköy beldesinde jandarma karakolu önünde korucu minibüsüne yapılan saldırıdan bir hafta önce teröristlerin keşif yaptığı ileri sürüldü. Jandarma karakoluna bitişikteki mezarlıklardan saldırı olmasına anlam veremediklerini belirten Şenköy Belde Belediye Başkanı Ferhan Bozkurt, "Aldığımız bilgilere göre teröristler 5 ila 7 kilometre mesafede bulunan bir köyde kalmışlar." dedi. Bozkurt, saldırının bir hafta öncesi yakalanan bir terörist tarafından itiraf edildiğine dikkat çekiyor. Bozkurt, "Ömerli tarafında bir terörist yakalandığını duyduk. Terörist ifadesinde 'Biz Şenköy'de olay yapacaktık.' demiş. Saldırının 1 hafta önceden yapılacağı belliydi." diyor. Bu arada, saldırının ayrıntıları da ortaya çıkmaya başladı. Karakolun asker sayısı az olduğu için nöbet tutma görevini korucular yerine getiriyor. Saldırı karakol kapısının 5 metre önünde gerçekleşiyor. 4 PKK'lı karakolun dibine kadar gelip orada mevzileniyor. Karakolun nöbetçileri teröristleri görmüyor. İddiaya göre, askerler saldırı anında da hiçbir müdahalede bulunmuyor. Köylüler teröristlerin peşine düşmek istiyor ancak, jandarma izin vermiyor.
Sayıştay TSK'yı denetleyecek; imtiyazlar sona erecek
Işık Koşaner'in ses kayıtlarında, Sayıştay'ın TSK'yı denetleyeceği
ve OYAK'ın kamu kurumu kabul edilmesi durumunda emekli ikramiyelerinin
düşeceği dile getiriliyordu. Yürürlüğe giren yeni Sayıştay Yasası'yla
TSK dâhil tüm kurumların mali denetimleri yapılacak. OYAK'ın da
Danıştay'ın kararının ardından kamu ihale mevzuatına göre hareket etmesi
gerektiği bir kez daha tescillendi.
Işık Koşaner'in ses kayıtlarında Sayıştay denetimi ve OYAK'la
ilgili açıklamalar dikkat çekti. Koşaner, "Sayıştay Kanunu değişti. Çok
dikkat ediniz. Para işleri bundan sonra çok ciddiye bindi." diyerek
subayları uyarıyor. Ayrıca, OYAK'ın kamu kurumu kabul edilmesi durumunda
emekli olduktan sonra alacakları paranın yüzde 15 düşebileceğini
belirtiyor ve ekliyor: "Bunun için mücadele ediyoruz." Koşaner'in
üzerinde durduğu iki konuda da son dönemde önemli gelişmeler yaşandı.
Yürürlüğe giren yeni Sayıştay Yasası'yla Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK)
dâhil tüm kurumların mali denetimleri yapılacak. Sayıştay, devlete ait
ordunun elindeki silah ve bina gibi tüm malların sayımını yapacak ve
denetleyecek. Dönemin Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un emriyle emekli
paşalar için Fenerbahçe Orduevi arazisine lüks konutlar yapıldığı
iddialarını incelemek isteyen Sayıştay denetçileri daha önce
engellenmişti. Askerî yetkililer 'yönetmelik' olmadığı gerekçesiyle
denetçileri içeri almamıştı. Yeni kanunla birlikte tüm imtiyazlar ve
muğlâklıklar ortadan kalktı. Sayıştay, MİT ve Emniyet'i de denetleyecek.
Söz konusu kurumlar hakkında hazırlanan raporlar Meclis'e sunulacak.
Savunma, güvenlik ve istihbarat ile ilgili kamu idarelerinin
ellerinde bulunan devlet mallarının denetimi sonucunda hazırlanacak
raporların kamuoyuna duyurulmasına ilişkin hususlar; ilgili kamu
idarelerinin görüşleri alınarak Sayıştay tarafından hazırlanıp Bakanlar
Kurulu'nca çıkarılacak bir yönetmelikle düzenlenecek. Yasadaki bu madde
çeşitli eleştirilere neden olmuştu. Bu raporların hiçbir zaman
kamuoyuyla paylaşılmayacağı savunulmuştu. Üst düzey Sayıştay
yetkilileri, dünyanın her yerinde milli güvenliği ilgilendiren
bilgilerin gizli tutulduğunun altını çiziyor. Fakat her raporun
'gizlilik' yüzünden kamuoyundan saklanması gibi bir keyfi durumun ortaya
çıkmaması için de gerekli tedbirlerin alınacağını ifade ediyor.
Işık Koşaner'in ses kaydında dert yandığı bir başka husus ise
OYAK'ın kamu kurumu statüsünde kabul edilme ihtimali. Devlet İhale
Kanunu'nun yerine 1 Ocak 2003'te 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'nun
yürürlüğe girmesiyle birlikte OYAK için tartışmalı süreç başladı. Kanun
kapsamındaki kuruluşların mal ve hizmet alımları ile yapım işleri için
mevzuata uygun ihale açması gerekiyor. Milli Savunma Bakanlığı'na bağlı
tüzel kişilik olarak kurulan OYAK ise eski kanuna göre imtiyazlıydı ve
özel şirket gibi davranabiliyordu. Yeni kanunla imtiyazı ortadan
kalkmasına rağmen 8 yıldır İhale Kanunu'na tabi değilmiş gibi hareket
ediyordu. Ancak bir ihale sebebiyle yapılan şikâyet bu durumu
değiştirdi. Kamu İhale Kurumu, OYAK'ın yarıdan fazla hissesine sahip
olduğu Bolu Çimento'nun ilgili kanun kapsamında bulunup bulunmadığını
belirlemek için toplandı. Kurum, OYAK ve yarıdan fazla hissesine sahip
olduğu tüm iştiraklerinin kanun kapsamında olduğuna hükmetti.
OYAK, imtiyazlarını kaybetmemek için çeşitli yollar denedi. Önce
KİK'in kararının iptali için Ankara 7. Bölge İdare Mahkemesi'ne
başvurdu. Fakat buradan istediği karar çıkmadı. Ardından Meclis'te kulis
faaliyetleri başladı. Meclis'te kabul edilen 'torba yasa'ya bir madde
ekleyerek, KİK mevzuatından çıkmayı hedefleyen OYAK, yine istediğini
alamadı. Kurum yöneticilerinin Meclis'te kulis yaparak KİK mevzuatı
dışına çıkma çabaları, geçmişte hukuksuz işlem yaptıklarının itirafı
olarak değerlendirildi. Son çare olarak Danıştay'ın kapısını çaldı.
Yürütmenin durdurulması için başvuruda bulundu. Fakat Danıştay 13.
Dairesi '2011-990' sayılı kararla yürütmenin durdurulması isteğini
reddetti. Danıştay'ın kararının ardından OYAK'ın kamu ihale mevzuatına
göre hareket etmesi gerektiği bir kez daha tescillenmiş oldu. Danıştay,
şimdi davayı esastan görüşecek.
Üss-i Zafer / Mümtaz'er Türköne
'Üss-i Zafer', 1341 (1827) tarihinde, yani 184 yıl önce yayımlanmış
bir kitabın adı. Yazarı tarihçi Sahaflar Şeyhi-zade Esad Mehmed Efendi.
Kitabın konusu ise, bir yıl önce -1826 yılında- 'Vaka-i Hayriyye'
denilen Yeniçeri Ocağı'nın lağvedilmesi meselesi. Yazar bu hadiseyi
Sultan II. Mahmud'un 'zafer'i olarak niteliyor ve bu zaferin esaslarını
sıralıyor. Kitabın ışığında bildiklerimizi tazeleyelim.
İlk olarak, Yeniçeri Ocağı, Osmanlı Devleti'nin merkezî piyade ordusu olduğunu hatırlayalım. Bu ordu mensupları kişisel çıkarları peşinde koşarken ülkenin güvenliği tehlikeye girmiş. II. Mahmud'dan önce, her padişah bu ordunun ıslahı için çaba harcamış. En trajik olanı III. Selim'in tahtına ve hayatına mal olan Nizam-ı Cedit ordusu kurma teşebbüsü. II. Mahmud Yeniçeri Ocağı'nın lağvederken III. Selim'den farklı bir yöntem takip ediyor. Yeniçeri içindeki disipline gelir askerlerden Eşkinciyân ismiyle birlikler oluşturuyor. Hemen peşinden Yeniçeriler son kez kazan kaldırdığında, Yeniçeri ortaları kendi içinden çıkan bu birlikler marifetiyle imha ediliyor.
Önce devletin ileri gelenlerinin katıldığı bir Meclis toplanıyor. Bu Meclis, Eşkinciyân birlikleri üzerinden muhtasar bir askerî reform tasarlıyor. Bu reform içinde, rütbelerden ateşli silahların kullanım şeklinde, nöbet ve talim işlerine, izinlerin, ücretlerin ve cezaların düzenlenmesine varıncaya kadar esaslar yer alıyor. Meclis'in kaleme aldığı layihada 'keferenin harp ettiği şekilde muharebe etmek için harp vasıtalarının tedariki ve talimi' gerektiği belirtiliyor. Padişah'ın hazır bulunduğu Meclis'te isyan eden Yeniçeriler için katil fermanı irad olunuyor. Sonra devletin iki ordusu arasındaki çatışmalar anlatılıyor. İstanbul'un zarar görmemesi için, özellikle topçular ikaz ediliyor. Yakalanan elebaşılar, ferman gereği anında infaz ediliyor.
İsyan bastırıldıktan sonra Yeniçeri Ocağı lağvediliyor ve yerine Asakir-i Mansure-i Muhammediye'nin kuruluş hazırlıklarına geçiliyor. Yazar, bu sonu hazırlayan Yeniçeri kabahatlerini şöyle sıralıyor: Esnaftan haraç toplama, sefer esnasında şehirleri yağmalama, harp esnasında geri durma, esnaflıkla uğraşma, Yeniçeri erzakını satma, kahveye hile karıştırma, mahkemelere müdahale, kendi davalarını kendilerinin görmesi, kışlalarında durmaları gerekirken başka işlerle uğraşma.
Evet, 185 yıl öncesinde kalmış bir olay. Yeni oluşturduğumuz askerî birliklerle, eski ordumuzu topa tutarak imha ettik. Binlerce askerimizi yine biz öldürdük. 'Neler benziyor?' diye sormadan edemeyiz. Koşaner'in söyledikleri arasında yer alan özeleştirilerle, Esad Efendi'nin Yeniçeri nizamı hakkında söyledikleri arasında bir benzerlik yok mu?
İki yıl önce bu köşede, Ergenekon planlarını söz konusu ederek 'Bize Nizam-ı Cedit ordusu lâzım' demiştim. Koşaner'in ses kayıtları bu hükmün doğrudan Genelkurmay Başkanı'nın ağzından ifadesi değil mi? Ordumuzun merkezî karargâhının lağvedilmesi, çağın icaplarına uygun bir organizasyona gidilmesi ve aslî görevlerini ifası için zabt ü rabt altına alınması lâzım. 185 yıl önce başardığımız işi, hukuk ve demokrasi içinde kan dökmeden, kimsenin canını yakmadan tekrar yapacağız.
Işık Koşaner'in sözlerinde askerimizin iki yüzü var. Birincisi durumdan rahatsız ve düzeltmek istiyor. Öbür taraftan bu düzeltme işinin, kurumsal çıkarlara zarar vermeden yapılması gerekiyor. Hem karakollar daha iyi korunacak, sevk ve idare zaafları ortadan kalkacak ve teknoloji daha isabetli kullanılacak; hem de OYAK'tan elde edilen emekli ikramiyesinin % 15'i feda edilmeyecek; yani imtiyazlar devam edecek. Tarihî tecrübemiz bu ikisinin bir arada mümkün olmadığını gösteriyor.
Vatan-millet-Sakarya nutuklarının, ordumuzun kahraman vasıflarının edebiyattan öte anlam taşımadığı bir alandayız. Askerler meslekî bir çıkar grubu olarak hareket ediyor. İmtiyaz ve özerklik peşinde koşuyor. Denetlenemediği için aslî işini de eksik ve aksak yapıyor. Düpedüz bürokratik bir direnişe girişiyor. Sıkıştığı yerde de (Yeniçeri'nin şeriatı koruması gibi) 'laik cumhuriyeti korumak doğal-tarihi görevimiz' diye sesini yükseltiyor. Çare, bu orduyu lağvedip, bu kötü alışkanlıkların tekrar boy gösteremeyeceği yepyeni bir ordu kurmak. Ülkemizin müstakbel zaferlerinin esasları (üss-i zafer) bu konuda göstereceğimiz gayretlere bağlı.
İlk olarak, Yeniçeri Ocağı, Osmanlı Devleti'nin merkezî piyade ordusu olduğunu hatırlayalım. Bu ordu mensupları kişisel çıkarları peşinde koşarken ülkenin güvenliği tehlikeye girmiş. II. Mahmud'dan önce, her padişah bu ordunun ıslahı için çaba harcamış. En trajik olanı III. Selim'in tahtına ve hayatına mal olan Nizam-ı Cedit ordusu kurma teşebbüsü. II. Mahmud Yeniçeri Ocağı'nın lağvederken III. Selim'den farklı bir yöntem takip ediyor. Yeniçeri içindeki disipline gelir askerlerden Eşkinciyân ismiyle birlikler oluşturuyor. Hemen peşinden Yeniçeriler son kez kazan kaldırdığında, Yeniçeri ortaları kendi içinden çıkan bu birlikler marifetiyle imha ediliyor.
Önce devletin ileri gelenlerinin katıldığı bir Meclis toplanıyor. Bu Meclis, Eşkinciyân birlikleri üzerinden muhtasar bir askerî reform tasarlıyor. Bu reform içinde, rütbelerden ateşli silahların kullanım şeklinde, nöbet ve talim işlerine, izinlerin, ücretlerin ve cezaların düzenlenmesine varıncaya kadar esaslar yer alıyor. Meclis'in kaleme aldığı layihada 'keferenin harp ettiği şekilde muharebe etmek için harp vasıtalarının tedariki ve talimi' gerektiği belirtiliyor. Padişah'ın hazır bulunduğu Meclis'te isyan eden Yeniçeriler için katil fermanı irad olunuyor. Sonra devletin iki ordusu arasındaki çatışmalar anlatılıyor. İstanbul'un zarar görmemesi için, özellikle topçular ikaz ediliyor. Yakalanan elebaşılar, ferman gereği anında infaz ediliyor.
İsyan bastırıldıktan sonra Yeniçeri Ocağı lağvediliyor ve yerine Asakir-i Mansure-i Muhammediye'nin kuruluş hazırlıklarına geçiliyor. Yazar, bu sonu hazırlayan Yeniçeri kabahatlerini şöyle sıralıyor: Esnaftan haraç toplama, sefer esnasında şehirleri yağmalama, harp esnasında geri durma, esnaflıkla uğraşma, Yeniçeri erzakını satma, kahveye hile karıştırma, mahkemelere müdahale, kendi davalarını kendilerinin görmesi, kışlalarında durmaları gerekirken başka işlerle uğraşma.
Evet, 185 yıl öncesinde kalmış bir olay. Yeni oluşturduğumuz askerî birliklerle, eski ordumuzu topa tutarak imha ettik. Binlerce askerimizi yine biz öldürdük. 'Neler benziyor?' diye sormadan edemeyiz. Koşaner'in söyledikleri arasında yer alan özeleştirilerle, Esad Efendi'nin Yeniçeri nizamı hakkında söyledikleri arasında bir benzerlik yok mu?
İki yıl önce bu köşede, Ergenekon planlarını söz konusu ederek 'Bize Nizam-ı Cedit ordusu lâzım' demiştim. Koşaner'in ses kayıtları bu hükmün doğrudan Genelkurmay Başkanı'nın ağzından ifadesi değil mi? Ordumuzun merkezî karargâhının lağvedilmesi, çağın icaplarına uygun bir organizasyona gidilmesi ve aslî görevlerini ifası için zabt ü rabt altına alınması lâzım. 185 yıl önce başardığımız işi, hukuk ve demokrasi içinde kan dökmeden, kimsenin canını yakmadan tekrar yapacağız.
Işık Koşaner'in sözlerinde askerimizin iki yüzü var. Birincisi durumdan rahatsız ve düzeltmek istiyor. Öbür taraftan bu düzeltme işinin, kurumsal çıkarlara zarar vermeden yapılması gerekiyor. Hem karakollar daha iyi korunacak, sevk ve idare zaafları ortadan kalkacak ve teknoloji daha isabetli kullanılacak; hem de OYAK'tan elde edilen emekli ikramiyesinin % 15'i feda edilmeyecek; yani imtiyazlar devam edecek. Tarihî tecrübemiz bu ikisinin bir arada mümkün olmadığını gösteriyor.
Vatan-millet-Sakarya nutuklarının, ordumuzun kahraman vasıflarının edebiyattan öte anlam taşımadığı bir alandayız. Askerler meslekî bir çıkar grubu olarak hareket ediyor. İmtiyaz ve özerklik peşinde koşuyor. Denetlenemediği için aslî işini de eksik ve aksak yapıyor. Düpedüz bürokratik bir direnişe girişiyor. Sıkıştığı yerde de (Yeniçeri'nin şeriatı koruması gibi) 'laik cumhuriyeti korumak doğal-tarihi görevimiz' diye sesini yükseltiyor. Çare, bu orduyu lağvedip, bu kötü alışkanlıkların tekrar boy gösteremeyeceği yepyeni bir ordu kurmak. Ülkemizin müstakbel zaferlerinin esasları (üss-i zafer) bu konuda göstereceğimiz gayretlere bağlı.
Koşaner o sözlerin arkasında / Mustafa Ünal
Türkiye Işık Koşaner'in ses kaydının şokunda. Söyledikleri kolay
hazmedilir şeyler değil. Öyle kolay, kolay unutulmayacak, yıllar sonra
da hatırlanacak. Koşaner'in açıklamaları sokaktaki insana kadar herkesin
dilinde. Koşaner uzun süre sessiz kaldı. Söylenene yazılana hiçbir
tepki vermedi.
'Neden sessiz kaldığı' sorusuna cevap ararken dün akşam saatlerinde
ajanslara açıklaması düştü. Ses kaydının kendisine ait olduğunu kabul
ediyor. Söylediklerini de inkâr etmiyor. Hatta bir adım ileriye giderek
'Bu açıklamaların noktasına ve virgülüne kadar arkasındayım' diyor. Ve
sözlerini perçinliyor. Anlayacağınız bir pişmanlık yok. Madem öyle bu
düşüncelerini niye kamuoyuyla paylaşmadı da kapalı kapılar arkasında
konuştu?
Konuştuğu konuları devlet yetkilileriyle de paylaştığını söylüyor.
Devlet yetkililerinden kasıt Cumhurbaşkanı ve Başbakan olmalı... O vahim
hataları gerçekten söyledi mi? Bazı sorunları genel olarak anlatmış
olabilir. Kayıttaki kadar ayrıntıya girdi mi? Pek sanmıyorum.
Ayrıca hukukî olarak gereğinin yapılması için emir verdiğini vurguluyor.
Peki, sonuç ne oldu? Kamuoyunun bundan niye haberi yok? Kendi
askerimizi vuran hakkında ne tür işlem yapıldı? İnsansız hava
araçlarının görüntülerine rağmen Hantepe baskınında zafiyet
gösterenlerin akıbeti ne oldu? Verdiği emrin bir sonucu olmalı. Mevziyi
bırakıp kaçan komutan şimdi nerede?
'Can acıtan özeleştiri' dediği sözlerinin bir kısım medya tarafından
abartıldığını, istismar edildiğini söylüyor. Medyanın yaptığı, noktasına
virgülüne kadar arkasında durduğu konuşmasının dramatik bazı
bölümlerine dikkat çekmek. Kendisine ait olmayan ilave cümleler yok.
Malzemeyi veren kendisi.
Niye önlem alamadığına da açıklık getirseydi. Konuşmayı yaptığı kişi ve
yerle ilgili daha ayrıntılı bilgi verseydi keşke. Açıklaması soru
işaretlerine cevap vermekten uzak.
'Suç bizde, Balyoz belgelerini çaldırmışız' itirafına rağmen neden, bu
davadan tutuklu generalleri serbest bıraktırmak için koltuğunu terk
ettiğinin, içine düştüğü çelişkili durumun izahı da yok açıklamada.
Koşaner'in açıklaması ses kaydında söylediklerini hafifletmiyor aksine önemini daha da artırıyor.
Ben siyasetteki yankısını anlamakta zorlanıyorum. En başta da CHP'yi...
Başından itibaren CHP sözcüleri Koşaner olayını tek yönlü
değerlendirdi. Anamuhalefet partisi sadece illegal dinleme üzerinden
bakmayı yeğledi. Koşaner'in yasal olmayan yollarla dinlendiği doğru. Bu
açıdan eleştirilmeli de.
Bir Genelkurmay başkanının dinlemelere karşı gerekli önlemleri alması
gerekmez mi? Bu bile büyük bir zaafiyet değil mi? Dinletenin vebali,
dinleyenden ağır. Hele ülkenin güvenliği emanet edilen kişi ise. Bunu
sorgulamaları da gerekmez mi?
CHP'nin bütün tepkisi dinleyen ve yayınlayanlara... Peki konuşmanın
içeriği ne olacak? Türkiye'nin en yakıcı sorunu terör... Gün geçmiyor ki
bir saldırı ve şehit haberiyle sarsılmayalım. Terörle mücadele eden tek
kurum TSK. Bu konuda zaaflardan, yanlışlıklardan ve kötü yönetimden söz
eden bir Genelkurmay başkanı söz konusu ise söyledikleri önemsenir.
Kamuoyu terörle mücadelede işlerin yanlış gittiğini fark ediyordu.
Onlarce askerimizi şehit verdiğimiz Hantepe'de, Dağlıca'da, Aktütün'de
yığınla soru işareti oluştu. Medya yazdı, uzmanlar konuştu. Ancak hiçbir
askerî yetkili bu soru işaretlerine cevap vermedi. Klasik söylem ve
ezberleri tekrarladı.
Şimdi eğitimin yetersizliğinden, mevziyi bırakıp kaçan komutandan,
insansız hava araçlarının görüntülerini değerlendirmekten aciz askerî
yetkililerden söz eden bir genelkurmay başkanı var. Bunların üzerine
üzerine gidilmesi gerekmiyor mu?
Sosyalist Enternasyonel toplantılarına katılan bir sol parti, 'Yasa ve
yönetmeliklerin dışında hareket ettik. Bazen etmemiz gerekiyordu. Ama
bunu yol yaptık' diyen bir Genelkurmay başkanına karşı 'İçeriği bizi
ilgilendirmiyor. Bizim yasa dışı işlemlere pirim vermememiz gerekiyor'
diyebilir mi? Diyemez, dememeli, ama diyor.
MHP, CHP'ye göre daha iyi noktada. Devlet Bahçeli, Koşaner'in
konuşmasını değerlendirirken 'illegal dinlemeye' sert tepki gösteriyor
ama 'Muhtevası ayrı bir tartışma konusudur ve üzerinde mutlaka
durulmalıdır' da diyor. Üzerinde nasıl duracak, kim duracak?
Öncelik iktidarıyla muhalefetiyle siyaset kurumunun... En büyük
sorumluluk da iktidar partisinin. Muhalefet partileri de hükümeti
sıkıştırmalı.
Yargının sessiz kalma lüksü yok. Görmek ve işlem yapmak zorunda. Yasa
dışı işler yaptıklarını söyleyen Genelkurmay başkanı da olsa sessiz
kalınabilir mi? Çok sayıda suç duyurusu yapıldı bile. En başta şehit
aileleri mahkemeye koştu.
İtiraf ve özleştiri niteliğindeki bu tarihî açıklamaları sadece dinleme
boyutuyla değerlendirmek doğrusu büyük eksiklik olur. Toplumda oluşan
infialin siyasete de yansıması gerekir.
Koşaner'in sözlerinin noktasına virgülüne kadar arkasında olduğunu
söylemesi durumu daha da vahim hale getiriyor. Bu, ikrar ve kabullenme
demek.
'Balyoz delilleri sahte' diyenlerin tezleri çürüdü
Eski Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner'e ait olduğu iddia edilen ve
internet sitelerine düşen ses kayıtları Balyoz belgelerinin
gerçekliğinde şüphe bırakmıyor. Koşaner'in "Bu rezilliği yapmışız.
Balyoz'un hikâyesi bu." sözleri Balyoz delillerinin sahte olduğu
iddialarını bir kez daha boşa çıkardı.
Koşaner'in konuşmaları bu zamana kadar Balyoz Darbe Planı
Davası'nı sulandırmak için yoğun mesai harcayanların heveslerini
kursaklarında bıraktı. Askeriyede birçok yerde evrakları aradıklarını
belirten Koşaner'in; "Hiçbir evrak bulamadık. Bir gazeteci gitti, bir
çuval evrak verdi falan CD'ler midiler. O CD'leri de ele geçiremedik."
demesi tam bir çaresizlik itirafı.
Camilerin bombalanması ve Türk jetinin düşürülmesi eylemlerini içeren Balyoz belgelerinin Taraf yazarı Mehmet Baransu tarafından yayımlanmasının ardından belgeler savcılığa teslim edilmiş ve Şubat 2010'da soruşturma başlatılmıştı. Dönemin 1. Ordu Komutanı Çetin Doğan liderliğindeki toplantıya ilişkin soruşturmanın başlatılmasıyla birlikte yaklaşık 50 kişi hakkında yakalama kararı çıktı.
Yine Aralık 2010'da bir ihbar e-maili ile gelen bilgiler ışığında Gölcük Donanma Komutanlığı'nda yapılan aramalarda Balyoz belgelerinin benzerleri, darbe planları, taslaklar, ıslak imzalı yazışmalar ve diğer deliller ele geçirildi. Yeni belgelerle birlikte toplam 163 sanık hakkında tutuklama kararı çıktı. Gölcük'te bulunan belgelerle ilgili davanın sanıkları, gizli bölmeye kendilerinden başkasının giremediğini ve o belgelerden hepsinin haberdar olduğunu söylüyor.
Koşaner'in 'her şeyi bilgisayarlara kaydetmişiz' sözleri de Balyoz operasyonlarında teyit edildi. Örneğin Şubat 2011'de emekli Albay Hakan Büyük'ün Eskişehir'deki evinde yapılan aramada ele geçirilen delillerde ise Balyoz'un eylem planlarında başarısız olunması durumunda uygulanacak yeni direktifler yer alıyordu. Belgelerin ortaya çıkmasının ardından Harp Akademileri Komutanı Orgeneral Bilgin Balanlı ve Hava Harp Okulu Komutanı Tümgeneral İsmail Taş'ın da aralarında bulunduğu 19 kişi tutuklandı.
Balyoz toplantısında hukuk dışına çıkıldığına ilişkin Hürriyet gazetesinde Metehan Demir imzasıyla bir haber yayınlandı. Dönemin Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı İlker Başbuğ'un hazırlayıp karargâha sunduğu raporda Çetin Doğan'ın 4-7 Mart 2003'te Genelkurmay kayıtlarına göre Meriç olarak görünen ve yasal sınırlar içinde gerçekleşen toplantının devamında, mevcut senaryoya gerçek isim ve kişilerle devam ettiğine ve yasal olmayan bu durumun sakıncalarına dikkat çekiyor. O belgenin üst düzey emekli ve muvazzaf generallerin tutuklanmasının ardından Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Genelkurmay Başkanı'nı Çankaya Köşkü'nde bir araya getiren zirvede de gündeme geldiği yazıldı. Daha sonra Balyoz planlarının Genelkurmay kayıtlarına girdiği ortaya çıktı.
Balyoz'la ilgili askerî savcılık tarafından yaptırılan ve Kurmay Binbaşı Ahmet Erdoğan tarafından hazırlanan 34 sayfalık bilirkişi raporunda da, Balyoz planının sıkıyönetim döneminde uygulanacak tedbirlerin ötesinde plan ve faaliyetleri içerdiği ve hükümeti devirip devlet idaresine el koymayı öngördüğü belirtildi.
Bu ses kayıtlarının hukukî delil sayılıp sayılmayacağını zaman içerisinde göreceğiz. Ancak Koşaner'in ses kayıtlarıyla da ortaya çıkan bir gerçek var ki hukukun dışına çıkıldığı apaçık ortada. Balyoz belgelerinin sızmasının ne kadar büyük bir rezalet olduğunu anlatırken yaptığı itiraflar üç maymun oyunlarını tüm netliğiyle açığa vuruyor.
Camilerin bombalanması ve Türk jetinin düşürülmesi eylemlerini içeren Balyoz belgelerinin Taraf yazarı Mehmet Baransu tarafından yayımlanmasının ardından belgeler savcılığa teslim edilmiş ve Şubat 2010'da soruşturma başlatılmıştı. Dönemin 1. Ordu Komutanı Çetin Doğan liderliğindeki toplantıya ilişkin soruşturmanın başlatılmasıyla birlikte yaklaşık 50 kişi hakkında yakalama kararı çıktı.
Yine Aralık 2010'da bir ihbar e-maili ile gelen bilgiler ışığında Gölcük Donanma Komutanlığı'nda yapılan aramalarda Balyoz belgelerinin benzerleri, darbe planları, taslaklar, ıslak imzalı yazışmalar ve diğer deliller ele geçirildi. Yeni belgelerle birlikte toplam 163 sanık hakkında tutuklama kararı çıktı. Gölcük'te bulunan belgelerle ilgili davanın sanıkları, gizli bölmeye kendilerinden başkasının giremediğini ve o belgelerden hepsinin haberdar olduğunu söylüyor.
Koşaner'in 'her şeyi bilgisayarlara kaydetmişiz' sözleri de Balyoz operasyonlarında teyit edildi. Örneğin Şubat 2011'de emekli Albay Hakan Büyük'ün Eskişehir'deki evinde yapılan aramada ele geçirilen delillerde ise Balyoz'un eylem planlarında başarısız olunması durumunda uygulanacak yeni direktifler yer alıyordu. Belgelerin ortaya çıkmasının ardından Harp Akademileri Komutanı Orgeneral Bilgin Balanlı ve Hava Harp Okulu Komutanı Tümgeneral İsmail Taş'ın da aralarında bulunduğu 19 kişi tutuklandı.
Balyoz toplantısında hukuk dışına çıkıldığına ilişkin Hürriyet gazetesinde Metehan Demir imzasıyla bir haber yayınlandı. Dönemin Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı İlker Başbuğ'un hazırlayıp karargâha sunduğu raporda Çetin Doğan'ın 4-7 Mart 2003'te Genelkurmay kayıtlarına göre Meriç olarak görünen ve yasal sınırlar içinde gerçekleşen toplantının devamında, mevcut senaryoya gerçek isim ve kişilerle devam ettiğine ve yasal olmayan bu durumun sakıncalarına dikkat çekiyor. O belgenin üst düzey emekli ve muvazzaf generallerin tutuklanmasının ardından Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Genelkurmay Başkanı'nı Çankaya Köşkü'nde bir araya getiren zirvede de gündeme geldiği yazıldı. Daha sonra Balyoz planlarının Genelkurmay kayıtlarına girdiği ortaya çıktı.
Balyoz'la ilgili askerî savcılık tarafından yaptırılan ve Kurmay Binbaşı Ahmet Erdoğan tarafından hazırlanan 34 sayfalık bilirkişi raporunda da, Balyoz planının sıkıyönetim döneminde uygulanacak tedbirlerin ötesinde plan ve faaliyetleri içerdiği ve hükümeti devirip devlet idaresine el koymayı öngördüğü belirtildi.
Bu ses kayıtlarının hukukî delil sayılıp sayılmayacağını zaman içerisinde göreceğiz. Ancak Koşaner'in ses kayıtlarıyla da ortaya çıkan bir gerçek var ki hukukun dışına çıkıldığı apaçık ortada. Balyoz belgelerinin sızmasının ne kadar büyük bir rezalet olduğunu anlatırken yaptığı itiraflar üç maymun oyunlarını tüm netliğiyle açığa vuruyor.
Koşaner: Sözlerim itiraf değil, özeleştiri
Eski Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner, internete düşen ve kendisine
ait olduğu iddia edilen ses kayıtlarıyla ilgili 4 gün sonra konuştu.
Yazılı bir açıklama yapan Koşaner, "İfade edilen konuların
tamamı, devletin ilgili kurullarında üst düzey devlet yetkilileriyle
yaptığım görüşmelerde de kendileriyle paylaştığım, hukuki olarak
gereğinin yapılması için emir verdiğim konulardır. Kimseden
kaçırdığımız, sakladığımız ve gizlediğimiz konular değildir." dedi.
Koşaner, konuşmaların, bir 'itiraf' değil, tamamen bir 'özeleştiri' ve
TSK'nın geleceği açısından önemli gördüğü bazı konularda personelin
dikkatini çekme, son derece hassas bir dönemde hata yapmamaları
konusunda kendilerini uyarma ve motive etmeye yönelik olduğunu belirtti.
Koşaner, açıklamasında şunları kaydetti: "Bir insanın, hatta bir
kurumun kendi içinde yaptığı bu özeleştiriyi izinsiz olarak kaydedip,
yayınlamak ahlaksızlık ve hukuksuzluktur. Dün olduğu gibi bugün de bu
açıklamaların noktasına ve virgülüne kadar arkasındayım.
Ancak üzüntüm, konuşmalarımın çarpıtılarak kamuoyuna sunulması ve
aldığım karar nedeniyle şahsımın gayri ahlaki ve hukuki bir tartışmanın
içine çekilmeye çalışılmasıdır. Ancak buna alet olmayacağım. İddia
edilenin aksine ifadelerde hukuka aykırı, hukuk dışı, tek bir cümle
yoktur. Eleştirel anlamda maksadı aşan ifadeler benzetmeler olabilir,
nitekim gazetecilerle ilgili ifadeler bu çerçevede değerlendirilebilir.
Ancak bu kinayeli ifadelerin maksadı da TSK'ya karşı devam eden bu
süreçte medyanın rolüyle ilgili dinleyicilerin dikkatlerini çekmekti. Bu
ifadeler kesinlikle hakaret amaçlı söylenmemiştir." Koşaner, Balyoz
belgeleriyle ilgili olarak da, "Ses kayıtlarında 'Balyoz belgelerinin
çaldırılması' ifadesi kesinlikle yer almamaktadır. İfade edilen, o
tarihlerde icra edilen plan seminerine yönelik ses kaydı ve bir kısım
bilgi ve belgelere ilişkindir." şeklinde konuştu.
Gazeteci ve hukukçular: TSK'da revizyon şart
Eski Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner'e ait olduğu iddia edilen ses
kayıtlarındaki konuşmalar basın camiasında da geniş yankı uyandırdı.
O dönem de askerî yetkililerce kabul edilmeyen ihmal iddiaları,
internete düşen ses kaydında doğrulanıyor. İtiraf anlamına gelen bu
açıklamaların orduda revizyon için bir fırsat olduğunu değerlendiren
yazarlar ve hukukçular, bu sayede gerekli düzenlemelerin
yapılabileceğini düşünüyor.
Emekli Askerî Hakim Faik Tarımcıoğlu: İnşallah bu itiraflar
TSK için milat olur. Revizyon zorunlu hale geldi. Ordunun artık siyasete
müdahale eden zihniyetinden ve hantal olan teknik yapısından kurtularak
bir reorganizasyonla yenilenmesi gerekli. Hükümet ve Genelkurmay
arasında kurulacak ortak diyalogla sorunlar çözüme kavuşturulmalı.
Emekli Askerî Hâkim Ümit Kardaş: Askeriyedeki eğitimlerde demokrat asker yetiştirmek eğitimin öncelikli amacı olmalıdır. Her hal ve durumda devlet yönetimine el koyma yetkisini kendinde gören düşünce yapısı sona ermelidir. Kanunlarla TSK'ya verilen yapısal özerklik artık ortadan kaldırılmalı, bir an önce Milli Savunma Bakanlığı bünyesine alınmalıdır. Askerî Yargıtay ve Askerî Yüksek İdare Mahkemesi'nin de bir an önce kaldırılması gerekiyor.
İsmet Berkan (Hürriyet): Kum torbalarının dizilmesi konusunda bile henüz eğitim verilmediyse ben merak ediyorum sivil olarak ordu içinde ne yapılıyor? Ne öğretiliyor bu askere. Yarın bir gün çocuğunu askere gönderecek biri olarak merak içindeyim. Buradan da ordunun hesap verebilirliği konusu ortaya çıkıyor. Bunu da benim adıma Meclis'in sorması lazım. Eksik olan yasaları düzenlemelilerse onu yapsınlar.
Mehmet Altan (Star): Rejimde revizyon olmadan orduda revizyondan bahsedilemez. Bir önceki Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, 'Ordu milletin bir parçasıdır.' diyordu. Onun için de ölen çocukların hesabı sorulmaz. O yüzden orduyu revize ederek bu işi halledemeyiz. Siyasilerin bu durumu büyük bir ifşa kabul edip askerlerle birlikte ses kaydı üstünden rejimin demokratikleştirilmesi konusunu görüşmesi lazım.
Nazlı Ilıcak (Sabah): Maalesef asker, 'cumhuriyeti koruma ve kollama' sözünü, hep, 'siyasi iktidara rağmen, harekete geçmek' olarak algıladı. Koşaner'in konuşması çürüyen bir yapıyı gözler önüne serdiği için çok önemli. Kim sızdırmışsa iyi ki de sızdırmış. Hiç değilse profesyonel birlikler kurmanın, terörle mücadeleyi İçişleri Bakanlığı denetiminde yürütmenin doğru ve haklı bir tercih olduğu anlaşıldı.
Murat Yetkin (Radikal): TSK'da bir kez daha reform zamanı gelmiş, kapıya dayanmıştır. Koşaner kasetlerinden bu dersin çıkarılması lazım. Asker ev temizliğine başlamak için yeni bir bant kaydının yayımlanmasını mı bekliyor?
Can Dündar (Milliyet): Bir Genelkurmay Başkanı, "Masum erimizi alnından vurduk, kabahatliyiz." diyorsa, 'Balyoz'da evrakları çaldırdıklarından şikâyet ediyorsa bunu hiçbir gazeteci görmezden gelemez; gelene de gazeteci denmez.
AVNİ ÖZGÜREL (RADİKAL): Bu düşüncelerle aslında içeride bir revizyona yönelim olduğunu görüyoruz. Koşaner, 1960'ların asker kuşağının son temsilcisi. Önemli olan bu yöntem ve metot değişikliğiyle birlikte hem hukukî altyapının değişmesi hem de bir zihniyet değişikliği.
Emekli Askerî Hâkim Ümit Kardaş: Askeriyedeki eğitimlerde demokrat asker yetiştirmek eğitimin öncelikli amacı olmalıdır. Her hal ve durumda devlet yönetimine el koyma yetkisini kendinde gören düşünce yapısı sona ermelidir. Kanunlarla TSK'ya verilen yapısal özerklik artık ortadan kaldırılmalı, bir an önce Milli Savunma Bakanlığı bünyesine alınmalıdır. Askerî Yargıtay ve Askerî Yüksek İdare Mahkemesi'nin de bir an önce kaldırılması gerekiyor.
İsmet Berkan (Hürriyet): Kum torbalarının dizilmesi konusunda bile henüz eğitim verilmediyse ben merak ediyorum sivil olarak ordu içinde ne yapılıyor? Ne öğretiliyor bu askere. Yarın bir gün çocuğunu askere gönderecek biri olarak merak içindeyim. Buradan da ordunun hesap verebilirliği konusu ortaya çıkıyor. Bunu da benim adıma Meclis'in sorması lazım. Eksik olan yasaları düzenlemelilerse onu yapsınlar.
Mehmet Altan (Star): Rejimde revizyon olmadan orduda revizyondan bahsedilemez. Bir önceki Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, 'Ordu milletin bir parçasıdır.' diyordu. Onun için de ölen çocukların hesabı sorulmaz. O yüzden orduyu revize ederek bu işi halledemeyiz. Siyasilerin bu durumu büyük bir ifşa kabul edip askerlerle birlikte ses kaydı üstünden rejimin demokratikleştirilmesi konusunu görüşmesi lazım.
Nazlı Ilıcak (Sabah): Maalesef asker, 'cumhuriyeti koruma ve kollama' sözünü, hep, 'siyasi iktidara rağmen, harekete geçmek' olarak algıladı. Koşaner'in konuşması çürüyen bir yapıyı gözler önüne serdiği için çok önemli. Kim sızdırmışsa iyi ki de sızdırmış. Hiç değilse profesyonel birlikler kurmanın, terörle mücadeleyi İçişleri Bakanlığı denetiminde yürütmenin doğru ve haklı bir tercih olduğu anlaşıldı.
Murat Yetkin (Radikal): TSK'da bir kez daha reform zamanı gelmiş, kapıya dayanmıştır. Koşaner kasetlerinden bu dersin çıkarılması lazım. Asker ev temizliğine başlamak için yeni bir bant kaydının yayımlanmasını mı bekliyor?
Can Dündar (Milliyet): Bir Genelkurmay Başkanı, "Masum erimizi alnından vurduk, kabahatliyiz." diyorsa, 'Balyoz'da evrakları çaldırdıklarından şikâyet ediyorsa bunu hiçbir gazeteci görmezden gelemez; gelene de gazeteci denmez.
AVNİ ÖZGÜREL (RADİKAL): Bu düşüncelerle aslında içeride bir revizyona yönelim olduğunu görüyoruz. Koşaner, 1960'ların asker kuşağının son temsilcisi. Önemli olan bu yöntem ve metot değişikliğiyle birlikte hem hukukî altyapının değişmesi hem de bir zihniyet değişikliği.
Şehit aileleri ve Genç Siviller suç duyurusunda bulundu: Koşaner'in İtirafları yargıda
Eski Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner'e ait olduğu ileri sürülen ses
kayıtları sivil toplumu ayağa kaldırdı. Şehit aileleri ve Genç
Siviller, terörle mücadeledeki ihmaller ile darbelere yönelik
itirafların da yer aldığı kayıtları yargının gündemine taşıdı. Yapılan
suç duyurularında, internete düşen itirafların incelenmesi ve
sorumluların cezalandırılması isteniyor.
Eski Genelkurmay Başkanı emekli Org. Işık Koşaner'e ait olduğu
iddia edilen iki ayrı ses kaydı kamuoyunda büyük yankı uyandırdı.
"Hantepe'yi adım adım izledik, ama müdahale edemedik", "Karaltı gördük,
kendi askerimizi vurduk", "Yasaların dışında hareket ettik, hep böyle
olacak zannettik", "Balyoz'da neyimiz var neyimiz yok çaldırmışız. Bu
rezilliği yapmışız" şeklindeki itiraflar, dün yargının da gündemine
girdi. Şehit ailelerini temsilen Hukukçular Derneği ile Genç Siviller,
ses kayıtları hakkında suç duyurusunda bulundu. Dağlıca, Aktütün,
Hantepe ve Gediktepe saldırılarında şehit olan 5 askerin yakını, ihmal
iddialarını soruşturan Van'daki özel yetkili savcılığa iletilmek üzere
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na sundukları dilekçede, Koşaner'in
ifadesine başvurulmasını talep etti. Hukukçular Derneği'nden avukat
Mehmet Sarı, ses kayıtlarının bugüne kadar yalanlanmadığına dikkat
çekti. Dün adliyeye gelen Genç Siviller üyesi bir grup da gerekli
incelemelerin yapılmasını ve sorumluların cezalandırılmasını istedi.
Grup, şikâyet dilekçesinde cevap bekleyen soruları şöyle sıraladı:
"Hantepe'de ihmali bulunan birimlere karşı herhangi bir soruşturma
başlatılmış mıdır? Koşaner, Balyoz hakkındaki bilgileri savcılarla
paylaşmış mıdır? Koşaner'in 'Bir erimizi kendimiz vurduk' sözlerindeki o
er kimdir? Ölüm sebebi ailesine nasıl açıklanmıştır? Olayla ilgili bir
soruşturma var mıdır?"
Genç Siviller'den suç duyurusu
-Genç Siviller üyesi bir grup, eski Genelkurmay Başkanı Işık
Koşaner'e ait olduğu iddia edilen ses kayıtları hakkında inceleme
başlatılarak sorumluların cezalandırılması için suç duyurusunda bulundu.
Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi'ne gelen grup üyeleri şikayet
dilekçesini savcılığa verdi. Grup, internete düşen ses kayıtlarıyla
ilgili işlem başlatılmasını istedi. Kayıtlardaki konuşmanın ne zaman ve
nerede yapıldığının tespit edilmesinin de talep edildiği dilekçede,
"Hantepe'de ihmali bulunan birimlere karşı herhangi bir soruşturma
başlatılmış mıdır?" diye soruldu. Koşaner'in, halkın içinde olunması
gerektiğini belirtirken kullandığı "Polisle, itle mitle yakın temasta
olun" sözüne de yer verilen dilekçede, 'it'ten kastedilenin kim
olduğunun cevaplanması istendi.
"Balyoz planı'nda günahın 1. Ordu Komutanlığı'na ait olduğunu
öne süren Koşaner'in bu konudaki bilgilerini savcılarla paylaşıp
paylaşmadığı sorulan dilekçede, "Koşaner'in 'Bir erimizi kendimiz
vurduk' sözlerindeki o er kimdir? Ölüm sebebi ailesine nasıl
açıklanmıştır? Ve olayla ilgili bir soruşturma var mıdır? Yoksa neden
soruşturmaya gerek duyulmamıştır?" denildi. Dilekçede, Koşaner'in diğer
sözlerine de yer verilerek, konuşmada geçen ifadelerin açıklanması talep
edildi. Adliye çıkışında basına açıklama yapan Genç Siviller'den Fatih
Demirci, "Bu duyduklarımızla bayrama, tatile içimiz elvermedi."
değerlendirmesini yaptı. Yanlışlıkla alnından vurulan, kötü karakollara
canlı hedef gibi bırakılan, toprağa tohum gibi saçılmış mayınlarla
hayatı kararmış tüm insanlar için adliyede olduklarını belirten Demirci,
"Darbelerin ve darbe girişimlerinin dayanağı 35. maddenin ordunun
başındaki adam için hâlâ bir müdahale yapma gerekçesi olduğunu Meclis'e
göstermek için buradayız." açıklamasını yaptı. "TSK hesap veren bir
kurum olsaydı Koşaner'in itiraf ettiği gerçekler rapor olarak kamuoyuna
sunulurdu." diyen Demirci, "Ses kaydındaki konuşmanın kendisiyle ilgili
tek bir söz söylemeyip ortam dinlemesi yapanların peşine düşülmesini
isteyen AKP, CHP ve MHP sözcülerini de suçu örtme girişimi içinde
olmakla itham ediyoruz." şeklinde konuştu.
Şehit yakınları savcılığa başvurdu: Koşaner ifade versin
-Dağlıca, Aktütün, Hantepe ve Gediktepe gibi kamuoyunda tartışma konusu baskınlarda şehit olan 5 askerin yakınları, eski Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner'in, internete düşen ses kaydı kapsamında ifadesine başvurulmasını talep etti. Savcılığa sunulan dilekçede, Işık Koşaner'e ait olduğu iddia edilen ses kaydında yer alan ifadelerin Koşaner'in görevini ihmal ettiğini ortaya koyduğunu belirtildi. Şehit aileleri, Koşaner'i, suçu bildirmemekle suçladı. Çağlayan'da bulunan İstanbul Adliyesi'ne gelen avukat Mehmet Sarı, şehit aileleri adına Koşaner'in konuyla ilgili ifadesinin alınmasını talep etti. Hazırlanan dilekçe, söz konusu baskınlarla ilgili ihmal iddialarını soruşturan Özel Yetkili Van Cumhuriyet Başsavcılığı'na iletilmek üzere İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na sunuldu.
Dilekçede Işık Koşaner'in Dağlıca, Aktütün, Hantepe ve Gediktepe baskınlarında kayıt altına alınan Heron görüntüleri hakkında ve kamu görevlisinin suçu bildirmemesini düzenleyen TCK'nın 279. maddesi kapsamında ifadesinin alınması talep edildi. TCK 279. maddede, "Kamu adına soruşturma ve kovuşturmayı gerektiren bir suçun işlendiğini göreviyle bağlantılı olarak öğrenip de yetkili makamlara bildirimde bulunmayı ihmal eden veya bu hususta gecikme gösteren kamu görevlisinin, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmasını" öngörüyor.
Aygan: Vedat Aydın cinayetinde Binbaşı Özen'in parmağı var
Eski itirafçı ve JİTEM üyesi Abdülkadir Aygan, 1991 yılında faili
meçhul cinayete kurban giden HEP Diyarbakır İl Başkanı Vedat Aydın'ın
öldürülmesinde emekli Binbaşı Aytekin Özen'in rol aldığını savundu.
İsveç'te yaşayan Aygan, 'nasname.com' internet sitesinde, şahit
olduğu bazı faili meçhul cinayetler hakkında bilgi verdi. Veli Küçük,
Cem Ersever, Levent Ersöz, Atilla Uğur, Cemal Temizöz ve Aytekin
Özen'den oluşan bir timin, PKK'nın önünü açmak için 12 Eylül darbesinden
hemen önce Suriye'ye geçerek Kürt örgütlerinden Kawa'nın 18 kişilik
tepe kadrosunu Kamışlı kentinde öldürdüğünü söyledi.
Aygan, bilgi sahibi olduğu diğer olayları ise şöyle anlattı: "5
Temmuz 1991 günü Diyarbakır-İstasyon Caddesi'ndeki evinden kendisine
polis süsü veren kişilerce alınıp, 7 Temmuz 1991 günü Diyarbakır-Elazığ
arasındaki karayolunun kenarında işkence edilmiş cesedi bulunan HEP
Diyarbakır İl Başkanı Vedat Aydın cinayeti. Bu cinayetten önce, JİTEM
Diyarbakır Grup Komutanı A.Cem Ersever ve Grup Komutan Yardımcısı
(Celil) kod adlı Aytekin Özen, Ali Ozansoy, Selahattin Görgülü ve ben;
JİTEM emrine verilmiş yeşil renkli steyşın Kartal marka arabayla
Aydın'ın evinin bulunduğu İstasyon Caddesi'ne gittik. Ersever, Ozansoy
ve Görgülü keşif yaparak evin bulunduğu apartman katını ve numarasını
öğrendi. Aradan birkaç gün geçmişti, 7 Temmuz 1991 günü JİTEM'e gittim.
Görevli iki üç askerden başkaca hiç kimse ayakta değildi. Cem Ersever'in
postası olan asker, 'Abi yavaş konuş, komutan ve diğer arkadaşlar
uyuyor. Gece göreve gitmişlerdi, geç saatlerde döndüler.' dedi. Ve
öğlene doğru uyanan Cem Ersever bana, 'Niçin erken geldin? Ortalık
karışık, Vedat Aydın'ın cesedi bulunmuş.' dedi. Durumu anladım. Vedat
Aydın'ın eşi Şükran Aydın tarafından yapılan eşkâl tarifine göre çizilen
robot resimdekilerden birisi tıpatıp Aytekin Özen'dir. Diyarbakır Baro
Başkanı avukat Mustafa Özer'in arabasının altında C-4 plastik patlayıcı
bombanın patlatılmasını da elindeki uzaktan kumanda cihazıyla Aytekin
Özen gerçekleştirdi. Mardin-Kızıltepe'de bir arabanın altında patlatılan
C-4 plastik patlayıcıyı da Aytekin Özen patlattı. Bismil Tepe Köyü
Muhtarı Talat Akyıldız'ın Antalya'da ormanlık bir alanda tabanca ile
infaz edilmesi olayında da Aytekin Özen ve Cem Ersever operasyonu
yönetiyorlardı."
Balyoz'da bir albay tutuklandı
Balyoz soruşturması kapsamında mahkemeye sevk edilen biri emekli 3 askerden bir muvazzaf albay tutuklandı.
Gölcük'te yapılan aramalarda Balyoz soruşturmasıyla ilgili ele
geçirildiği belirtilen belgelere ilişkin dün adliyeye getirilen üç kişi
savcılık tarafından sorgulandı. Askerî casusluk davasının tutuklu sanığı
emekli Yarbay Seyfettin Alevcan ile iki muvazzaf albay savcılık
sorgusunun ardından tutuklanma talebiyle mahkemeye sevk edildi. Hâkim
karşısına çıkan şüphelilerden Alevcan ve bir albay tutuksuz yargılanmak
üzere serbest bırakılırken diğer albay tutuklandı.
Işık Koşaner'in itirafları, Balyoz sanıklarını rahatsız etti
Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Işık Koşaner'in internete
düşen ses kayıtlarındaki 'Balyoz' itirafları, davanın sanıklarını
rahatsız etti. Emekli Orgeneral Çetin Doğan'ın avukatı Hüseyin Ersöz,
"Gerçekten Koşaner, Balyoz belgelerinin 1. Ordu'dan çıktığını mı
düşünüyor? Bu yayınları yapanı insafa davet ediyorum." dedi. Ersöz, ses
kayıtlarıyla ilgili bir tedbire başvurulmasını istedi.
Emekli Orgeneral Işık Koşaner'e ait olduğu ileri sürülen ses kayıtları
kamuoyunda büyük yankı uyandırdı. İlk ses kaydında "Hantepe olayında bir
koordinesizlik oldu zamanında müdahale edemedik. Bir erimizi alnından
vurduk. Her türlü imkânımız var ama kullanamıyoruz." diyen Koşaner,
ikinci kayıtta ise Balyoz belgeleriyle ilgili çarpıcı ifadeler
kullanmıştı. Koşaner, "Ne zaman ki iş iddianame hazırlandı vs. bu CD'ler
elimize geçtiği zaman olayın ne boyutta olduğunu, neyin iddia
edildiğini açık açık anladık. Şimdi bizi üzen taraf arkadaşlar 1.
Ordu'da her şeyimizi çaldırmışız. Seminerle ilgili neyimiz var neyimiz
yok çaldırmışız. Esas rezalet bu. Nasıl bu olur yav, nasıl bu olur! Ne
konuşuyorsak var adamların elinde. Bu rezilliği yapmışız. Balyoz'un
hikayesi bu. Maalesef namerdin eline malzeme verdik. Tüm planlar tüm
teferruatıyla milletin elinde şimdi. İzahı yok." diyordu. İşte bu
ifadeler Balyoz davasının dünkü duruşmasında gündeme geldi.
İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi'nce Silivri'de görülen
duruşmaya, eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan, eski Hava
Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına'nın da
bulunduğu tutuklu 136 sanık ile tutuksuz yargılanan 15 kişi katıldı. CHP
genel başkan yardımcıları Süheyl Batum ve Umut Oran'ın da izleyici
olarak katıldığı duruşmada, avukatların talepleri alındı. Söz alan Çetin
Doğan'ın avukatı Hüseyin Ersöz, son günlerde internet ortamına düşen ve
Koşaner'e ait olduğu iddia edilen ses kaydı sebebiyle mahkemenin tedbir
alıp işlem yapması için talepte bulunacağını söyledi.
Bu ses kaydının ardından bugünkü (dünkü) gazetelerde yargısız
bir infazla karşı karşıya olduklarını ifade eden Ersöz, "Koşaner
açıklamalarını yapacak, kendini savunacaktır. Gerçekten Koşaner, Balyoz
belgelerinin 1. Ordu'dan çıktığını mı düşünüyor? Bu yayınları yapanı
insafa davet ediyorum. Ses bandındaki husus açık ve nettir. Kendisi 1.
Ordu'dan çalınmıştır değerlendirmesi yapmaktadır. Hiçbir makam
tarafından doğrulanmayan bu tür ses kayıtları nedeniyle yaptığımız bütün
açıklamaların üstü örtülmek isteniyor. Dosyada yer alan CD imajları
bize verilsin ki biz de onları çürütelim. Koşaner'in olduğu iddia edilen
ses kayıtlarıyla ilgili bir tedbire başvurulmasını istiyoruz.'' diye
konuştu.
Duruşmaya gelen CHP milletvekilleri Umut Oran ve Süheyl Batum,
izleyiciler için ayrılan bölüme gazilerle birlikte otururken, Oran ve
Batum'un duruşma başlamadan önce bazı sanıklarla sohbet ettikleri
görüldü.
Mahkeme Başkanı: 'Anlamıyoruz' açıklaması yargıya müdahaledir
Duruşmada talep sırasında tutuklu sanık Tümamiral Cem Gürdeniz de söz
aldı. Koşaner'in istifa öncesi yaptığı, "Tutuklamaların evrensel hukuk
kaidelerine, hakka, adalete ve vicdani değerlere uygun olarak
yapıldığını kabul etmek, birçok hukukçunun da ifade ettiği gibi mümkün
değildir." açıklamasını okudu. Bunun üzerine Mahkeme Başkanı Ömer Diken,
mahkemenin kanun ve vicdanlara göre karar verdiğini söyledi. Diken,
"Adil yargılamaya müdahalenin, protokoldeki birisinin mahkeme kararları
karşısında söylediği sözlerdir." dedi. Sanık Yunus Nadi'nin avukatı
Ahmet Keskin ise "Sayın başkan, sanıkları mazur görmeniz lazım. Bülent
Arınç'ın da dava ile ilgili açıklamaları oldu." dedi. Başkan Diken de
avukata cevaben, "Adil yargılama ile ilgili ilk beyanı sanık ifade etti.
Ben devlet protokolündeki birinin tahliye kararı çıkmamasının ardından
'Anlayamıyoruz, olmuyor, gitmiyor, yürümüyor' tarzındaki açıklamaları
adil yargılamayı etkileme çabasıdır. Bu açıklama bizi etkilemeye
yöneliktir. Biz dosyada ne varsa ona bakarız. Protokoldeki birinin
değil, Türkiye Cumhuriyeti'nde kim ne açıklama yaparsa yapsın bizi
ilgilendirmez." dedi.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)