3 Eylül 2011 Cumartesi

Üss-i Zafer / Mümtaz'er Türköne

'Üss-i Zafer', 1341 (1827) tarihinde, yani 184 yıl önce yayımlanmış bir kitabın adı. Yazarı tarihçi Sahaflar Şeyhi-zade Esad Mehmed Efendi.
Kitabın konusu ise, bir yıl önce -1826 yılında- 'Vaka-i Hayriyye' denilen Yeniçeri Ocağı'nın lağvedilmesi meselesi. Yazar bu hadiseyi Sultan II. Mahmud'un 'zafer'i olarak niteliyor ve bu zaferin esaslarını sıralıyor. Kitabın ışığında bildiklerimizi tazeleyelim.
İlk olarak, Yeniçeri Ocağı, Osmanlı Devleti'nin merkezî piyade ordusu olduğunu hatırlayalım. Bu ordu mensupları kişisel çıkarları peşinde koşarken ülkenin güvenliği tehlikeye girmiş. II. Mahmud'dan önce, her padişah bu ordunun ıslahı için çaba harcamış. En trajik olanı III. Selim'in tahtına ve hayatına mal olan Nizam-ı Cedit ordusu kurma teşebbüsü. II. Mahmud Yeniçeri Ocağı'nın lağvederken III. Selim'den farklı bir yöntem takip ediyor. Yeniçeri içindeki disipline gelir askerlerden Eşkinciyân ismiyle birlikler oluşturuyor. Hemen peşinden Yeniçeriler son kez kazan kaldırdığında, Yeniçeri ortaları kendi içinden çıkan bu birlikler marifetiyle imha ediliyor.
Önce devletin ileri gelenlerinin katıldığı bir Meclis toplanıyor. Bu Meclis, Eşkinciyân birlikleri üzerinden muhtasar bir askerî reform tasarlıyor. Bu reform içinde, rütbelerden ateşli silahların kullanım şeklinde, nöbet ve talim işlerine, izinlerin, ücretlerin ve cezaların düzenlenmesine varıncaya kadar esaslar yer alıyor. Meclis'in kaleme aldığı layihada 'keferenin harp ettiği şekilde muharebe etmek için harp vasıtalarının tedariki ve talimi' gerektiği belirtiliyor. Padişah'ın hazır bulunduğu Meclis'te isyan eden Yeniçeriler için katil fermanı irad olunuyor. Sonra devletin iki ordusu arasındaki çatışmalar anlatılıyor. İstanbul'un zarar görmemesi için, özellikle topçular ikaz ediliyor. Yakalanan elebaşılar, ferman gereği anında infaz ediliyor.
İsyan bastırıldıktan sonra Yeniçeri Ocağı lağvediliyor ve yerine Asakir-i Mansure-i Muhammediye'nin kuruluş hazırlıklarına geçiliyor. Yazar, bu sonu hazırlayan Yeniçeri kabahatlerini şöyle sıralıyor: Esnaftan haraç toplama, sefer esnasında şehirleri yağmalama, harp esnasında geri durma, esnaflıkla uğraşma, Yeniçeri erzakını satma, kahveye hile karıştırma, mahkemelere müdahale, kendi davalarını kendilerinin görmesi, kışlalarında durmaları gerekirken başka işlerle uğraşma.
Evet, 185 yıl öncesinde kalmış bir olay. Yeni oluşturduğumuz askerî birliklerle, eski ordumuzu topa tutarak imha ettik. Binlerce askerimizi yine biz öldürdük. 'Neler benziyor?' diye sormadan edemeyiz. Koşaner'in söyledikleri arasında yer alan özeleştirilerle, Esad Efendi'nin Yeniçeri nizamı hakkında söyledikleri arasında bir benzerlik yok mu?
İki yıl önce bu köşede, Ergenekon planlarını söz konusu ederek 'Bize Nizam-ı Cedit ordusu lâzım' demiştim. Koşaner'in ses kayıtları bu hükmün doğrudan Genelkurmay Başkanı'nın ağzından ifadesi değil mi? Ordumuzun merkezî karargâhının lağvedilmesi, çağın icaplarına uygun bir organizasyona gidilmesi ve aslî görevlerini ifası için zabt ü rabt altına alınması lâzım. 185 yıl önce başardığımız işi, hukuk ve demokrasi içinde kan dökmeden, kimsenin canını yakmadan tekrar yapacağız.
Işık Koşaner'in sözlerinde askerimizin iki yüzü var. Birincisi durumdan rahatsız ve düzeltmek istiyor. Öbür taraftan bu düzeltme işinin, kurumsal çıkarlara zarar vermeden yapılması gerekiyor. Hem karakollar daha iyi korunacak, sevk ve idare zaafları ortadan kalkacak ve teknoloji daha isabetli kullanılacak; hem de OYAK'tan elde edilen emekli ikramiyesinin % 15'i feda edilmeyecek; yani imtiyazlar devam edecek. Tarihî tecrübemiz bu ikisinin bir arada mümkün olmadığını gösteriyor.
Vatan-millet-Sakarya nutuklarının, ordumuzun kahraman vasıflarının edebiyattan öte anlam taşımadığı bir alandayız. Askerler meslekî bir çıkar grubu olarak hareket ediyor. İmtiyaz ve özerklik peşinde koşuyor. Denetlenemediği için aslî işini de eksik ve aksak yapıyor. Düpedüz bürokratik bir direnişe girişiyor. Sıkıştığı yerde de (Yeniçeri'nin şeriatı koruması gibi) 'laik cumhuriyeti korumak doğal-tarihi görevimiz' diye sesini yükseltiyor. Çare, bu orduyu lağvedip, bu kötü alışkanlıkların tekrar boy gösteremeyeceği yepyeni bir ordu kurmak. Ülkemizin müstakbel zaferlerinin esasları (üss-i zafer) bu konuda göstereceğimiz gayretlere bağlı.