20 Temmuz 2015 Pazartesi

China Starts Assembly of World’s Largest Amphibious Aircraft AG-600

China started the assembly its domestically developed seaplane that will be the world’s largest amphibious aircraft AG-600 in Zhuhai on July 17, which draws extensive attention.
     
“The AG-600's overall specifications, such as the maximum takeoff weight and flight range, are better than other amphibious planes in the world. Some countries with many islands, such as Malaysia and New Zealand, have expressed interest in the AG-600," said Qu Jingwen, general manager of China Aviation Industry General Aircraft Co, the airThe first AG-600 amphibious aircraft ready for assembly. Picture: Weixin of AVIC
     
The AG-600's overall specifications, such as the maximum takeoff weight and flight range, are better than other amphibious planes in the world. Some countries with many islands, such as Malaysia and New Zealand, have expressed interest in the AG-600," said Qu Jingwen, general manager of China Aviation Industry General Aircraft Co, the aircraft's developer. The AG-600 can carry 50 people during a maritime search and rescue mission.

So far 17 domestic orders have been place for what will be the world's largest amphibious aircraft
     
The AG-600 can carry 50 people during a maritime search and rescue mission. To extinguish forest fires, it can take on 12 metric tons of water from a lake or sea within 20 seconds and pour it on the fire.CGI of AG-600 amphibious aircraft
     
Huang Lingcai, the chief designer, said the AG-600 will play an important role in forest fire control, maritime search and rescue, personnel and supply transport and law enforcement tasks at sea.

He said that the plane can fly a round trip between Sanya in Hainan province and the shoal of Zengmu Ansha, the southernmost point of China's territory, without refueling.

The AG-600 can carry 50 people during a maritime search and rescue mission. To extinguish forest fires, it can take on 12 metric tons of water from a lake or sea within 20 seconds and pour it on the fire.

The project was launched in September 2009. The aircraft's debut flight is planned for the first half of next year, according to a statement by the company, a subsidiary of Aviation Industry Corp of China.

Powered by four turboprop engines, it will be the world's largest amphibious aircraft, surpassing Japan's ShinMaywa US-2 and Russia's Beriev Be-200, Huang said.

It will have a maximum takeoff weight of 53.5 tons and an operational range of about 4,500 kilometers.

China has decommissioned all of its seaplanes - reportedly as many as five SH-5 maritime patrol amphibious aircraft, he said.

Akdeniz’de savaşı Rus gemisi önledi

Kıbrıs çıkarmasından bir hafta önceydi… İki Türk denizaltısı, gizlilik içinde Doğu Akdeniz’e açıldı. İki denizaltı İngiliz gemisiyle savaşın eşiğine geldi; taciz sinyali gönderildi. Nefesler tutulmuştu… 41 yıl önceki o anları, harekâta katılan iki denizci Milliyet’e anlattı


Akdeniz’de savaşı Rus gemisi önledi


Kıbrıs çıkarmasının 41. yıldönümünde, harekâta katılan denizciler denizaltındaki bilinmeyenleri Milliyet’e anlattı. “Ayşe tatile çıkdı” parolasıyla düzenlenen harekâttan 1 hafta önce, büyük gizlilikle Doğu Akdeniz’e açılan 2 denizaltının İngiliz gemileriyle savaşın eşiğine geldiği, olası çatışmayı araya giren bir Rus gemisinin önlediği ortaya çıktı.
Kıbrıs adasına Türk Silahlı Kuvvetleri’nin adaya yaptığı çıkarmadan 1 hafta önce, 2 Türk denizaltısının Doğu Akdeniz’in derinliklerinde ateşlenmeye hazır torpidoları ile görev yaparken 2 İngiliz gemisiyle sıcak karşılaşma yaşadığı 41 yıl sonra ortaya çıktı. 
 
‘Tüm fazlalıkları atın’ 
20 Temmuz 1974’de gerçekleşen Kıbrıs Barış Harekâtı’nın yıl dönümünde Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlı TCG Cerbe ve TCG I. İnönü adlı denizaltılar, kritik ve zorlu bir görev için Akdeniz’e açıldı. Denizaltıların görevi, çıkarmayı haber alacak olan Yunanistan, İngiltere ya da ABD’den gelecek bir askeri yardımı engellemekti. 
O gün TCG Cerbe adlı denizaltıda seyir harekât yüzbaşısı olarak görev yapan Taliğ Duru, 41 yıl önce sualtında yaşanan sıcak anları Milliyet’e anlattı. 
 
Harakata Yüzbaşı olarak katılan Taliğ Duru, 41 yıl önce yaşadıklarını Gökhan Karakaş’a anlattı. 
 
Harekâttan 2 ay kadar önce Ereğli’de bulunduklarını anlatan Duru, acilen Akdeniz’e inme emrinin gelmesiyle olağandışı bir gelişme yaşandığını anladıklarını söyledi. Kendilerine Mersin’e gitme nedenlerinin açıklanmadığını belirten Duru, şunları anlattı: 
“Emir gizliydi. Ama biz planlı tatbikattan farklı bir operasyon olacağını fark ettik. Yarbay Orhan Özdemir komutasında Mersin’e gittiğimizde I. İnönü de geldi. ‘Gemideki tüm fazlalıkları atın, savaş durumunda adanın batısında göreve gidin’ emri verildi. 13-14 Temmuz’da Baf’ın 40 mil açığından Antalya Körfezi’ne kadar olan bölgede göreve başladık. Gerçek bir savaşta olduğumuzu ve çıkarma yapılacağını komutanımız orada söyledi. 
20 Temmuz sabahı, periskop derinliğinde (15 metre) telsiz antenini dışarı çıkardığımızda haber geldi ve çıkarmanın yapıldığını öğrendik. 21 gün su üstüne çıkmadık, yıkanmadık, tıraş olmadık ve serbest kıyafetle gezdik. 84 denizaltıcı sessiz ve derinde bekledik. Taze yemek bir yana, avuç kadar peksimet ve konserve ile karnımızı doyurduk. Temiz havayı su üstüne gönderdiğimiz havalandırma ile kısıtlı olarak elde ettik. Çok zor şartlar altında gemimiz derinlerin koruyucusu oldu.” 
 
Taliğ Duru, (üstte ortada) TGC  Cerbe ve TGC I. İnönü denizaltılarının harekatına katılan askerlerdendi.
 
‘Torpido atacak sandık’ 
Duru, İngiliz gemisiyle karşılaşma anını da şöyle anlattı: 
“Sıcak çatışmaya en çok yaklaştığımız an, İngiliz savaş gemisiyle yaşanan gerginlikti. Çıkarma olunca uluslararası ortam gerildi. İngiliz üssü Baf’tan çıkan bir İngiliz muhribi bizi buldu. Tam üstümüzde durdu ve taciz sinyali gönderdi. Sualtı bombası ya da torpido atacağını düşünmeye başladık. Biz de torpidolarımızla karşılık verecektik. Gerginlik 1 saat kadar sürdü ve ikimizi de fark eden bir Sovyet (Rusya) gemisi aramıza girdi. Karşılıklı ateş açmamızı engelledi.” 
 
 
Kod adı Atilla’da 498 asker şehit oldu
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’in talimatıyla 20 Temmuz 1974 günü başlattığı Kıbrıs çıkarması, 14 Ağustos’ta Türk birliklerinin başkent Lefkoşa’ya girmesiyle sonuçlandı. Kod adı ‘Atilla’ olan ilk harekâttan 2 gün sonra Birleşmiş Milletler (BM) kararıyla ateşkes ilan edilse de, 8 Ağustos’ta bu kez “Ayşe Tatile Çıksın” parolasıyla adaya ikinci bir çıkarma yapıldı.
 
Harekâtta Türk tarafından 498 asker şehit olurken, Kıbrıs Türklerinden de yaklaşık 1700 kişi şehit oldu. 
 
‘Akdeniz’in en sıcak günleri’
Kıbrıs Barış Harekâtı’yla ilgili araştırmalar yapan tarih araştırmacısı Levent Karataş, denizaltıların karşıdan hasmane (düşmanca) tavır gelmeden ateş etmeme emri aldığını belirtti. Karataş, “Doğu Akdeniz, tarihinin en sıcak günlerini 20 Temmuz 1974 sonrasında yaşadı. Uluslararası güçler gövde gösterisi yapmak için en iyi savaş araçlarını bölgeye göndermişti. Sovyetlerin fırkateynleri ve ticaret gemileri, İngilizlerin fırkateyn ve nükleer denizaltıları Kıbrıs çevresindeydi. O dönemde hem NATO hem Doğu Bloku Kıbrıs Rum Kesimi’ne silah satıyordu. Türk denizaltıları çok kritik ve başarılı bir operasyona imza atarak derinlerde güvenliğimizi sağladı” yorumunu yaptı. 
 
‘O an çocuklarımı düşündüm’
Kıbrıs adasının doğusunda görevlendirilen I. İnönü denizaltısının elektrik astsubayı Hilmi Durgun ise, göreve gitmeden önce tabak, sandalye ve masaları bile Mersin limanında bıraktıklarını belirterek, 41 yıl önceki sıcak Temmuz’u şu sözlerle özetledi:  “İtalya açıklarında NATO tatbikatından dönmüştük. Yeni göreve anlam veremedik. Yarbay Gürol Ediz komutasında 2 ay önce Mersin Limanı’nda olduk. Gemideki tüm fazlalıkları çıkardık. Hatta masa, sandalye ve kırılmamaları için tabakları bile bıraktık. Gölcük’ten ustalar geldi denizaltının teknik aletlerini bakımdan geçirdi. Kritik cihazlarımızın kontrolü yapıldı. Her şey öylesine gizli tutuluyordu ki göreve başladığımızda savaşa girdiğimizi öğrendik. 
 
Bir İngiliz nükleer denizaltısı bizi yakaladı. Bizden çok daha gelişmiş ve güçlüydü ama karşılık vermeye hazırdık. Sonar operatörümüz bize bir torpido gönderdiğini söyledi. Hepimiz birkaç saniye sonra gerçekleşecek patlamaya hazırladık. Gözlerimizi ve kulaklarımızı kapayıp patlamayı bekledik. Ben o an çocuklarıma veda bile edemeyeceğimi düşündüm. Ama patlama olmadı ya da bize isabet etmedi. Sonradan nükleer denizaltıların savaş durumunda yanıltıcı torpido sesi yolladığını ve hemen oradan uzaklaştığını öğrendik. Yani bizimle savaş oyunu oynamıştı ve bizi denemişti. Biz de torpido ile karşılık versek savaş sebebi sayabilir bizi batırabilirdi. Bu kritik görevi atlatmanın gururunu yaşıyorum.”

Suriyeli muhalif komutanlar Hatay'da toplandı

Suriyeli yüksek rütbeli muhalif komutanlardan oluşan grup, Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde bir araya gelerek, Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) Yüksek Askeri Konseyini (YAK) oluşturduklarını iddia etti.

Düğün salonunda gerçekleştirilen toplantıda uzun süren görüşmelerin ardından 30 kişilik konseye üye seçimi yapıldı. "ÖSO Genelkurmay Başkanı" olduğunu ileri süren Tuğgeneral Abdulkerim el Ahmed, 3 yıldır görev yapan ÖSO Yüksek Askeri Konseyi'nin vazifesini tamamlamasının ardından yeni üye seçimi gerçekleştirdiklerini söyledi.

Toplantıya Suriye'deki muhalif grupların temsilcilerinin de katıldığını ve ülkelerindeki son durumu değerlendirdiklerini ifade eden el Ahmed, yeni seçilen konsey üyelerine görevlerinde başarılar diledi.

SMDK: BİREYSEL BİR GİRİŞİM
Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonunca (SMDK) Askeri Konseyi yeniden yapılandırmakla görevlendirilen Komite Sekreteri Salah el-Hamevi ise 14 Haziran'da  konseyin yeniden yapılandırılması ve daha kapsamlı olması için komite kurduklarını anlattı.

"Hatay'da yapılan toplantı, bireysel bir girişim olup, SMDK ile alakalı değildir" diyen el-Hamevi, "Şimdilik Genelkurmay Başkanı görevini Albay Ahmed Berri yürütmektedir. Bu toplantıyı yapan ve katılan tüm arkadaşlara kucağımızı açıyoruz, onların da yeni yapılanmada rolleri olmasını isteriz ki, Askeri Konsey tüm Suriye'yi kapsasın" ifadesini kullandı.

SMDK'dan yapılan açıklamada, 'Suriye halkının özgürlüğüne kavuşması yolunda yüksek askeri komutanlığın oluşturulması için tüm muhalif gruplarla koordinasyon ve istişareye devam edildiği' belirtildi:

"Bugün yeni bir askeri konseyin kurulacağı yönünde basına duyurusu yapılan durumun SMDK'nın bu bağlamdaki çabalarıyla ilgisi yoktur. Askeri Konseyin kurulması yönündeki duyuru, kamuoyunun algısının çarpıtılmasından başka bir şey değildir. Suriye'nin geleceğiyle ilgilenen ve devrimin zafer kazanmasını isteyen herkesin sorumluluğunun farkına varıp, diğer gruplarla koordinasyon kurmaya çalışan SMDK'nın bu çabasına destek olması gerekmektedir."

Mahkeme 21 yıl sonra şehit saydı

Ankara 9. İdare Mahkemesi, askerlik sırasında “kendi kusuru nedeniyle” hayatını kaybeden askerin de şehit sayılarak ailesine vazife malulü maaşı bağlanmasına karar verdi.

Dava dosyasındaki bilgilere göre, Piyade Er İlhan İbiş, 1994 yılında Bilekli 3. Hudut Tabur Komutanlığı’nda emrinde görev yapıyordu. İbiş, 9 Nisan 1994’te, kule nöbetini sürdürürken, nöbet yerini terk ederek, 15 metre uzaklıktaki kulübede nöbet tutan arkadaşının yanına gitti. İbiş, şakalaşırken arkadaşının silahının çıkan merminin boğazına isabet etmesi sonucu hayatını kaybetti.

MAAŞ KARARI

İbiş’in ailesi, çocuklarının “vazife malulü sayılması” ve kendilerine şehit maaşı bağlanması içi Aralık 2013’te SGK’ya başvurdu. Ailenin talebinin reddedilmesi üzerine baba Yılmaz İbiş, avukatı İsmail Kılıç, aracılığıyla Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı’na dava açtı. SGK, Er İlhan İbiş’in kendi kusuru bulunduğu, bu nedenle ailesine vazife aylığı bağlanmasının hukuken mümkün olmadığı gerekçesiyle açılan davanın reddini istedi.

Ankara 9. İdare Mahkemesi, İbiş’in vazife malulü sayılmasına hükmederek aileye maaş bağlanmasına karar verdi. Mahkeme, kanundaki vazife malulüne ilişkin düzenlemenin geniş yorumlanması gerektiğini belirtti, şu yorumu yaptı:


“Ölümün askerlik görevinin neden ve etkisiyle meydana geldiği sonucuna varılmıştır. Bu durumda davacıların oğlunun 5434 sayılı yasanın 48’nci maddesinin (b) bentlerine (Kanun, tüzük ve emir dışında hareket etmiş olmaktan) istinaden vazife malulü olduğu sonucuna varılmıştır.”

Avukat İsmail Kılıç, “Benzer durum nedeniyle çok sayıda aile mağdurdu” dedi. Ankara 4. İdare Mahkemesi daha önce intihar eden bir askerin de görev şehidi sayılarak ailesine vazife malulü maaşı bağlatmıştı.

Hungarian air force performs first historic air refueling with help from NATO ally, partner

The Hungarian air force hosted U.S. and Swedish air force personnel between June 21 and 30, 2015, at Kecskemét air base, Hungary, to learn air-to-air refueling for the first time.

Following a recent tasking to perform close air support for global operations, the Hungarian air force made this new capability a priority.

The NATO allies and partners met for a two-week familiarization period enabling the Hungarian JAS-39 Gripen pilots to perform air-to-air refueling in a safe and controlled environment before applying the new skill in combat.

"To get the right mission strength, we need to have air-to-air refueling, that's why we turned to the U.S. to get some AAR capability and initial training," said Hungarian air force Brig. Gen. Csebe Ugrik, Kecskemét AB commander.

As the only permanent U.S. Air Force air refueling wing in the European theater, the aircrew and tanker assigned to the 100th Air Refueling Wing at RAF Mildenhall, England, was the go-to unit to provide practical training after the classroom portion.

"Now we could finally start this training and get this very important force multiplier capability for the Hungarian Gripen fleet," said Hungarian air force Lt. Col. Tamas Szvath, Hungarian AF fixed wing training commander.

Although the Gripen aircraft has the ability to air refuel, the Hungarian pilots needed training.

Three instructor pilots from the Swedish air force Gripen Operational Testing and Evaluation unit were responsible for the training syllabus, basic training and the Hungarian instructor pilot training.

U.S. Air Force Maj. Benjamin Kline and Tech. Sgt. Daniel Maas, 351st Air Refueling Squadron instructor pilot and boom operator, instructed the Hungarian students using the KC-135 Stratotanker as the training platform, which gave them an idea of what to expect when communicating and air refueling with the U.S. tanker.

After three days of academics taught by representatives from the two guest air forces involved, the pilots took flight for hands-on familiarization.

"In the beginning of the training we're trying not to focus on [a quota of successful contacts]," Swedish air force Capt. Fredrik Borgström, Gripen instructor pilot said. "We want to make sure the performance is safe, corrections are made after feedback and they continue to improve. Then in the end we want them to handle those corrections by themselves and analyze their own behavior."

Along with learning air refueling, the Hungarians needed instructor pilots to maintain the new skills. The Swedish instructor pilots trained two individuals after they had completed their basic air refueling training.

"You have to start somewhere," Borgström said. "It is not ideal to become an instructor when you've just recently done your basic training, but we show them the tool box so they have a way to move forward with training."

The tanker and Gripen aircrew flew approximately six hours daily for six days to ensure the pilots understood their new capability. The training event also developed better interoperability between the air forces.

"Our job is to sustain and project air power," Kline said, "We're here to enable the Hungarians with this new military skill set."

After days of performing only dry contacts with the tanker, the pilots were confident enough and took fuel for the first time, proving they were ready to perform air refueling safely and correctly.

"For the future of the Gripen fleet, it means we have a capability the Hungarian air force has never had before," Szvath said. "Our partners who provided this help to us have written their names in the history of Hungarian military aviation."

16 Temmuz 2015 Perşembe

Radarlar körleştiriyor

Türkiye hafta başında Suriye sınırına elektronik harp cihazları sevk edildi. Vatan'dan Murat Çelik'in yazısına göre, gerektiğinde Suriye topraklarındaki radarlar körleştirilebilecek. İhtiyaç halinde gönderilen güçlü karıştırma sinyali, etki alanındaki radar sistemlerini geçici olarak bloke ediyor. Bu işlem, hava savunma bataryalarını bir süre için kullanılamaz hâle gele getiriyor. 
 Bu hafta başında, yani tam da Ankara’da koalisyon arayışlarının ilk tur görüşmeleri başlarken; Türkiye’nin Suriye sınırına önemli bir sevkiyat yapıldı.Söz konusu olan personel ya da ağır silah sevkiyatı değildi. Sınır hattına taşınan, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) envanterinde bulunan ‘elektronik harp cihazları’ydı.
 
**
 
Aldığım bilgiye göre, sınır bölgesine gönderilenler, Birinci Ordu’nun elektronik harp teçhizatı. Yani İstanbul, Boğazlar ve Trakya bölgesinde kullanılan donanım. ‘Suriye sınır hattındaki mevcut elektronik harp sistemlerinin güçlendirilmesi’ kararı doğrultusunda yapılan bu takviye ile bölgede adeta bir ‘elektronik sinyal bulutu’ oluşturulması artık mümkün.
 
**
Ankara açısından, Suriye topraklarında 3 temel tehdit unsuru var.
 
1.) Şam yönetiminin askeri gücü olan Suriye Ordusu,
 
2.) DEAŞ yani IŞİD,
 
3.) PYD yani bölgedeki silahlı Kürt güçleri.
 
Türkiye, ardında bu üç silahlı unsurun bulunduğu Suriye sınırının güvenliğini öncelikle son teknoloji ürünü ‘elektronik harp cihazları’ vasıtasıyla sağlamayı hedefliyor.
 
**
 
Sınır bölgesinde; gündüz ve gece görüş sistemleri, zırhlı ve tekerlekli araçlar, radar ve kamera donanımı zaten mevcut. Şimdi yapılan bu son takviye ile halihazırdaki yapıya, Birinci Ordu’nun envanterinde yer alan;
 
dinleme / kestirme cihazları,
 
roket tespit sistemleri,
 
karıştırma donanımları gibi ileri teknoloji ürünü askeri elektronik destek ve taaruz unsurları ekleniyor.
 
Bahsettiklerimiz, Savunma Sanayii’nde; Elektronik ve Muhabere İstihbarat, Radar ve Muhabere Elektronik Destek, Radar ve Muhabere Elektronik Taaruz, Önleyici Elektronik Harp başlıklarını oluşturan unsurlar.
 
**
Biraz daha somut ifade etmek gerekirse...
 
Batıdan taşınan bu sistemler ile gerektiğinde, Suriye topraklarındaki radarlar körleştirilebilecek. Buna askeri terminolojide, bölgenin ‘karartılması’ deniyor. Gönderilen güçlü karıştırma sinyali, etki alanındaki düşmana ait radar sistemlerini geçici olarak bloke ediyor. Yani körleştiriyor.
 
Bu işlem, düşman kuvvetlerinin hava savunma bataryalarının bir süre için kullanılamaz hâle gelmesi demek. Yani karadan havaya veya karadan karaya füze bataryalarının, gelişmiş sinyal karıştırıcılar vasıtasıyla işlevsizleştirilmesi...
 
Tabii yine, oluşturulan ‘sinyal bulutu’ ile düşmanın telsiz / telefon vb iletişimi de geçici olarak kesintiye uğratılabiliyor.
 
(Hatta bu ‘karartma’nın, 22 Şubat 2015 tarihinde Suriye topraklarında gerçekleştirilen Şah Fırat Operasyonu sırasında uygulandığı, o günlerde askeri kulislerde konuşulmuştu.)
 
Bu arada; Türkiye’nin bir kulağının zaten sınırın öte yanında olduğu da sır değil. Suriye Ordusu’nun, DEAŞ’ın ve PYD’nin kendi içlerindeki muhaberesine yönelik dinleme faaliyeti zaten MİT / SİB’e (Milli İstihbarat Teşkilatı Sinyal İstihbarat Başkanlığı) bağlı birimler tarafından yürütülüyor.

15 Temmuz 2015 Çarşamba

Patriotlar, Türkiye için güvenlik mi yoksa risk faktörü mü?

Alman Behörden Spiegel dergisine göre, Türkiye’nin Suriye sınırında konuşlandırılan Alman Patriot hava savunma sistemi hacker saldırısına uğradı. Dergide yer alan iddiaya göre, hacker saldırısı sonucu sistem, anlaşılamayan birtakım komutlar uyguladı.

Bu olay, Patriotların güvenilir olup olmadığı sorusunu tekrar gündeme taşıdı. Patriotlar ne gibi riskler içeriyor? Türkiye’nin bu sistemlere htiyacı var mıydı? Patriotlar Türk topraklarının güvenliğini sağlayabilir mi?

Konuyla ilgili Sputnik'e konuşan Ankara Ufuk Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanı, Saadet Partisi Genel Başkan Danışmanı ve ESAM Uzmanı, TBMM 21. Dönem Ankara milletvekili Prof. Dr. Oya Akgönenç Muğisuddin, şu değerlendirmelerde bulundu:

Patriotlar buraya geldiği zaman, hepimizin söylediği şöyle bir şey vardı: Diğer füzelerin kaldırılmasını istendi, şartın bir tanesi buydu. Şimdi öteki füzeler geniş çerçeve içinde dönerek 360 derecelik açıda geleni gideni takip edebiliyordu. Fakat Patriot füzelerinin belli bir yönü vardır ve o yönün dışında  sağa sola çeviremez. Şimdi yerleştirme durumuna baktığımız zaman, sanki bütün düşman Doğu’dan gelecekmiş gibi  yerleştirilmiş, orada da İran var.  Güney’de sanki bir tehlike yok mu? Tehlike orada daha çok var. Patriotlar ise buna karşı hazırlıklı değil.

Daha bunlar geldiği günden itibaren bu işleri takip edenler olarak biz, hep şunu ifade ettik: Burada bir sıkıntı yaşanabilir. Nitekim bir takım komutlar uygulanıyor. Bu demektir ki, Türkiye dışından bazı güçlerin elinde Patriotlara bazı komutlar gönderme yetkileri hala var. Bu çok tehlikeli. Patriotlar bizim topraklarımızın üstünde  belli bir anlaşmaya göre bulunuyor ve birden bire bu değişik komutlar meydana getiriliyor. Bu, insanın aklında büyük bir soru işareti uyandırıyor. O halde asıl hedef kim ve ne? Kontrolün başkasının veyahut da yazılımın başkasının elinde olan bir aletin bir başka yerde kullanılması her zaman bir risk taşımaktadır.

Mazlumder'in Roboski raporu: Son 3 ayda asker hareketliliği arttı

Mazlumder'in Roboski raporu: Son 3 ayda asker hareketliliği arttı
 















MAZLUMDER HEYETİ, ŞIRNAK'IN ULUDERE İLÇESİ ROBOSKİ KÖYÜNDE SON GÜNLERDE YAŞANAN OLAYLAR SEBEBİYLE YAPTIĞI İNCELEMEYİ RAPORLAŞTIRDI. BÖLGEDE ASKERİ HAREKETLİLİĞİN ARTTIĞINA DİKKAT ÇEKİLDİ.  


 
7 Haziran seçimlerinden sonra neredeyse her gün, asker ile teröristler arasında yaşanan çatışmalara ilişkin haberler geliyor. 

Mazlumder heyeti de Şırnak'ın Uludere ilçesi Roboski köyünde son günlerde yaşanan olaylar sebebiyle yaptığı incelemeyi raporlaştırdı. Söz konusu raporda, özellikle son üç ayda bölgede askeri hareketliliğin arttığı, buna bağlı olarak asker sayısının da arttığına dikkat çekildi. Askeri kuvvetlerin sık sık köyden geçmesinin, Uludere katliamında yakınlarını kaybeden ailelerdeki olumsuz psikolojiyi daha da kötüleştirdiğine işaret edildi. Geçim kaynağı sınır ticareti ve sınırlı olarak hayvancılık olan mağdurlara ait katırların da kasten katledildiği belirtilerek, “Ayrıca hayvanların otlatılması için gidilen yaylalar değişik güvenlik uygulamaları sebebiyle yasaklandı. Bu durum, mağdurların köyde ve bir arada olmalarına engel olmak, köyün boşaltılarak buradan göç etmeleri amacıyla yapılan uygulamalar olduğu algısına sebep olmaktadır.” denildi. Raporun sonunda, Uludere katliamının aydınlatılması istenilerek şu öneride bulunuldu: “Bu sebeple, güvenlik güçlerinde sivillere yönelik suçlar nedeniyle cezasız kalacaklarına dair bir inancın yerleşerek, benzer olayların tekrar meydana gelmemesi için, Roboski katliamıyla ilgili Anayasa Mahkemesi'ne yapılan başvuru, hak ve adalet kavramlarına muvafık, toplum vicdanını tatmin edecek bir şekilde karara bağlanmalıdır.”

14 Temmuz 2015 Salı

Donanmaya komutanlık yapacak oramiral kalmadı!



Yüksek Askeri Şura toplantısı yaklaşırken Deniz Kuvvetlerinde komutan sıkıntısı baş gösterdi.
Balyoz, Askeri Casusluk, Poyrazköy, Amirallere Suikast gibi davalar ile karşılaşan Deniz Kuvvetlerinde, Oramiral kalmadı.
Bu nedenle 30 Ağustos’tan itibaren Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Bülent Bostanoğlu’nun görev süresinin uzatılması gündeme geldi. Aksi taktirde Komutanlık Koramiral seviyesine düşürülecek. Ya da hapis istemiyle yargılanan Donanma Komutanı Koramiral Veysel Kösele Oramiral yapılıp, Deniz Kuvvetlerinin başına geçecek.
TEK ORAMİRAL
Deniz Kuvvetlerinde halen Komutan olan Bülent Bostanoğlu dışında başka bir Oramiral bulunmuyor. Oramiral kadrosundaki Donanma Komutanlığı görevini de, Koramiral Veysel Kösele yürütüyor.
Deniz Kuvvetleri Komutanlığı için iki ihtimal bulunuyor.
İlk ihtimal Oramiral Bülent Bostanoğlu’nun görev süresinin uzatılması…
İkinci ihtimal ise Donanma Komutanı Koramiral Veysel Kösele’in Or rütbesine yükseltilmesi ve Deniz Kuvvetleri Komutanı olması.
Kösele, Anayasa Mahkemesinin ‘’Hak ihlali’’ kararı verdiği İzmir’deki Askeri Casusluk davasından yargılanıyor. Kösele temdit alır ve Bostanoğlu emekliye ayrılırsa bu kez Kösele’in Kor rütbesi ile Deniz Kuvvetleri Komutanı olması da gündeme gelecek.
KOMUTANLAR DEĞİŞİYOR
TSK’da bu yıl üst düzey komutanlar değişecek. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel, 4 yıllık görev süresinin ardından koltuğunu 30 Ağustos tarihinden itibaren Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hulusi Akar’a bırakacak.
Bu görevde 4 yıl kalacak olan Akar’ın yerine ise 1. Ordu Komutanı Orgeneral Salih Zeki Çolak’ın atanması güçlü ihtimal olarak değerlendiriliyor. 1. Ordu Komutanlığına ise, Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Yaşar Güler’in gelebileceği vurgulanıyor.
HAVA İÇİN ORGENERAL ÜNAL
Görev süresi dolacak olan Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Akın Öztürk’ün yerine de, Muharip Hava Kuvvet ve Hava Füze Savunma Komutanı Orgeneral Abidin Ünal’ın atanması bekleniyor. Bu yıl görevini tamamlayacak olan Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Abdullah Atay’ın yerine ise, Ege Ordu Komutanı Galip Mendi’nin getirilmesi güçlü ihtimal olarak görülüyor.

Project 636.3 Varshavyanka class SSK Submarines to revive Russia Black Sea Fleet Sub Forces

 
The Russian Black Sea Fleet submarine forces will be revived, as it was planned, in 2016. It was stated by the Commander-in-Chief of the Russian Navy Admiral Viktor Chirkov during the meeting with the Main Navy Command in Saint Petersburg dedicated to the implementation of the State Defence Order in the sphere of shipbuilding
     
The Russian Black Sea Fleet submarine forces will be revived, as it was planned, in 2016. It was stated by the Commander-in-Chief of the Russian Navy Admiral Viktor Chirkov during the meeting with the Main Navy Command in Saint Petersburg dedicated to the implementation of the State Defence Order in the sphere of shipbuilding
"Krasnodar" (B-265), the fourth Project 636.3 (or Varshavyanka class) diesel-electric submarine (SSK)
     
“The construction of 6 diesel-electrical submarines (project 636) for the Black Sea Fleet is under the control of the Main Navy Command. “Novorossiysk” and “Rostov-on-Don” submarines were put into service in 2014. The flag was hoisted at “Stary Oskol” submarine this month. “Krasnodar” submarine will join the Navy by the end of 2015,” said the Commander-in-Chief.

Two more submarines of project 636 “Kolpino” and “Veliky Novgorod”, which are planned to be put into service by the end of 2016, are now under active phase of construction at the “Admiralty Shipyard”. When these submarines will reach Novorossiysk in 2015-2016, it will be able to speak about the rebirth of the Black Sea Fleet submarine forces.

“The formation will consist of a group of 636 submarines, which have a large sea endurance, modern weapon systems, effective radio and navigational systems,” Admiral Viktor Chirkov emphasized.

The Commander-in-Chief has also mentioned that “designers are to concentrate all the efforts on increasing the diving depth and cruising range, reduction of noise and the level of trace, further improvement of power systems, weapons and electronics when constructing submarines”.

Suriye'den nasıl çıkacağız?! / Abdülhamit Bilici

Askerin mesafeli tavrı olmasa siyasi iktidar ve havuz medyası Suriye'ye askeri bir müdahale için çok hevesli. Esed, IŞİD, PYD fark etmez, yeter ki bir şekilde girelim. Oysa bugün tartışıp çözüm bulmamız gereken asıl soru, Suriye'ye girip girmemek değil, oradan nasıl çıkacağımız.

Zaten 4 yıldır Suriye'ye fazlasıyla girmiş durumdayız. Emevi Camii'nde birkaç hafta içinde cuma namazı kılma hayaliyle ve çıkış stratejisi olmadan daldığımız Suriye de bu arada bize girmiş oldu.

910 km'lik sınır anlamını yitirmiş durumda. Terörist, kaçakçı, silah, mazot ne istersen girip çıkıyor. Burada suç işleyen o tarafa, orada suç işleyen buraya kaçıp kurtuluyor.

İç savaştan kaçıp ülkemize sığınan Suriyelilerin sayısı AFAD'ın resmi verilerine göre 1,7 milyon. 250 bini, 10 ilde kurulmuş 25 kampta yaşıyor. Diğerleri Şanlıurfa'dan Edirne'ye tüm yurda yayılmış durumda. Gerçek sayı belki 2 milyonun çok üstünde. Bu insanların kim olduğuna dair ciddi bir envanter yok. Kobani'ye saldıran bir IŞİD'cinin üzerinde Akçakale Süleymanşah Kampı kimlik kartı çıkması ya da BirGün gazetesine nasıl kafa kestiğini anlatan şahsın elini kolunu sallayarak dolaşması, karşı karşıya olduğumuz feci durumun göstergesi. Bülent Arınç'a göre, Türkiye'den IŞİD'e katılanlar binin üstünde. PYD'ye katılım da yüksek. Esed'in muhaberat ağının ülkemizde kim bilir kaç hücresi var. Türkiye'nin bu taraflardan biriyle çatışması halinde içeride nasıl cevap verecekleri muamma. HDP Diyarbakır mitingini bombalayan IŞİD'cinin polisin takibinde olmasına rağmen bunu yapmış olması, şüpheliler MİT tarafından izlenmesine rağmen Reyhanlı saldırısının önlenememesi ve savcıların bu soruşturmaya dair ürperten ifadeleri, iki ülkenin birbirine ne derece girdiğinin ispatı değil mi?

Suriyeli sığınmacıların bugüne kadarki maliyeti 5,2 milyar dolar. Uluslararası yardım ise sadece 300 milyon dolar. Güvenlik riskleri, Suriye ile yaşanan ticaret kaybı ve Arap dünyasına giden ihracat yolunun kaybından doğan maliyetleri ekleyince aslında Suriye krizi çoktan Türkiye'nin krizine dönüşmüş durumda.

Süleymanşah Türbesi için yapılan operasyon dışında Türk askeri doğrudan Suriye'ye girmedi. Ama Esed'in Akdeniz'de düşürdüğü uçağımızın sırrı hâlâ çözülemedi. Şehit pilotların ailelerinin açtığı dava, bir adım ileri gidemedi. Sınırdaki top atışları bir ara neredeyse rutin hale gelmişti. Muhalif silahlı gruplar, uzunca süre ülkemizi üs gibi kullandı. O gruplara eleman ve silah sevkiyatının önemli kısmı Türkiye üzerinden gitti. Muhalif güçlerin ülkemizde eğitimini amaçlayan bir program şu an yürürlükte.

Alman Focus dergisine göre NSA'nın dinlediği Dışişleri'ndeki Suriye toplantısında konuşulanlar, Suriye ile ne kadar içli dışlı olduğumuzun bir başka delili. MİT Müsteşarı Fidan olduğu iddia edilen kişi, “Öbür tarafa 4 adam gönderirim, boş alana 8 füze attırırım. Problem değil o. Gerekçe üretilir.” diye konuşuyor. Yetmiyor, “2 bine yakın TIR'la malzeme gönderdik.” diyor.

Özetle, baştan sona Erdoğan ve Davutoğlu ikilisinin yürüttüğü bu politikada Türkiye zaten boğazına kadar Suriye'ye girmiş durumda ve sonuç ortada. 7 Haziran seçim sonuçlarının da ışığında şimdi yanlışları sorgulayıp bu bataktan nasıl çıkılacağına bakmak lazım. Eski Cumhurbaşkanı Gül, son konuşmasında Suriye'den Mısır ve Libya'ya tüm Ortadoğu politikasının gözden geçirilmesi gerektiği ikazında bulundu. SHaber TV'deki Demokrasi Nöbeti programımıza katılan AK Parti'nin ilk Dışişleri Bakanı ve Ortadoğu'da en uzun süre görev yapmış büyükelçi Yaşar Yakış, Suriye'nin iç işlerine bu kadar karışmanın ve rejimle köprüleri tamamen atmanın baştan yanlış olduğunu söyledi. Gezici Araştırma'nın son anketine göre, halkın yüzde 92'si Suriye'ye askeri müdahaleye karşı.

Ortadoğu aydınları arasında Türkiye algısını ölçen Fatih Üniversitesi ve İstanbul Enstitüsü'nün yaptığı son araştırma sonucu da farklı değil. Türkiye'nin herkesle konuşabilen, çatışmalara taraf olmayan, iç işlerine karışmayan, mezhepçilik yapmayan, ticari, kültürel ilişkilere öncelik veren çizgisine geri dönmesini öneren Arap aydınlar da Suriye krizinin savaşla değil, masada çözüleceği görüşünde.

Ülkesini seven ve aklı olan herkes için Türkiye'nin Suriye'ye daha fazla girmesine değil, hayati çıkarlarını koruyarak nasıl çıkacağına odaklanma zamanı.

10 Temmuz 2015 Cuma

Nominated top US general says he can imagine a Kurdish state in Iraq

Joseph Dunford. AP file photo.
Joseph Dunford. AP file photo.
 General Joseph Dunford, the nominee to serve as the next chairman of the US Joint Chiefs of Staff, said that he envisions Iraq breaking into two separate Kurdish and Shiite states, but was uncertain about a Sunni portion.

“From my perspective, I can imagine two states in Iraq,” Dunford said Thursday during exchanges with senators at his confirmation hearing in the Senate Armed Services Committee.

“I have difficulty imagining a third separate state, given the lack of resources that would be available for the Sunnis,” said Dunford.

“Frankly, I think from a pure economic and resources and governance perspective, the Shiites and Kurds are much more equipped to set up separate states than the Sunni would be,” Dunford said in response to questions put to him by senators.

Asked whether Kurdish forces are receiving US weapons delivered through Baghdad in a timely manner for the war against the Islamic State (ISIS) group, Dunford said his understanding is that the issue of weapons delays has been resolved. He said that, if confirmed in his position, he would follow up the issue personally.

“This issue is so important that I will look into it personally,” he said. “As the matter of fact I will go there (the Kurdistan region) and visit and will make my own personal assessment based on the facts on the ground,” he added.

The Barack Obama administration has remained consistent in its policy towards a united Iraq, where weapons are channeled via the Shiite-led central government in Baghdad to the Kurdish and Sunni forces fighting ISIS.

The Kurds and Sunnis have criticized the roundabout arms deliveries, saying the delays give time to ISIS to mobilize and regroup its forces. The autonomous Kurdistan Regional Government (KRG) consistently complains it does not have the weapons to match those that ISIS has stolen from fleeing or defeated Iraqi forces.

Havalı Darbeci Sınavsız General / Ömer Şahin

12 Eylül darbesini yapan 5 general artık hayatta yok. Darbenin lideri Kenan Evren 2 ay önce hayata gözlerini yummuş ve sessiz devlet töreniyle uğurlanmıştı. Dün de darbenin Hava Kuvvetleri Komutanı Tahsin Şahinkaya öldü.

Darbenin mavi üniformalı generali Tahsin Şahinkaya, o 5’li içinde en ‘havalı’ olanıydı. Darbe günlerinde diğer 3 general gibi Kenan Evren’in gölgesinde kalsa da emekli olduğu 1983 yılından sonra uluslararası şöhrete sahip oldu. Lakin, bu darbecilik kadar kötü bir şöhretti.

EN ZENGİN PAŞA
Tahsin Paşa, dünyaca ünlü ‘Time’ dergisi tarafından dünyanın en zengin 20 generalinden birisi olarak gösteriliyordu. Malvarlığının da 20 milyon dolar olduğu iddia ediliyordu. Paşa’nın adı F-16 uçak alımında yolsuzluğa karışmıştı. Suçlama yenilir yutulur cinsten değildi. TBMM’nin gündemine de gelmiş ancak parlamentoda ‘aklanmıştı’. Darbecilerin kendilerini güvenceye alan ‘geçici 15. madde’den dolayı da hakkında dava açılamamıştı.

İMDADINA YİĞİT BULUT YETİŞTİ
Unutulmaya yüz tutmuş bu iddialar darbecilere yargılama yolunu açan 2010 yılındaki referandum öncesi yeniden gündeme geldiğinde Tahsin Şahinkaya’nın imdadına Yiğit Bulut yetişti. Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Yiğit Bulut o dönem bir TV kuruluşunda yöneticiydi. Programına Şahinkaya’yı çıkarmayı başardı.  Paşa’nın yayına çıkışının kendisi için ‘büyük onur ve gurur’ olduğunu söyleyen Bulut,  açıklamalardan tatmin olduğunu “Yolsuzluklarla ilgisi olmadığına ikna oldum” sözleriyle açıklamıştı.

SINAVSIZ MEZUNİYET
Tahsin Şahinkaya darbelerin bütün nimetlerinden yararlanmış. Öyle ki eğitimini tamamlamadan, sınava girmeden generalliğe yükselmiş bir isim. Nasıl mı?

İşte burası Paşa’nın hayatındaki dönüm noktası.

  ‘Darbelerin Anası’ olarak bilinen 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül hatta 28 Şubat’ın ünlü aktörlerin hayatında önemli yer tutuyor.

TBMM’de kurulan Darbeleri Araştırma Komisyonu’na gönderilen belgelerden öğreniyoruz ki Şahinkaya’nın sıçrama noktası da 27 Mayıs.

Şahinkaya o dönemde bugünlerin moda tabiriyle ‘genç subay’.

Yüksek Kumanda Akademisi 11.Dönem Eğitimi’nde iken darbeden iki ay önce ani bir kararla İstanbul’da görevlendiriliyor.

27 Mayıs darbesi için özel seçildiği anlaşılan 85 kurmay ve 5 subaydan biri oluyor.

Darbe altyapısıyla görevlendirilmelerinden olsa gerek iki ay boyunca eğitim almadıkları gibi sınavlara da girmiyorlar.

Sınav ve eğitim olmasa da diplomaları veriliyor. Darbeden 2 ay sonra ödüllendirilmeleri gecikmiyor.

4 Temmuz günü toplanan Yüksek Askeri Kumanda Akademisi Öğretmenler Kurulu, darbeye katılan 85  kurmay, 6 subayı mezun kabul ediyor. Hepsi de ‘seyyanen iyi derece’ ile diplomalarını alıyor.

12 EYLÜL DAVASI DÜŞECEK
Kenan Evren, Nurettin Ersin, Nejat Tümer, Sedat Celasun ve Tahsin Şahinkaya. 12 Eylül’ün kudretli generalleri kendilerini anayasal güvenceye almışlardı. Yıllarca kimse dokunamadı. Yine bir 12 Eylül günü kabul edilen referandum sonucu dokunulmazlıkları kaldırıldı, yargılanmalarına başlandı.
Artık hiçbirisi hayatta değil. Dolayısıyla Yargıtay aşamasında karara bağlanmadan darbe davası düşecek.

12 Eylül’ün faturası ağır oldu. Ölüm, işkence, fişleme,sürgün, parti kapatmalar derken nice hayatlar karardı, sosyal travmalar yaşandı. Kenan Paşa ve arkadaşlarının dünyada veremediği hesabı ahirete kaldı.

Tahsin Şahinkaya da cezası onanmadığı için orgeneral olarak askeri törenle toprağa verilecek. Onun da son yolculuğa uğurlanışı Kenan Paşa ve diğer arkadaşları gibi zaruri resmi törenden ibaret olacak.

Tahsin Şahinkaya ilanı


9 Temmuz 2015 Perşembe

Askeri başsavcılık: Bedelli askerlikte fark iade edilmez

Bedelli askerlikte 12 bin liralık farkın iadesiyle ilgili davada görüş belirten Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) Başsavcılığı, yasal dayanağı bulunmadığı için farkın ödenmemesinin hukuka uygun olduğunu bildirdi.

Avukat Baran Doğan, Milli Savunma Bakanlığı’na dilekçe yazarak 30 Kasım 2011 tarihinde çıkarılan bedelli askerlikte fiyatın 30 bin TL olarak belirlendiğini ve kendisinin de bu miktarı ödeyerek bedelli askerlikten yararlandığını belirtti. 10 Aralık 2014’te çıkarılan bedelli askerlik için ise fiyatın 18 bin TL olarak belirlendiğini hatırlatan Doğan, bunun Anayasa'nın 10. maddesindeki eşitlik ilkesine aykırı olduğunu savundu. Doğan, 12 bin liranın iade edilmesini talep etti.

Doğan’ın bu talebini inceleyen Milli Savunma Bakanlığı olumsuz cevap verdi. ASAL Daire Başkan Yardımcısı Albay Erkan Bülbül imzalı cevap yazısında, söz konusu kanunda daha önceki bedelli uygulamalarında 18 bin TL üzerinde ödeme yapmış olanlara iade yapılacağına dair herhangi bir hüküm bulunmadığı kaydedildi. 

Bu cevap üzerine Doğan, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’ne bakanlık aleyhine dava açtı. Doğan, mahkemeden, kendisinden fazladan alındığını savunduğu 12 bin liranın yasal faiziyle birlikte iade edilmesine karar verilmesini talep etti. 

Mahkeme, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcılığı’ndan görüş istedi. 2011 ve 2014’teki bedelli askerlik yasalarını hatırlatan Başsavcılık, şikayetçi Doğan’ın 2011 yılındaki yasadan yararlanarak askerlikten muaf olduğunun anlaşıldığını kaydetti. Başsavcılık, 2014 yılında çıkan yasa maddesinin askerlik görevini yapmış kabul edilen Doğan’a uygulanmasının mümkün olmadığını ifade etti.

Davacının geri ödeme koşullarını taşımadığını da bildiren Başsavcılık, bedelliden yararlanmanın zorunlu olmayıp kişilerin talebi doğrultusunda uygulanan yasa hükümleri olduğunu kaydetti. Bu nedenle Doğan’ın kendi talebi ile yararlandığı 2011 yılındaki bedelli askerlik için ödediği miktarın sonraki miktardan fazla olması nedeniyle aradaki farkın iadesine yönelik talebinin yasal dayanağının bulunmadığı belirtildi. Farkın ödenmemesinde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı yönünde görüş bildiren Başsavcılık, bu nedenle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini kaydetti. 

Davacı Baran Doğan, ilk bedelli yasasında 15 bin lirayı ödeyip kalan 15 bin lirasını ödeyemediği için hakkını kaybedenlere ödedikleri miktarın iade edilmediğini hatırlattı. Doğan, “Ancak daha sonra 2014’te yine bedelli askerlik yasası çıkarılması üzerine düzenleme yapıldı ve 15 bin liranın üzerine 3 bin lira ödeyenler sonraki bedelliden yararlandılar. Biz ise 30 bin lira ödeyerek 2011’deki bedelliden yararlanmıştık. 18 bin liralık bedelliden yararlanamayacağımızı belirtiyor başsavcılık. Bir nevi cezalandırılıyoruz.” açıklamasında bulundu. Başsavcılığın görüşüne karşı kendi beyanlarını hazırlayacaklarını ifade eden Doğan, AYİM’den olumsuz karar çıkması durumunda Anayasa Mahkemesi’ne başvuracağını kaydetti.

Tahsin Şahinkaya vefat etti


Tahsin Şahinkaya yaşamını yitirdi

12 Eylül döneminin Hava Kuvvetleri Komutanı Tahsin Şahinkaya İstanbul'da yaşamını yitirdi.

Eski Genelkurmay Başkanı Kenan Evren de 9 Mayıs'ta Ankara'da tedavi gördüğü GATA'da hayatını kaybetmişti.

12 Eylül askeri darbesinin mimarı Kenan Evren, 9 Mayıs'ta uzun süredir tedavi gördüğü GATA'da hayatını kaybetmişti. Dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Nejat Tümer böbrek kanseri sonucu 29 Mayıs 2011'de hayatını kaybederken, Kara Kuvvetleri Komutanı Nurettin Ersin 2005 yılında vefat etti. 12 Eylül'ün Jandarma Genel Komutanı Sedat Celasun ise 1998 yılında ölmüştü.

‘2. Güneş harekatı an meselesi’

‘2. Güneş harekatı an meselesi’

Bölgede yıllarca görev yapmış eski bordo bereli Metin Gürcan, Türkiye’nin Suriye’ye operasyon olasılığını VATAN’a değerlendirdi.

PYD’nin ABD işbirliği ve hava gücü desteğiyle Tel Abyad’ı IŞİD’in elinden alması bölgede stratejik dengeleri değiştirdi. Yaygın kanı, Türkiye’nin PYD’nin Kobani ve Tel Abyad’tan sonra 3’üncü kanton olan Afrin’e ulaşarak Kuzey Suriye’de bir ‘Kürt Koridorunu’ engellemek için Cerablus ve güneyinde bir güvenlik bölgesi açacağı yönünde. Türkiye’nin olası Suriye operasyonu ve gelişmeleri, bölgede yıllarca ‘Bordo Bereli’ olarak görev yapmış, sonrasında ise akademik çalışmalara ağırlık vermek için ordudan ayrılarak Bilkent Üniversitesinde ‘Güvenlik Çalışmaları’ alanında dersler veren Metin Gürcan ile konuştuk. 
 
 
‘Komutanlar bölgede’
 
“Hükümetin harekat için siyasi direktif verdiğini, Genelkurmay’ın bu direktifle 2’nci Ordu Komutanlığı ile Özel Kuvvetler Komutanlığına harekat emri yayınladığını söyleyebiliriz. Bölgeye yapılan üst düzey komutan ziyaretlerinden harekata katılacak Gaziantep’teki 5. Zırhlı Tugay, Urfa’daki 20’nci Zırhlı Tugay, Tunceli’den 4’ncü Komando Tugayı ve Özel Kuvvetler Komutanlığı gibi ana ast birliklerin operasyonel planlamaları bitirdiğini anlıyoruz. Komutanlar planları denetlemek ve son koordinasyon için bölgedeler. Bence Ağustos’ta ikinci bir ‘Güneş Harekatı’ an meselesi.”
 
‘Adı bile konuldu’
 
“Türkiye’nin Kuzey Suriye’ye yönelik nur topu gibi bir operasyon planı var. Adı bile konuldu. Yani Özel Kuvvetler’in hangi taburu nerede ve hangi yerel unsurlarla çalışacak, MİT nasıl destek verecek, 5’inci Zırhlı Tugay’ın 1. Taburu nereye konuşlanacak bunların hepsinin planlaması tamamlandı. Bu saatten sonra asker ‘çık’ denildiğinde Suriye’ye girebilir. Operasyonu 2. Ordu ile doğrudan Genelkurmay 2. Başkanlığına bağlı Özel Kuvvetler birlikte yapacak. Hava Kuvvetleri de destek verecek. Suriye sınırında Kuzey Irak’a yönelik çalışan Silopi’deki gibi Özel Kuvvetler İleri Harekat Üssü (OKHÜ) benzeri bir yapı kuruldu.” 
 
‘Hibrit görev gücü’
 
“Suriye’nin kuzeyi gibi ‘hibrit’, yani melez bir çatışma ortamına yönelik TSK’da ‘hibrit bir görev gücü’ oluşturma gayreti var. Su gibi ‘akışkan’ ortamda harekat alanının önceden şekillendirilmesi, keşif, Türkiye’ye yakın yerel unsurlarla irtibat ve koordine için Özel Kuvvetler ile MİT, hızlı hareket ve çatışma için hafif komando birlikleri, zırhlı araçlarıyla bölgeye girecek mekanize piyade birlikleri ile psikolojik etki ve ateş gücü için tank birlikleri ve hava desteği tek bir komuta altında olacak. Türkiye, harekatı ‘sınırlı hedefli bir güç gösterisi’ şeklinde planlıyor. Yani TSK 3-4 günlük taarruz harekatı gibi bölgeye hızlıca girecek ve çok durmadan çıkacak.” 
 
‘Asker daha net tezkere istiyor’
 
“TSK’nın operatif planlamayı bitirmesine rağmen ayak dirediği iki konu var. Harekatın iç siyasete malzeme edilmesini istemiyorlar. Müdahale için yeni hükümeti bekliyorlar. Diğer neden ise teknik gerekçeler. Üç paragraflık muğlak ve genel ifadelerin olduğu tezkere yerine daha net bir tezkere isteniyor. Böyle kritik bir operasyonda girişten önce ‘çıkış stratejisi’ planlanır. ABD’nin Irak ve Afganistan’da çuvallamasının sebebi çıkış stratejisinin olmamasıydı. Asker en basitinden kumanya planlaması bile yapmak için Suriye’de ne kadar kalacağını öğrenmek istiyor.”
 
10 bin askerle girmiştik
 
Türk Ordusu’nun 21-29 Şubat 2008 tarihleri arasında 10 bin Mehmetçik’le Kuzey Irak topraklarına yaptığı Güneş Harekatı beklenmeyen bir zamanda gerçekleştiği için küresel ölçekte çok dikkat çekti. Genelkurmay Başkanlığı, Kuzey Irak’ta çeşitli hedeflerin etkisiz hale getirildiği operasyonda yaşanan çatışmalarda 240 PKK’lı öldürüldüğünü, 24 asker ve 3 köy korucusu şehit olduğunu duyurdu.
 
‘Kuşatılmışlık hissi bu noktaya getirdi’
 
“TSK bir ay önce üzerindeki ağır baskıya rağmen operasyondan yana değilken şimdi daha sıcak bakıyor. Bunun 3 nedeni var. İç siyasette HDP’nin seçim başarısının ardından PKK çizgisinde ilerlemesinin yarattığı rahatsızlık, PYD’nin Cerabulus üzerinden 3. kanton Afrin’e ilerleme isteğinin yarattığı endişe, Tel Abyad’ın alınmasıyla birlikte İran, Irak ve Suriye sınırlarının büyük bölümünü kontrol eder hale gelen PKK tarafından ‘kuşatılmışlık hissi’ ile ABD ve Türkiye arasında Suriye konusunda giderek farklılaşan amaçlar ve artan gerilim askeri bu noktaya getirdi.” 

MİT TIR'ları savcısı: MİT, Reyhanlı'dan 16 saat önce ihbarda bulundu, saldırıyı biliyorlardı!

Takipsizlik kararı verilen MİT TIR’ları soruşturmasının savcısından çarpıcı iddialar…

Tutuklanarak cezaevine konan MİT TIR’ları savcısı Özcan Şişman, “Reyhanlı saldırısından üç gün önce, 8 Mayıs Çarşamba günü MİT’ten bir yetkili geldi. Tedirgin ve panik bir halde operasyon yapılmasında ısrar etti. Somut bir gelişme olmadığını söyleyince işimize karışmamaları uyarısında bulundum. Bize hiçbir soruşturmada katkısı olmayan, birçok terör olayında perde gerisinde ya da içinde gördüğümüz MİT’in, bu saldırıyı ihbar etmesine şaşırmıştım” dedi.

Savcı Şişman, “Reyhanlı saldırısından 16 saat kadar önce, 10 Mayıs günü mesai bitiminde MİT’ten bir görevlinin getirdiği kapalı zarfı emniyet binasının girişindeki polise bırakmış. Zarfta bombalı saldırı yapılacağına ilişkin bilgi içeren yazı olduğu kapıda görevli polis memurunun MİT’ten geldiği için önemli olduğunu düşünüp beklemeyerek zarfı TEM şube müdürüne götürmesi üzerine ortaya çıktı. Herhangi bir uyarı yapılmadan alelade bir evrak gibi teslim edilen MİT’in yazısında saldırıda kullanılacak araçların plaka ve diğer bilgileri ile şüphelilerin isimlerinin de bulunduğu çok kıymetli bilgiler olduğu tespit edildi” diye konuştu.

Hatay Kırıkhan ve Adana’da 1 ve 19 Ocak 2014’te yapılan iki ayrı operasyonda MİT’e ait TIR’larla Suriye’ye silah sevkiyatı yapıldığı ortaya çıkmıştı. Silah sevkiyatları dosyası takipsizlik kararı verilerek kapatılırken, soruşturmalarda görev alan savcı ve askerler hakkında soruşturma açılmıştı. Dönemin Adana Cumhuriyet Başsavcısı Süleyman Bağrıyanık, Başsavcı Vekili Ahmet Karaca ile TIR soruşturmalarını yürüten savcılar Aziz Takçı ve Özcan Şişman tutuklandı. Adana Kürkçüler Cezaevi’nde tutuklu bulunan Savcı Özcan Şişman’ın, avukatı Alp Değer Tanrıverdi aracılığıyla Cumhuriyet’ten Ahmet Şık’ın sorularını yanıtladığı mektubunda dile getirdiği iddialar şöyle:

2012 yılının Kasım ayında MİT yetkilileri yanıma gelerek, aralarında Murat Özdeş isimli bir kişinin de bulunduğu bir grubun bombalı saldırı hazırlığında olduğunu ihbar etti. Suriye istihbaratı adına faaliyet yürüten grubun Suriye’den getirecekleri patlayıcıları Hatay Yayladağı’ndaki Suriyeli muhalif askerlerin bulunduğu çadır kampta patlatacaklarını söylediler. Patlayıcının çöp kamyonuna yerleştirileceğini söyleyen MİT’çiler, grubun içinde bir muhbirlerinin bulunduğunu söylediler. Bunu ihbar kabul edip soruşturmaya geçtik.

Fiiliyatta bir şey yok

Teknik takip sırasında sadece bir kez ortam dinlemesinde saldırıya ilişkin görüşmeler tespit edildi. Ancak fiiliyata geçildiğine dair tespit yapılamadı. MİT yetkilileri bir kaç kez operasyon yapsanız diye teklifte bulundular. Yeterli delil olmadığını, engellemeye yönelik MİT’in de yetkileri bulunduğunu, gelen bilgileri polisle paylaşmalarını belirterek işimize karışmamalarını söyledim.

Soruşturma sürerken Reyhanlı saldırısından üç gün önce, 8 Mayıs Çarşamba günü MİT’ten bir yetkili geldi. Tedirgin ve panik bir halde operasyon yapılmasında ısrar etti. Somut bir gelişme olmadığını söyleyince işimize karışmamaları uyarısında bulundum. Bize hiçbir soruşturmada katkısı olmayan, birçok terör olayında perde gerisinde ya da içinde gördüğümüz MİT’in, bu saldırıyı ihbar etmesine şaşırmıştım. Reyhanlı’dan 3 gün önce bu dosyaya operasyon yapın diye yaptıkları ısrarın, beni ve polisi içi boş bir dosya ile operasyonla meşgul ederek saldırının polis tarafından engellenmesinin önüne geçilmek istendi.

Polis katliam hazırlığını öğrendi

MİT yetkilisiyle görüşme yaptıktan bir saat kadar sonra Hatay Terörle Mücadele Şubesi Müdür Yardımcısı telefonla aradı. Benim de katkılarını bildiğim bir haber elemanının, Suriye istihbaratı ile irtibatlı kişilerin iki beyaz minibüs ile saldırı hazırlığında olduğunu söylediğini aktardı. Minibüsler ve patlayıcıların Hatay’a getirildiğini, saldırıların Konya ve Ankara’da yapılacağını söyledi. Derhal soruşturma için hazırlık yapmalarını, diğer güvenlik birimlerinden yardım istemelerini söyledim. 9 Mayıs günü failleri teknik takiple izlemeye başladık. Ancak teknik takip sırasında saldırıya ilişkin bir tespit yapılamadı.

İhbar mektubu nöbetçiye verildi

MİT’in Reyhanlı saldırısı öncesinde, bizleri oyalamak için içi boş ihbarda bulundukları olay dışında benimle ve emniyet birimleriyle görüştüğü kesinlikle yalandır. Reyhanlı saldırısından 16 saat kadar önce, 10 Mayıs günü mesai bitiminde MİT’ten bir görevlinin getirdiği kapalı zarfı emniyet binasının girişindeki polise bırakmış. Zarfta bombalı saldırı yapılacağına ilişkin bilgi içeren yazı olduğu kapıda görevli polis memurunun MİT’ten geldiği için önemli olduğunu düşünüp beklemeyerek zarfı TEM şube müdürüne götürmesi üzerine ortaya çıktı. Herhangi bir uyarı yapılmadan alelade bir evrak gibi teslim edilen MİT’in yazısında saldırıda kullanılacak araçların plaka ve diğer bilgileri ile şüphelilerin isimlerinin de bulunduğu çok kıymetli bilgiler olduğu tespit edildi. MİT, Reyhanlı katliamında kendilerini sorumluluktan kurtulmak için kerhen zarfı göndermek zorunda kaldı.

MİT'e bilgi vermesek engellerdik

Zaten 8 Mayıs günü bir polis muhbirinden de benzer bilgileri edinmiş ve MİT’ ile paylaşıldığını söylemiştim. Ancak terör olaylarındaki tutumunu bildiğimiz halde bu kez yardımları olur düşüncesiyle saldırı ihbarını saldırıdan 2 gün önce bilgileri MİT’le paylaşmamız çok büyük hataydı. MİT’le paylaşım yapılmasaydı saldırı hedefi, ihbarda belirtildiği gibi Konya ve Ankara olduğundan bombalı araçlar bu illere ulaşana kadar engellenirdi. Hedef güzergâhın uzunluğu ve engellenme ihtimalini bertaraf etmek için hedefin Reyhanlı olarak güncellendiğini, buna MİT’le paylaşmamızdan sonra karar verildiğini düşünüyorum.

Araçları saldırıdan önce durdurabilseydik, TIR aramalarında olduğu gibi “Biz devlet sırrı taşıyoruz, araçları arayamazsınız” deyip Türkiye’yi ayağa kaldıracaklardı. Katliamdan bir ay kadar sonra Hatay TEM Şube Müdürlüğü, MİT’in saldırı hazırlığını bildiği 2012 yılı Aralık ayından itibaren failleri takip edip telefon konuşmalarını kaydettiklerini içeren bir bilgi notu gönderildi. MİT’in teknik izlemesine takılan telefon görüşmelerinde şüphelilerin eylem hazırlığı içinde olduğu açıkça belli oluyordu.

Muhbire tehdit

Soruşturma kapsamında, MİT elemanı olan Suriye uyruklu birisini tanık olarak dinlemiştik. İfadesinde olaydan 2 ay önce saldırı planını ihbar ettiğini belirtti. Muhbir, 2013 Eylül’ünde Ankara’da Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı’na götürülüp sorgulandığını anlattı. İstenen ifadeyi imzalamayacağını söylemesi üzerine özel hayatıyla ilgili dosyalar önüne konularak tehdit edildiğini söyledi. Dosyalardan Reyhanlı saldırısından itibaren 4 ay süreyle bütün faaliyetlerinin MİT tarafından izlendiğini anlayan muhbir en özel görüşmelerinin bile fişlendiğini anlattı. Muhbir ertesi günde benzer sorgunun yine MİT huzurunda Başbakanlık Teftiş Kurulu’ndan bir başmüfettiş tarafından yapıldığını söyledi.

Örtbas çabası

Saldırıdan bir gün sonra MİT yetkilileri beni ve polisi suçlayan bir dosya hazırlayıp dönemin Başbakanı Erdoğan’a sunum yapmış. Bunun üzerine Ankara’ya gittim. Dönemin Adalet Bakanlığı Müsteşarı Birol Erdem, HSYK Başkan Vekili Ahmet Hamsici, 1. Daire Başkanı İbrahim Okur’un bulunduğu bir toplantıda Reyhanlı’da MİT’in sorumluluğu ve ihmalini ayrıntılı olarak anlattım. Müsteşar Birol Erdem ayağa fırlayarak “Ne ihmali savcı bey, apaçık ihanet bu” dedi.

Erdem yalanladı

Birol Erdem ise konuyla ilgili iddiaları yalanladı. Özcan Şişman’ın o dönemde HSYK’ye gelerek açıklamalar yaptığını belirten Erdem, “Herhangi bir toplantı olmadı. Konuşmalara tesadüfen tanık oldum ama bana atfedilen şeyleri söylemedim” dedi.

Predatörlerin silahlandırılmasına hükümetten onay

Türk-Amerikan heyeti görüşmelerinde, Türkiye İncirlik'te bulunan 6 predatörden (insansız hava aracı) 2'sinin silahlandırılmasına izin verdi. Bu da İncirlik üssünü vermedik ama silahlanmaya izin verdik olarak yorumlandı. 

Ankara, son yılların en uzun Türk-Amerikan görüşmesine ev sahipliği yaptı. Obama'nın IŞİD'le mücadele özel temsilcisi ile Dışişleri Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu'nun başkanlığında yapılan görüşmeler ikinci gününde iki saatte sona erdi. Türk yetkililer "olumlu noktaya gelindi, Türkiye'nin eli rahatladı, ama görüşmeler sürecek" dedi. Bir başka önemli gelişme daha yaşandı, ABD'nin silahlandırılmasını talep ettiği iki predatör için Türkiye onay verdi.

Türkiye-Suriye sınır hattında kritik gelişmelerin yaşanmasının hemen ardından dün Ankara son yılların en uzun Türk-Amerikan görüşmelerinden birine ev sahipliği yaptı. Görüşmede ABD, İncirlik Üssü’nün kullanımı gündeme getirirken, Türk tarafı PYD şartı koştu.

ABD Başkanı Barack Obama’nın “IŞİD’e karşı verilen mücadeleyi derinleştireceğiz” açıklamasının ve Türkiye-Suriye sınır hattında kritik gelişmelerin yaşanmasının hemen ardından dün Ankara son yılların en uzun Türk-Amerikan görüşmelerinden birisine ev sahipliği yaptı. Obama’nın IŞİD’le Mücadele Özel Temsilcisi Emekli Orgeneral John Allen başkanlığındaki ABD heyeti ile Dışişleri Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu başkanlığındaki Türk heyeti, IŞİD’le mücadele ve olası Musul operasyonu için İncirlik Üssü’nün kullanılmasını içeren yaklaşık 8 saatlik bir görüşme gerçekleştirdi. Dışişleri Bakanlığı’nda başlayan görüşme, akşam çalışma yemeğinde de devam etti. Kalabalık ABD heyetinde ABD Savunma Bakanlığı Müsteşarı Christine Wormuth’un da yer alması dikkat çekti. ABD heyeti Genelkurmay Başkanlığı’na gitmedi ancak Dışişleri’ndeki görüşmelerde askerin de temsil edildiği ileri sürüldü.

ALLEN’DAN ÖNCE DAVUTOĞLU
Dün öğlen saat 14.00’de başlayan görüşme öncesi Müsteşar Feridun Sinirlioğlu, Başbakan Ahmet Davutoğlu ile bir araya geldi. 1.5 saati bulan bu görüşmede Sinirlioğlu, Suriye sınırındaki gelişmeler, IŞİD’le mücadele ve olası Musul operasyonuyla ilgili hükümetin aktüel tutumuyla ilgili bilgi aldı. Kulislerde Sinirlioğlu’nun masaya, “Ankara, Suriye’de IŞİD’le mücadelede uluslararası koalisyona açık destek vermeye hazır” mesajıyla oturduğu ileri sürüldü.

İNCİRLİK GÖRÜŞMESİ
Sızan bilgilere göre, Türk ve ABD heyetleri arasındaki görüşmede ele alınan en önemli konulardan biri, İncirlik Üssü oldu. Washington yönetimi, Suriye ve Irak’ta IŞİD’le mücadelede İncirlik Üssü’nün kullanılmasının önemini gündeme getirirken, Türk tarafı bunun için öncelikli şartları sıraladı. Bu şartlardan biri, hem silahlı insansız hava araçları (İHA), hem de savaş uçakları İncirlik’i kullanmaya başladıklarında yapılacak operasyonla ilgili önceden Türkiye’yi koordinat paylaşımı ile bilgilendirmek oldu. Bununla, İncirlik çıkışlı olası hava operasyonlarında sivil halkın bulunduğu yerlere taarruz yapılmaması, böylece Türkiye’ye yoğun göçün önlenmesi hedefleniyor. Bir diğer şart ise PKK’nın Suriye kolu PYD’nin sınırda “Kürt kuşağı” kurmasını önlenmek için Fırat’ın batısına yani Cerablus-Azez hattına giriş yapmasının önlenmesi. Ankara, bölgenin Özgür Suriye Ordusu ve İslami Cephe gibi grupların elinde kalmasını, IŞİD veya PYD’nin eline geçmemesini istiyor. Sıkı pazarlığın sürdüğü İncirlik’te halen üç adet silahsız İHA konuşlu durumda. ABD bu İHA’ları Türkiye’yi önceden bilgilendirerek bölgedeki hareketliliği tespit edebilmek için keşif amaçlı kullanabiliyor. Haziran ayında Washington yönetimi, bu İHA’ların ikisini silahlandırma talebini Ankara’ya iletmişti.

GÜVENLİ BÖLGE SİNYALİ YOK
Türkiye’nin ısrarla üzerinde durduğu Suriye sınırında güvenli ve uçuşa yasak bölge yaratılması ile PYD’nin Suriye’nin kuzeyinde demografik yapayı değiştirme ısrarından vazgeçmesi görüşmenin diğer başlıkları oldu. ABD tarafının güvenli ve uçuşa yasak bölge konusunda Türkiye’yi dinlediği, ancak bu doğrultuda bir adım atma sinyali vermediği bildirildi. Görüşmede, Suriyeli muhalifler için yapılan “eğit-donat programı” da ele alındı. Obama, önceki gün Pentagon’da yaptığı açıklamada “Suriye’deki ılımlı muhalefeti eğitip donatmak için daha fazla çalışacağız” demişti. ABD heyetinin bugün Türkiye’den ayrılması bekleniyor.