11 Temmuz 2014 Cuma

Org. Özel bazen bırakıp gitmek istiyor



Genelkurmay Başkanı Necdet Özel'in 30 Ağustos'ta istifa edeceği iddiasını gündeme taşıyan Murat Çelik, yeni kulisleri yazdı

 
Genelkurmay Başkanı Necdet Özel'in, 30 Ağustos itibariyle emekliliğini isteyeceği iddiasını gündeme ilk getiren isim olan Vatan yazarı Murat Çelik, bugüne kadar resmen yalanlanmayan o iddianın perde arkasına ve aldığı tepkileri yazdı.

Necdet Özel'in istifasını isteyebileceği iddiasının kendisine ait olmadığını, sadece kulislerde konuşulan şeyi ilk kez kendisinin yazdığını belirten Çelik, Genelkurmay Başkanı'nın kritik gündem maddelerinden boğulduğu zamanlarda "Ben de insanım. Sabrediyorum, susuyorum ama insan bazen isyan ediyor. Bazen, bırakıp gitmeyi bile düşünüyorum" dediğini öne sürdü.

TSK KULİSLERİNDEN YENİ YANSIMALAR

İşte Murat Çelik'in bugünkü yazısından ilginç bölümler şöyle:
"Yazım üzerine askeri kaynaklardan gelen değerlendirmeler, 'Özel’in istifası gibi bir durumun söz konusu olmadığı' şeklinde yansıdı medyaya. ‘Orgeneral Özel’in emekliliğini isteyebileceği’ iddiası bana ait değildi, benim yaptığım sadece kulislerde var olan bu söylentinin artık dikkate değer bir boyuta ulaştığını haber vermekti ama doğal olarak TSK kulislerinden bana da birçok geri dönüş yansıdı."

SÖYLENTİ VAR AMA İSTİFA EMARESİ YOK

"Konuştuğum askeri kaynaklar, “Yazdığınız doğru” dediler. “Yani evet, böyle bir söylenti var ve son dönemde daha da yaygınlaştı. Bu bizim de kulağımıza geliyor.”
Aynı kaynaklar, bu doğrulamanın hemen ardından eklediler: “Ancak son dönemde yaygınlaşsa da bu söylenti gerçeği yansıtmıyor. Yani Genelkurmay Başkanı’nın istifa edeceğine dair bir emare yok.”
Yani 'Özel’in istifa edeceği yönündeki iddialar yalanlandı' denilen bu.

BAZEN BIRAKIP GİTMEYİ DÜŞÜNÜYORUM

"Pekiyi gerçeği yansıtmadığı söylenen, kulislerde yoğun olarak seslendirilen bu söylenti nereden çıkıyor?" diye soran Murat Çelik şöyle devam etti:

"- Genelkurmay Başkanı’nın, başta Balyoz Davası gündeminin yarattığı yoğun baskı ortamı olmak üzere, kritik gündem maddeleri sebebiyle canının çok sıkkın olduğu bazı zamanlarda, “Bu ortamda görev yapmak çok zor. Bu kadar çaba sarf ederken, böyle eleştirilere hedef olmak büyük haksızlık. Ben de insanım. Sabrediyorum, susuyorum ama insan bazen isyan ediyor. Bazen, bırakıp gitmeyi bile düşünüyorum” gibi ifadeler kullandığı biliniyor. Dolayısıyla, ‘istifa edebilir’ şeklindeki söylentiler, geçmişteki bu sözlerinin kulaktan kulağa yayılması üzerine çıkmış olabilir. Aslında sizin yazınız, bir taraftan da, Necdet Paşa’nın içinde bulunduğu durum ve ruh hâlinin bazıları tarafından anlaşılmasına da vesile oldu."

GEÇEN YIL "BENİ DE BULAMAZSINIZ" DEMİŞTİ

"Konuştuğum bir başka kaynak da, Orgeneral Özel’in geçen yıl 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı resepsiyonundaki sözlerini hatırlattı.

O günlerde Özel’e yönelik istifa çağrıları gündemdeydi ve Genelkurmay Başkanı, Çankaya Köşkü’nde biz habercilerin soruları üzerine şunları söylemişti:
“(...) Beni hedef tahtasına oturtursanız ben de insanım, bir süre sonra beni de bulamazsınız. İstifa kişisel bir iştir. Ahmet, Mehmet istedi diye istifa etmem. Ben zor bir dönemde elimi taşın altına koyarak TSK’nın başına geldim. Arkadaşlarımın ve milletimin güvenine bakarım. Onu kaybedersem ancak öyle istifa ederim.”

NE OLACAĞI BUGÜNDEN BELLİ OLMAZ!..

Askeri kaynakların değerlendirmeleri böyle... Ancak şunu da hemen belirtmeliyim ki, kulislerdeki istifa söylentisini ciddiye alanlar, hâlâ aynı noktada duruyorlar. “Ne olacağı bugünden belli olmaz” demeye devam ediyorlar.

8 Temmuz 2014 Salı

Necdet Özel istifaya mı hazırlanıyor


Vatan gazetesi yazarı Murat Çelik, Ankara kulislerinde, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel'in 30 Ağustos itibariyle emekliliğini isteyip görevinden ayrılabileceğinin konuşulduğunu yazdı.

Murat Çelik'e göre, "Genelkurmay Başkanı istifa ederse şaşırmam" diyenler, bu ihtimalin ciddiyetini ise 3 gerekçeye dayandırıyor.

Murat Çelik o gerekçeleri şöyle açıkladı:

"1.)  Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel iki haftadır raporlu. Özel, zona tedavisi görüyor. Zona genellikle aşırı gerginlik ve yorgunluk kaynaklı bir hastalık.
Özel Paşa, göreve geldiğinden bu yana çok stresli gündemler ile adeta boğuştu ve büyük bir baskı altına görev yaptı. Karakter yapısı gereği, gerginliğini, üzüntülerini hep kendi içinde yaşadı ve nihayet bu süreç sağlığını olumsuz etkiledi.
2.)  Bu yılki ‘Kum Şurası’, Mayıs sonundaki Efes 2014 tatbikatının ardından yapıldı. Silahlı Kuvvetler’in komuta kademesi, Ağustos başındaki Yüksek Askeri Şura’da (YAŞ) karara bağlanacak terfileri büyük oranda şekillendirdi.
Ancak kısa bir süre önce (her ne kadar hem Genelkurmay hem Başbakanlık tarafından yalanlansa da) bir gazetede, “40 paralel paşa” şeklinde bir haberin yayınlanması, Şura üyelerinde yeni bir sıkıntıya yol açtı ve bu sıkıntı sürüyor.
3.) Orgeneral Özel’in üç hafta önce (20 Haziran 2014) Yeniçağ Gazetesi’nden Ahmet Takan’a yaptığı açıklamayı tekrar okumakta fayda var:
“Bazı yöneticiler acılarını ve sevinçlerini gizlemeye çalışırlar. Yaptıklarının sağduyulu ve iyi niyetli kişiler tarafından anlaşılmasını beklerler. Kendileri ön plana çıkmayı hiç sevmezler, görüntü ve ses vermeden sonuç almaya çalışırlar. 
Göreve başladığım zaman  Balyoz adı verilen davayı elimde, önümde buldum. Okudum, öğrendim, ihtisas sahiplerine danıştım. Ancak yargı süreci başlamıştı.
Anayasal düzene, demokratik kurallara uymayı kendime rehber edindiğim için konuyu ilgili ve yetkili kişilerle  paylaşmayı tercih ettim. Bazı kişi ve çevreler tarafından haksız bir şekilde ve acımasızca eleştirildim. Bu durum, TSK ile ilgili hemen hemen her konuda halen devam etmektedir.  ‘Gün ola harman ola’ güzel bir atasözümüz. Sabırla ve inançla hukukun üstünlüğüne inanarak  bekledim/bekledik. Tabii ki Yüksek Mahkemenin kararını sevinçle karşılıyorum.  Çünkü suçlanan kişiler benim meslektaşım, komutanım, arkadaşım.
Onların özgürlüklerine kavuşmasını görmek benim en büyük görevim olduğunu düşünüyorum. Yargılama  sürecinin devam etmekte olduğunu biliyorum. Ümit ederim sonuçta çok güzel olur.” 
Bu açıklama, Özel’in gündeme ve hayata bakışı ile içinde bulunduğu ruh hâline dair işaretler taşıyor. Orgeneral Özel’in bu sözlerinde aynı zamanda, görevi bırakmak gibi bir tercihte bulunabileceğinin sinyalleri de var."
Davalarda gelinen noktaya bakıldığında, Necdet Özel'in “Ben görevimi yerine getirdim. Misyonumu tamamladım. Bu süreçte yaşadıklarım ve yaptıklarım ileride daha iyi anlaşılacaktır” türünden bir açıklama ile veda edebileceğini belirten Murat Çelik yazısını şöyle bitirdi:
"Orgeneral Özel bu 30 Ağustos itibariyle Genelkurmay Başkanlığı görevini bırakıp emekliliğini isterse (yani istifa ederse) şaşırmayacağını söyleyenler, bu düşüncelerini, yukarıda anlattığım işte bu tabloya dayandırıyorlar."

6. Ana Jet Üssü'nde 'hoş geldin' dayağı!

6. Ana Jet Üssü'nde 'hoş geldin' dayağı!
Baba Abdullah Özdemir oğlunun yaşadıklarını anlattı.
Bandırma'daki 6. Ana Jet Üssü'nde yeni gelen erlere üst devre askerler tarafından "Hoşgeldin dayağı" atıldığı iddia edildi.
Geçen 30 Haziran’da, iddiaya göre, 42 asker sıraya dizilerek tokatlandı. Bu dayağa itiraz eden, Er Revaha Özdemir tuvalete götürülerek, dört-beş çavuş tarafında dövüldü. Burnu kırılan Özdemir, üç saat tuvalete kapatıldı ve üç gün sonra hastaneye götürüldü. Bu dayaktan üç ay önce de Er Onur Gevran, aynı şiddete maruz kaldı. Sağlığını kaybeden Gevran, iki ay hava iznine gönderildi. Er Revaha Özdemir’in babası Abdullah Özdemir, “Peygamber Ocağı’nı Nazi kampına çevirmek isteyenler ordudan atılmalı ve gerekli ceza verilmeli” diyor. 


Revaha Özdemir


Baba Abdullah Özdemir’in verdiği bilgilere göre; Balıkesir’in Erdek ilçesinde askerlik görevini yapan oğlu Revaha, 30 Haziran günü 42 arkadaşı ile birlikte Bandırma’daki 6. Ana Jet Üssü’ne gönderildi. İddiaya göre askerler nizamiyeden içeriye adımını atar atmaz, çavuş ve onbaşı rütbesindeki bir grup üst devre asker tarafından “hoş geldin dayağına” tâbi tutuldu. “Burası sürgün yeri. Tokat yemeyen kimse yok. Burada efendi olacaksınız!” diye bağıran üst devreler, gelenleri sıraya dizerek, tokatladı. Bu dayağa itiraz eden Revaha Özdemir ile üç arkadaşı ise “özel muameleye” maruz kaldı. Revaha Özdemir, dört-beş asker tarafından tuvalete götürülerek, evire çevire dövüldü. Burnu kırılan Özdemir, “Buradan çıkmayacaksın” denilerek, yaklaşık üç saat tuvalette tutuldu. Dayaktan sonra Özdemir’e, “Burada kural budur. Aynısını biz de yaşadık. Dava açmayacaksın” denildi. Fakat Özdemir, dava açmaktan caymadı. Özdemir, burnundaki kanama sürdüğü için, dayaktan üç gün sonra hastaneye götürüldü. Bu arada, iddialara göre, itiraz eden üç asker de aynı şiddetten geçirildiği halde, baskılar üzerine şikayetini geri çekti.

'PEYGAMBER OCAĞI MI NAZİ KAMPI MI?'

Oğlunun dövüldüğünü haber alan baba Abdullah Özdemir, önceki gün Bandırma’ya giderek, Revaha ile görüştü. Radikal’e konuşan baba Özdemir, “Çavuşlar benim çocuğumu almış, tuvalete götürmüş, çenesine, kulağına, burnuna vurmuşlar. Gördüğümde gözünün altında morluk vardı. İlk gün daha kötüymüş. Burnunda sürekli kanama olunca sevk etmişler. Çocuğumun dövülmesiyle ilgili soruşturma başlatıldı. Peygamber Ocağı’nı Nazi kampına çevirmek isteyenler ordudan atılmalı ve gerekli ceza verilmeli. Askeri dövecekler, anasını ağlatacaklar; ondan sonra siz vatanı koruyacaksınız. Nasıl savunacakları bu vatanı?” diyor.

ER GEVRAN DA DAYAKTAN GEÇİRİLDİ
6. Ana jet Üssü’nde şiddetin istisna değil, sistematik olduğu yönünde bir başka vaka, Revaha Özdemir gibi Erdek’ten Bandırma’ya gönderilen Er Onur Gevran’ın aynı şekilde dövülmesi iddiası oldu.


Onur Gevran

Annesi Ayla Gevran’ın Radikal’e verdiği bilgiye göre; acemiliğini Kütahya’da yapan er Onur Gevran, burada “saygısızlık yaptığı” gerekçesiyle kafası dolaba sokularak, ayaklarına botlarla vuruldu. Krize giren er Gevran konuşma yetisini kaybetti. Kekeleyerek konuşabilen Onur Gevran, tam düzelmeye başlamıştı ki, Bandırma'ya gönderildi. Anne Gevran, oğlunun Bandırma’ya girişte dövüldüğünü söyleyerek, şunları anlattı:
“Onur ve arkadaşlarını kapı ağzında çavuşlar karşılamış. ‘Akıllı olacaksınız’ diyerek dövmüşler. Bir tanesini tuvalete sokup ‘Temizleyeceksin’ denmiş. Onur, o an kriz geçirmiş. ‘Boğuluyorum’ diye elini uzatınca vuracak sanıp dövmeye başlamışlar. Oradakiler bilmediği için arkadaşları elinden almışlar. Ben dövenlerde değilim. Ben çocuğumu o hasta haliyle gönderenlerden şikayetçiyim.”
Anne Gevran, oğlunun iki aylığına hava değişimi için eve gönderildiğini, izin bittiği için birkaç gün önce TSK’ya teslim ettiklerini ve endişeli olduklarını kaydediyor. Suç duyurusunda bulunduklarını belirten Gevran, sorumluların cezalandırılmasını istiyor.

7 Temmuz 2014 Pazartesi

Türkiye ve ABD'den "on yıllardır görülmeyen" ortak deniz tatbikatı



Türkiye Cumhuriyeti Deniz Kuvvetleri Komutanlığı ve ABD’nin Avrupa’da bulunan Özel Hareket Komutanlığı arasında tatbikat yapmak üzere anlaşmaya varıldı. Türk Sualtı Taarruz (SAT) ve ABD Özel Hareket Birlikleri arasında gerçekleştirilecek tatbikata çeşitli donanma birimleri katılacak.


Onaylanmasının ardından 6 Temmuz'da Resmi Gazete’de yayımlanan anlaşmaya göre imzalar 16 Nisan 2014’te Deniz Yarbay Ercüment Mertbir ve ABD tarafından Tim Small tarafından imzalandı.

İstanbul merkezli danışmanlık şirketi S Bilişim konuyla ilgili raporunda, anlaşmayı “Türkiye, ABD Deniz Kuvvetleri’yle kritik işbirliğini, on yıllardır rastlanmayan profilde kabul etmiştir,” sözleriyle yorumladı.

Türkiye donanması daha önce NATO bünyesinde ABD ile tatbikat yapsa da bu ölçekte ikili tatbikat yapılmıyordu.

S Bilişim ayrıca anlaşmanın Türkiye’nin dışarıda yaşanan olumsuz gelişmelere hazırlandığına da işaret ettiğini belirtti. “Mutabakat muhtırası; TDK’de siyasi tutum değişiminin, siyasi iktidarın askeri bürokrasiler arası teknik-steril işleyişe olur vermesinin somutlaşmasıdır. Türk siyasi sistemi, ağır olumsuzlaşan dış politik gelişmelere karşı ciddi tedbir üretmektedir.”

Türkiye’nin ABD ve ya NATO ile bir tatbikat yapabileceği 20 Haziran’da Hürriyet.com.tr’de yer almıştı.

ANKA'ya yeni sipariş geldi

Türk Havacılık ve Uzay Sanayii AŞ (TUSAŞ) Uçak Grup Başkanı Özcan Ertem, yerli insansız hava aracı ANKA'nın prototiplerinin belirli seviyeye geldiği görüldükten sonra Türk Hava Kuvvetleri'nin 10 uçaklık seri sipariş verdiğini belirterek, bunun üzerinde çalıştıklarını söyledi.

Ertem, dünyada çeşit sikletlerde insansız hava araçları bulunduğunu kaydederek, ANKA'nın 1,5 ton ve üzeri sınıfta pazar bulmaya çalıştığını anlattı.

Aynı pazarda İsrail'in Heron, ABD'nin Predator araçları bulunduğuna dikkati çeken Ertem, 2005'te başlayan çalışmalar sonucunda ANKA'nın 5 yıl sonra ilk uçuşunu yaptığını anımsattı.

Ertem, 2010'dan bu yana da yüksek miktarda uçuş biriktirdiklerini dile getirerek, şöyle devam etti:

"Bana göre ANKA'yla bulunduğu sektör itibarıyla bu 2 uçağa ciddi rakip olduğumuzu düşünüyorum. Onlardan birtakım yerlerde avantajlarımız da var. Mesela motor tipimiz daha farklı, jet uçakların kullandığı yakıtı kullanan motor seçtik. Dolayısıyla bunu kullanacak hava kuvveti, F-16'sına ne koyuyorsa ANKA'ya da aynı yakıtı koyup uçabilecek. Bilgisayar sistemleri ve yazılımlarının tümü bize ait. Tüm bu unsurlar istediğimiz ülkeye istediğimiz şekilde bunu verebilme fırsatını veriyor. Türk Silahlı Kuvvetlerinin uçağı alıp kullanmaya başlaması ve onun ihracat potansiyelinin bununla başlaması en önemli hedeflerimizdendir."

"YURT DIŞINDAN BAZI ÜLKELER ANKA İLE İLGİLENİYOR"

ANKA'nın TSK'nın ihtiyaçları doğrultusunda geliştirildiğini vurgulayan Ertem, belirli miktarda prototipinin yapılması üzerine odaklandıklarını aktardı.

Ertem, ilk prototiplerin istekleri karşılayıp karşılamadığının görülmesinin beklendiğini belirterek, "Bu prototiplerin belirli seviyeye geldiği görüldükten sonra 10 uçaklık seri siparişi, Türk Hava Kuvvetleri yeni verdi. Şimdi onun üzerine çalışıyoruz. Şu anda bile bu uçakla ilgilenen ülkeler var. Türk Hava Kuvvetlerinin alacak olması da onlar için güzel bir referans. Tahmin ediyorum Türk Hava Kuvvetleri 'ben aldım, uçuruyorum' diyene kadar onlar da izlemeye devam edecektir" şeklinde konuştu.

ANKA'yı uluslararası fuarlarda sergilediklerini ifade eden Ertem, stantlara rakiplerin, sistem sağlayıcılar ve basının oldukça fazla ilgi gösterdiğini söyledi.

Ertem, uçaktaki bilgisayar ve yazılımlarla ilgili şunları kaydetti:

"Milyonlarca satır bilgisayar kodundan bahsediyoruz. Bu kodların hepsi de Türkiye'de geliştirilmiştir. Aslında bu, işin en stratejik yönünü oluşturuyor. Dolayısıyla bunu 'kim tasarladı, kim düşündü ve ne şekilde tasarladı' diye bakmak lazım. Dünyada en liberal görünen ekonomilerde bile havacılık, uzay sanayi ve mutlaka devletlerin dikkat ettiği sanayiler oluyor. Çok şükür, devamlı büyüyoruz ve geleceğe dair ciddi hedeflerimiz var. Son dönemde bu projelere katılmak isteyen çok ciddi yerli sanayicimiz oluştu. Yardımcı sanayi ile bu işe giriyor olmak çok güzel. Bu entegratör rolümüzü diğer bütün ürünlere doğru taşımak istiyoruz."

Bedelli askerlikte para iadesine MSB 'den ret

Dövizli askerlik yaparken fazla para ödeyenlerin para iadesi talebi yasaya takıldı. 2013 yılında, 10 bin euroluk dövizli askerlik bedelinin 6 bin euroya düşürülmesinin ardından çok sayıda yükümlü parasının iadesini isterken Milli Savunma Bakanlığı ilgili yasada para iadesi yapılacağına dair herhangi bir hüküm bulunmadığı gerekçesiyle bu yöndeki talepleri geri çevirdi. Meclis'e başvuran Y.S isimli bir vatandaş, dövizle askerlik için 10 bin euro yatırdığını ancak 2013'te meblağın 6 bin euroya düşürüldüğünü belirterek, 4 bin euroluk farkın iade edilmesini istemişti.

Savunmanın devleri Ankara'da buluşuyor

OSTİM Savunma ve Havacılık Kümelenmesi (OSSA) tarafından bu yıl 2'ncisi düzenlenecek Savunma ve Havacılıkta Endüstriyel İşbirliği Günleri'nde (ICDDA) dünya devleri Ankara'da buluşacak. OSSA Yönetim Kurulu Başkanı Mithat Ertuğ, "14-16 Ekim tarihleri arasında düzenlenecek etkinliğe Boeing, Airbus, Rolls Royce, Locheed Martin, Sikorsky gibi firmaların yetkilileri katılacak" dedi. Etkinliğe ABD ve Avrupalı firmaların yanı sıra Asya ve Ortadoğu ülkelerinden de katılım olmasını beklediklerini dile getiren Ertuğ, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Ürdün firmalarının katılmasının beklendiğini sözlerine ekledi.

O üstteğmen kimin ayağına bastı?

Genelkurmay eski Başkanı Başbuğ, Askeri Casusluk davasından yargılanan Üsteğmen'in, Savarona yatına fuhuş baskını yapan subay olduğunu açıkladı. O Üsteğmen önemli isimlerin ayağına basmış.

Genelkurmay eski Başkanı İlker Bağbuğ'un ''Savarona yatına fuhuş baskını yaptığı için tutuklandı'' dediği Üsteğmenin, uluslararası yatırımları olan iş adamları ve yabancı devlet yetkililerini gözaltına aldığı ortaya çıktı.

Gazeteport'un edindiği bilgiye göre, İzmir'deki Askeri Casusluk davasında, Atatürk’ün yatı Savarona’daki fuhuş skandalını ortaya çıkaran ve yata baskın düzenleyen denizci komutan da yargılandı. Fuhuş skandalını ortaya çıkaran subay, İzmir'deki davada fuhuş ve askeri casuslukla suçlandı.

Sahil Güvenlik Komutanlığında görevli bot komutanı Üsteğmen, Eylül 2010’da Muğla'nın Göcek beldesinde bulunan Savorana yatına baskın düzenlemişti. Yabancı uyruklu genç kızları yata götürüp, 3-10 bin dolar karşılığı zengin iş adamlarına pazarladıkları öne sürülen 8 kişi gözaltına alınırken, olaya bazı iş adamları ile Kazakistan Başbakanı'nın danışmanı da karışmıştı. Antalya’da yargılanan sanıklardan 3’ü mahkum olurken, 9’u beraat etmiş, yatta kalan 18 kadın da sınır dışı edilmişti.

Gözaltına alınıp yargılananlar arasında Kazakistan Başbakanı'nın danışmanı ile, uluslararası ihalelere katılan Rus ve Kırgız ve Kazak uyruklu üç iş adamı da bulunuyordu. Organizasyonun başındaki kişi ise, ABD'de gayrimenkulleri bulunan, Türkiye'deki bir oteller zincirinin de gayriresmi ortağı olduğu iddia edilen iş adamı çıktı.

Bu operasyonu yapan Denizci Üsteğmen, bir yıl sonra İzmir'deki ''Askeri Casusluk ve Fuhuş'' soruşturmasından gözaltına alınıp tutuklandı, 2 yıl hapis yattı. Genelkurmay eski Başkanı İlker Başbuğ önceki gün yaptığı açıklamada bu Üsteğmen ile görüştüğünü açıklamış ve ''Neden o seçildi, Savarona'daki fuhuş olayını ortaya çıkardı ve uluslararası projeleri bulunan bazı iş adamlarının ayağına bastı, onun için'' demişti.

Kantin subaylığından Başkomutanlığa / Namık Çınar



Başbakan tam gaz, meselelere her zamanki gibi bodoslamadan girmeye devam ediyor.

Şimdi de çıkıp halka, “öyle vekil mekil falan değil, doğrudan doğruya asıllar olarak, bundan böyle Başkomutanı artık siz seçeceksiniz” demekte bir beis görmedi, meselâ.

Ağzına ne gelirse söylemek suretiyle kafa yarıp göz çıkararak, hepimize gına gelmiş şarkısının ıslak yollarında, tutku pusulasının ibresi istikametinde fütursuzca ilerleyip gidiyor.

Hâlbuki Anayasa’ya göre Başkomutanlık, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin manevi varlığının ayrılmaz bir parçasıymış; bir başka seçimle ihdas edildiği takdirde o bağ kopar ve Meclis’e ait bu görev ve yetki, onun olmaktan çıkarak elinden tamamen alınırmış; ne gam!

Bu dengeler Başbakan’ı zerre kadar ilgilendirmiyor.

Harp ilânının ve ona değgin bir kurum olan Başkomutanlığın, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sıkı sıkıya bağlı bir kuruluş misyonu olduğunu kavrayamıyor.

Başkomutanlığın, cumhurbaşkanı bakımından yalnızca sembolik bir temsil öğesi olduğunu göremiyor.

Kaldı ki, bu dahi ancak barış şartlarında bir hükmün ifadesidir.

Zira savaş hâli sözkonusuysa, Başkomutanlık Anayasa gereğince derhâl Genelkurmay Başkanı’na geçiyor.

Yani esasında nötr bir işlev sözkonusu: Savaş yoksa Başkomutansın. Savaş varsa artık değilsin.

Hani küçükken çocuklara, zırlamasınlar diye oyuna fındık fıstık kabilinden alınır gibi yapılır ya, o hesap.

Çünkü Başkomutanlık, siyasal yetki ve sorumluluk üstlenmiş bir hükümet tasarrufu olmak zorundadır.

Türkiye’nin seçtiği son iki yüzyıllık yaşam tarzı Kara Avrupa Hukuku çizgisinde ilerlediğinden; monarşiden demokratik cumhuriyete doğru alınan mesafe...

devletin başındaki tek yetkili ama sorumsuz Sultandan...

yönetim ilişkilerinde yetkisiz ve sorumsuz ama devleti sadece sembolik temsille yükümlü bir cumhurbaşkanına... evrilmek şeklinde gelişmiştir.

Yönetimi altında tuttuğu ve sömürdüğü kitleleri canından bezdirmiş “devlet” denen bu kadim yapının...

tamamen ortadan kaldırılması yerine, tabiatından neşet eden eski zorbalıklarından arındırarak...

başına “cumhurbaşkanı” diye siyaseten güçsüz ve sembolik birinin konmasını...

bütün ağırlığın seçilmiş bir “meclis”e...

onun bağrından çıkmış “hükümet”e...

ve tamamen evrensel imbiklerden geçmiş normlarla iş gören “yargı”ya bırakılmasını...

tarihin bundan sonraki safhasında onun artık halka, demokrasi dediğimiz usûllerle hizmet etmesini sağlamak mükellefiyeti olarak anlamak gerekir.

Fakat Başbakan şimdi bunları bozmak istiyor.

1876 tarihli Kanuni Esasi’nin “Zatı Hazreti Padişahinin nefsi hümayunu mukaddes ve gayri mesuldür” diyen...

ve “...harp ve sulh ilânı ve kuvvei berriye ve bahriyenin kumandası ve harekâtı askeriye... hukuku mukaddesei Padişahi cümlesindendir”... şeklindeki 138 sene öncesinin küflü hükümlerine dönmenin bir matahmış gibi müjdesini veriyor.

Yani ne demek şimdi bu?

Nasıl ki dün, monarşinin tasarruflarından dolayı sorumsuz olmasına rağmen Başkomutanlık yetkisi Padişah Hazretleri’nin kutsal haklarından idi ise, bugün de Başbakan aynı gücün kendisinde olmasını istiyor.

Sultan olmak istediğini söylediğimizde de kızıyor.

Ya ne istediğini bilmiyor; ya da kentli mi köylü mü, çağın içinde mi dışında mı, yerde mi gökte mi belli olmayan, henüz sosyolojik karmaşası durulmamış, kendine öfke ve çaresizliklerle bağlı görünen geçici bir kitlenin zayıflıklarını kullanıyor.

Sanırım her ikisi birden.

Zira bilmediği şuradan belli ki, Hüseyin Avni Ulaş önderliğindeki II. Grup’la yapılan “ilk meclis”teki kavga, Mustafa Kemal’e olan askersel saygıya rağmen, Başkomutanlık müessesesini Meclis’in uhdesinden kopararak kendi şahsi tasarrufları arasına dâhil etmeyi istemesine direnmek yüzünden çıkmıştı.

Nitekim daha düne kadar biz de Kemalizm’i, demokrasiye ters düşen bu tür eylemleri nedeniyle eleştirmemiş miydik?

Bugün aynı şeyi, “siyaset olarak II. Grup’un devamıyız” diyerek yalan söyleyen Erdoğan isteyince susacak mıyız?

Onu kastederek, Kemalizm’in dinci versiyonu olduğuna dair söylemlerimiz, boşuna mıydı sanıyorsunuz?

Afyon patlamasında kafa karıştıran sorular / Tunca Bengin


Afyon’da 2012’de 25 askerin öldüğü cephanelik patlamasıyla ilgili askeri savcı “kaza” görüşünde ve  bu gerekçeyle açılan davada biri albay üç subay yargılanıyor, 22 Temmuz’da da Eskişehir’de duruşması var. Bu konudaki bir başka süreç ise çocukları ölen ailelerin avukatı Altan Ulutaş’ın “sabotaj” iddiası üzerine harekete geçen sivil savcının başlattığı Afyon’daki soruşturma. Açıkçası  22 ay sonra geldiğimiz noktada olayın kaza ya da sabotaj olduğu konusunda kafalar hala net değil. Bunda da en büyük etken bazı şehitlerin doku parçaları ve toprak numunelerinde el bombasında bulunması mümkün olmayan plastik patlayıcı kalıntılarına ulaşılması. Yine bir başka gerekçe; avukatların ısrarla yaptığı “olay yeri bağımsız bilirkişilerce incelensin” isteminin mahkemece reddedilmesi ve ailelerin isteğiyle belgeler, görüntüler üzerinden değerlendirme yapan İstanbul         Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü’nün mütalaasındaki delillerin toplanmasına yönelik tespitler:

* Olay yerine giren ekipler, özel kıyafetli değil. Görüntülerde standart, gündelik görevlisi kıyafetleri içindeki pek çok personelin olay bölgesinde çalışma yürüttüğü izlenmektedir.
* Farklı kişilere ait çok sayıda dokunun aynı torbaya konularak laboratuvar analizine yollandığı anlaşılmaktadır.
* Patlama sonrası toprak analizi yapılmamış, yapılan analiz ise olaydan 16 ay sonra alınan toprak örneklerinde gerçekleştirilmiştir.
* Patlamadan arta kalan  mühimmatın imha edilmesi, patlayıcı analizinde yoruma gitmeyi güçleştirmiştir.

‘Artık çok geç’

Bu raporla başından beri savundukları “sabotaj” olasılığının kuvvetlendiğini belirten Av.İlhan Ulutaş’ın görüşleri de şöyle:

“Şimdiye kadar olay mahalline bilirkişi gitmedi. Bunu ısrarla mahkemeden talep ettik,’dosya tekamül ettikten sonra’ denildi. ‘oraya bomba uzmanı götürmeden, bağımsız bir bilirkişi heyeti gitmeden  deliller nasıl toplanacak’ dedik ama kabul ettiremedik. Son çare Adli Tıp Enstitüsü’ne başvurup rapor aldık. O raporda diyor ki; ‘Bu saatten sonra orasını incelesen de sonuç vermez. ‘Zaten birlik de lavedildi ve bölge TOKİ’ye devredildi.

Bir başka skandal da bombaların nasıl patladığını çözmek için uygulanan yöntem. Patlayan bombaların muadillerini Ankara-Elmadağ’a getirdiler. Jandarma, polis ve bir profesörün huzurunda üzerine  defalarca sandık düşürdüler. Beşinci de patlayınca da ‘hah böyle olmuş’ dediler. Bu mümkün değil ayrıca plastik patlayıcı kalıntılarına, tanık ifadelerine ne diyeceğiz?”

Şimdi gözler kaza diyen askeri mahkeme ve sabotaj soruşturması yapan sivil savcıda. Çünkü raporları inceledikten sonra verecekleri karara göre belki de davanın seyri değişecek, suç ya da suçlu kapsamı genişleyecek...

4 Temmuz 2014 Cuma

Askeri lise mezuniyetinde oruçlu öğrenci bayıldı


Askeri Hava Lisesi Komutanlığı'nda gerçekleştirilen törende duygu dolu anlar yaşandı.

Işıklar Askeri Hava Lisesi, 2013-2014 eğitim öğretim yılında 156. dönem mezunlarını verdi. 140 öğrencinin diploma aldığı programda, aşırı sıcaktan etkilenen ve oruçlu olduğu için fenalık geçiren bir öğrenciye sağlık ekipleri müdahale etti.

TÖRENİ TERK ETMEK İSTEMEDİ

Töreni terk etmek istemeyen öğrenci, bir kez daha fenalaşınca tören alanının dışına alınarak tedavi edildi. Gencin, tören alanını terk etmek istememesi izleyenlerce ayakta alkışlandı.



DUYGU DOLU ANLAR YAŞANDI


Işıklar Askeri Hava Lisesi Komutanlığı'nda gerçekleştirilen törende duygu dolu anlar yaşandı. Çocuklarının mezuniyetini izleyen kimi anne babalar, gözyaşlarına hakim olamadı.

Işıklar Askeri Hava Lisesi Komutanı Hava Pilot Kurmay Albay İshak Dayıoğlu, yaptığı konuşmada, 169 yıllık tarihi boyunca bir çok komutan, lider ve devlet adamı yetiştiren Işıklar Askeri Lisesi'nin 2008 yılında Hava Kuvvetleri Komutanlığı'na bağlı Hava Lisesi olarak hizmet vermeye başladığını hatırlattı. Dayıoğlu, "Tarihten getirdiği güçlü birikimi, Türk Hava Kuvvetleri'nin çağdaş vizyonuyla birleştiren okulumuz, çok kısa bir sürede ulusal ve uluslararası alanda elde ettiği dereceler ile eğitimde bir cazibe merkezi haline gelmeyi başarmıştır." dedi.

3 Temmuz 2014 Perşembe

"Savaş uçaklarını Suriye düşürmedi"

CHP Genel Sekreteri Gürsel Tekin, iki Türk pilotun yaşamını yitirdiği savaş uçağının, hükümet açıklamasının aksine Suriye tarafından düşürülmediğini iddia etti.

CHP İstanbul Milletvekili Gürsel Tekin, iki yıl önce Suriye’de düşürülen ve iki pilotun yaşamını yitirdiği uçakla ilgili yeni iddiaları soru önergesiyle Meclis gündemine taşıdı.

Tekin'in iddiası, 22 Haziran 2012’de düşen uçağın, hükümetin açıklamasının aksine Suriye tarafından düşürülmediği yönünde.

Düşürülen uçakla ilgili kendilerine gelen bazı bilgiler olduğunu ancak 'gizlilik kararı' nedeniyle açıklayamayacağını belirten Tekin, hükümetin 'gizlilik' kararını neden aldığının da sorgulanması gerektiğini söyledi.

Cumhuriyet gazetesinin haberine göre Tekin, dosyayla ilgili gizlilik kararı olmasına rağmen hükümetin bu konuda açıklama yapabileceğini söyledi.

Tekin, "Eğer gizlilik kararı kalkarsa, ben de uçakla ilgili gelen bilgileri anlatırım" şeklinde konuştu.

Düşürülen uçakla ilgili davanın devam ettiğini ancak gizlilik kararı nedeniyle ne durumda olduğunu bilmediklerini belirten Tekin, pilotların konuşmalarında 'Sınır ihlali yaptık' demelerine karşın, hattın öbür ucundaki kişinin 'girin' talimatı verdiğini iddia etti.

Uçağın Suriye tarafından düşürülmediğini belirten Tekin, hangi ülke tarafından düşürüldüğünü hükümetin açıklamasını istedi.

Tekin ayrıca, Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz tarafından yanıtlanması istemiyle TBMM Başkanlığı’na verdiği soru önergesinde, şehit olan pilotlara uçuş talimatını 'kimin ve neden verdiği' konusunda da bilgi istedi.

Tekin'in soruları şöyle:

— Türk savaş uçağı Suriye hava sahasında mı Türkiye hava sahasında mı düşmüştür?

— Uçağın rotası nedir ve hangi koordinatlarda uçması için görevlendirilmiştir?

— Şehitlerin otopsi raporları neden açıklanmamıştır?

— Şehit subayların ailelerinin mağduriyetleri giderilmiş midir?

— Giderilmiş ise ne gibi çalışmalar yapılmıştır?

— Olayla ilgili neden gizlilik kararı konulmuştur?

Casusluk savcısından beraat gibi talep

İzmir'de 5'i muvazzaf asker, 10'u tutuklu 357 sanığın yargılandığı "Gizli bilgi ve belge bulundurma" davasının savcısı Ali Ertan, TÜBİTAK'ın raporunun kabul edilmemesini, yeni rapor istenmesini ve tüm sanıkların tahliyesini talep etti

Casusluk savcısından beraat gibi talep TMK 10. maddesiyle görevli savcı Zafer Kılınç'ın "Askeri gizli bilgi ve belgeleri ele geçirme, bulundurma" suçlamasıyla 49'u muvazzaf asker, 79'u tutuklu 357 sanık hakkında hazırladığı iddianamede sanıklar hakkında 2 yıl ile müebbet hapis arasında değişen cezalar istenmişti. İddianamede adı geçen 831 mağdurdan arasında devlet memuru, asker ve MİT mensuplarının da bulunduğu çok sayıda kişinin suç örgütü tarafından "fişlendiği" iddia edilmişti. Çete lideri olduğu iddiasıyla suçlanan marina işletmecisi Bilgin Özkaynak ile Narin Korkmaz hakkında, "suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, kişisel verilerin kaydedilmesi, devletin güvenliğine ilişkin belgeleri temin etmek" suçlarından müebbet ve 9'ar yıl, sanıklar arasındaki Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay Başkanı Koramiral Veysel Kösele hakkında ise "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak, yasaklanan bilgileri temin etmek" suçlamasıyla 2 ila 6 yıl hapis cezası talep edilmişti.

TÜBİTAK RAPORUNU REDDETTİ YENİSİNİ İSTEDİ

 TMK 10. maddesiyle görevli İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesi'nde 2013 yılı nisan ayında görülmeye başlanan davada bugüne kadar 69 kişi tahliye edilirken 10 tutuklu sanık kalmıştı. TMK 10.Maddesi ile görevli 12. Ağır Ceza Mahkemesi'nin kapatılmasının ardından, dava 5.Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülmeye başlanmıştı.

5. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya tutuklu sanıklar Bilgin Özkaynak, Coşkun Başbuğ, Narin Korkmaz, Safiye Köten, Hakan Oğuzhan ile tutuklu muvazzaf askerler Bülent Acar, Bülent Akbaş, Engin Çırakoğlu, Engin Karatekin ve Onur Süer ile avukatlar katıldı.

Mahkeme Başkanı Orhan Kızıltaş, 16 Haziran'da başlayan ve 1216 sayfalık ek iddianamenin okunmasının ardından savunmaları aldığı duruşmada, TÜBİTAK'tan gelen 69 sayfadan ve 17 ek klasörden oluşan raporu da taraflara verdi. Sanıkların avukatları yanlı olduğunu önesürdükleri TÜBİTAK raporunu kabul etmeyip, yeni rapor alınmasını ve tüm tutuklu sanıkların tahliye edilmesini talep etti. Avukatlar hem ana iddianamede hem de ek iddianamedeki suçlamaları kabul etmedi.

Üç haftadır süren davada talepleri değerlendiren duruşma savcısı Ali Ertan, bugün dört sayfadan oluşan mütalasını okudu.

İKİ AYRI BİLİRKİŞİDEN YENİ RAPOR ALINMASINI İSTEDİ

Savcı Ertan, iki iddianamede yer alan verilerin bilirkişi ve TÜBİTAK raporlarının, Genelkurmay Başkanlığının yazılarının, emekli deniz, hava, kara kurmay subaylar, emekli üst düzey bürokrat ve bilgisayar programları konusunda uzman kişilerden oluşan 5 kişilik bilirkişi heyetine verilerek, yeni rapor alınmasını talep ederken, verilerin TCK 327 ve 334. maddelerinde tanımlanan bilgilerden olup olmadığının, bu türden bilgiler ise TCK 327/2 ve 334/2'de belirtilen nitelikte bilgilerden olup olmadığının araştırılmasını istedi.

Savcı ayrıca, geçtiğimiz hafta mahkemeye ulaşan TÜBİTAK raporuna yapılan itirazları da değerlendirerek, sanıklardan ele geçirildiği iddia edilen verilerin 3 kişilik bilgisayar programları konusunda uzman 3 kişilik bilirkişi heyetine verilerek yeni rapor alınmasını talep etti.

TÜM SANIKLARIN TAHLİYESİNİ İSTEDİ

Davanın 10 tutuklu sanığın tümünün tahliyesini talep eden savcı Ertan, sanıklar Bilgin Özkaynak, Safiye Köten, Narin Korkmaz ve Hakan Oğuzhan hakkında yurtdına çıkış yasağı konulmasını istedi. Mahkeme heyeti, mütalaya karşı sanık avukatlarının savunmalarını aldıktan sonra talepleri değerlendirecek.

TSK bir yıl daha Lübnan'da

Meclis Genel Kurulu'nda, Lübnan'da Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü bünyesinde görev yapan Türk askerinin görev süresini 1 yıl daha uzatan Başbakanlık Tezkeresi onaylandı.

Lübnan'da, Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü bünyesindeki Türk Silahlı Kuvvetlerinin 5 Eylül 2014 tarihinden itibaren bir yıl daha UNIFIL harekatına iştirak etmesi hususunda Anayasanın 92'nci maddesi uyarınca hükümete izin verilmesine dair Başbakanlık Tezkeresi TBMM Genel Kurulunda kabul edildi.

TBMM, Lübnan'a asker gönderme kararını 5 Eylül 2006 tarihinde almıştı.

Söz konusu izin süresi son olarak TBMM'nin 6 Temmuz 2013 tarihli kararıyla 5 Eylül 2013 tarihinden itibaren bir yıl uzatılmıştı

Gülen'e giden genç subaylar amiral oldu

Paralel yapının oyunları yüzünden istifa eden Ertürk: Seneler önce bir kısım personel ABD'ye eğitime gitti. Bunların içinden şimdi amiralliğe gelenler var

Paralel yapının şantaj, kara propaganda ve sahte ihbar mektuplarıyla istifa ettirdiği Eski Deniz Harp Okulu Komutanı Emekli Tuğamiral Türker Ertürk, SABAH'a konuştu. Görev yaptığı dönemde Pensilvanya'dan kendisine "ya intihar et ya da istifa" şeklinde mailler geldiğini belirten Ertürk, bir zamanlar Fethullah Gülen'in yanına giden bir grup genç subayın şu an amiral rütbesinde olduğunu söyledi. İşte Ertürk'ün açıklamalarından satır başları: 

ABD'DE YAPSA 3 GÜN YAŞATMAZLAR: Fethullah Gülen cemaati Türkiye'de olduğu gibi ABD, Fransa, Almanya gibi ülkelerde kadrolarıyla devlet kurumlarını ele geçirmeye çalışsa 3 gün yaşatmazlar. Eğer hukuk buna müsaade etmiyorsa yok ederler. Uzun dönemden beri biliyoruz ki Gülen cemaatinin böyle bir niyeti var. Özellikle polise, yargıya ve diğer devlet kurumlarına sızmayı iyi becermişler ama TSK ele geçirmeye çalıştıkları kurumlar arasında en zor olanlardan biri oldu. Çünkü Silahlı Kuvvetler bir şekilde bunu bildiği için tedbir alıyordu ama nispeten az da olsa cemaat bu konuda epey yol kat etti. 


YA İNTİHAR YA DA İSTİFA: Gülen'in en fazla saldırdığı, en fazla ele geçirme isteği bulunan yerler askeri okullardır. Ben Deniz Harp Okulu Komutanı olduğum için Gülen cemaatinin saldırılarına çok hedef oldum. Bana binlerce mail atarlardı. Hakkımda subaylarıma, astsubaylarıma ve öğrencilerime asılsız iftiralar atıp, imzasız ihbar mektuplarını, Deniz Eğitim Komutanlığı'na, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'na, Genelkurmay Başkanlığı'na, Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlı'ğa gönderirlerdi. Amaç beni tasfiye etmek ve okulu ele geçirmekti. Elektronik postalarda "ya istifa et ya intihar et" yazardı. Önce benle başladı bu mailler daha sonra silahlı kuvvetlerin her seviyesindeki komutanlara atıldı. Amaçları yıllar önce yatırım yaptıkları ekibe yer açmaktı. Üst tarafa saldırarak korkuya düşürüp istifa etmelerini sağlayarak kendi kadrolarını terfi ettirmek istiyorlardı. 


GÜLEN'E GİDEN GENÇ SUBAYLAR:
Yıllar önce Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'na bağlı bir kısım personel ABD Deniz Kuvvetleri'ne bağlı bir kuruma yüksek lisans eğitimine gönderildi. Eğitime giden bir grup genç subay, Fethullah Gülen'in yanına götürülüyor. Şimdi ise Gülen'e gidenlerden amiral rütbesine kadar gelen var. Hatta götürülenlerden biri Gülen'in ne olduğunu anlayıp Türkiye'ye dönünce askeri savcılığa ifade veriyor. Yani paralel yapılanma sert bir dirençle karşılaşsa da TSK'ya sızmayı başarmıştır. Özellikle tuğgeneral ve tümgeneral seviyesine gelen Gülencilerin olduğunu biliyorum. Sayı vermem mümkün değil ama bu yapılanmaya az daha müsaade edilirse Fethullah Gülen, Humeyni gibi Amerika'dan devlet başkanı olarak geri döner. Gülen bu topraklara devlet başkanı olabilmek için TSK'yı kullanmak istiyor. Devlet, TSK'da F Tipi unsurlara karşı mutlaka bir temizlik harekâtı yapmalı.


İSTİFA ETMESEM BEN DE YANACAKTIM: 2006'da amiral oldum. O zaman 6 amiral terfi ettik. Hiçbirisi yok şu an donanmada. Benimle birlikte amiral olanlardan biri sonunda Deniz Kuvvetleri Komutanı olacaktı. Kimisi içeri atıldı kimisi benim gibi istifa etti. Beni de Balyoz'da ifadeye çağırdılar. Bana kurdukları kumpasta Beylerbeyi'nde Ahmet ve Mehmet ile darbe toplantısı yaptın dediler. Ama kumpasta hata yaptılar. Ben o tarihlerde Türkiye'de bile değildim. 2002-2003 tarihleri arasında Londra' da görevliydim. Bunu ispatladım. Hakkımda kovuşturmaya yer yoktur kararı alındı. Ancak ben yine de baskılara dayanamayıp istifa ettiğim için kendi kendimi tasfiye etmiş oldum. Benim gibi hedeften çıkmayanların hayatını kararttılar. Donanmaya disk koydular ve isimlerini yazdıklarını içeri attılar. İstifa etmeseydim o kumpasın içinde ben de kalacaktım. 



TÜRKŞEN DE SÖYLEMİŞTİ
Balyoz davasından 3.5 yıl cezaevinde yattıktan sonra geçtiğimiz günlerde tahliye edilen Deniz Kurmay Albay Ali Türkşen de "Benden küçük çocuklar amiral oldu, onların arasında cemaatçiler de var. Tahliye olur olmaz aramaya başladılar. Şimdi ısrarla arıyorlar. Arayana müsait değilim, hiçbir zaman da olmayacağım deyip kapatıyorum. Fethullah'ın amiraline selam duracak değilim" demişti.

30 Haziran 2014 Pazartesi

Cadı avı askere mi sıçrıyor? / Mehmet Y. Yılmaz


BİRİ kuvvet komutanı olmak üzere 40 generalin “paralel yapıya mensup olduğu” iddiası önce Cumhurbaşkanı sonra da Genelkurmay tarafından yalanlandı.

Başbakanlık da “ordudaki paralel yapıyı incelemek için özel ekip oluşturulduğu” iddiasını yalanladı.
Bu haber Akşam gazetesinde yayınlandı.
Bu gazeteyi, Başbakan’ın “balkon” arkadaşlarından Ethem Sancak TMSF’den devralmıştı, bunun Başbakan’ın izni hatta emri olmadan yapılacak bir iş olmadığı da çok açık.
Gazeteyi yöneten Mehmet Ocaktan geçen dönem AKP milletvekiliydi.
Onun da o koltukta oturuyor olması, Başbakan’ın onayı olmadan düşünülebilecek bir mesele değil, zaten daha TMSF gazeteye el koyduğunda işin başına getirilmişti.
Onun için bu gazeteye “yarı resmi” diyebiliriz, Başbakan ve ekibinin istemediği bir haberin bu gazetede yayınlanması mümkün değil.
Milliyet’te Serpil Çevikcan, “askeri kaynaklarla görüştükten sonra” bir haber yazdı.
“Askeri kaynaklar”ın üst düzey komutanlar olduğunu tahmin etmemiz de zor değil.
Haberden öğreniyoruz ki Genelkurmay karargâhına hâkim olan hava, bu iddianın “orduya kurulmuş ikinci bir kumpasın hazırlığı” olduğu.

YAŞ öncesi, komuta kademesi ve generaller arasında “paralel yapı kuşkusu” yaratılarak emeklilik ve terfi kararlarının etkilenmeye çalışıldığının düşünüldüğünü anlıyoruz.
Birinci “kumpasın”, Balyoz ve Casusluk davası gibi girişimler ile kurulduğu ve “paralel yapı” adı verilen cemaatten kaynaklandığı birçok kişinin ortak fikri.
Bu “ikinci” kumpası kuranın da bu durumda hükümet olduğunu düşünmek gerekiyor.
Çevikcan’ın haberinden öğreniyoruz ki zaten Başbakanlık’ta, YAŞ öncesi tayin ve terfiler ile ilgili “incelemeler” yapılıyormuş.
Demek ki bu yılki incelemeler, Başbakan’ın topyekûn savaş ilan ettiği “cemaat bağlantısı” üzerinden de sürdürülmüş.
Devletin değişik kademelerinde yer almak için yıllardır çabalayan cemaatin, TSK’yı ilgi alanının dışında tuttuğu elbette düşünülemez.
Ama unutmayalım ki ordunun bu konudaki “uyanıklığı”, hükümetten çok daha fazlaydı, en azından “Başbakan kadar saf olmadıklarını” söyleyebiliriz.
Cumhurbaşkanı ve Başbakan, geçmişte YAŞ’ın bazı ihraç kararlarına neden muhalefet şerhi koyduklarını acaba hatırlıyorlar mı?
Şimdi hükümete bağlı gazeteler aracılığıyla pompalanmaya çalışılan şeyin bir tek anlamı var: Cemaate karşı sürdürülen cadı avı, orduya da sıçratılmak isteniyor!



Balyoz'da ilk ‘iadei itibar’

2010 yılında gerçekleşen Yüksek Askeri Şûra (YAŞ) toplantısında bir üst rütbeye terfi ettirilen ancak terfi kararnamesi hükümet tarafından işleme konmayan Tümgeneral Halil Helvacıoğlu, “iadei itibar” kazanacak ilk Balyoz mağduru oldu.


 Helvacıoğlu, terfi kararnamesinin imzalanmaması üzerine Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’ne (AYİM) gitmiş ve hükümeti yaptığı işlemden ötürü mahkûm ettirmişti. YAŞ’taki terfisinin AYİM’e taşıdığı için “cezalandırılarak” açığa alınan Helvacıoğlu, 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nce de 18 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. Aylarca hapishanede yatan Helvacıoğlu, 9 Ekim 2013’te Yargıtay’ın hakkında verdiği karar ile tahliye oldu. Son olarak ise 4. Anadolu Ağır Ceza Mahkemesi Helvacıoğlu’nun beraatını onadı. Helvacıoğlu şimdi 4 yıldır kendisine yapılan işkencelerin ardından 1 Ağustos’ta başlayacak YAŞ’a tertemiz bir sicil ile girecek. 26. Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ döneminde gerçekleşen YAŞ toplantısında, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da imzasıyla tümgenerallikten korgeneralliğe terfi eden Helvacıoğlu’nun kararnamesi daha sonra hükümet tarafından işleme konulmadı. Helvacıoğlu’nun ataması ise korgeneral kadrosuna göre yapıldı.
3 yıl hapis yattı
Önce açığa alınan Helvacıoğlu, daha sonra ise 10. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tutuklandı. Yargılama sonucu 18 yıl hapis cezasına çarptırılan Helvacıoğlu, 3 sene hapis yaptı. 9 Ekim 2013’te ise Helvacıoğlu Yargıtay kararıyla tahliye edildi. Helvacıoğlu, tahliyenin ardından Jandarma Genel Komutanlığı’ndaki Denetleme ve Değerlendirme Teftiş Başkanlığı görevine döndü. Korgeneral kadrosundaki bu göreve tümgeneral olarak atanan Helvacıoğlu’nun Balyoz Davası’ndan beraatı ise 4. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından geçen hafta onandı.

Sıra YAŞ’ta
4 yıllık hukuk mücadalesinin her aşamasını kazanan Helvacıoğlu’nun dosyası, şimdi 1 - 4 Ağustos tarihleri arasında toplanacak YAŞ’a girecek. YAŞ sonrasında Helvacıoğlu’nun tüm kazanılmış haklarına kavuşması bekleniyor. Helvacıoğlu, Balyoz Davası sanıkları arasında “iadei itibar” hakkını kazanacak ilk isim olacak.

İşte o YAŞ listesi

'Paralel Tasfiye' iddiaları ile gündeme gelen Yüksek Askeri Şuranın bu yılki terfi listesiortaya çıktı.. YAŞ, 192 General ve Amiralin durumunu ele alacak.


Yüksek Askeri Şuranın bu yıl yapılacak toplantısında ele alınacak olan terfi listesi belli oldu.1-4 Ağustos tarihindeki YAŞ toplantısında, 192 General ve Amiralin bir üst rütbeye terfisi ile emeklilik ve rütbe bekleme sürelerinin uzatılması karara bağlanacak.

Gazeteport'un edindiği bilgiye göre YAŞ, her yıl 120 civarında General ve Amiralin durumunu görüşürken, bu yıl yasada yapılan değişiklik uyarınca, bulundukları rütbede 3 ve 4 yılını dolduran General ve Amirallerin tümünü değerlendirilecek. Generalliğe terfi edecek Albaylar da, bu rütbede 4 ve 5 yılını tamamlayanlar arasından seçilecek.

Cumhurbaşkanı Gül ve TSK'nın sert tepki gösterdiği ''Paralel Tasfiye'' iddiasına yönelik haberlerle gündeme gelen YAŞ toplantısında bir sürpriz yaşanmazsa, komuta kademesinde değişiklik beklenmiyor. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hulusi Akar, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Bülent Bostanoğlu ve Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Akın Öztürk göreve devam edecek.

YAŞ'ın bu yılki terfi listesinde Balyoz, 28 Şubat ve Askeri Casusluk gibi davalarda şüpheli olarak tutuklu yargılanan ve büyük bölümü tahliye olan isimler de bulunuyor. Bu isimlerin bazılarının emekli edilmesi, bazılarına da bir yıl temdit verilmesi bekleniyor. 2014 YAŞ toplantısında durumları ele alınacak 192 General ve Amiral şöyle:

-KARA KUVVVETLERİ KOMUTANLIĞI


ORGENERALLER: Yalçın Ataman, Servet Yörük, Hulusi Akar, Abdullah Atay, Ahmet Turmuş

KORGENERALLER: Adem Hududi (Temditli) Abdullah Recep, Kamil Başoğlu, Kenan Hüsnüoğlu, Orhan Akbaş, Tahir Bekiroğlu, Serdar Savaş, Yıldırım Güvenç, İhsan Uyar, Alaeddin Örsal,

TÜMGENERALLER: Cumali Çetinkaya (Temditli) Taner Düvenci (Temditli) Fahri Kır (Temditli) Tarık Özkut (Temditli) Muharrem Yavaş (Temditli) İbrahim Yılmaz, Şenol Alparslan, Yılmaz Uyar, Uğur Tarçın, Tayfun Özden, Faruk Şengün, Metin Temel, Şeref Öngay, Sadık Çelikörs, Metin Gürak, Salih Ulusoy, Hıfzı Çubuklu, Yavuz Türkgenci, Tayyar Süngü,

İshak Ceylan, Erdoğan Akyol, Mete Salt, Bahadır Köse, Mustafa Özsoy, Göktürk Gökbayrak, İlhan Bölük, Doğan İnce, İlyas Bozkurt

TUĞGENERALLER: Ali Rıza Kuğu (Temditli), Orhan Çınar (Temditli), İsmail Gümüştekin (Temditli), İsmail Hakkı Önder (Temditli), Necdet Yatgın (Temditli), Mehmet Kaya (Temditli), Metin Keşap (Temditli), Yücel Karauz (Temditli), Faruk Alpaydın (Temditli), Yıldırım Alel (Temditli), Ferhat Özsoy (Temditli), Mustafa Şenol (Temditli), Akif Vurucu (Temditli) Metin Özbek, Muzaffer Sönmez, Mehmet Akyürek, Mustafa Uzun, Hamdi Ergün, Şevki Gençtürk, Mehmet Özoğlu, Atilla Şirin, Memduh Hakbilen, Selim Kahveci, İbrahim Ergin, Sinan Yayla, Mustafa Aysan , Hakan Atınç, Metin Akkaya, Kahraman Güneş, Sevinç Şaşmaz, Abdullah Baysar, Haluk Yıldızdan, Veli Tarakcı, Levent Köse, Kemal Korkmaz, Erkan Atalay, Çağatay Erdoğan, Asım Kocaoğlu, Lokman Ali Yılmaz, Kemal Yeni, Şükrü Eken, Nevzat Taşdeler, Erhan Uzun, Kemal Başak, Mustafa İlter, Bilgehan Saymaz, Mehmet Topçu, Halil Erkek, Orhan Gündüz, Şafak Gök, Mehmet Göktan, Nuri Cankıymaz, Mehmet Karadayı, Mehmet Dişli, Celalettin Bacanlı, Gürsel Yüz, Necdet Tuna, Zeki Gürcan, Necati Tekin, Bedri Usta, Muzaffer Öztosun

-DENİZ KUVVETLERİ KOMUTANLIĞI


KORAMİRALLER: Deniz Cora, Veysel Kösele

TÜMAMİRALLER: Sinan Ertuğrul, Kemalettin Gür, Hasan Şükrü Korlu

TUĞAMİRALLER: İskender Yıldırım (Temditli) Faruk Harmancık, Azmi Tosun, Şafak Yürekli, Can Yıldırım, Hasan Doğan, Ali Sadi Ünsal, Şevki Şekerefeli, Mustafa Zeki Uğurlu, Ali Murat Dede, Aydın Şirin, Hasan Nihat Doğan, Muhittin Elgin, Hayrettin İmren, Ahmet Çakır

-HAVA KUVVETLERİ KOMUTANLIĞI


KORGENERALLER: Abidin Ünal (Temditli) Turgut Atman, Nejat Bilgin, Mehmet Çetin

TÜMGENERALLER: Hüseyin Demirarslan, Nihat Kökmen, Bülent Kocababuç, Ali Demiral, Ayhan Gümüş, Fatih Sert, Cemal Kadıoğlu, Mehmet İrez, Yılmaz Özkaya, Atilla Öztürk

TUĞGENERALLER: Mustafa Avcı (Temditli), Mehmet Argun (Temditli), Tümay Özer (Temditli) İdris Aksoy, Hakan Taşkesen, Mehmet Eldem, Uğur Balkış, Kubilay Baloğlu, Cahit Bakır, İsmail Yalçın, Göksel Kahya, Fethi Alpay, Serdar Gülbaş, Semih Koşucuoğlu, Atilla Darendeli, Murat Semiz, Şaban Umut, Uğur Buldu, Koray Uz, Ahmet Cural , İhsan Özdamar

-JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI


KORGENERAL: Osman Eker (Temditli) İbrahim Yaşar

TÜMGENERALLER: Harun Ocaklı (Temditli) İhsan Batı (Temditli) Yusuf Kaya, Ata Kalkan, Ali Lapanta, Arif Çetin

TUĞGENERALLER: Necdet Köse (Temditli) Mustafa Çitil (Temditli) Ali Çardakcı, Salih Karataş, Güray Alpar, Namık Boran, Erhan Patır, Necdet Güngör, Hacı İlbaş, Abdullah Doğan

-GATA


TÜMGENERAL: Sadettin Çetiner

TUĞGENERAL VE TUĞAMİRALLER: Mustafa Başbozkurt (Temditli) Hayati Bilgiç (Temditli) Fikret Arpacı, Yusuf Peker, Sıtkı Cebeci, Ufuk Demirkılıç, Polat Eyigün, İbrahim Altınsoy, Sait Bağcı, Cem Tayfun, Levhi Akın

ASKERİ YARGITAY VE AYİM


TUĞGENERALLER: Hasan Dengiz, Abdullah Arslan

Daha fazlasını oku: İşte o YAŞ listesi - Gündem Haberleri - Güncel Haber - Haber - Spor Haberleri- Sıcak haber - Yerel Haber http://haber.rotahaber.com/iste-o-yas-listesi_470414.html#ixzz366MALmGg
Follow us: @Rotahaber on Twitter | rotahaberr on Facebook

Karargâhta hâkim görüş: 2. kumpas

TSK hakkında çıkan ‘paralel yapı’ haberi, karargâhta ‘algı operasyonu’ olarak yorumlanırken, Yüksek Askeri Şûra öncesi emeklilik ve terfi kararlarının etkilenmeye çalışıldığı dile getiriliyor

Serpil Çevikcan 

Türk Silahlı Kuvvetleri’nde (TSK) biri kuvvet komutanı olmak üzere 50 kadar “paralel yapıya mensup” general olduğuna ilişkin haberler başkente bomba gibi düştü.
Bu yöndeki haberler önce Cumhurbaşkanlığı, ardından dün Genelkurmay Başkanlığı tarafından yalanlanırken, Başbakanlık’tan yapılan açıklamada da TSK’ya sızma girişimleriyle ilgili olarak Başbakan Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla özel bir araştırma ekibi oluşturulduğu iddiasının gerçeği yansıtmadığı vurgulandı.

Karargâhın havası
Askeri kaynaklarla yaptığım görüşmeler sonucu, ağustos Şura’sı yaklaşırken kamuoyuna yansıyan bu tür haberlerin Genelkurmay Başkanı Orgenaral Necdet Özel başta olmak üzere TSK’nın komuta kademesinde büyük tepkiyle karşılandığını söyleyebilirim.
Genelkurmay karargahı bu haberler için “TSK’ya karşı ikinci kumpas” yorumunu yapıyor. Balyoz ve Ergenekon davalarının “kumpas” olarak nitelenmesinden sonra, Şura öncesi komuta kademesi ve generaller arasına “paralel yapı” kuşkusu sokularak, emeklilik ve terfi kararlarının etkilenmeye çalışıldığı da Karargâh’ta dillendiriliyor.
Genelkurmay karargahı bu çabayı bir “algı operasyonu” olarak değerlendiriyor.
Genelkurmay’ın dünkü sert tepkisinin nedeni de bu...
Böyle bir algı operasyonuyla, rütbelerinde bekleme süreleri dolmuş generallerin ve amirallerin emekli edilmesi veya görev sürelerinin uzatılmasına ilişkin kararlara etki edilmeye çalışıyor düşüncesi karargâha hâkim. Bu yolla “paralel yapı” olarak adlandırılan faaliyetlerle hiç ilgisi olmayan komutan ve generallerin tasfiyesinin hedeflendiği yorumu da askeri çevrelerde dile getiriliyor.
Bu yorum, özetle şöyle ifade ediliyor:
“Balyoz, Ergenekon, casusluk gibi davalarda TSK’ya karşı bir kumpas kurulduğu hükümet üyelerince  de dile getirilmişti. Bu davalar teker teker çökmeye başladı. Şimdi ise hiçbir illegal yapıyla ilgili olmayan, vatansever TSK mensupları yaftalanarak tasfiye edilmeye çalışılıyor.”

‘Uzaklaştırıyoruz’
Karargâha yakın kaynaklar TSK’nın kamuoyunda gündeme getirilen bütün iddiaları titizlikle incelediğini anısattıktan sonra şu değerlendirmeyi de yapıyorlar:
“TSK mensupları hakkında ortaya atılan bütün iddialar titizlikle araştırılıyor. Bu iddialar doğur çıkarsa o personelin TSK ile ilişkisi kesiliyor. Hukuki mekanizmalar harekete geçiriliyor. Ancak bu iddiların çok büyük bir kısmı asılsız çıkıyor. Bu durum algı operasyonu düşüncemizi güçlendiriyor.”

Emekli olacaklardan tepki
Yine kulislere yansıyan bilgilere göre ağustosta toplanacak Yüksek Askeri Şura’da emekliliğini bekleyen veya emekli olmayı düşünen TSK mensupları da bu haberler nedeniyle tereddüt yaşıyorlar. Bu durumdaki TSK mensuplarının, önceki günden itibaren basına yansıyan haberlerin ardından karargâha, “Böyle bir algı içinde emekli olursak, demek ki, bu yapıyla ilgileri varmış algısı oluşacak, bu da bizi tereddüde düşürüyor, emekli olacakları şaibe altında bırakıyor, böyle bir algıyla emekli olmak istemiyoruz” şeklinde görüş yansıttıkları da konuşuluyor.

Neden bir gün sonra?
Askeri kaynaklar, Genelkurmay’ın açıklamayı neden bir gün sonra yaptığı sorusuna da şu yanıtı veriyorlar:
“Genelkurmay bu haberler karşısında hemen açıklama yapacaktı. Ancak Sayın Cumhurbaşkanı’nın açıklama yapacağı bilgisi geldi. Aynı zamanda başkomutan sıfatı taşıyan Cumhurbaşkanı açıklama yapınca, Genelkurmay da açıklamasını bir gün sonraya bıraktı.”

Önceden belli oluyor
Askeri kaynakların dikkati çektiği bir başka konu da, Yüksek Askeri Şura’ya ilişkin hazırlık çalışmalarının Şura tarihinden önce büyük ölçüde sonuçlandırılıyor olması. Şura’da değerlendirilecek isimler önceden belli olduğu için ön çalışmalar yapılıyor, Başbakanlık’ta inceleniyor ve her yıl 10 Temmuz’a kadar terfiler büyük ölçüde belli oluyor.”
Kaynaklar, bu nedenle, TSK’ya ilişkin söz konusu tartışmanın zamanlamasının manidar olduğunu vurguluyor.

Albay Ali Türkşen: 17 Aralık olmasaydı paşa paşa yatmaya devam edecektik

Balyoz davasından 16 yıl hapis cezasına çaptırılıp geçen günlerde tahliye olan Deniz Kurmay Albay Ali Türkşen ‘Fethullah'ın amiraline selam verecek değilim’ dedi

Deniz Kurmay Albay Ali Türkşen, Ocak 1996’da Kardak Adası’na çıkan SAT Timi’nin komutanıydı. Balyoz davasından 16 yıl hapis cezasına çarptırıldı, Hasdal Askeri Cezaevi’nde 3.5 yıl hapis yattı. ‘Hak ihlali’ ve ‘yeniden yargılama’ gerekçesiyle serbest bırakılan Türkşen, “17 Aralık olmasaydı bizler de paşa paşa yatmaya devam edecektik” dedi. TSK'nın süreci yönetemediğini ve 'cemaat üyelerinin' amiral yapıldığını belirten Türkşen "Fethullah'ın amiraline selam verecek değilim" ifadelerini kullandı.
Albay Ali Türkşen’in Hürriyet gazetesinde yer alan söyleşisi şöyle:  

‘Fethullah’ın amiralini selamlamam’ 

Benden daha küçük çocuklar amiral şu anda. Onların arasında cemaatçiler de var. Ben onlara selam durmam. Göz göre göre Fethullah’ın amiraline selam verecek değilim. Bu tabii sıkıntı yaratır. İlk arayanlar da onlar oldu. Yıllarca aramadılar, tahliye olur olmaz aramaya başladılar. Hem de ısrarla. Arayana ‘müsait değilim, hiçbir zaman da olmayacağım’ deyip kapatıyorum. 

Tsk sınavı geçemedi 

Orgeneraller bile var aralarında. Fethullah Gülen’i Amerika’da birebir ziyaret eden kurmay albaylar şu anda amiral. Bu isimleri herkes biliyor. Askeri savcılık işlem yapmıyor. Onlara da sıkıntı bizim dönmemiz. Çünkü ben dünyayı dar ederim onlara. Çeteyi her yerden temizlerler, silahlı kuvvetler’den temizleyemezler. Çünkü korkuyor silahlı kuvvetler. Silahlı kuvvetler bu sınavı geçemedi. Bize sahip çıkmadılar. 

 

IŞİD’den ne farkı var 

IŞİD şimdi takır takır insan vuruyor. Bunları başımıza açanların ne farkı var onlardan. Bunlar kalaşnikof ile taramıyorlar da başka türlü yapıyorlar. Bu da bir katliam, vahşet sonuçta. Bu kadar insanı sen nasıl bu hale getirdin. Şimdi akılları başlarına geldi. Ona da inanmıyorum. 17 aralık olmasaydı bizler de paşa paşa yatmaya devam edecektik. Kimsenin umurunda değilmişiz yani. Bir de teşekkür bekliyorlar. 

Hiç yaşanmamış gibi 

3.5 sene geçti diyoruz ya hani. 11 şubat 2011 gece 21.00’de tutuklandım. Sanki şu an 1 saniye geçmiş gibi. Hiç yaşanmamış gibi. Tak diye kapattım sanki. Cezaevinde, okuyamadığım bütün klasikleri bitirdim. Geldiğimde gördüm, ev kütüphaneye dönmüştü. Sporu hiç bırakmadık, her gün yaptık. 3 kitap yazdım. 

Oğlum İnce Memed’i okuyacak 

Bir ay önce oğlum cezaevinde ziyarete geldi. Ranzada koluma yatırdım, ‘yaz gelse de tatile çıksak, şuraya buraya gitsek’ dedim. ‘Hiç hayal kurma. Üzülüyorsun sonra’ dedi. Kaldım öyle. Geldiğimden beri her sabah geliyor, gülümseyerek bana bakıyor. Yanıma yatıyor. Çok mutlu. En son Gulliver’in maceraları’nı okuyacaktı. Aldım onu elinden, ince memed’i verdim. ‘Haklıyı haksızı göreceksin, hayatı bunlardan öğreneceksin artık’ dedim. Biraz okudu. ‘güzelmiş ben bunu okurum’ dedi.” 

Anı kitabı Temmuz’da çıkıyor 

Ali Türkşen, eşi sevim hanım ve oğlu serhan ile ayrı geçen 3.5 yılı hiç yaşanmamış sayıyor. Sevim hanım hasdal’dan eve getirdiği minik kediyle paylaşmış derdini “eşimi ziyarete gittiğim bir gün, cezaevinde doğan bir kedi yavrusunu sahiplendim. Serhan eve getirdiğim kediye cesur ismini verdi. Cesur şimdi 2.5 yaşında. O bana yarenlik yaptı. Antidepresanım oldu. Her ağladığımda geldi koynuma yattı” diye anlatıyor. Ali Türkşen ise “o da hasdal tahliyesi. Benden önce tahliye oldu ama” diyor. Deniz kuvvetleri’nde 24 yıl görev yapan Ali Türkşen, 1996’da Türkiye ile yunanistan’ı savaşın eşiğine getiren kardak kayalıkları’na çıkan ekipte yer aldı. Nato hizmet üstün cesaret ve feragat madalyası, üstün başarı kıdemi alan türkşen, hasdal askeri cezaevi’nde ‘adaletin şeytan üçgeni beşiktaş -silivri-hasdal’ ve ‘kardak’ta kahraman hasdal’da esir’ isimli 2 kitap yazdı. Türkşen’in cezaevinde yazdığı son kitap ‘1963’ten günümüze sat komandoları ve anılarım’ adlı kitap ise temmuz ayında piyasaya çıkacak. Hasdal’daki koğuş arkadaşlarından biri kardak’a birlikte çıktığı deniz yarbay ercan kireçtepe’ydi. Diğeri ise yine sat komandosu olan binbaşı levent bektaş’tı.