22 Şubat 2013 Cuma

Türkiye'den Araplar'a güdümlü füze!

Araplar'a Türkiye'den güdümlü füze yollanacak!

Türk mühendislerinin tasarladığı aktif lazer güdümlü füze CİRİT'in, yurtdışındaki ilk müşterisi Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ordusu oldu. BAE ordusuna 196.2 milyon dolar tutarında CİRİT füzeleri ihraç edilmesi için imzalar atıldı.


BAE ordusu böylelikle, Roketsan'da üretilen ve taarruz helikopterlerinde kullanılan CİRİT'in yurtdışındaki ilk müşterisi oldu.

HEDEF ŞAŞMIYOR
CİRİT füzesi, ucuz ve hassasiyeti düşük güdümsüz roketler ile yüksek maliyetli güdümlü anti-tank füzeleri arasındaki boşluğu doldurmak amacıyla tasarlandı. ATAK helikopterlerinin havadan yer hedeflerine karşı kullanacağı 2.75 yarı aktif lazer güdümlü füzesi CİRİT, hedeflere karşı yüksek doğrulukta çalışıyor.

CİRİT, dumanı azaltılmış yakıtlı ve duyarsız mühimmat özellikli roket motoru ile çok amaçlı harp başlığı ve elektromekanik kontrol tahrik sistemlerine sahip bulunuyor.
CİRİT, farklı kara ve hava platformlarına entegrasyon imkanı bulunmakla birlikte, öncelikli olarak taarruz helikopterlerinden kara hedeflerine yönelik olarak kullanılıyor.

EN UZUN MENZİLE SAHİP
Hafif zırhlı, zırhsız ve hareketli hedefleri imha etme yeteneği bulunan CİRİT'in füzesine iki alternatif harp başlığı takılabiliyor. Çok maksatlı başlık olarak tanımlanan birinci alternatifte, zırh delme, yangın çıkarıcı ve parçacık etkisi bulunuyor. Yüksek İnfilaklı Başlık olarak tanımlanan ikinci alternatifte ise sadece parçacık etkisi bulunuyor.

Geliştirme ve tasarım doğrulama faaliyetleri 2010 yılında tamamlanan CİRİT, aerodinamik yapısı ve kompozit katı yakıtlı motoru sayesinde, benzerlerine göre 8 kilometre ile sınıfının en uzun menziline sahip. Halen geliştirilmekte olan Milli Atak Helikopteri'nin (T-129) resmi füze sistemi olarak tanımlanan CİRİT, insansız hava araçları, kara araçları, sabit platformlar, hafif saldırı uçakları ve deniz platformlarına entegre edilebiliyor.


1988 yılında ulusal füze ve roket programlarında öncü olmak üzere Savunma Sanayii İcra Komitesi kararıyla kurulan ROKETSAN, bugün Türkiye savunma sanayinin teknoloji üreten stratejik merkezlerinden biri olarak faaliyet gösteriyor.

Roket ve füze sistemleriyle ülke savunmasına hizmet eden ROKETSAN, özgün ürünleri ve ileri teknolojisi ile yurt içinde ve yurt dışında birçok firmayla çalışıyor.
Yapısal, termal, mekanik tasarımlar, iç balistik, güdüm-kontrol, silah sistemleri, aerodinamik, kompozit malzeme, yakıt sistemleri ve harp başlığı teknolojilerinde uzmanlaşmış olan ROKETSAN, ulusal ve uluslararası projelerin güvenilir ortağı olarak görülüyor.

Ergenekon suspects are trying to obstruct justice

Supporters of Ergenekon trial suspects, who include many former and current military members, have been trying to create the impression that the trial is unfair and are insisting that the court refuses to hear witnesses in favor of the suspects.
 
A similar row over “hearing witnesses” emerged during the Sledgehammer coup d'état attempt trial. Most recently, on Feb. 18, in the 577th session of the trial, a request from former Chief of General Staff İlker Başbuğ, currently a suspect in the trial, to have former Chief of General Staff Işık Koşaner and former force commanders testify in his favor was rejected by the court. In the courtroom, lawyers for the suspects were audibly saying in conversations among themselves that the demands to hear the witnesses they wanted to call would be rejected. Why would one file a request despite knowing that it will certainly be turned down? It is now apparent that these requests are being filed to create distrust in the court and the entire trial process.

To get a better grasp of this, one should look at a previous decision of the court. The İstanbul 13th High Criminal Court on Jan. 11 made an important statement regarding the point the trial has reached. The panel of judges said the suspects and lawyers up until that point had wanted the court to call 835 witnesses, but the court had only allowed 151 of these witnesses ruling that the rest were not qualified to contribute to the investigation or bring out the facts. It said a witness was heard in 120 of the sessions, which corresponds to a 10-year trial period in a normal case. The court also said the request to insist on nominating other individuals to be called as witnesses was “partially due to a lack of seriousness, and partially an attempt at prolonging the trial.” The court also that witness testimonies heard throughout the course of the trial was adequate to bring out the facts from the point of view of the court and hearing more witnesses will stop the trial from coming to completion within a “reasonable” period of time, an important element to ensure fair trial. The idea that some of the requests really lacked sincerity can be seen clearly, for example, by the fact that one of the suspects said they had 130 witnesses who can testify in their favor, and that one of the lawyers wanted Prime Minister Recep Tayyip Erdoğan to be called as a witness. In addition to all of these, when the court made its statement on Jan. 11, it had completed the phase of listening to testimonies and started a review process. But once the court finished hearing witnesses, the suspects all of a sudden started bringing witnesses to court ready to testify at any time. İlker Başbuğ, a suspect in the trial who did not even deliver a defense testimony in court, pointed to four retired generals, including the former chief of general staff, as his witnesses. It remains an important question that these generals visited Silivri, where the courthouse is located, only after the court announced that it was done hearing witness testimonies.

The suspects are also using some provisions of the Law on Criminal Procedures (CMK) as a way to pressure the court. Lawyers for suspects of the Sledgehammer trial had boycotted some of the trials, abusing Article 188 of CMK which makes it mandatory that each suspect is represented by counsel in court in trials where prosecutors demand a sentence longer than five years. The court had ruled that the boycott was not being done in good faith. The Ergenekon suspects are now exploiting Article 178 of the CMK, which makes in mandatory for courts to hear witnesses who are available in the courtroom to testify. This is why the force commanders who could have been heard in a previous phase of the trial emerged only after the court said it was done hearing witnesses.

Another point of criticism by the supporters of the Ergenekon suspects was that former Army Chief Koşaner was denied witness status, although the court heard former terrorist Kurdistan Workers' Party (PKK) commander Şemdin Sakık as a witness. Sakık provided court with information on the alleged links between Ergenekon and the PKK. In selecting witnesses, courts do not consider how “reputable” or “well respected in society” a potential witness is, but their “relevance” and “knowledge” of the subject of the court case. In most cases, just as in the case of Ergenekon, a person convicted over membership of a terrorist organization can bring more evidence to court than a highly respected army member. The entire concept of confession is based on this reality. But the obvious is being ignored here in an attempt to make the situation appear as if it is a terrorist versus reputable military officer problem.

All this, coupled with attempts to get 1000 people inside the courtroom, which can only fit 400 viewers, over the past two or three sessions, attempts to attack the courtroom and requests to have the court hear hundreds of new witnesses are being perceived as attempts to stop the court from finishing the trial. These interventions are pressuring the court's ability to announce a verdict impartially and curbing its capacity of judicial discretion.

Altay, Sarıkamış'a gidiyor

Millî tank Altay’ın prototipinin kamuoyuna tanıtılmasının ardından testler devam ediyor. Otokar’ın G.Koreli Rotem ile geliştirdiği Altay, Birinci Dünya Savaşı sırasında binlerce askerin donarak şehit olduğu Sarıkamış’ta kış testinden geçirilecek.
İlk Türk milli ana muharebe tankı Altay, kış testleri için Sarıkamış’a gidiyor. Normalde kış testleri özel ‘soğuk oda’larda da yapılabiliyor. Fakat Altay’ın Sarıkamış’a götürülmesinin sembolik bir anlamı var. I. Dünya Savaşı sırasında binlerce Türk askeri burada donarak şehit olmuştu. İlk Türk tankı, Altay ismini de Kurtuluş Savaşı’nda 5. Süvari Kolordusu’nu komuta eden Fahrettin Altay’dan alıyor. Savunma Sanayii Müsteşarlığı tarafından yürütülen en büyük askerî projelerden biri olan Altay tankında ilk prototiplerin kamuoyuna tanıtılmasının ardından, testler de devam ediyor. MTR adı verilen aracın hareket kabiliyeti test edilirken, FTR isimli prototip de Şereflikoçhisar’daki tesislerde atışlara başladı. Savunma Sanayii Müsteşarlığı yetkilileri, ilk atışlarda önemli oranda isabet sağlandığını belirtiyor.

Yerli imkanların önemli ölçüde kullanıldığı Altay’ın geliştirilmesi için 500 milyon dolarlık kaynak ayrıldı. 250 adetlik ilk üretim için tankın 2016 sonu ya da 2017 başında hazır hale gelmesi bekleniyor. Altay projesinin teknik destek sağlayıcısı, Güney Koreli Rotem. Tankın tasarım, geliştirme, prototip imalatı, test ve sertifikasyon aşamalarının tamamlanması için Otokar ve Rotem birlikte çalışıyor. Prototipler üretildikten sonra seri üretim için tekrar ihaleye çıkılacak. Tasarım aşamasında G.Kore üretimi XK-2 ana muharebe tankı projesinden elde edilmiş tecrübelerden yararlanılıyor. Aracın Volkan-III tank atış kontrol sistemi ve tank komuta kontrol muhabere bilgi sistemi Aselsan tarafından üretilecek. 120 mm’lik 55 kalibre ana silah sistemi, Hyundai-Rotem kanalı ile teknoloji transferi yapılarak MKE tarafından, modüler zırh paketi ise Roketsan tarafından imal edilecek.

TSK’ya yerli gece görüş dürbünü üretilecek

Türkiye’nin tamamen yerli savunma ve havacılık projelerine bir yenisi daha ekleniyor. Türk mühendisleri uçak, insansız hava aracı, savaş gemisi, füze, roket ve piyade tüfeğinden sonra şimdi de yerli gece görüş dürbünü üretecek. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) terörle mücadelesinde büyük önem taşıyan bu dürbünler, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü’nde (İYTE) geliştiriliyor. Savunma Sanayii Müsteşarlığı, Aselsan ve İYTE, bazı ülkelerin gece görüş dürbünü teknolojisini Türkiye’ye vermemesi üzerine bu cihazın üretimi için düğmeye bastı. Yaklaşık 3,5 milyon dolar bütçeyle ilk yerli gece görüş dürbünü üretilecek. İYTE Rektörü Prof. Dr. Mustafa Güden, söz konusu teknolojinin stratejik açıdan savaş uçağı üretmekle eşdeğer olduğunu söyledi. Sadece birkaç ülkenin gece görüş dürbünü teknolojisine sahip olduğuna dikkat çeken Rektör Güden, “Gece görüş dürbünlerinin ön tarafında, kızılötesi ışınları görebilecek bir kaplama var. Bu kaplama yurtdışından geliyor. Son zamanlarda ilgili ülkeler, bunu Türkiye’ye vermiyor. Bunun üzerine çalışmalara başladık. Bu konuda daha önce Amerika’da çalışmış bir arkadaşımız var. Proje yaklaşık bir ay önce başladı, üç yıl sürecek.” diye konuştu.

Elazığı'da asker intiharı

Görev yaptığı karakolda canına kıydı

ELAZIĞ"ın Maden İlçesi Hazar Jandarma Karakolu’nda vatani görevini yapan er Mazlum Aksu intihar etti.

Maden İlçesi’ndeki Hazar Jandarma Karakolu’nda görevli jandarma er Mazlum Aksu, bilinmeyen bir nedenle girdiği bunalım sonucu intihar etti. Dün gece kazan dairesinden gelen silah sesi üzerine olay yerine giden arkadaşları, Mazlum Aksu’yu kanlar içerisinde yerde buldu. Olay yerinde ölen Aksu’nun üzerine zimmetli G-3 tüfekle intihar ettiği belirtildi.

Aksu’nun cesedi otopsi yapılmak üzere Elazığ Fırat Üniversitesi Hastanesi morguna kaldırıldı. Mardin nüfusuna kayıtlı olan ve terhisine 5 ay kaldığı belirtilen Aksu’nun intiharıyla ilgili soruşturma başlatıldı.

O komutan ilk kez konuştu!

Hava Kuvvetleri Komutanı Org. Mehmet Erten, ilk kez konuştu. İşte o açıklamalar...

Hava Kuvvetleri Komutanı Org. Mehmet Erten, ilk kez konuştu. İşte o açıklamalar...

Bir süre önce Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel'e sunduğu istifasının kabul edilmediği iddia edilen Hava Kuvvetleri Komutanı Org. Mehmet Erten, ilk kez konuştu. Org. Erten, Hava Kuvvetleri Komutanlığı'nın sorumluluk sahasına ve fonksiyonel alanına giren siber savunma faaliyetlerinin icra edilmesi ve yönetilmesi amacıyla, bünyesinde Siber Filo Komutanlığı'nın da bulunduğu Siber Komutanlığı'nın kurulacağını belirtti.


Org. Erten, Uludere'de 34 sivilin bombalanması ve Türk RF-4E uçağının Suriye sınırındaki oldukça kritik bir göreve korumasız ve silahsız biçimde tek başına gönderilmesi nedeniyle eleştirilerin hedefi olmuştu. Daha sonra Org. Erten'in, Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel'e sunduğu istifasının kabul edilmediği iddia edilmişti. Bütün bu iddiaların ardından sessiz kalan Org. Erten, göreve geldikten sonra ilk kez konuştu.


Org. Erten'in Savunma ve Havacılık Dergisi'ne yaptığı açıklamalar özetle şöyle:


CAYDIRICI VE GÜÇLÜYÜZ: Türk Hava Kuvvetleri, bölgesinde askeri caydırıcılığı ve barış ortamının devamını sağlayacak modern ve güçlü bir kuvvet yapısına sahiptir. 400 savaş uçağı, 140 destek uçağı/helikopteri ve 160 eğitim uçağı bulunmaktadır. Harekat gücünü genel olarak F-16 ve modernize edilmiş F-4E 2020 muharip jet uçakları; destek gücünü ise KC- 135R tanker, CN-235, C-130 ve C-160 ulaştırma uçakları ile RF-4E keşif uçakları ve İnsansız Hava Araçları oluşturmaktadır. Yakın gelecekte kabiliyetimizi F-35, B737 HİK/AEW&C komuta kontrol uçakları ve A400M ulaştırma uçaklarıyla daha da artırmayı hedefliyoruz.


SİBER SAVAŞ YOL HARİTASI: Siber savaş ile ilgili gerekli birimler oluşturulmuş, hazırlanan konsepte uygun olarak yol haritası belirlenmiştir. Bunların yanında, milli olarak üretilen silah ve sistemlerin askeri caydırıcılığa ve muharip eğitim seviyemize yaptığı ilave katkıların farkında olarak, üzerinde her türlü tasarrufta bulunma yetki ve kabiliyetimizin olduğu modern bir savaş uçağına sahip olmak, en önemli hedeflerimizden birisidir. Tedarik projelerine ilave olarak, milli imkanlarla üretilen silah ve sistemlerin de envanterimize girmeye başlamasıyla birlikte bölgemizdeki askeri caydırıcılığımız katlanarak artacaktır. Kendi ürettiği silah ve sistemlerle güçlenmiş bir hava gücü olarak Türk Hava Kuvvetleri’nin dünyadaki saygınlığı en üst seviyeye çıkacaktır.


ÖNCELİKLİ HEDEFİMİZ: Geleceğin harekat ortamı olarak değerlendirilen uzayda milli varlığımızın garanti altına alınması, her şartta uzaya güvenli erişim imkanına ulaşılması, uzayın kesintisiz kullanım imkanlarına sahip olunması ve hava/uzay gücü oluşturulması ülkemizin öncelikli hedefleri arasında yer almaktadır.


DAHA ÇEVİK BİR KUVVET YAPISI: Hava ve uzay gücü alanında bölgesinde lider, küresel anlamda öncü bir Hava Kuvveti olmak vizyonu benimsenmiştir. Bu vizyonu gerçekleştirmek için öncelikle harekat bağımsızlığımızı garanti altına alacak şekilde milli silah sistemlerinin üretilmesi için savunma sanayini yönlendirmeyi; uzay, siber ve elektronik harp alanlarında etkin güç haline gelmeyi ve bunları yaparken sayısal olarak büyümekten ziyade yüksek nitelikli insan, silah ve teçhizata dayalı temin ve yetiştirme politikalarımızla daha çevik bir kuvvet yapısına yönelik dönüşümümüzü tamamlamayı hedeflemekteyiz.


SİBER FİLO: Siber uzayın giderek artan öneminin bilincinde olan Hava Kuvvetleri Komutanlığı'nın Siber Konsepti 2011 yılında onaylanarak yürürlüğe girmiştir. Siber faaliyetlerin harekat konseptimiz içerisinde yer almasına yönelik çalışmalar ise devam etmektedir. Hava Kuvvetleri Komutanlığı'nın sorumluluk sahasına ve fonksiyonel alanına giren siber savunma faaliyetlerinin icra edilmesi ve yönetilmesi amacıyla, bünyesinde Siber Filo Komutanlığı’nın da bulunduğu Siber Komutanlığın kurulması planlanmıştır.


MİLLİ SAVAŞ UÇAĞI: Çok önem ve değer verdiğimiz Milli Muharip Uçak Projemizi Cumhuriyetimizin 100. yılında tamamlamayı ve ilk milli muharip uçağımızı özgür göklerimize hediye etmeyi planlamaktayız. Her zaman olduğu gibi gelecek yıllarda da, görevlerin icrasında teknolojinin payı ne kadar artarsa artsın, görev etkinliğinde temel unsur insan olmaya devam edecektir.


F-35'LERE DENEYİMLİ ÖĞRETMEN PİLOTLAR: F-35 uçaklarının TSK ve Türk Hava Kuvvetleri envanterine girmesi; harekat, eğitim ve lojistik alanlarda önemli değişiklikler meydana getirecektir. 5. nesil savaş uçağı olarak adlandırılan F-35 uçaklarının harekat alanına getirdiği önemli yenilikler; radarlara karşı düşük görünürlük, ağ merkezli harekat ve sensör entegrasyonu kabiliyetleridir. Günümüzün gelişen teknolojisini yoğun bir şekilde bünyesinde barındıran F-35 uçaklarında öğretmen pilotluk yapmak, iyi seviyede uçuş tecrübesinin yanında uçuş öğretmenliği tecrübesini gerektirmektedir. Bu nedenle, F-35 öğretmen pilot adaylarının F-16 ve F-4E 2020 savaş uçaklarında öğretmenlik tecrübesine sahip, deneyimli ve istekli pilotlardan seçilmesi planlanmaktadır.

Yedek Subay Askeri Hakim Atamaları

       Millî Savunma Bakanlığından:
             Karar Sayısı : 2013/117
             1 – Bu Kararnamede kimlikleri yazılı 37 (otuzyedi) yedek subay askerî hâkimin, karşılarında gösterilen görev yerlerine atanmaları, 357 sayılı Askerî Hâkimler Kanunu'nun 16'ncı ve EK-3'üncü maddeleri gereğince uygun görülmüştür.
             2 – Bu Kararı Millî Savunma Bakanı yürütür.
15/2/2013
                                                                                                                                                     Abdullah GÜL
                                                                                                                                                CUMHURBAŞKANI
     Recep Tayyip ERDOĞAN                               İsmet YILMAZ
                  Başbakan                                      Millî Savunma Bakanı

1'inci Or.K.lığı Emrinden, Hâk.Atğm., Özcan BOZKURT, Afyonkarahisar, 349-7079, 31.12.2012, 1'inci Or.K.lığı As.Mah.As.Hak.Yrdc.lığına-İSTANBUL.
2'nci Or.K.lığı Emrinden, Hâk.Atğm., Erhan PEKTAŞ, Tekirdağ, 349-7025, 31.12.2012, 2'nci Or.K.lığı As.Mah.As.Hak.Yrdc.lığına-MALATYA.
3'üncü Or.K.lığı Emrinden, Hâk.Atğm., Süleyman ÖZ, Nevşehir, 349-7002, 31.12.2012, 3'üncü Or.K.lığı As.Sav.lığı As.Sav.Yrdc.lığına - ERZİNCAN.
3'üncü Or.K.lığı Emrinden, Hâk.Atğm., Fatih AKYOL, Ankara, 349-7078, 31.12.2012, 3'üncü Or.K.lığı As.Mah.As.Hak.Yrdc.lığına - ERZİNCAN.
Ege Or.K.lığı Emrinden, Hâk.Atğm., Emir BAY, Bursa, 349-7077, 31.12.2012, Ege Or.K.lığı As.Mah.As.Hak.Yrdc.lığına - İZMİR.
K.T.B.K.K.lığı Emrinden, Hâk.Atğm., Burak AKDUMAN, Manisa, 349-7016, 31.12.2012, K.T.B.K.K.lığı As.Mah. As.Hak.Yrdc.lığına - KIBRIS.
K.T.B.K.K.lığı Emrinden, Hâk.Atğm., Mehmet Aykut CİHANGİR, Tokat, 349-7170, 31.12.2012, K.T.B.K.K.lığı As.Sav.lığı As.Sav.Yrdc.lığına - KIBRIS.
2'nci Kor.K.lığı Emrinden, Hâk.Atğm., Hüseyin ARSLAN, Tokat, 349-7083, 31.12.2012, 2'nci Kor.K.lığı As.Mah.As.Hak.Yrdc.lığına - GELİBOLU.
3'üncü Kor. K.lığı Emrinden, Hâk.Atğm., Fatih ARSLAN, Afyonkarahisar, 349-7086, 31.12.2012, 3'üncü Kor.K.lığı As.Mah.As.Hak.Yrdc.lığına - İSTANBUL.
3'üncü Kor. K.lığı Emrinden, Hâk.Atğm., Oğuzhan GÜL, Çankırı, 349-7001, 31.12.2012, 3'üncü Kor.K.lığı As.Sav.lığı As.Sav.Yrdc.lığına - İSTANBUL.
5'inci Kor.K.lığı Emrinden, Hâk.Atğm., Mehmet DAYANÇ, Edirne, 349-7018, 31.12.2012, 5'inci Kor.K.lığı As.Mah.As.Hak.Yrdc.lığına - ÇORLU.
6'ncı Mknz.P.Tüm.K.lığı Emrinden, Hâk.Atğm., İsa TOĞRUL, Kastamonu, 349-7082, 31.12.2012, 6'ncı Mknz.P.Tüm.K.lığı As.Mah.As.Hak.Yrdc.lığına - ADANA.
6'ncı Mknz.P.Tüm.K.lığı Emrinden, Hâk.Atğm., Bilal Nuri KESTİOĞLU, Rize, 349-7026, 31.12.2012, 6'ncı Mknz.P.Tüm.K.lığı As.Sav.lığı As.Sav.Yrdc.lığına-ADANA.
7'nci Kor.K.lığı Emrinden, Hâk.Atğm., İlhan GÜLEL, İstanbul, 349-7088, 31.12.2012, 7'nci Kor.K.lığı As.Mah.As.Hak.Yrdc.lığına - DİYARBAKIR.
8'inci Kor.K.lığı Emrinden, Hâk.Atğm., Salih KARAKELLE, Kayseri, 349-7011, 31.12.2012, 8'inci Kor.K.lığı As.Sav.lığı As.Sav.Yrdc.lığına -ELAZIĞ.
9'uncu Kor.K.lığı Emrinden, Hâk.Atğm., Mehmet Akif KARA, Kahramanmaraş, 349-7089, 31.12.2012, 9'uncu Kor.K.lığı As.Mah.As.Hak.Yrdc.lığına -ERZURUM.
9'uncu Kor.K.lığı Emrinden, Hâk.Atğm., Sinan SAYMAN, İzmir, 349-7003, 31.12.2012, 9'uncu Kor.K.lığı As.Sav.lığı As.Sav.Yrdc.lığına - ERZURUM.
K.K. EDOK Muh.Hiz.Des.Eğt.K.lığı Emrinden, Hâk.Atğm., Sinan ÇELİK, Sakarya, 349-7166, 31.12.2012, K.K. EDOK Muh.Hiz.Des.Eğt.K.lığı As.Mah.As.Hak.Yrdc.lığına -İZMİT.
54'üncü Mknz.P.Tug.K.lığı Emrinden, Hâk.Atğm., Emrah KESMEZ, Erzurum, 349-7076, 31.12.2012, 54'üncü Mknz.P.Tug.K.lığı As.Mah.As.Hak.Yrdc.lığına-EDİRNE.
9'uncu Mot.P.Tug.K.lığı Emrinden, Hâk.Atğm., Hatem GÖKSU, Sivas, 349-7031, 31.12.2012, 9'uncu Mot.P.Tug.K.lığı As.Sav.lığı As.Sav.Yrdc.lığına -SARIKAMIŞ.
Dağ Komd.Ok.ve Eğt.Mrk.K.lığı Emrinden, Hâk.Atğm., Yunus GENÇ, Çorum, 349-7167, 31.12.2012, Dağ Komd.Ok.ve Eğt.Mrk.K.lığı As.Mah. As.Hak.Yrdc.lığına -ISPARTA.
5'inci Zh.Tug.K.lığı Emrinden, Hâk.Atğm., Serhat ÜSTÜNER, Yozgat, 349-7084, 31.12.2012, 5'inci Zh.Tug.K.lığı As.Sav.lığı As.Sav.Yrdc.lığına - GAZİANTEP.
5'inci P.Eğt.Tug.K.lığı Emrinden, Hâk.Atğm., Serhat ŞENGÜL, Elazığ, 349-7007, 31.12.2012, 5'inci P.Eğt.Tug.K.lığı As.Mah. As.Hak.Yrdc.lığına - SİVAS.
5'inci P.Eğt.Tug.K.lığı Emrinden, Hâk.Atğm., Cuma ÖZELCE, Sivas, 349-7171, 31.12.2012, 5'inci P.Eğt.Tug.K.lığı As. Sav.lığı As.Sav.Yrdc.lığına - SİVAS.
12'nci Mknz.P.Tug.K.lığı Emrinden, Hâk.Atğm., Mehmet ÖZBEY, Adıyaman, 349-7081, 31.12.2012, 12'nci Mknz.P.Tug.K.lığı As.Mah. As.Hak.Yrdc.lığına -AĞRI.
48'inci Mot.P.Tug.K.lığı Emrinden, Hâk.Atğm., Ergün TULNAY, Çanakkale, 349-7017, 31.12.2012, 48'inci Mot.P.Tug.K.lığı As. Mah. As.Hak.Yrdc.lığına - TRABZON.
48'inci Mot.P.Tug.K.lığı Emrinden, Hâk.Atğm., Abdulvahap KILINÇ, Malatya, 349-7172, 31.12.2012, 48'inci Mot.P.Tug.K.lığı As. Sav.lığı As.Sav.Yrdc.lığına - TRABZON.
J.Gn.K.J.Asyş.Kor.K.lığı Emrinden, Hâk.Atğm., Ali Hamza ŞAHİN, Gümüşhane, 349-7087, 31.12.2012, J.Gn.K.J.Asyş.Kor.K.lığı As.Mah. As.Hak.Yrdc.lığına - VAN.
J.Gn.K.J.Asyş.Kor.K.lığı Emrinden, Hâk.Atğm., Hakan GÜNEŞ, Kahramanmaraş, 349-7080, 31.12.2012, J.Gn.K.J.Asyş.Kor.K.lığı As.Sav.lığı As.Sav.Yrdc.lığına - VAN.
Dz.K.K.lığı Ad.Müş.liği Emrinden, Hâk.Atğm., Mürsel AYSAN, Van, 349-7168, 31.12.2012, Dz.K.K.lığı As.Mah.As.Hak.Yrdc.lığına - ANKARA.
Donanma Komutanlığı Adli Müşavirliği Emrinden, Hâk.Atğm., Arslan BOLAT, Samsun, 349-7004, 31.12.2012, Donanma Komutanlığı As.Mah.As.Hak.Yrdc.lığına - GÖLCÜK.
Güney Dz.Sh.K.lığı Ad.Müş.liği Emrinden, Hâk.Atğm., Koray KORKMAZ, Aydın, 349-7005, 31.12.2012, Güney Dz. Sh. Komutanlığı As.Mah. As.Hak.Yrdc.lığına -İZMİR.
Kz.Dz.Sh.K.lığı Ad.Müş.liği Emrinden, Hâk.Atğm., Tarık ÇAVAK, Elazığ, 349-7073, 31.12.2012, Kuzey Dz.Sh.K.lığı As.Mah. As.Hak.Yrdc.lığına - İSTANBUL.
Hv.Eğt.K.lığı Emrinden, Hâk.Atğm., Musa Erdem ALTINHALKA, İzmir, 349-7174, 31.12.2012, Hv.Eğt.K.lığı As.Mah.As.Hak.Yrdc.lığına-İZMİR.
1’inci Hv.Kuv.K.lığı Emrinden, Hâk.Atğm., Serdar CENGİZ, Kırklareli, 349-7013, 31.12.2012, 1’inci Hv.Kuv.K.lığı As.Mah.As.Hak.Yrdc.lığına - ESKİŞEHİR.
2’nci Hv.Kuv.K.lığı Emrinden, Hâk.Atğm., Arda Murat ATEŞTEMUR, Kahramanmaraş, 349-7022, 31.12.2012, 2’nci Hv.Kuv.K.lığı As.Sav.lığı As.Sav.Yrdc.lığına - DİYARBAKIR.
J.Gn.K.lığı Huk.Hiz.Bşk.ve Adli Müşavirliği Emrinden, Hâk.Atğm., Halil İbrahim ABAY, Bingöl, 349-7085, 31.12.2012, J.Gn.K.lığı As.Mah.As.Hak.Yrdc.lığına-ANKARA.

Askerler üniformalarıyla iletişim kuracak

Gelecekte askeri üniformasıyla konuşan askerler görebilirsiniz.

Askerler üniformalarıyla iletişim kuracak
ABD ordusu için geliştirilen yeni teknoloji, askerlerin giyeceği tişört ve kamuflaja mikroskobik iplik dokunmasını amaçlıyor. Bu şekilde, en zor savaş şartlarında bile askerler üniformaları aracılığıyla iletişim kurabilecek.
ABD ordusundaki askerler, yakın gelecekte en üstün iletişim teknolojisi ‘giyebilir.’ Massachusetts Teknoloji Enstitüsü ile ABD ordusu işbirliğinde geliştirilen teknoloji, askeri üniformaların kendi aralarında iletişim kurabilmelerinin yanı sıra, ışığı ısıyı ve sesi de tespit edebilmesini amaçlıyor.
Üniformalara dokunacak olan iplikler, transistör, işlemci içermeyecek veya akım iletme özelliği bulunmayacak. MIT ve ordunun işbirliğinde çalışan Askeri Nanoteknolojiler Enstitüsü’nün direktörü John Joannopoulos, “Artık kendileri cihaz işlevi gören iplikler var” ifadesini kullandı.
Wired dergisinin haberine göre, üniformalarda kullanılacak ‘mikro iplikler’ yıllardır geliştirilmeye çalışıyor ancak henüz istenilen iletişim kapasitesine erişmiş değiller. Joannopoulos’un Wired’a verdiği bilgiye göre, ‘henüz üniformalarda kullanılmak için çok kalınlar.’ Şu an çağı bir milimetre olan ipliklerin, 100 mikron boyutuna indirilmesi amaçlanıyor. Mikro ipliklerin Ar-Ge sürecinin 10 yıl daha sürmesi bekleniyor.

ASKERİ TEKNOLOJİDE ÇIĞIR AÇACAK
Massachusetts eyaletindeki Ordu Askeri Sistemleri Merkezi’nde ilk testleri yapan ABD’li mühendisler, ilk aşamada, ipliklere zarar vermeden üniformalara dokunabileceklerini ortaya koydu.
Başarılı olması halinde, mikro iplikler askeri alanda çok büyük işlevler görecek. Duma ve toz altındaki veya karanlığa bürünmüş savaş alanlarında askerler birbirleriyle iletişim kurabilecek. Kimliği bilinmeyen bir askere lazer işaretleyici tutulduğunda, eğer aynı üniformayı giyiyorsa kimliğini doğrulayan sinyal üniformasından geri gönderilecek. Isı algılayıcıları ise askerlerin vücut sıcaklığından kalp atışına kadar sağlık durumunu ortaya koyan bilgileri iletecek.
Joannopoulos, “Üniformanız, hiç konuşmanıza gerek kalmadan gerekli olan bilgiyi iletecek... Amaç, askerin vücudunu tamamen tarayabilen alıcılar geliştirmek” dedi.

Şemdin Sakık’tan iyi tanık mı olur? / Bülent Korucu

Ergenekon Davası sona yaklaştıkça Süleyman Demirel’in ‘turpun büyüğü heybede’ sözünü doğrulayan şeyler yaşıyoruz. Soruşturmaların ilk gününden itibaren ‘sulandırma’ ekibi olarak vazife yapanlar iyice pervasızlaştı.
Çekingen tavırlarla hem nalına hem mıhına yapıyor gibi duranlar, takiyeden vazgeçti. Susurluk’ta olduğu gibi düşük rütbeli birkaç güvenlik bürokratı ve yeterli miktarda ‘sağcı’  günah keçisi ilan edilse kıvam tutturulmuş olunacaktı. Türkiye’nin arınma sürecini destekleyen çevrelerin de ağzının tadı kaçıyor yer yer. Geldiğimiz noktada mahkemelerin bazı usul hatalarının katkısı olduğu muhakkak; ancak karşı tarafın psikolojik harp becerilerinin aslan payını teslim etmeliyiz. Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un son hamlesi PH tarihine geçecek cinsten. Hükümeti zor durumda bırakmak için zaten gelmiş emekliliklerini istifa gibi sunan kuvvet komutanları ve aynı maksatla görevi bırakan genelkurmay başkanını tanık olarak mahkemeye getirdi. Mahkeme tanık dinleme aşamasını geçtiği ve davanın esasına katkı yapmayacaklarını öne sürerek talebi reddetti. Şimdi iki kanatlı bir kara propaganda ile mahkeme cendereye alınıyor. ‘Terörist Şemdin Sakık, tanıklık yapabiliyorken eski genelkurmay başkanı nasıl olamazmış.’ Tanıklığı bir unvan filan biçiminde algılamamızı istiyorlar. Tanıkların cami dernekleri ya da konservatuarlardan seçileceğine dair kural var da haberimiz mi yok!

Cevap aradığınız soru ‘PKK-derin devlet ilişkisi’ ise en iyi tanıklardan biri Sakık olur. 33 erin silahsız ve korumasız biçimde PKK’ya servis yapılırcasına gönderilmesinde bir katakulli görüyorsanız; soracağınız kişilerin başında Sakık gelir. Olayda araştırılacak bir şey görmüyorsanız zaten tartışma bitmiştir. Sakık, Başbuğ’la ilgili suçlamaların tanığı olsa bu karşılaştırmanın belki anlamı olabilirdi. Bu haliyle tam bir operasyon. Mahkeme yeni bir aşamaya geçmiş, dosya esas hakkındaki mütalaa vermesi için savcıya teslim edilmiş. Ceza yargılaması, hukuk davalarına göre daha esnektir; her aşamada tanık dinlenebilir. Fakat her aşamada inisiyatif mahkemededir. Hakkın kötüye kullanımını önlemek için ilk günden son ana kadar mahkemenin ret hakkı vardır. Çok uzadığı eleştirisine muhatap olan Ergenekon davasında sanıkların gösterdiği tanıkların sadece yüzde 10’u dinlendi. 130 kişiyi tanık yazdıran sanığın mahkemeyi kilitlemek istediğini anlamak için müneccim olmak gerekmiyor. Kanun mealen “Mahkeme reddettiğinde, sanık veya katılan o kişileri (tanıkları) mahkemeye getirebilir. Bu kişiler duruşmada dinlenir.” diyor. Hukuk hiçbir zaman kötüye kullanıma cevaz vermez. Davanın yaklaşık 550 sanığı mahkemeye tanık getirse ‘mahkeme bunları dinlemek zorunda denilebilir mi?’ Başbuğ’unkileri dinledik, seninkini dinlemeyeceğiz tavrı hakkaniyetli olur mu? Şu anda mahkemeye bildirilmiş yaklaşık 750 tanık var. Her gün 4-5’ini dinlese yargılama kafadan bir yıl uzayacak. Mahkemeyi tanımaz bir tavır içine girmiş, savunma yapmayı zül addetmiş bir sanığın birdenbire salona şahit getirmesi hayatın normal akışına uygun mudur?

  İlker Başbuğ’un şahitlerinin önünde iki yol var. Gerçekten davayı etkileyecek şeyler söyleyeceklerse, avukatlar aracılığı ile yazılı ifadelerinin dosyaya girmesini sağlayabilirler. Şahitlerin hangi konuda ve nasıl bir tanıklık yapacaklarına dair ayrıntılı dilekçeler mahkemelerin kararını etkileyebiliyor. Soyut tanıklık taleplerini reddetmek kolayken ayrıntılı dilekçeler yapıcı etki bırakıyor. Daha etkilisi, hem de mahkeme heyetine iyi bir ders vermek üzere bildiklerini kamuoyu ile paylaşsınlar. Mesela şöyle diyebilirler: “Eski Genelkurmay ikinci Başkanı Hasan Iğsız ve Adli Müşavir Hıfzı Çubuklu yalan söylüyor. İlker Paşa söz konusu emirleri vermedi; kendisine arz da yapılmadı.” İkna edici olursa kamu vicdanı Başbuğ’u aklar; mahkeme heyetini ise altından kalkamayacakları bir yükle baş başa bırakır. Sizce neden bu kolay yolu tercih etmezler?

Kılıf uymadı minare değişecek

Güncel / Kılıf uymadı minare değişecek
ATAK projesinde helikopter istendiği gibi çıkmayınca sözleşme helikoptere uydurulacak.

Kara Kuvvetleri Komutanlığı kabul heyetinin onay vermediği 3 milyar dolarlık saldırı helikopteri (ATAK) projesinde, sözleşme değişikliğine gidildi. Kara Kuvvetleri Komutanlığı, saldırı helikopterlerinin, “ağırlık”, “denge” ve “titreşim” gibi şartnamede bulunan teknik kalibrasyonları yerine getirmediği için helikopterlere onay vermiyordu. Şimdi, helikopterler sözleşmeye değil, sözleşme helikopterlere uydurulacak. Cumhuriyet gazetesinden Barkın Şık'ın haberine göre; sözleşmenin değiştirilmesine ilişkin Savunma Sanayi Müsteşarlığı’nda (SSM) müzakereler yürütüldüğü ve imza aşamasına gelindiği öğrenildi.

Türkiye’ye 3 milyar dolarlık saldırı helikopteri (ATAK) satan Finmeccanica’nın başkanı Guiseppe Orsi, İtalya’da yürütülen bir soruşturma kapsamında, Hindistan hükümetine 12 helikopter satışı için 51 milyon Avro rüşvet vermek suçlamasıyla bir süre önce tutuklanmıştı. Avrupa’daki bu “rüşvet” operasyonu devam ederken Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nın, ATAK helikopterlerine olur vermediği ortaya çıkmıştı. Kara Kuvvetleri, İtalya’dan alınan ve kasım ayında teslimatının gerçekleşmesi gereken 5 saldırı helikopterine, “Teknik şartnameyi yerine getiremediği” için onay vermiyordu. ATAK helikopterlerinin ön tarafı arka tarafına göre daha ağır basıyor. Helikopterin dengelenmesi için arka tarafına ağırlık konulması durumunda ise teknik şartnamedeki ağırlığın üzerine çıkıyor. Bu durum ise Güneydoğu Anadolu’da dağlık arazide görev yapacak olan helikopterlerin, istenilen irtifaya çıkmasını engelliyor.

SSM’nin bu gelişmeler üzerine, ATAK helikopterlerinin teknik şartnamesinde değişikliğe gittiği öğrenildi. Helikopterler, şartnameye değil, şartname helikopterlere göre ayarlanacak. Kara Kuvvetleri Komutanlığı kabul heyetinin onay vermediği ATAK helikopterlerine, Güneydoğu Anadolu’da sürdürülen terörle mücadele yüzünden acil ihtiyaç bulunuyor.

'ASKERİ CASUSLUK' İÇİN HACKER ARANIYOR!

Askeri casusluk davasında 'hacker' krizi... Çetenin 2 bin dijital dosyasının şifresi kırılamadı. Savcı, yurt dışından yardım alınması talimatı verdi.

Çetenin 2 bin dijital dosyasının şifresi kırılamadı, savcı 'Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin şifre kırma uzmanları şifreleri çözememiştir' dedi. Özel sektör de çaresiz kalınca 5 ülkede hacker arayışı başladı.

- Emniyet kadrosundaki 45 kripto uzmanı, askeri casusluk operasyonunda ele geçirilen içinde çok önemli bilgilerin olduğu tahmin edilen 2 bin dijital veri tabanı dosyasının şifresini kıramadı.
- Kripto uzmanları ayrıca, çete lideri Bilgin Özkaynak'ın çok gizli bilgileri barındırdığı iddia edilen 'Kara kutu' dosyasına da ulaşamadı.
- Hacker krizi iddianame satırlarına yansıdı. Savcı Zafer Kılınç iddianamede, "Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin şifre kırma uzmanları şifreleri çözememiştir" satırlarına yer verdi.

- Bu gelişme üzerine çok sayıda siyasetçi, işadamı ile önemli askeri bilgilerin bulunduğu tahmin edilen dosyaların çözümü için özel sektör ile bilgisayar şirketlerindeki kripto uzmanlarından yardım istendi. Ancak 4 ay süren çalışmalarda da dosyaların şifresi kırılamadı.

Yurt dışından yardım
- Savcının bu gelişme üzerine yurt dışından yardım alınması talimatı verdiği öğrenildi. Dosyaların çözümü için 5 ülkenin güvenlik biriminde görev yapan kripto uzmanlarından yardım almak için harekete geçildi. Bu 5 ülke arasında Amerika, Almanya ile İsrail olduğu iddia edildi.

Devlet tehdit ve tehlike altında
Akşam'ın haberine göre, Savcı Zafer Kılınç, iddianamede şifre kriziyle ilgili şu detayları verdi: "Suç örgütünün yöneticileri ve üyelerinde ele geçirilen çok sayıda veri aynı zamanda Pandora Veri Tabanı'nda da yer almaktadır. Karşı karşıya olduğumuz suç örgütü, ülke çapında ve KKTC'de bilgi ve belge temin etme ağını profesyonelce oluşturmuş ve işletmiş, yapısı ve hedefleri tespit edilmiş profesyonel bir örgüttür. Suç örgütünün gizliliğe azami derecede riayet etmesi, ele geçirilemeyen 'Kara Kutu' adlı başka bir arşiv oluşturmuş olması, sahip olduğu bilgi ve belgeleri şifreleri kırılamayacak şekilde dosyalamış bulunması örgütün ne kadar profesyonel hareket ettiğini ortaya koymaktadır. Şu ana kadar ortaya konulan yapı bile Türkiye Cumhuriyeti Devletinin başta Silahlı Kuvvetler olmak üzere diğer kurumlarıyla birlikte nasıl bir tehlike ve tehdit ile karşı karşıya kaldığını göstermesi açısından çok önemlidir."

Sperm ve kan örnekleri ele geçirildi
İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı, çoğunluğu asker 88'i tutuklu 357 kişiye yönelik gerçekleştirilen operasyonla ilgili yazılı açıklama yaptı. Açıklamada, suç delilleri içerisinde sperm ve kan örnekleri için hazırlanmış tüplerin de ele geçirildiği, suçlamanın ise casusluk olmadığı belirtildi. İzmir Cumhuriyet Başsavcı Vekili Ali Haydar imzasıyla yapılan açıklamada şöyle denildi:

"Düzenlenen iddianamede hakkında casusluk suçlaması ile soruşturma yapılan ve dava açılan hiçbir sanık bulunmamaktadır. Sanıklar hakkında kamu davaları açılmış olup tüm sanıklar hakkındaki deliller ayrıntılı olarak iddianamemizde gösterilmiştir."

21 Şubat 2013 Perşembe

28 ŞUBAT SORUŞTURMASI - EMEKLİ ORGENERAL ŞÜKRÜ SARIIŞIK TUTUKLANDI

Ne darbeleri unutacağız, ne de darbecileri affedeceğiz’


 





  Türkiye'de gerçekleştirilen darbe, muhtıra ve müdahalelere karşı düzenledikleri etkinliklerle dikkat çeken 'Darbelere Karşı 70 Milyon Adım Koalisyonu', Cumartesi günü Beyoğlu'nda geniş katılımlı yürüyüş düzenleyecek. Darbe karşıtlarını yürüyüşe beklediklerini kaydeden koalisyon koordinatörü Meltem Oral, "Ne darbeleri unutacağız, ne de darbecileri affedeceğiz. Aksine, darbecilerden hesap sorulması için eylemlerimize devam edeceğiz." dedi.

'Post modern darbe' olarak nitelenen 28 Şubat müdahalesinin yıl dönümüne sayılı günler kala 'Darbelere Karşı 70 Milyon Adım Koalisyonu' meydanlara iniyor. Koalisyon, Cumartesi günü Beyoğlu'nda eylem yapacak. Saat 14.00’da Tünel Meydanı'nda buluşacak darbe karşıtları, Galatasaray’a kadar ‘Darbecilere af yok’ ve ‘28 Şubat bir daha asla!’ sloganıyla yürüyecek.

Post-modern darbe sonrasında halkın olumsuz yönde etkilendiğini aktaran Darbelere Karşı 70 Milyon Adım Koalisyonu Koordinatörü Meltem Oral, “28 Şubat 1997’de MGK toplantısının ardından yayınlanan 18 maddelik bildiriyle bir darbe gerçekleştirilmiş oldu. Bu darbeyle ilgili akılda kalan en önemli şey; Sincan’da tankların yürütülmesiydi. Ancak darbe sadece bundan ibaret değildi. O dönemde 6 milyon kişinin fişlendiği söyleniyor. Birçok kamu çalışanı işinden oldu. Başörtülü öğrencilerin üniversiteye girişi yasaklandı. Radyolar ve gazeteler kapatıldı. Toplumsal yaşama etkisi olan bir süreçti. Yaşananlar doğrudan demokrasiye müdahaleydi.” şeklinde konuştu.

“Türkiye’de hukuk sisteminin yüzde 100 doğru ve güvenilir olduğunu kimse iddia edemez.” diyen Oral, “Ama darbecilere üzülenlere sabırlı olmalarının dışında, kendi yakınlarına bir soru da sormaları gerekiyor. Neden bir darbe girişiminde bulundular? Neden binlerce başörtülü kadının hayatıyla oynadıklarını, gazetecilerin neden işten çıkarılmış olmasına göz yumduklarını, ölüm listeleri oluşturarak insanları neden hedef gösterdiklerini sormaları gerekiyor. Dolayısıyla darbecileri unutturmak değil, darbecilerden hesap sorma zamanı. Bizler darbecilerin hiçbir zaman affedilmesinin söz konusu olmadığını düşünüyoruz.” ifadelerini kullandı.

“Bugün darbe suçundan cezaevinde bulunanların hiçbiri yaptıkları eylemler sebebiyle pişman değiller.” diyen Oral, “Aksine bir daha olsa yine aynısını yapacaklarını söyleyerek güven içerisindeler. Ne darbeleri unutacağız, ne darbeleri affedeceğiz, aksine bütün kollarıyla birlikte hesap sorulması için eylemlere devam etmek gerekiyor.” şeklinde konuştu.

KARAKAŞ: BALYOZCULARI AFFETMEKLE TEMİZ SAYFA AÇILMAZ

Kamuoyunda darbecileri affetmek gerektiği yönünde bir algı oluşturulduğuna dikkat çeken Darbelere Karşı 70 Milyon Adım Koalisyonu Sözcüsü Şenol Karakaş da, “Bu süreçte Balyoz darbe planını aklayıp, dijital belgelerin sahte olduğunu söyleyerek çok tehlikeli bir iş yapılıyor. Bugün darbecileri aklamayı düşünen herkes, yeni bir darbeye zemin hazırlıyor. 27 Mayıs sürecinde de bütün darbelerde de darbecilerin mağdur olduğu yönünde bir algı yerleştirilmişti. Balyozcuların ve darbecilerin serbest bırakılması gerektiğini düşünenler şiddetle yanılıyor. Zaten bir barış süreci gelişmişse askeri vesayetin bir ölçüde gerilemesi, Veli Küçük’lerin, İbrahim Şahinlerin cezaevinde olması ile başarılmıştır. Balyozcuları affetmekle temiz sayfa açılamaz. İçeridekiler dışarı çıktığında sayfa yeniden kirlenir ve ırkçılık çoğalır.” diye konuştu.

‘DARBECİLER AFFETMEK SORUSUNU HRANT’IN AİLESİNE SORSUNLAR’

Darbecileri affetmek gibi bir niyetlerinin olmadığını kaydeden Karakaş, “Aslında ‘affetmek’ sorusunu, başörtülü kadınlara, idamla yargılananlara, siyasal yaşamın dışına çıkarılanlara, Hrant Dink’in ailesine, Rahip Santoro’nun ailesine, Cumartesi annelerine sormak lazım. Darbeciler karanlık eylemlerin azmettiricileri. Bu insanlar ordu içindeki konumunu kullanıp, kötü işler yaptılar." şeklinde konuştu.

Darbecilerin ayrıcalıklarını kaybettiğine vurgu yapan Karakaş şöyle devam etti: “Bu insanlar kamuoyunda darbe davalarının sahte olduğunu anlatan argümanla propaganda yaptılar. Kafa karışıklığı yapmak istiyorlar. Örneğin Balyozcular AİHM’e başvuru yaptılar. AİHM bu başvuruyu reddetti ve Çetin Doğan’ın tutuklu yargılanmanın normal olduğunu söyledi. Eğer AİHM Çetin Doğan’ın tutuklu olmasının haksız olduğunu söyleseydi, neler olurdu. Gündemde hep bu olurdu. Oysa bunu şimdi görmezden geliyorlar. Çünkü ayrıcalıklarının ellerinden alındığını düşünüyorlar. İstedğin hükümeti devireceksin, istediğine suikast düzenleyecek, Cumhuriyet mitingleri düzenleyeceksin milyonlarca insanın yaşamını karartacaksın, burada keyifli bir hayat süreceksin. Şimdi bu değişiyor. Bu değişime dirençlerinden dolayı davaları sulandırmaya çalışıyorlar.”

Genelkurmay için 4 partiden ortak karar

İktidar ve muhalefet partiler Genelkurmay Başkanı için uzlaştılar...

Yeni anayasa yazımında partiler, Genelkurmay Başkanı’nın, Milli Savunma Bakanı’na bağlı olmasında uzlaşma
sağladı.

TBMM Anayasa uzlaşma Komisyonu bünyesindeki Yazım Komisyonu, AK Parti
İstanbul Milletvekili Mustafa Şentop başkanlığında toplandı. Komisyon, yeni
anayasanın ”idare” bölümünde yer alacak ”Başkomutanlık ve milli savunma” ile
”olağanüstü yönetim modelleri” maddelerini ele aldı.

Partilerin sağladığı uzlaşmaya göre, Başkomutanlık, ”TBMM’nin manevi
şahsiyetine ait olup Cumhurbaşkanı tarafından temsil edilir” şeklinde kaleme
alındı. AK Parti, Başkanlık sistemi önerisi kapsamında ”Cumhurbaşkanı” yerine,
”Başkan” ifadesinin kullanılmasını istedi.
Milli savunmadan ve Silahlı Kuvvetlerin yurt savunmasına hazırlanmasından
TBMM’ye karşı, Bakanlar Kurulu sorumlu olacak. AK Parti, Başkan’ın sorumlu
olmasını önerdi.
Genelkurmay Başkanı, silahlı kuvvetlerin komutanı olup Milli Savunma
Bakanı’na bağlı olacak.
Genelkurmay Başkanı, Milli Savunma Bakanı’nın inhası ve Bakanlar
Kurulu’nun teklifi üzerine Cumhurbaşkanı tarafından atanacak.

-BDP’nin önerileri-

BDP; maddeye iki ayrı fıkranın eklenmesini önerdi. BDP; ”Silahlı
kuvvetler, barışı sağlamak, ülkeyi ve halkı korumakla yükümlüdür ve TBMM’nin
sürekli denetimine tabidir. Silahlı kuvvetler mensupları, siyasal konularda
müdahalede bulunamaz” fıkrasının eklenmesini istedi.
BDP, ayrıca maddede, ”Güç kullanımının kurallarını belirleyen
uluslararası hukuka aykırı ve insanlığa karşı suç işlemek sonucunu yaratacak emir
verilemez. Halkların bir arada barış içinde yaşamalarını engellemek ve saldırı
savaşı hazırlamak Anayasaya aykırıdır” fıkrasının de yer almasını önerdi.

-”Başkanlık sistemi” notu kalktı-

AK Parti’nin Başkanlık sistemi önerisi nedeniyle maddenin görüşülmediğine
dair daha önce düşülen not, bu kez yazılmadı. CHP ve MHP’nin bu duruma itirazı,
maddenin altında not olarak yer aldı.
CHP, ”madde notu” olarak kaleme aldığı itirazında, ”AK Parti’nin
Başkanlık önerisindeki unsurların görüşülemediği yolunda diğer bazı maddelere
konulan not, bu maddede AK Parti’nin itirazı nedeniyle tekrarlanamamıştır”
ifadesini kullandı.
MHP ise ”Müzakerelerin olumsuz etkilenmemesi ve zaman kaybının önlenmesi
amacıyla daha önce alınan karara istinaden bazı maddelerde tekrarlanan ’Başkanlık
sistemi önerisi’ ile ilgili not, AK Parti’nin itirazı sebebiyle yazılamamıştır”
ifadesini yazdı.

-Olağanüstü Yönetim Usulleri-

Üzerinde uzlaşmaya varılan ”Olağanüstü Yönetim Usulleri” maddesine
göre; Tabii ya da insan kaynaklı afet, tehlikeli salgın hastalıklar, ağır
ekonomik bunalım, Anayasal düzeni veya temel hak ve hürriyetleri ortadan
kaldırmaya yönelik yaygın şiddet hareketlerinin ortaya çıkması sebebiyle kamu
düzeninin ciddi şekilde bozulması hallerinde Bakanlar Kurulu, yurdun bir veya
birden fazla bölgesinde veya bütününde süresi iki ayı geçmemek üzere olağanüstü
hal ilan edebilecek. AK Parti, bunun Başkan’ın talebiyle TBMM tarafından
yapılmasını önerdi.
Olağanüstü hal ilanına karar verilmesi durumunda, bu karar Resmi Gazetede
yayınlanacak ve hemen TBMM onayına sunulacak. Meclis tatilde ise derhal
toplantıya çağrılacak. Meclis, Bakanlar Kurulunun istemi üzerine her defasında
iki ayı geçmemek üzere süreyi uzatabilecek veya olağanüstü hali kaldırabilecek.
AK Parti, fıkradaki ”Bakanlar Kurulu” yerine ”Başkan” ifadesinin yer almasını
istedi.
MHP; Anayasal düzeni veya temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya
yönelik yaygın şiddet hareketlerinin ortaya çıkması sebebiyle kamu düzeninin
ciddi şekilde bozulması halinde Milli Güvenlik Kurulu’nun da görüşünün alınmasını
önerdi.
Komisyon çalışmalarını yarın sürdürecek.

Emekli generale tutuklama talebi!

Emekli Orgeneral Sarıışık, tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü 28 Şubat soruşturması kapsamında ifadesi alınan emekli Orgeneral Şükrü Sarıışık, tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi.

28 Şubat soruşturması kapsamında adliyeye gelen ”Balyoz” davası sanığı emekli Orgeneral Şükrü Sarıışık ve emekli Korgeneral Doğan Temel’in ifade alma işlemleri tamamlandı.

Sarıışık, ifadesinin ardından tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi, Temel ise serbest bırakıldı.

İşte istifa eden asker sayısı!

TSK'DAN SON 3 YILDA 13 BİN 751 GENERAL/AMİRAL VE SUBAY/ASTSUBAY AYRILDI SON 3 YILDA 4 BİN 967 UZMAN ERBAŞ İSTİFA ETTİ!

Donanma Komutanı Ora. Nusret Güner'in istifasının ardından dikkatlerin çevrildiği TSK'da, 1 Ocak 2009-21Ocak 2012 tarihleri arasında kendi istekleriyle ayrılan toplam general/amiral ve subay/astsubay sayısının 13 bin 751 olduğu ortaya çıktı. Milli Savunma Bakanlığı verilerine göre 2009-2010-2011 yıllarında sözleşmeli statüde görev yapan toplam 4 bin 967 uzman erbaş da kendi istekleriyle sözleşme yenilemeyerek TSK'dan ayrıldı.

2012 Ağustos Şurasından sonra, Donanma Komutanı Ora. Nusret Güner, Tümamiral Kemalettin Gür, Tuğgeneral Necati Tekin ve Tuğgeneral Hakan Taşkesen emekli olmuştu.

CHP Adana Milletvekili Ali Demirçalı, Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'a yönelttiği önergede, TSK'dan kaç personelin istifa ettiğini sordu. Demirçalı, "Genelkurmay Başkanlığı, Aralık 2012 itibarıyla personel mevcudunu kamuoyuna duyurdu. Açıklanan rakamlar, TSK'nın personel mevcudunda büyük bir azalma olduğu , Mart 2012 itibarıyla 714 bin olan personel sayısının 9 ayda 70 bin azalarak 644 bine düştüğü gözlenmektedir. Yüksek Askeri Şura toplantısının ardından, 353 olarak açıklanan general-amiral mevcudu, Aralık 2012'de 348 olarak duyurulmuş olup, Ağustos Şura'sından sonra 5 General-Amiral'in istifa ya da emekliliğini istediğini anlaşılmaktadır. Diğer taraftan terörle mücadelede etkin görev yapan uzman çavuş sayısında son 1 yıl içerisinde büyük düşüşler yaşandığı bilinmektedir. TSK, tarihinde ilk kez bu kadar ani ve yoğun ayrılma ve istifa talebi ortaya çıkması da, 'Neler oluyor?' sorusunu gündeme getirmektedir" dedi.

"4 BİN 967 UZMAN ERBAŞ AYRILDI"

Milli Savunma Bakanlığı'na, "Milli Savunma Bakanlığı olarak, TSK bünyesinde yaşanan bu istifaları araştırmak için yapılan herhangi bir çalışma var mıdır?" diye soran Demirçalı'ya, Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz şöyle yanıt verdi:

"2012 Ağustos Şurasından sonra, Tümamiral Kemalettin Gür, Tuğgeneral Necati Tekin ve Tuğgeneral Hakan Taşkesen emekli olmuştur. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK)'nden 01 Ocak 2009 - 21 Ocak 2012 tarihleri arasında kendi istekleriyle ayrılan toplam general/amiral ve subay/astsubay sayısı 13.751'dir. 2009-2010-2011 yıllarında sözleşmeli statüde görev yapan toplam 4.967 uzman erbaş kendi istekleriyle sözleşme yenilemeyerek TSK'dan ayrılmıştır."

Kandil'e hava harekatı


IRAK'ın kuzeyinde terör örgütü PKK'nın merkezinin bulunduğu Kandil Dağı ve çevresindeki kampları, dün gece düzenlenen hava operasyonunda savaş uçakları tarafından bombalandı.

 


Irak'ın kuzeyinde istihbarat amaçlı keşif uçuşu yapan İnsansız Hava Araçları (İHA) dün gece bazı teröristlerin daha önceden bombalanan bölgelere yeniden dönerek yerleşmeye çalıştıklarını tespit etti. İHA'lardan alınan görüntülerin değerlendirilmesi üzerine Diyarbakır'da bulunan 2'nci Hava Kuvvet Komutanlığı'nda hareketlilik yaşandı.

8'inci Ana Jet Üssü'nde hazır bekleyen uçaklar peş peşe havalandı. Hakkari üstünden uçarak Irak'ın kuzeyine giden savaş uçakları, PKK'nın yuvalandığı Kandil Dağı bölgesine yönlendi. Saat 21.30 sıralarında başlayan ve yaklaşık 2 saat sürdüğü belirtilen operasyona 8 F-16 savaş uçağının katıldığı öğrenildi. Operasyona katılan uçakların Kandil Dağı ve çevresinde bulunan 12 terör hedefini bombaladığı belirtildi. Vurulan hedefler arasında bazı sığınak ve uçaksavar bataryalarının da bulunduğu öğrenildi. Operasyona katılan uçaklar gece yarısından sonra güvenli bir şekilde üslerine döndüler.

Ergin Saygun tekrar yoğun bakımda


Ergin Saygun, böbrek fonksiyonlarında oluşan sorun nedeniyle tekrar yoğun bakım ünitesine alındı.

Balyoz Davası'nda 18 yıl hapis cezasına çarptırılan ve 7 Ocak 2013 tarihinde geçirdiği açık kalp ameliyatının ardından Mehmet Akif Ersoy Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde iki haftadır tedavi gören emekli Orgeneral Ergin Saygun, böbrek fonksiyonlarında oluşan sorun nedeniyle bugün saat 11.00'de İstanbul Tıp Fakültesi Hastanesi'ne sevk edilerek yoğun bakıma alındı. Ergin Saygun'un oğlu Tolga Saygun gazetecilerin babasının sağlık durumunu sorması üzerine, "Şu anda hocaların yanına gidiyorum ben de. Bir konsültasyon için geldi buraya. Tekrar dönecek hastaneye. Şuanda biz de daha fazla bir şey bilmiyoruz" dedi. Tolga Saygun babası Ergin Saygun'un şuan İstanbul Tıp Fakültesi Hastanesi'nin yoğun bakım ünitesinde tedavi gördüğünü belirterek, İstanbul Tıp Fakültesi Hastanesi'nde ne kadar tedavi göreceğini bilmediğini ifade etti. Elindeki poşetlerde çorba olduğunu söyleyen Tolga Saygun, "Hastaneden çorba istediler. Onları götürüyorum" diye cevap verdi.

ECE SAYGUN: BU SIKINTIYI DA ATLATACAĞIZ

Balyoz Davası'nda 18 yıl hapis cezasına çarptırılan ve 7 Şubat 2013 tarihinde geçirdiği açık kalp ameliyatının ardından Mehmet Akif Ersoy Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde iki haftadır tedavi gören emekli Orgeneral Ergin Saygun, böbrek fonksiyonlarında oluşan sorun nedeniyle bugün saat 11.00'de İstanbul Tıp Fakültesi Hastanesi'ne sevk edilerek yoğun bakıma alındı. Ergin Saygun'un kızı Ece Saygun sosyal paylaşım sitesi Twitter üzerinden babasının sağlık durumunu ilişkin açıklamalarda bulundu. Ece Saygun, "Evet babamın dünden beridir tekrar yoğun bakımda olduğu doğru. Sabah ambulans ile Çapa Tip Fakültesi'ne geldik. Şu anda orada yoğun bakımda. Ayağa kalkacak! Baska yolu yok! Böbrek fonksiyonlarinda sıkıntı var. Kalp veya akciğer ile ilgili bir sorun yok. Böbrekleri de yakın takip edebilmek icin yoğun bakıma aldılar. Suuru açık, konuşuyor, doktorlar başında, çok yakın takip ediyorlar. Bu sıkıntıyı da atlatacağız." ifadelerini kullandı.

Rejimin hava gücü de yıpranma sürecinde / Fikret Ertan

Yaklaşık iki yılına yaklaşan Suriye’deki halk isyanı ve buna karşı koymaya çalışan Esed rejimi arasında bugün şöyle bir askerî duruma ulaşılmış bulunuluyor:

Rejim güçleri kırsal alanın önemli bölümünde kontrolü kaybetmiş, sadece büyük şehirlerde tutunmaya çalışırlarken silahlı muhalefet güçleri de bu şehirlerin dış mahallelerine kadar gelip merkezlerdeki hedef almaya başlamış bulunuyorlar.

Rejim güçleri de şehirlerdeki ve kırsal alanlardaki muhalif güçlerinin ilerleyişlerini durdurmak için elinde ne kadar ateş gücü varsa bunu ayırım yapmadan, hedef gözetmeden kullanıyor. Bu meyanda önceki gün olduğu gibi Halep’in bir mahallesine isabet yüzdesi son derece düşük Scud füzeleri atıyor, onlarca sivili öldürmekten kaçınmıyor. Rejim aynı şekilde elindeki hava gücüyle hem şehirlerin muhaliflerin elindeki yerleri hem de kırsaldaki hedefleri ve hareket halindeki muhalif güçleri vurmaya devam ediyor.

Kırsaldaki kontrolünü büyük ölçüde kaybeden, kaybettiği yerleri geri alacak ne yeterli kara gücü ne de iradesi kalan rejim artık tutunmak için hava gücünden medet umuyor, bu gücü ne olursa olsun kullanmaya kararlı görünüyor. Bu bakımdan hava gücü bugün rejimin ayakta kalmak, varlığını devam ettirmek için elinde kalan en önemli savaş unsuru olarak tezahür ediyor.

Ne var ki, bu güç de artık eski gücünde değil. Muhaliflerin ellerine geçirdikleri hava üslerinin sayısının artması, bunun devam edeceğinin anlaşılması, uçakların teknik bakım ve parça problemleri, firari pilotların çoğalması, muhaliflerin uçak düşürme imkân ve kabiliyetlerinin giderek artması, kullanılabilir uçak sayısının azalması, cephane ve bomba yetersizliği gibi sebeplerden dolayı rejimin hava gücü de kendisi gibi telafisi neredeyse imkânsız bir yıpranma süreci içine girmiş bulunuyor.

Bu sürecin yaşandığını ve devam ettiğini rejimin umutsuz ve pervasız davranış ve hareketlerinden çıkarmak mümkün.  Rejim bombası ve roketi azaldığı için mesela varil bombası denen iptidai; ama son derede tahripkâr ve öldürücü kendi yapımı bombaları ya helikopterlerden ya da nakliye uçaklarından hedef gözetmeksizin atıp duruyor.

Rejimin savaş uçakları artık düşürülme korkusuyla çok yüksek irtifalardan uçuyor ve böylece isabet kabiliyetlerini de kaybediyorlar. Diğer yandan, muhalif güçler uçak ve helikopter düşürmede giderek daha mahir hale geliyorlar. Bunu da yanlış olarak söylendiği gibi yabancıların sağladıkları uçaksavar silahları ile değil, ele geçirdikleri rejimin silah depolarından edindikleri 14,5 ve 23 mm.lik Sovyet yapımı uçaksavar silahları ve diğer klasik silahlarla başarıyorlar.

Bunun yanı sıra muhalif güçler rejimin hava üslerini de kuşatıp ele geçirmek için olağanüstü çabalar sarf ediyorlar. Bunda da giderek önemli başarılar sağlıyorlar elbette. Böylece hem daha fazla uçağının düşmesi hem de hava üslerini yavaş yavaş kaybetmesi sonucu rejimin hava gücü de bir zeval sürecine girmiş bulunuyor. Son gelişmelere bakıldığında ve bu konuda herhangi bir dış askeri yardımdan da söz edilemeyeceğine göre, iş muhaliflere ve onların kendi güç ve gayretlerine kalıyor elbette.

Diğer yandan, rejim de ne yapıp yapıp bu yıpranmayı durdurmak, kaybettiği imkân ve gücünü yeniden tesis etmek için kendine göre çaba gösteriyor. Bu konuda da Rusya, İran gibi müttefiklerine güveniyor. Rusya’nın eski sözleşmeleri gerekçe göstererek rejime hava savunma donanımı, parça gönderdiği malum. Ayrıca, bakımını yaptığı helikopterleri de rejime teslim ettiği kendilerinin de kabul ettiği bir gerçek. İran’ın ise başka askerî konularda rejime yardım ettiği biliniyor; ancak hava gücü konusunda ne yaptığı, rejime yardım edip etmediği konusunda bir şey söylemek zor. Ancak, bazı haberlerde, uçak parçası ve diğer donanımların temini konusunda kendi envanterini kullandırttığı bir iddia olarak söyleniyor. Ama dediğimiz gibi bu konuda ortada somut delil bulunmuyor. Diğer yandan, dış yardımların da yıpranma sürecini durdurmaya yetip yetmeyeceği de meçhul.

Rejimin ayakta kalmak için dayandığı hava gücü de diğer güç unsurları gibi telafisi çok zor, belki de imkânsız bir nihai sürece girmiş görünüyor velhasıl.

Poyrazköy'de reddi hakim talebi

Avukat Celal Ülgen, hakim Hamzaçebi hakkında reddi hakim istedikleri gibi, mahkeme heyetinin de bu yargılamayı yapamayacağı gerekçesiyle davadan çekilmesini talep ettiklerini söyledi.
 
''Kafes eylem planı'', ''Amirallere suikast'', ''Gölcük'te ele geçirilen belgeler'' ile ''ÇYDD ve ÇEV yöneticileri hakkındaki iddialar''a ilişkin dosyaların birleştiği 8'i tutuklu 85 sanıklı ''Poyrazköy'de ele geçirilen mühimmat'' davasının görülmesine devam edildi.
İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmaya, tutuklu 8 sanık ile bazı tutuksuz sanıklar katıldı.
Tanık dinlemesi yapılacağı belirtilen duruşmada söz alan bazı sanıkların avukatı Kemal Yener Saraçoğlu, davanın sanıklarından Ercan Kireçtepe, Eren Günay ve Erme Onat'ın avukatlarının, yargılamanın usulsüz olduğu gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvuru yaptıklarını hatırlatarak, Adalet Bakanlığı'nca, sanıkların iddialarıyla ilgili mahkemeden cevap istendiği ve üye hakim Mehmet Hamzaçebi'nin de bakanlığa 3 sayfalık bir cevap yazısı gönderdiğini ifade etti.

Hakim Hamzaçebi için ''ihsası rey'' iddiası

Üye Hakim Mehmet Hamzaçebi'nin, Mahkeme Heyeti Başkanı imzasıyla Adalat Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü'ne, 7 Aralık 2012'de gönderdiği yazıda, ihsası rey (kendi oyunu belli etme) yaptığı kanaatine vardıklarını iddia eden Saraçoğlu, Hamzaçebi'nin yazıda, usul ve yasaya aykırı olan aramaları ve dijital belgelere imaj alınmadan el konulmasını hukuka uygun olarak nitelediğini ifade etti.
Sanıkların iddialarıyla ilgili yazıda geçen, ''Soruşturma savcısının şifahi olarak vakıf olduğu bir konuyu sanığa sorarak cevaplamasını istemesinin sanki daha önceden bilinmeyen bir konuda soru yöneltilmiş şeklinde algılanması ve manipüle edilmesi amacıyla sorulduğu algısı uyandırmaktadır'' gibi cümleler kuran Hamzaçebi'nin, bu kanaatleriyle ihsası rey yaptığının açık olduğunu da öne süren Saraçoğlu, bu nedenlerle Hamzaçebi hakkında daha önceden yaptıkları reddi hakim talebinin kabul edilmesini istedi.

Mahkemenin davada çekilmesi talebi

Avukat Celal Ülgen de, Hakim Hamzaçebi'nin yazdığı metni okuduğunda şaşırdığını ve bu metnin yargılama yapan mahkemenin bir hakimine yakışmadığını belirterek, ''Bu metin, kararın gerekçesidir. Böyle bir şey olabilir mi? Adalet sistemi bu derece ayaklar altına alınabilir mi? Bu savunma ve cumhuriyet savcısına da saygısızlıktır'' dedi.
Meslektaşı Saraçoğlu'nun talebine katıldığını aktaran Ülgen, Hamzaçebi hakkında reddi hakim istedikleri gibi, mahkeme heyetinin de bu yargılamayı yapamayacağı gerekçesiyle davadan çekilmesini talep ettiklerini söyledi.
Sanıkların avukatlarından Hüseyin Ersöz de, dana önce de reddi hakim talebinde bulunduklarını hatırlatarak ve Hakim Mehmet Hamzaçebi'nin artık yargılamaya katılamayacağını savundu. Ersöz, Hamzaçebi'yi reddettiğini ifade etti.

''Bir bebek kadar savunmasız bırakıldık''

Duruşmada söz alan davanın tutuklu sanıklarından Mehmet Fatih Ilğar, Türkiye'de terör örgütü liderinin sözlerinin gündem olduğunu, tanıklığının muteber sayıldığını ve askerlerin tanıklığına itibar edilmediğini öne sürerek, ''Dijital terör karşısında bizler cami avlusuna bırakılmış bir bebek kadar savunmasız bırakıldık'' dedi.
Tutuklu sanık Levent Bektaş da, üye Hakim Mehmet Hamzaçebi'nin yazdığı metni okuduğunda, onun ilk kez duruşmaya katıldığı izlenimi edindiğini, 'duruşmaya girse bunları yazmazdı' diye düşündüğünü belirterek, duruşmalarda aramaların ve ele geçirilen metaryallerin hukuka aykırı olduğunu defaatle gösterdiklerini söyledi.
Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 134. maddesine göre, aramalarda ele geçirilen dijital belgelerin imajının alınması gerektiğinin belirtildiğini ve buna rağmen dava konusu aramalarda metaryallerin imajının alınmadığının bilindiğini savunan Bektaş, Hakim Hamzaçebi'nin davadan çekilmesini talep etti.

Savcı taleplerin reddini istedi

Taleplerle ilgili görüşü sorulan Cumhuriyet Savcısı Nuri Ahmet Saraç, reddi hakim talebinin herhangi bir gerekçeye dayanmadığını ve yargılamayı uzatmaya yönelik olduğunu belirterek, bu yöndeki taleplerin reddedilmesine karar verilmesini istedi.
Mahkeme heyeti, talepleri değerlendirmek üzere duruşmaya bir süre ara verdi.

TSK'yı nükleerden bu kıyafetler koruyacak

TSK için üretilen kimyasal, biyolojik, radyolojik ve nükleer koruyucu kıyafetlerin ilk partisi törenle teslim edildi.

TSK'yı nükleerden bu kıyafetler koruyacak
Çan Ortak Girişim Grubu'nun Kocaeli'nin Kartepe ilçesindeki üretim tesislerinde düzenlenen törende konuşan Milli Savunma Bakan Yardımcısı Kemal Yardımcı, TSK 'nın ihtiyacından yola çıkarak gelişmekte olan savunma sanayilerinin öncelikle yerlileştirme programı dahilinde TSK'ya teslim ettiği ürünlerle birlikte, TSK'nın referansıyla yurt dışına açılabildiğini anlatarak, ''TSK'ya mal teslim edemeyen firmamızın yurt dışına açılma şansı yok. TSK'ya mal satmak kolay değil, savunma sanayimiz kolay kolay mal teslim almaz, başlangıçta biraz zor, sonu hayırlı ve iyi olur. Bu ürünlerin yelpazesinin artarak dünyaya açılmalarını, dünyaya açılırken Milli Savunma Bakanlığı olarak her türlü desteği vereceğimizi iletmek istiyorum'' dedi.

Savunma Sanayisi Müsteşarı Murat Bayar da dünyada bu elbiseleri üretebilen 2 ülke bulunduğunu, Türkiye'nin Almanya ve Japonya'dan sonra üçüncü ülke konumunda olduğunu vurguladı.

Bayar, TSK'nın ihtiyaç duyduğu her türlü teknik ve teknolojik ihtiyacının Türkiye'den karşılamayı hedeflediklerini dile getirerek, bu üretimle birlikte önemli bir eksiği tamamladıklarını ifade etti.

Bu elbiselerin bu güne kadar hep yurt dışından ithal edildiğini anlatan Bayar, ''Bu günden sonra kendi teknolojimiz, kendi üreticimizle bu ihtiyacı karşılar durumdayız. 2017 yılına kadar 162 bin elbiseyi buradaki tesisten elde edeceğiz. Bu gün itibariyle de seri üretim başlıyor'' şeklinde konuştu.

ÇAN Ortak Girişim Grubu Ortaklarından Celal Öğütoğulları da proje için firmaların ortak girişimler oluşturduklarını ifade ederek, ''NBC Koruyucu elbise takımının, nükleer, biyolojik, kimyasal saldırılara karşı kişiyi koruyan bir sistemdir'' dedi.

Öğütoğulları, NBC-KET Projesi'nde maske, NBC elbisesi, iç eldiven ve bot kılıfından oluştuğunu belirterek, maskenin, makina-kimya enstitüsü tarafından üretildiğini bildirdi.