13 Kasım 2012 Salı

Astsubayın eroin intiharı

Van’dan yükledikleri uyuşturucuyla yola çıkan Astsubay Özgür Y. ve Zeynel Ş, Bolu’da polisler tarafından durduruldu.

Aracında taşıdığı 165 kilo eroinle yakalanacağını anlayan Özgür Y, silahıyla intihar etti
Van'dan başlayıp Bolu'da son bulan uyuşturucu operasyonu trajediyle bitti. 165 kilo eroinin yakalandığı operasyonda iki astsubayın uyuşturucu kuryeliği yaptığı belirlendi. Edirne'de görevli astsubay Özgür Y. yakalanacağını anlayınca eroin yüklü araçta kapıları kilitleyerek beylik silahı ile intihar etti.

Uyuşturucu sevkiyatında öncülük yapan astsubay Zeynel Ş. ise polisteki sorgusunda suçunu inkar etti. Polis baskını sırasında canına kıyan Özgür Y. memleketi Tokat'ta toprağa verildi. Suç ortağı olan devre arkadaşı ise Bolu'da çıkarıldığı mahkemece tutuklandı. Polis, İstanbul'a götürülen eroinin sahibi ile alıcısını yakalamak için soruşturmayı genişletti.

BİR AYLIK TAKİP

Polis uyuşturucu kaçakçılığı yapan bir şebekenin Van'dan İstanbul'a yüklü miktarda eroin sevkiyatı yapacağını tespit etti. Van ve Bolu KOM Şubeleri istihbari bilgi üzerine soruşturma başlattı. Mahkeme kararı ile organizasyonda yer alan zanlıların telefonları bir ay boyunca dinlemeye alındı. Çalışmada Van'da özel bir araca yüklenen eroinin İstanbul'a sevk edileceği saptanınca düğmeye basıldı. Van'dan İstanbul'a giden iki araç cumartesi gecesi Bolu'ya kadar adım adım izlendi. Abant gişelerine 5 kilometre kala TEM otoyolunda Amerikan filmlerini aratmayan bir operasyon gerçekleştirildi.

PİYASA DEĞERİ 4 MİLYON TL

Narkotik ekipleri sevkiyatta öncülük yapan 34 plakalı bir aracı turnikelerde durdurdu. Gözaltına alınan Zeynel Ş'nin Silivri İlçe Jandarma Komutanlığı'nda görevli astsubay olduğu belirlendi. Ekipler, eroin yüklü 60 plakalı araca baskın için harekete geçti. Zeynel Ş'nin uyarması üzerine arkasından gelen zanlı baskından haberdar oldu. Narkotik ekiplerinin geldiğini gören zanlı aracının kapılarını kilitledi ve polisler etrafını sarınca beylik silahını çekerek intihar etti. Bu kişinin Edirne'de görevli jandarma astsubay Özgür Y. olduğu tespit edildi. Narkotik ekipleri kiralık arabanın bagajındaki valizlerde piyasa değeri 4 milyon lira olan 165 kilo eroin ele geçirdi. Uyuşturucu kuryeliği yaptığı öne sürülen astsubay Özgür Y'nin cesedi otopsi yapılmak üzere Bolu Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı.

"HABERİM YOK" DEDİ

Bolu Emniyeti'nde sorguya alınan astsubay Zeynel Ş. malülen emekliye ayrıldığını belirterek, "Benim Özgür'ün uyuşturucu kuryeliği yaptığından haberim yok. Biz devre arkadaşıyız. Birlikte Van'da görev yaptık. Bana 'bir iş var birlikte Van'a gideceğiz' dedi. İki araç Van'a gittik. O beni şehir merkezinde bir yerde bırakıp birileri ile görüşmeye gitti. Sonra 'işi hallettim İstanbul'a gidiyoruz' dedi. Önlü-arkalı yola çıktık" dedi.

Bolu Cumhuriyet Başsavcılığı ölümlü sonuçlanan eroin operasyonu ile ilgili soruşturma başlattı. Soruşturmada iki astsubayın para karşılığı eroin kuryeliği yaptığı iddia edildi. Eroinin Van'daki sahibi ile İstanbul'daki alıcılarının tespit edilmesi için soruşturma derinleştirildi. Polisin, kimliğini belirlediği uyuşturucu sahibini yakalamak amacıyla operasyon yürüttüğü öğrenildi.

Size selamları var / Yılmaz Özdil

10 Kasım törenlerinde...
Askeri cezaevindeydim.
Açık görüşte.
*
İsmet Çınkı, Sami Yüksel, Cüneyt Küsmez, Can Bolat, Bülent Olcay, Ender Kahya, Fahri Yavuz Uras, Gürsel Çaypınar, Derya Günergin, Berker Emre Tok, Ali Yasin Türker, Baybars Küçükatay, Levent Kerim Uça, Cem Okyay, Hasan Özyurt, Önder Çelebi, Erdinç Altıner ve aileleriyle birlikteydim.
*
Ortak özellikleri...
Hepsi kurmay albay.
Hepsi sınıfının birincisi.
Hepsi generallik bekliyordu.
Hepsi içerde!
*
Komodor var aralarında, amiral yetkilerine sahip filo komutanı yani... Donanmanın gözbebeği Oruçreis ve Gelibolu fırkateynleri nasıl yüzüyor bilmiyorum, çünkü, şu anki komutanları hapiste. Yıldırım, Gökova, Yavuz, Gemlik, Gediz, Salihreis fırkateynlerinin eski komutanları da orda... Hepiniz fırkateyn mi kullanıyorsunuz birader dedim, biri denizaltı komutanı çıktı. Bordo bereli var. Pilot var.
*
Pilot albay’ı bir başka albay pilot’la birlikte, İMKB’yi basmakla suçlayıp, içeri tıkmışlar. Bu pilot, burda. Öbürü nerde? THY’de uçuyor iyi mi... Sanırım, Atatürkçüysen buraya konuyorsun, badem’sen pırrr.
*
Roma ataşesi orda.
Bir diğer “ortak özellik”leri bu... Paris’te, Atina’da, Kabil’de, Yeni Delhi’de, İslamabad’ta “ataşe” olarak görev yapmışlar. ABD, Fransa, Almanya, İspanya, 50’den fazla ülkede Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil etmişler.
*
Girit adasında, NATO merkezinde görevli olanı mesela... Gel demişler, Beşiktaş’taki savcılığa gelmiş, tam geldiği gün, 13 şehit var, akşama kadar beklemiş, işimiz başımızdan aşkın, sen en iyisi Girit’e geri dön, sonra çağırırız demişler, peki demiş, Girit’e geri dönmüş, sonra gene çağırmışlar, gene gelmiş... Bizzat savcılık tarafından yurtdışına gitmesine izin verilen albayı “kaçma şüphesi”yle tutuklamışlar!
*
Kimisi Aden Körfezi’nden gelmiş tutuklanmak için, kimisi Hint Okyanusu’ndan... Gemisinin kasasında nakit üç milyon dolar varken, Libya’dan gelip, kaçma şüphesiyle tutuklanan var. Tutuklanacağı belli olmasına rağmen, “Birleşmiş Milletler görevini aksatma, tamamla, ondan sonra teslim ol” emri üzerine, kasasında 1.5 trilyon lirayla, 15 yurtdışı liman ziyareti yapan, sonra gelip teslim olan var.
*
Yunanistan’da görevli bulunan, daha bi enteresan... Hükümeti devirmek kastıyla, şu şu tarihte, Aksaz’da görevli bi tuğgenerali takip etmekle suçlanıyor. Şu şu denilen tarih, Kasım 2002’den önce... Yıkmaya teşebbüs ettiği hükümet henüz kurulmamış! Bu işlerden pek anlamam ama, yıkmak için önce bi hükümetin kurulması gerekmiyor mu? Tuğgenerali şu şu tarihte Aksaz’da takip ettiği iddia ediliyor, halbuki, o tarihten üç ay önce Gölcük’e tayin olmuş, taşınmış, arada hem üç ay, hem 700 kilometre var! Bitmedi... Şu şu denilen tarihlerde, bırak Aksaz’ı Gölcük’ü filan, gemisiyle beraber Yunanistan’ın Suda Limanı’nda! Üstelik, adının geçtiği bilgisayar diski’nin sahte olduğu, çok sonradan oluşturulduğu, üniversite bilirkişisi tarafından resmen tespit ediliyor. Gemi jurnallerini, raporları, şahitleri, fotoğrafları kanıt olarak mahkemeye sunuyor, hâkim “hımm, peki” diyor. 16 seneyi yapıştırıyor!
*
Ben hayatımda bu kadar onurlu, bu kadar çelik iradeli adamları birarada hiç görmedim. Gülümseyerek konuşuyorlar. Yazayım çizeyim, hiçbir beklentileri yok. Sadece eşleri ve çocukları için endişe ediyorlar. Aile fertlerinin telefondaki ses tınıları onlar için her şeyden önemli... Canlarını sıkkın, morallerini bozuk hissederlerse, 16 seneden ağır geliyor. Bazıları sohbet sırasında izin isteyip, yan taraftaki sahada, ziyarete gelen çocuklarıyla basketbol oynadı. Kızlarının, oğullarının bir anlık kahkahası, onlar için dünyaya bedel... Maalesef, bazılarının isimlerini özellikle vermedim. Çünkü, bazılarının 85-90 yaşındaki ana-babalarının haberi bile yok. Eşleriyle konuşma vakitlerinden vazgeçip, telefon haklarını mecburen ana-babalarına ayırıyorlar, yurtdışında görevdeyim diyorlar.
*
Bir kez daha görüyorum ki...
Sınıflarında birinci, kariyerlerinin zirvesindeki bu pırıl pırıl adamları, nizami rekabetle geçmeleri, komuta kademesindeki ilerleyişlerini durdurmaları “normal şartlar”da asla ve asla mümkün değil... Tek yol var. Önce içeri tıkmak, sonra silahlı kuvvetlerden atmak. Başka yolu yok.
*
Ve astsubaylar...
*
Tuncay Küçük, Cafer Uyar, Bülent Akalın, Canatan Turgut, Murat Dülek, Kenan Yüce... Denizci astsubaylar. Onlar da orda yatıyor. Onlarla da görüştüm. “Bize cüzzamlı muamelesi yapmayan herkese minnettarız” diyorlar. Hepsi çoluk çocuk sahibi. Kimisinin kızı üniversitede okuyor, kimisinin oğlu otistik... “Aklım hep onda” diyor, “Hayatı öğrenip, anlamaya çalışıyor, gerçi, öğrenip anlasa da, bu hayatın ne işe yarayacağını bilmiyorum ama, yine de çabalıyor işte” diyor!
Bir tanesi ise, ömrümün sonuna kadar unutamayacağım şu benzetmeyi yapıyor: “Son günlerde kimliği merakla aranan bahtsız bedevi var ya... Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki 96 bin astsubayın arasından seçilen bizleriz o bahtsız bedevi!”
*
10 Kasım sabahı...
Kıdem sırasına göre dizilip, tören yaptılar, Atatürk’ü andılar. Sonra, açık görüşe çıktılar, bi çadırın içinde aileleriyle kucaklaştılar. Tek tek tanıştık. İlk sordukları soru, helikopterdeki 17 şehitti. Kimlerdi, nasıl olmuştu, nereliydiler filan... Gazeteciyim ya, hadiseyi bütün detaylarıyla anlattım.
“Bilmiyorum” dedim!
*
İki saat kadar sohbet ettik.
Belki öyle zannedebilirsiniz ama, mahkeme konuşmadık. Konuşmuyorlar. Yukarda anlattığım “hukuki vaziyet”i, internetten, yayınlanmış haberlerden derledim.
Çünkü, sadece, “Ömrümüzü vatana verdik, helali hoş olsun, suç işlemedik, suça karışmadık, bu komplonun neden kurulduğunu da tahmin ediyoruz, gerekçeli kararı bekliyoruz” diyorlar. Hepsi o.
*
Çocuklarımızdan, büyüdüğümüz şehirlerden, okul maceralarımızdan bahsettik, sağlık durumlarını konuştuk; bir tanesi beyin ameliyatı olmuş, öylesine sakin anlatıyor, sanırsın bademcik ameliyatı oldu. Denizci subayla evlenip, Gölcük’e yerleşen ve eşi hapse atılan Koreli gelin’den sözettik, ki, yazsam film olur.
*
Prosedürü bilmediğim için, öküz gibi, eli boş gittim. Çay ikram ettiler. “Boyoz bulamadık, kusura bakma” dediler. Baybars albay’ın beş yaşındaki kızı Beray geldi, piti piti yaklaştı, “Size İzmir’in dağlarında çiçekler açar’ı söyleyeyim mi” dedi, 10 Kasım için, babasına sürpriz için ezberlemiş, baştan sona söyledi, alkışladık. Bu kadar gurur duyarken, bu kadar utandığımı hiç hatırlamıyorum.
*
Neticede süre doldu.
Uğurlarken, Milgem projesiyle inşa edilen, ilk Türk savaş gemisi “Heybeliada”nın şapkasını hediye ettiler bana, hatıra olarak... Ayrıldık. Tel örgülerin arkasından el salladılar.
Hepinize selamları var.

Cumhurbaşkanı Gül'den korkunç uyarı

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Financial Times'a yaptığı açıklamada, Şam yönetiminin Türkiye'ye karşı kimyasal silah kullanma ihtimali konusunda uyarıda bulundu.

Gül, bu tehdide NATO'nun sağlayacağı Patriot füzeleriyle karşılık verilebileceğini belirtti. 
 
Gül, 'Suriye'nin kimyasal silahlara ve bu silahları taşıyabilecek eski Sovyet sistemine sahip olduğu biliniyor. Bu anlamda bir çılgınlık yapılması ve böyle bir hamleye girişilmesi ihtimaline karşılık hazırlık planları yapılmalı, NATO'nun şu an yaptığı şey de bu ' dedi. 
 
Ankara'nın NATO'dan Suriye sınırına Patriot füzeleri konuşlandırılmasını istemeyi değerlendirdiğini belirten Financial Times, Gül'ün sözlerinin Ankara'nın Suriye'nin kendisine karşı kimyasal silah kullanması konusundaki kaygılarını sergileyen şimdiye kadarki en net açıklama olduğunu belirtti. 
 
Cumhurbaşkanı Gül'ün aynı zamanda eski bir dışişleri bakanı olduğunu hatırlatan gazete, Gül'ü Türkiye'nin uluslarası alanda en çok bilinen yüzlerinden biri olarak tanımladı.

Toroğlu'ndan Yıldırım'a şok sözler!

Erman Toroğlu, Aziz Yıldırım'ın askerliği ile ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Tv8'de yayınlanan Telegol programında Erman Toroğlu, Uğur Dündar'ın bu konuyla ilgili video kaydını ve Serhat Ulueren'in dönemin Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından şok açıklamalarda bulundu.

İşte Erman Toroğlu'nun açıklaması;

"Aziz Yıldırım 'ın hukuken askerliğini yaptığını söylüyor dönemin Milli Savunma Bakanı yani Aziz Yıldırım iki kere askerlik yapmış. Birisinde hukuken çürük almış diğerinde ise bedelli olarak. Yıldırım'ın bu çürük raporunu alarak aslında askerlik kaydından düşmesi gerekiyordu. Ama Türk ordusunu çok sevdiği ve şehit ailelerinin ruhları sızlamasın diye tekrardan 30 bin lira vermiş" diyerek sözlerini tamamladı.

12 Kasım 2012 Pazartesi

TSK'dan düşen helikopterle ilgili açıklama

TSK, Siirt'te düşen helikopterle ilgili bir açıklama daha yaptı.

Siirt'in Pervari İlçesi'nde düşen ve 17 askerin şehit olduğu helikopter kazasıyla ilgili TSK'dan açıklama geldi. Genelkurmay helikopterin meteorolojik şartlardan düştüğünü açıkladı. TSK, helikopteri kullanan pilotların tecrübeli pilot statüsünde olduğunu ve helikopterin bakımdan geçirildiğini söyledi.
Helikoptere dışardan terörist müdahalenin olmadığını belirten TSK, "Helikopterin düşüş sebebi inceleme sonucu belirlenecek" dedi.

İşte TSK'dan yapılan 12 maddelik açıklama

1. Bazı basın yayın organlarında; 10 Kasım 2012 Cumartesi günü, Siirt'in Pervari İlçesi Doğanca Beldesi Hasan Tepe mevkiinde, bir S-70 Genel Maksat helikopterinin kırıma uğramasına yönelik olarak gündeme getirilen iddialarla ilgili kamuoyunu bilgilendirme ihtiyacı hâsıl olmuştur.
2. Olayda kırıma uğrayan S-70 Modeli Sikorsky tipi helikopter, 2000 yılında imal edilerek 10992 kuyruk numarasıyla, 17 Ekim 2000 tarihinde Kara Kuvvetleri Komutanlığı envanterine girmiştir.
3. Helikopterlerin kabul edilen ekonomik ömürleri asgari 10.000 uçuş saatidir. Müteakiben yapılacak teknik değerlendirmeye göre bu süre uzatılabilmektedir. Kaza kırıma uğrayan 10992 kuyruk numaralı helikopter, toplam 1.845 saat uçuş yapmıştır. Kara Kuvvetleri envanterindeki en fazla uçuş yapan aynı tip helikopterin uçuş saati ise 3.700'dür.
4. Diğer hava araçlarında olduğu gibi, kırıma uğrayan helikopter de; uçuş saatine bağlı olarak düzenli bakımdan geçirilmiştir. 10992 kuyruk numaralı helikopterin; 10 saatlik, 30 saatlik, 100 saatlik, 250 saatlik ve 500 saatlik bakımları zamanında yapılmıştır. Her safha bakımı, birbirini bütünleyecek şekilde daha fazla detayı kapsamaktadır.
5. S-70 tipi helikopterler; komuta-kontrol, hava hücum harekâtı, personel ve malzeme nakli, ambulans hizmetleri, arama kurtarma gibi görevlerde genel maksat helikopteri olarak kullanılmaktadır. Kullanılma maksadına uygun olarak; general, subay, astsubay, uzman erbaş, erbaş/erler bu helikopterler ile taşınmaktadır.
6. S-70 model helikopterler; dört palli ve iki motorlu olarak dizayn edilmiştir. İrtifa ve sıcaklık değerlerine bağlı olarak yaklaşık 3.500 kg. faydalı yük veya 18 tam teçhizatlı personel taşıma kapasitesine sahiptir. Helikopterin mürettebatı; 2 pilot, 1 uçuş teknisyeni ve 1 makinalı tüfek nişancısı olmak üzere toplam 4 personelden oluşmaktadır.

PİLOTLAR TECRÜBELİ

7. Söz konusu helikopterde görevli olan pilotlar, tecrübeli pilot statüsündedir ve uçuş saatleri emsallerine göre ortalamanın üzerindedir.
a. Birinci Pilot ( Kr.Plt.Yzb. Anıl Barış ÇETİN); 2005 yılında Kara Havacılık Okulundan mezun olmuş ve olay tarihine kadar toplam 1.425 saat uçmuştur. Şehit Yzb. ÇETİN'in toplam uçuş süresinin 475 saati, teröristle mücadelede gerçekleşmiştir.
b. İkinci Pilot (Kr.Plt.Ütğm. Yakup ÇINAR); 2007 yılında Kara Havacılık Okulundan mezun olmuş ve olay tarihine kadar toplam 1.115 saat uçmuştur. Aynı zamanda arama kurtarma pilotudur. Şehit Ütğm. ÇINAR'ın toplam uçuş süresinin 300 saati, teröristle mücadelede gerçekleşmiştir.

İLK İNDİRME HASARSIZ TAMAMLANDI

8. Olay günü meteorolojik şartlar değerlendirilmiş, havanın yer yer kapalı ve hafif yağışlı olduğu, ancak görüş mesafesinin uygun ölçülerde bulunduğu belirlenerek Tugay Komutanlığı tarafından planlandığı şekilde havadan indirme faaliyetinin uygulanmasına karar verilmiştir.

İNİŞ BÖLGESİNDE KIRIMA UĞRADI

9. Bu değerlendirme ışığında, kırıma uğrayan helikopter, birinci sortide 13 askerî personeli (Jandarma Özel Harekât Timi) indirme bölgesine vukuatsız olarak indirmiş, ikinci sorti için Siirt'e dönerek, indirilecek ikinci grup askerî personeli (13 JÖH personeli) alarak havalanmış ve iniş bölgesinde kırıma uğramıştır.

TERÖRİST MÜDAHALE OLMADI

10. Kırıma uğrayan helikopterimize dışarıdan herhangi bir terörist müdahalesi olmamıştır. Helikopterin, değişen meteorolojik şartlardan dolayı düştüğü değerlendirilmektedir.
11. Helikopterin gerçek düşme nedeni, Kaza-Kırım Heyeti'nin yapacağı detaylı teknik incelemeden sonra belli olacaktır.
12. Şehitlerimize Allah'tan rahmet, aile fertlerine ve Aziz Milletimize sabır ve metanet diliyoruz.

Türkiye silah ihracatında Çin'le yarışıyor

Birçok ülkeyi geride bırakan Türk savunma sanayisi artık Çin'le rekabet ediyor. DefenseNews, Türk ve Çin firmalarının rekabetine dikkat çekerken Pakistan'a helikopter satışına da vurgu yaptı
Savunma sanayisi hızla gelişen ve ihracatta İsrail ve İtalya gibi gelişmiş ülkeleri geride bırakan Türkiye şimdi de gözüne Çin'i kestirdi. Pakistan'da düzenlenen İDEAS2012 savunma sanayi fuarında Türk ve Çin şirketleri arasındaki rekabete dikkat çekildi. Savunma sanayisi konusunda yayın yapan DefenseNews, Türk ve Çinlilerin siparişlerde yarıştığını belirtirken TAI'nin Pakistan'a T-129 saldırı helikopteri satmakta umutlu olduğunu yazdı.

PAKİSTAN'DA ÇİN-TÜRK REKABETİ
DefenseNews, "Çin ve Türkiye, Pakistan'taki Silah Fuarında Satışlar İçin Aralarında Mücadele Ediyor" başlığı ile yayınladığı haberde Karaçi'de düzenlenen İDEAS2012 savunma sanayi fuarına, olumsuz finansal iklime rağmen uluslararası savunma şirketlerinin makul bir ilgi gösterdiklerini kaydetti. DN "Büyük İkili" alt başlığı altında Çin ve Türk savunma şirketleri hakkında şunları yazdı: "İDEAS2, Çin ile Türk savunma sanayi şirketleri arasındaki rekabet ile dikkat çekti. Yerel savunma şirketlerinden sonra Çin ve Türk şirketleri, çeşitli ülkeler arasında en büyük katılımı gösterdi." Haberde Havelsan, Yonca Onuk ve TAI gibi Türk şirketlerinin Pakistan ordusuyla yeni sözleşme yapmayı umdukları kaydedilirken Havelsan'ın, son yıllarda Pakistan deniz kuvvetlerinin modernizasyonunda önemli rol oynadıklarına dikkat çekildi.

T-129 Pakistan ve Güney Kore'ye
Bu arada, DefenseNews, TAI'nin Pakistan'a T-129 saldırı helikopterleri satmak istediğine de işaret ederken de şirketin, Pakistan'ın helikopteri alma niyeti konusundaki iyimserliğini yansıttı. Haberde "Türk Savunma Bakanlığı, potansiyel yabancı müşterileri T-129'u almaya teşvik etmeye çok istekli ve Pakistan-Güney Kore kilit hedefler" yorumu da yapıldı.

'ERGENEKON BİTİRİLMEZSE DÖNER SİZİ VURUR'

Bugünkü sükunetin Ergenekon'un kilit isimlerinin tutuklu bulunmasıyla gerçekleştiğini belirtti; bir grubun tasfiyesinin yeterli olmadığına dikkat çekti.

"Ergenekon davasının başlamasıyla birlikte bu ülkede altı yedi senedir faili meçhul cinayetler bitti. Azınlıklara ve aydınlara yönelik tehditler kesildi. Çünkü bu işleri yapanla askerî darbeyi planlayan hep aynı odaklardı. Tabii ki Ergenekon davası olmasaydı, bu ülkede gene sayısız darbe girişimi olacaktı. Bu darbe girişimlerinin önü davayla kesilebildi."

"Devletin çok kirli bir geçmişi var. Siz bu geçmişle hesaplaşmazsanız, bu yapı bir süre sonra eski usulle size dönüp sizden hesap sorar. Başbakan Erdoğan herkesin düştüğü yanılgıya düştü. Belli bir grubu tasfiye ederek devletin içinde her şeyi kontrol ettiğini sanıyor. Hâlbuki bu devletin Bizans’tan gelen kodları ve entrikacılığı, saray oyunları var. Ya bu sistemi değiştireceksiniz, ya da o sistem bir gün gelir ayağınız tökezlediği anda sizi vurur. Bu devlet, bu hâliyle kimseye yar olmaz." 

Ergenekon davasının geldiği noktayı, eksikliklerini ve bundan sonra neler beklenmesi gerektiğini, Ergenekon’un devletin içindeki bütün ayaklarının ortaya çıkarılıp çıkarılmadığı, davanın kapatılmak istendiği yönündeki yorumları, Şemdin Sakık’ın neden 28 Şubat’taki gibi yeni bir “andıçla” ortaya çıktığı, Sakık'ı kimlerin yönettiği gibi kafaları karıştıran gelişmeleri, davayı yakından takip eden hukukçu ve yazar Orhan Kemal Cengiz, Taraf'tan Neşe Düzel'e değerlendirdi.

ERGENEKON DAVASININ BAŞLAMASIYLA FAİLİ MEÇHULLER VE DARBE GİRİŞİMLERİ KESİLDİ
Orhan Kemal Cengiz, "Bazı kilit adamlar şu anda Ergenekon’dan içeride. Yoksa bugünkü sükûnete ulaşmamız mümkün değildi bu ülkede." dedi.

"Ergenekon davasının başlamasıyla birlikte bu ülkede altı yedi senedir faili meçhul cinayetler bitti. Azınlıklara ve aydınlara yönelik tehditler kesildi. Çünkü bu işleri yapanla askerî darbeyi planlayan hep aynı odaklardı. Tabii ki Ergenekon davası olmasaydı, bu ülkede gene sayısız darbe girişimi olacaktı. Bu darbe girişimlerinin önü davayla kesilebildi." diyen Cengiz, askerî darbeleri planlayanların ve hazırlayanların, azınlıkları ve aydınları tehdit edenlerin hep aynı insanlar olduğuna dikkat çekerek, bunların, ülkede darbe zeminini bu cinayetlerle hazırladığını, onların darbeden içeri girmesiyle Türkiye'nin nefes aldığını ve altı yıldır bu ülkede faili meçhul cinayet işlenmediğini hatırlattı.

ERGENEKON'UN UCU YÜZ SENE ÖNCESİNE GİDİYOR
Cengiz, "Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihi, derin devletin iktidarı için bir manipülasyon ve provokasyon tarihidir. Asker bu işin odağındadır. Ergenekon dediğimiz de gökten zembille inmedi. Bütün NATO ülkelerinde olan Gladio acaba niye İtalya’da ve Türkiye’de kök saldı? Bu iki ülkede de zemin çok uygundu. Çünkü İtalya’da devlet-mafya ilişkisine karşılık Türkiye’de de derin devletin, Ermeni kırımlarından gelen kirli bir tarihi var. Devlet ile çeteler arasındaki bu ilişkilerin, Teşkilat-ı Mahsusa’yla yaşanan çok ciddi bir geleneği var. Zaten bu yüzden biz Topal Osman tiplemelerini bugün Ergenekon davasında da görüyoruz." dedi.

Ergenekon’un ucunun, yüz sene öncesine gittiğini belirten Cengiz, Ergenekon'un, 'İşin ucu nereye giderse gitsin' diyen bir iradeyle ancak ortadan kaldırılabileceğini ifade etti.

DAVADA FIRATIN ÖTESİNE GEÇİLMEDİ
Ergenekon davasının eksikliklerine dikkat çeken Cengiz, davada, silahlı silahsız herkesin, “Ergenekon üyesi” diyerek aynı paketin içine konulduğunu ve onları darbeye zemin hazırlamakla suçladığını, oysa ortada işlenmiş somut suçlar ve cinayetler bulunduğunu ve bu somut suçların ve cinayetlerin üzerine detaylı gidilmediğini belirtti.

 "JİTEM’in kurucuları bu davada yargılanıyorlar ama, Ergenekon davasının JİTEM’in işlediği suçlarla bir bağlantısı yok. Mesela JİTEM’in işlediği cinayetlerin hiçbiri bu davada yok." diyen Cengiz, bir çekirdek Ergenekon'un bulunduğunu, Türk Ortodoks Patrikhanesi’nde toplanan bu çekirdek kadronun Hıristiyanlara yönelik saldırılar, antimisyoner aktivitelerinin Ergenekon örgütünün çok önemli bir faaliyetini oluşturduğunu, bu yüzden Rahip Santoro, Hrant Dink ve Malatya Zirve Yayınevi katliamlarının hep Ergenekon örgütüyle bağlantılı olaylar olduğunu belirtti.

Cengiz, "Ama bu bağlantıları araştırılarak içeride değil onlar. Bu olaylarla suçlanmıyorlar. Ergenekon örgütü üyesi olmakla suçlanıyorlar. Yani, darbe girişiminde bulunmakla suçlanıyorlar. Ergenekon davasının bugün geldiği nokta işte bu." şeklinde açıklamada bulundu.

DAVAYA KÜRT MUHALEFETİ VE SOLCULAR SAHİP ÇIKMADI
Siyasi iradenin, “bana yönelik darbe girişimlerini bul. Darbecileri en ağır şekilde cezalandır” dediğine ve yargının da bunu yaptığına dikkat çeken Cengiz, Ergenekon davasına Kürt muhalefetinin de bolcuların sahip çıkmadığını hatırlattı.

Cengiz davaya sahip çıkılmama nedenlerini ise şöyle açıkladı: "Solun devletçiliği, Kemalistliği ve AKP’ye olan alerjisi bunda rol oynadı. Çünkü Ergenekon, bir anlamda devletin sopası olarak görülüyor. Devletin sopasının ortadan kalkmasını kimse istemedi."

"Devletin faili meçhullerinin ortaya çıkarılmasında AKP’nin kazançlı çıkacağını düşündüler ve AKP’ye bu fırsatı vermek istemediler. Bir de tabii, araştırıldığı takdirde PKK ile Ergenekoncular arasındaki bağlantıların açığa çıkması sözkonusuydu."

Cengiz, Ergenekon davasının, Danıştay baskını, Cumhuriyet Gazetesi’ne bombalı saldırı, bazı darbe ve suikast planlarıyla sınırlı kaldığını ve Fırat’ın öbür yakasına da, Azerbaycan’a da, Kıbrıs’a da uzanamadığını belirtti.

SAKIK'IN ANDIÇ İFADESİNİN AMACI DAVAYI İTİBARSIZLAŞTIRMA GİRİŞİMİ
Sakık'ın duruşmadaki bazı gazeteciler ve Taraf'a yönelik ifadesini "Sakık’ın yönlendirildiğini salak olmayan herkes anlar. Bu yönlendirmeyi hepimizin gözüne soka soka yapmaları ve Ergenekon davasına böyle bir gölge düşürmeleri büyük ahlaksızlıktır. Sakık’ı yönlendirip, saçma sapan iddialarla onu oraya çıkaranlar, Ergenekon davasına en büyük ihaneti yaptılar." şeklinde değerlendiren Cengiz, "Onu oraya kim çıkarıyorsa onun tarafından yönlendiriliyor. Ona kim ulaşıyorsa, onu o yönlendiriyor." dedi ve Sakık'ın ifadelerinin Ergenekon davasını değersizleştiren bir dezenformasyon olarak göründüğünü, bunun bir başlangıç olduğunu, bir taşla iki kuş vurulduğunu, hem Taraf’a hem de Ergenekon davasına saldırıldığını ifade etti.

ERGENEKON DAVASI KAPATILACAK MI?
Türkiye tarihinde ne varsa, Ergenekon'da da onun olduğuna dikkat çeken Cengiz, "Ergenekon’un tamamen ortaya çıkması için bir, JİTEM’in, iki, Özel Harp Dairesi’nin yapısının deşifre edilmesi lazım. Ama Özel Harp Dairesi’nin kapağı bile açılmadı daha. Yapısına ilişkin iddianamelerde hiçbir şey yok, hiçbir yargılama yok. Eğer mesele askerî vesayeti bitirmekse, askerin içinde ne tür illegal yapılar varmış diye bakmak gerekiyor. Bunlara hiç bakılmadı. Oysa 6-7 Eylül’ü de, Alevi katliamlarını da bunlar organize ettiler, bunlar yaptılar. Özel Harp Dairesi yakın zamana kadar faaliyetini sürdürdü ve Özel Kuvvetler adını aldı." dedi.

Ergenekon’un devletteki bütün ayaklarının ortaya çıkarılmadığını belirten Cengiz, "Malatya davasında yeni iddialar var şimdi. TUSAT diye bir birimin olduğu ve bunun içinde beyaz kuvvetler ve siyah kuvvetler diye bölümlerin bulunduğu iddia ediliyor. Aslında Malatya davası, bizi bu uzun tünelin girişine getirdi bıraktı... İşin finansal yönünün üstüne de gidilmedi mesela. Jandarma’nın örtülü ödeneğinden yapılmış harcamalar var... Oysa Jandarma’nın örtülü ödeneği mercek altına yatırılsa, inanılmaz bir fotoğraf çıkar ortaya... Mesela azınlıklara ve Alevilere yönelik suikast planları var. Danıştay’a ve Cumhuriyet Gazetesi’ne saldırılar var. Yani laik kesimin vurulup, böylece laik kesimin ayaklandırılması var..." dedi.

İktidarın, bir insan hakları bakış açısı, geçmişle hesaplaşma, geçmişin günahlarından arınma diye bir bakış açısı olmadığı analizinde bulunan Cengiz, "Siyasi iktidar, sadece kendine yönelik darbe girişimlerini açığa çıkarmak ve darbecilerin burnunu sürtmek, ibretiâlem olsun diye onları cezalandırmak istiyor. Geçmişe gideyim, bütün mağdurların yüreğini soğutayım, kendilerine yapılan haksızlıkların hesabının sorulduğu duygusunu onlara vereyim diye bir projesi yok iktidarın." tespitlerine yer verdi.

YA BU SİSTEMİ DEĞİŞTİRECEKSİNİZ YA DA O SİSTEM GÜN GELİR SİZİ VURUR
Suça batmış derin devlet yapısının tamamen tasfiye edilmesinin gerekliliğine işaret eden Cengiz, "Devletin çok kirli bir geçmişi var. Siz bu geçmişle hesaplaşmazsanız, bu yapı bir süre sonra eski usulle size dönüp sizden hesap sorar. Başbakan Erdoğan herkesin düştüğü yanılgıya düştü. Belli bir grubu tasfiye ederek devletin içinde her şeyi kontrol ettiğini sanıyor. Hâlbuki bu devletin Bizans’tan gelen kodları ve entrikacılığı, saray oyunları var. Ya bu sistemi değiştireceksiniz, ya da o sistem bir gün gelir ayağınız tökezlediği anda sizi vurur. Bu devlet, bu hâliyle kimseye yar olmaz." dedi.

SİİRT'TE 17 ASKER ŞEHİT OLDU

Siirt Pervari'de helikopter düştü. Valilikten yapılan açıklamada 17 asker şehit oldu

Siirt’in Pervari İlçesi’nin kırsal kesiminde Jandarma'ya ait sikorsky tipi helikopter düştü. Herekol Dağı’nda düşen helikopterde bulunan 17 asker şehit oldu.
Yaralılar hastanelere kaldırılırken Siirt Valisi Ahmet Aydın, "Pervari'de düşen helikopterde 17 asker şehit oldu" açıklamasında bulundu.
VALİLİK: 17 ŞEHİT VAR

Siirt’in Pervari İlçesi’nde takviye amacıyla Jandarma Özel Harekat timini taşıyan İl Jandarma Komutanlığı'na ait bir Sikorsky S-70 helikopteri, Siirt-Şırnak-Van üçgeninde yer alan Herekol Dağı'nda düştü.

Cumhurbaşkanı Gül, ''Acı haber bize sabah erken saatlerde ulaştı'' dedi. Siirt Valisi Ahmet Aydın, Pervari ilçesinin kırsal kesiminde bulunan birliklere asker sevkiyatı yapan İl Jandarma Komutanlığı’na bağlı bir helikopterin bu sabah saatlerinde düştüğünü söyledi.
Vali Aydın, Köprüçay Köyü yakınlarında düşen helikopterde bulunan 14 kişilik Jandarma Özel Harekat timi ile 2 pilot ve 1 uçuş teknisyeninden oluşan uçuş ekibinin şehit olduğunu açıkladı. Aydın, şehit olan askerlerden birinin Siirtli olduğunu, şehit askerlerin kimlik tespit çalışmasının yapıldığını söyledi. Aydın, “Kazada, 3 subay, 4 astsubay, 1 uzman çavuş ve 9 uzman erbaş şehit oldu” dedi.
Helikopterin uçtuğu bölgede sisin etkili olduğu öğrenildi. Bölgeye arama kurtarma ekipleri sevkedilirken, havadan da güvenlik önlemi alınması amacıyla, Kobra tipi helikopterler de gönderildi.

Vali Ahmet Aydın, bölgedeki olumsuz hava koşulları ve sis nedeniyle helikopterin direkt olarak kayaya çarptığını belirterek, şunları söyledi: ''Helikopter direk kayaya çarpmış. O nedenle bütün askerler şehit olmuş. Bir gün önce operasyon başlamıştı Pervari kırsalında. Sabah da arkadaşlarına yardım etmek amacıyla operasyona destek için gidiyorlardı askerler. Facia 07.25 gibi oldu. Sisten kaynaklanan bir facia yaşandı. Şunu kesinlikle ifade etmek istiyorum. Olay tamamen helikopterimizin düşmesi neticesi şeklinde gerçekleşmiş olup herhangi bir saldırı söz konusu değil. Askeri helikopterin düşüş nedeni yüzde yüz sis. Şehitlere ulaşıldı. Naaşları getiriliyor.''

Vali Aydın, Pervari ilçesindeki helikopter kazasında, 13'ü jandarma özel harekattan, 4'ü de helikopter personeli olmak üzere 17 şehit olduğunu bildirdi.

DÜŞEN HELİKOPTER 'DADAŞLAR'I TAŞIYORDU

Helikopter,Şehit,Özel Harekat,Jandarma,JÖH,Dadaşlar

Siirt’in Pervari ilçesi kırsalında düşen helikopterde şehit olan Jandarma Özel Harekat Timi’nin "Dadaşlar" olarak anıldığı öğrenildi.

Siirt 3. Komando Tugay Komutanlığı’ndan Pervari ilçesine asker sevkiyatı yapan askeri helikopter, sabah erken saatlerde Pervari ilçesine 16 kilometre uzaklıkta bulunan Doğanca köyü Hasantepe mevkisinde teknik arıza ve sis nedeniyle düşmüştü.

Edinilen bilgiye göre askeri helikopterin bölgeye gerçekleştirdiği 3. sorti sırasında meydana gelen kazada, ilk belirlemelere göre 3 subay, 4 astsubay ve 10 uzman çavuş şehit oldu. Helikopterde şehit olan 3. Komando Tugay Komutanlığı’na bağlı Özel Harekat Timi’nin “Dadaşlar” ismi ile anıldığı öğrenildi. Siirt ve çevresinde terör örgütüne yönelik başarılı operasyonlara imza atan tim, uzun yıllar terörle mücadele eden askerlerden oluşuyordu.

İŞTE ŞEHİTLERİMİZ

Siirt’in Pervari ilçesi Doğanca köyü Hasantepe mevkiinde sis nedeniyle bu sabah saat 07:15’te düşen askeri helikopterde şehit olan askerlerin  isimleri belirlendi.

Pervari ilçesine 16 kilometre uzaklıkta bulunan Doğanca köyü Hasantepe mevkiinde sis nedeniyle düştüğü açıklanan helikopterde bulunan 3 subay, 4 astsubay, 1 uzman çavuş ve 9 uzman erbaş olmak üzere 17 askerin isimleri ve rütbeleri şöyle:

Yüzbaşı Anıl Barış Çetin (pilot),
Üsteğmen Yakup Çınar (pilot),
Teknik üsçavuş Vedat Avcı,
Piyade uzman çavuş Mesut Şeker,
Jandarma Üsteğmen Ertan Yenici,
Jandarma kıdemli üsçavuş Erkan Yalçın,
Jandarma Kıdemli Çavuş Hakan Gemici,
Jandarma uzman onbaşı Yusuf Tüfekçi,
Jandarma uzman onbaşı Onur Karasungur,
Jandarma uzman çavuş Ömer Büyükköse,
Jandarma uzman onbaşı Dinçer Ersoy,
Jandarma uzman çavuş Eren Kızılgedik,
Jandarma uzman çavuş İbrahim Çelik,
Jandarma uzman çavuş Murat Yıldızhan,
Jandarma uzman çavuş Kürşat Güneş,
Jandarma uzman çavuş Erdal Tekin,
Jandarma uzman çavuş Serkan Perişan.

ASKERİ HELİKOPTER NEDEN DÜŞTÜ?

Helikopter,Şehit,Özel Harekat,Jandarma,JÖH,Dadaşlar,İdris Naim Şahin,Kaza

İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, 17 askerin şehit olduğu helikopter kazasıyla ilgili açıklamalarda bulundu.

Siirt Pervari'de 17 askerin şehit olduğu helikopter kazası, Meclis Genel Kurulu'nun da gündemine geldi.
Bazı milletvekillerinin kazayla ilgili kuşkuları dile getirmesi üzerine, İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin söz aldı ve ilk inceleme sonuçlarını açıkladı:
"Kaza, helikopterin teknik özelliğinden değil maalesef pilotaj ve iklim şartlarına bağlı gerçekleşmiştir... Nihai sebebini şu anda açıklamamız mümkün değil, bu kaza kırım raporunda ortaya çıkacaktır. Üzüntümüz çok büyüktür.."
İçişleri Bakanı Şahin, helikopterde metal yorgunluğu bulunduğu iddialarını yalanladı:
"Bakım hizmetleri son derece katı kurallara tabi gerçekleşmektedir. Metal yorgunluğu asla söz konusu değildir. Bu tür araçlar belli ömre tabidir. Görünürde bu araçların parçaları, yorulmamış yıpranmamış olsa bile süresi dolunca otomatik değişir. Dün kaza yapan helikopterin öngörülen kilometresi bakım sonrası 2000 km'nin altındadır..."

9 Kasım 2012 Cuma

Biri Oyak davasında mahkemeye şaka mı yapıyor?


Türkiye'yi sarsan Danıştay saldırısından yıllar sonra "varlığından" haberdar olundu.


Danıştay saldırısına ait kamera kayıtlarının silindiği iddialarına ilişkin açılan davanın 6. duruşması bugün görülüyor. İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davaya tutuklu sanıklar OYAK Güvenlik’in eski Genel Müdürü Orhan Çoban, OYAK Güvenlik Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Tarık Özyılmaz, OYAK Elektronik Güvenlik Sistemleri Müdürü Yavuz Selim Kavaklıoğlu, OYAK Savunma ve Güvenlik Sistemleri Şirketi Bilgi İşlem Müdürü Barış Demirtaş getirildi. Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı’nda görülen davaya 6 tutuksuz sanıkta katıldı.

DANIŞTAY ÖNCE ‘BOŞ’, SONRA ‘YANLIŞ’ GÖNDERDİ^-

Duruşmanın başlaması ile birlikte Mahkeme Başkanı Ali Alçık, gelen evrakları okudu. Danıştay saldırısının bilinmeyenlerini ortaya çıkarabilecek Danıştay Genel Sekreter Yardımcısının odasındaki bilgisayara ait hard diskin imajının gönderildiğini ancak imajın alınamadan gönderildiğini belirtti. Danıştay’dan ikinci kez istenildiğini belirten Ali Alçık, “ Yeniden gönderildi imaj Danıştay tarafından ancak gönderilen yazıda 2009-2011 döneminde kullanılan bilgisayara ait hard disk olduğu yazıyor. Biz saldırı zamanını istedik ama böyle gelmiş. Bunu yine de inceleme için bilirkişiye gönderdik."dedi.

"SALDIRI ZAMANINDA RAPORLUYDUM

Duruşmada dosyaya gelen evrakların okunmasının ardından saldırı döneminde OYAK Bakım Müdürü Mutlu Demirtaş tanık olarak dinlenildi.

2002 yılında Danıştay’ta işe başladığını 2007 yılında istifa ettiğini belirten Demirtaş, “Saldırı zamanında bakım müdürüydüm. Saldırı sırasında ameliyat geçirdiğim için raporluydum. Evde istirahat ediyordum. Olaya dair bir bilgim yok."dedi. Demirtaş, sökülen arızalı cihazın yerine başka bir cihazın Danıştay istemediği sürece takılamayacağını ifade etti.

"EMNİYETTE BİR TELKİN OLMADI"

Sanık avukatlarından Hakan Kızılaslan, “Emniyette şüpheli sıfatıyla verdiğiniz ifadenizde sanıkları ve hatta kendinizi suçlayıcı ifadeler var. Bu yönde bir ifade vermeniz için bir telkin oldu mu?" sorusu üzerine Mutlu Demirtaş, “Bir telkin olmadı."diye yanıt verdi.

BAŞKANDAN SORU SORAN AVUKATA TEPKİ

Avukatın ‘Takipsizlik kararı karşılığında bir telkin oldu mu?" diye tekrar sorması üzerine mahkeme başkanı Alçık, müdahale etti. Avukata tepki gösteren Alçık, “Tanığa söylemek istemediği şeyleri söyletmeye çalışıyorsunuz. Net soru sorun. Asıl siz tanığı yönlendirmeye çalışıyorsunuz. Biz burada bir şeyleri saklamaya çalışmıyoruz ama siz tanığı yönlendirmeye çalışıyorsunuz." dedi.

“İSTENMEYEN BİRİ OLDUĞUM İÇİN İSTİFA ETTİM"

Avukat Erdoğan Soruklu’nun ‘Neden istifa ettiniz?" sorusu üzerine Demirtaş, “Yönetimle bakış açılarımızda bazı farklılıkların olduğunu düşündüğüm için. Görev yaparken bir baskı kurulduğu için, kurumda istenmeyen biri olduğumu düşündüğüm için...Özel sebeplerde var ancak burada kuşku yaratmamak için biraz anlatayım. İş hayatımız çok yoğundu. Sürekli seyahatler oluyordu ve çok yoğun çalışıyorduk. Eşim ve çocuğum vardı onlara zaman ayıramıyordum. Ben de istifa ettim." diye konuştu.

"DANIŞTAY -11 BİN TL BÜTÇEMİZ VAR ONA GÖRE KURUN SİSTEMİ- DEDİ"

Danıştay’a güvenlik sistemi kurmak için bir klasörlük bir dosya hazırladıklarını belirten Demirtaş, “Ancak bu bizim önerdiğimiz sistemi kabul etmediler. O kadar paramız yok. 11 bin TL bütçemiz var ona göre güvenlik sistemi kurun dediler. Burası Danıştay, kapıda polis var bir şey olmaz dediler. Müdür Orhan Çoban da ‘orası kamu kurumu. Gerekirse kar etmeyin ama kurun sistemi’ dedi. Biz de verilen paraya göre sistem kurduk." dedi.

“SALDIRIDAN SONRA OLMASI GEREKTİĞİ GİBİ BİR SİSTEM KURDUK"

Güvenlik kameralarının kayıt yaptığı cihazın o dönemde Genel Sekreter Yardımcısı olan Engin Çakmak’ın odasında kurulu olduğunu belirten Mutlu Demirtaş, “ Kayıt cihazının oraya kurulmasını Engin bey istedi. Saldırının ardından sistemi yine biz yeniledik ve olması gerektiği gibi yaptık. Bize bir oda tahsis ettiler. Sistemi o odaya kurduk ve çelik kapı taktırdık.Yeni sistem 200 bin tl’ye mal oldu." diye konuştu.

SAVCI: TUTUKLULUK HALLERİ DEVAM ETSİN

Tanık ifadesinin ardından duruşma savcısının görüşü soruldu. Savcı tutuklu sanıkların kuvvetli suç ve kaçma şüphesi gerekçesiyle tutukluluk halinin devamına karar verilmesini talep etti. Duruşma sanıkların ve avukatların taleplerinin alınması ile devam ediliyor.

Asıl general olan eşleriymiş / Fatih Altaylı


ŞEMDİN Sakık yazısıyla ilgili eleştiriler arasında bazıları da tutuklu paşaları savunuyor ve "TSK'nın generalleri yargı karşısındayken" diye başlayan nutuklar atıyordu.
Şunu söyleyeyim.
Herkes yargı karşısına çıkabilir.
Önemli olan adil, dürüst bir yargılamayla karşılaşıp karşılaşmayacağıdır. Bununla ilgili şüpheleriniz var, biliyorum, paylaşıyorum.
Ama benim de Türk Silahlı Kuv-vetleri'nin generalleriyle ilgili şüphelerim var.
Yargılandıkları davalar ve konularla ilgili değil şüphelerim.
"Generallikleri"yle ilgili şüphelerim var.
Bütün bu dava sürecinde generalleri izledim.
Yaptıklarını, söylediklerini, duruşlarını.
Tam bir hayal kırıklığı yaşadım.
Darbe dönemlerinde darağacına yolladıkları 18-20 yaşındaki gençler kadar olamadılar.
Onlar kadar bile ilkelerine, fikirlerine, duruşlarına, ideolojilerine sahip çıkamadılar.
Çünkü belli ki yoktu. Ne duruşları, ne ideolojileri, ne de fikirleri.
Yüreklerinden değil, omuzlarındaki yıldızlardan kaynaklanan güçleri vardı.
Yıldızlar düşünce güç de kalmamıştı. Ben bu davalar sırasında gerçek generallerin, o generallerin eşleri olduğunu gördüm.
Kocalarından çok daha yürekli, çok daha güçlü, çok daha duruş sahibi olduklarını izledim.
Bir kez daha kadınlara saygı duydum. Kadınların duruşlarına.
O generallerin duramayışlarına değil.



‘Yassıada duruşmaları bitmeden İstanbul’dan 25 cellat ve darağacı istendi’




 




  Gazeteci-Yazar Bedii Faik Akın, Adnan Menderes ve arkadaşlarının yargılandığı Yassıada duruşmalarında sona gelindiği hafta Milli Birlik Komitesi (MBK)'nin, dönemin İstanbul Emniyet Müdürü'nden 25 cellat ve darağacı istediğini söyledi. “Ben İnönü’nün idamların önlenmesi konusunda samimiyetle çalıştığını zannetmiyorum.” diyen Akın, MBK üyelerinin “En az 50-60 kişiyi asmaz isek ihtilalin meşruiyeti sarsılır.” diyerek idamların gerekliliği havasını yaydıklarını anlattı.

Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu’nun çalışmaları sayesinde Türkiye’nin yakın tarihinde derin izler bırakan 27 Mayıs, 12 Mart ve 12 Eylül darbeleri ile 28 Şubat sürecine ilişkin bilinmeyen birçok konu gün yüzüne çıktı. Komisyon’un ifadesine başvurudğu 92 yaşındaki duayen Gazeteci Bedii Faik Akın, Cihan Haber Ajansı’na (Cihan) 27 Mayıs darbesine ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu. Sahiplerinden olduğu Dünya gazetesinde Demokrat Parti (DP) iktidarına yönelttiği sert eleştirilerle tanınan Akın, “27 Mayıs’a gelen hadiseler, o zaman ki iktidarın baştan aşağı kusurudur. Ben 27 Mayıs’a destek verdim. Sonra çok hayal kırıklığı yaşadım.” dedi.

27 Mayıs darbesinin ardından halk arasında ‘gâvur askerler’ söylentisinin çıkması üzerine MBK üyelerinin camilerde mevlit okutmak istediğini anlatan Bedii Faik, müdahalesi üzerine aralarında Münir Nurettin Selçuk’un da olduğu dönemin ünlü ses musikisi sanatçılarını İstanbul Radyosu’nda biraya getirerek radyodan mevlit okuttuklarını ifade etti.

“27 Mayıs’ta en çok ordu zarar gördü; ordunun kimyası bozuldu” diyen Bedii Faik, darbe yıllarına ilişkin şahit olduğu olayları şöyle anlattı:

'İNÖNÜ’NÜN, İDAMLARIN ÖNLENMESİ KONUSUNDA SAMİMİYETLE ÇALIŞTIĞINI ZANNETMİYORUM’

“Ben, İnönü’nün idamların önlenmesi konusunda samimiyetle çalıştığını zannetmiyorum. Kimsenin samimiyetle önlemeye çalıştığını da zannetmem zaten. Yani Gürsel Paşa da sözde önlemeye çalışmıştır. İnönü’nün mektubu üzerine yapmaya çalıştığı geciktirme teşebbüsü, yerleri ve şahısları tamamen ters tutulmuş bir telefon çabasından ibarettir. İstanbul’u çok iyi bildiği halde 1. Ordu’ya telefon etmiştir. Oysa idamı önlemek istiyorsan başında olduğun Milli Birlik Komitesi’nin Dolmabahçe’deki İrtibat Bürosu’na telefon edeceksin. İrtibat Bürosu, ne örfi idareye (Sıkıyönetim) bağlıydı ne de orduya. Başında Kurmay Albay Namık Kemal Ersun vardı. Sonradan orgeneral oldu. Gürsel Paşa daha sonra 66. Zırhlı Tümen Komutanı Faruk Güventürk’e telefon etmiştir, ulaşamamıştır. Şimdi idamın önlenmesini isteyen bir cumhurbaşkanı nereye telefon edeceğini bilmezlik edebilir mi? Yassıada kararlarını Ankara’ya ordu değil irtibat bürosu götürmüştü.

İdamların tasdik edileceği gün 1. Ordu Kumandanı Cemal Tural, Trakya’ya teftişe çıktı. Hemen uzaklaştı buradan. Örfi İdare (Sıkıyönetim) Kurmay Başkanı Emin Aytekin’di. Çok iyi yetişmiş entelektüel subaydı. ‘Biz bu üniformayı kirlettik’ diyerek istifa etmiştir. Kendisi anlatmıştı. O sırada İngiliz sefaretinden radyo kumandanı Albay Turhan Çağlar’a telefon gelmiş. ‘Ordu kumandanını nereden bulabiliriz?’ diye sormuşlar. Çağlar da ‘Bir sefaretin ordu kumandanı ile konuşmasının irtibatı ben olamam. Genelkurmay’a müracaat edeceksiniz.’ diye karşılık vermiş. ‘O zaman iş uzar’ demişler. ‘Uzamayacak iş nedir’ demiş, ‘Kraliçe’nin idamlar için mesajı var.’ demiş İngiliz Sefareti. ‘O zaman bir kraliçenin mesajı nereye verilirse oraya gönderin’ demiş Çağlar. ‘İşte onu bilemiyoruz’ demişler. Şimdi Gürsel Paşa, ‘O mesajı almadım’ der. İsmet Paşa zaten muhatap değil. 1. Ordu Kumandanı yok burada. Kime gidecek o mesaj? En sonunda radyo kumandanına gitti. O da aldı bunu Emin Aytekin’e verdi. O da aldı Trakya’ya gönderdi. Yani Kraliçe’nin mesajı bile normal yolunu bulmamıştır ki Kraliçe’nin ikinci mesajıdır o. Şimdi ben nereden samimiyet göreyim? Siz görebiliyor musunuz?”

'MBK ÜYELERİ ‘İHTİLALİN MEŞRUİYETİ İDAMLA MEPSUTEN MÜTENASİPTİR’ İNANCINDAYDI'

“İhtilalin meşruiyetinin ancak idamla mümkün olacağını Milli Birlik Komitesi’nin üyeleri İrtibat Bürosu’na defaatle konferans vererek söylediler. Bir tanesini ben duydum. Suphi Gürsoytrak geldi orada, bar bar bağırdı. ‘İhtilalin meşruiyeti idamla mepsuten mütenasiptir. En az 50-60 kişiyi asmaz isek ihtilalin meşruiyeti sarsılır’ dedi. Sürekli idam havasının gerekliliği yayıldı ortaya. Zaten bundan dolayıdır ki, Demokrat kitle, ‘Asamazlar, hele bir assınlar’ havasıyla başka bir ahmaklığa girdi. MBK’nın Yüksek Adalet Divanı üzerindeki baskısı, başında olmuştur; tayin ederken olmuştur. Nitekim Yüksek Adalet Divanı Başkanı Salim Başol’un bir çıkışı vardır; ‘Adnan bey, sizi buraya tıkan kuvvet böyle istiyor’ demiştir. Bu o kuvvetin havasında olduklarını gösterir. Yassıada’da mahkeme kararları açıklamadan dört ya da beş gün evvel İstanbul’da şu olay yaşandı: Bir ihtimal idamın bir kişiye veya üç kişiye verileceği düşünülmüyordu. İdam 15, 20, 50 kişi neyse onlar asılacaklar zannediliyordu. İstanbul Emniyet Müdürü Nevzat Eralp, Örfi İdare Kurmay Başkanı Emin Aytekin’i arayarak, ‘Ben yirmi - yirmi beş kadar celladı nereden bulabilirim, bir hayli de darağacı yaptırmak lazımmış. Sordum, İstanbul’da bir tek cellat var.’ diyerek dert yanmış. ‘Böyle bir hazırlık yap’ demişler. ‘Cellat bul’. Çünkü son dakikada idam kararı verilir ve tasdik edilirse, bir hafta da cellat beklenirse iş uzar. Biran evvel çabuk olsun havasını düşünmüşler herhalde. Bana Emin Aytekin anlatmıştı. Kurmay Başkanı Emin beye soruyorlar, ‘Ona böyle böyle bir şey var’ diyor Emniyet Müdürü Nevzat bey. ‘Nerden çıktı. Şimdi geliyorum’ diyor Emin Aytekin. Oradan çıktı bana geldi. Anlattı bunu. Sapsarıydı ve hırs içindeydi. Emin bey, hemen giriyor Emniyet Müdürü’nün odasına. ‘Ver bu emri’ diyor. Müdür gösteriyor. Yazı Milli Birlik’ten geliyor. Emin Bey, ‘Bunu almamış olacaksın’ diyor. ‘Sorumlu benim’ diyor. ‘Katiyen hiçbir şey yapmayacaksın’ diyor. “

‘GÂVUR SUBAYLAR SÖYLENTİSİ ÇIKINCA, ASKERLER RADYODAN MEVLİT YAYINI YAPTI’

“Turhan Çağlar’dan evvelki radyo kumandanı, kendisine 'Fişek Kenan' denen, sertliği ve asabiliğiyle tanınan bir zattı. O vilayete gelmiş, vilayette beni istemiş. Vali Refik Tulga Paşa'ya demiş ki; ‘Bedii Faik beyi radyoya götürelim. Ondan bazı şeyler öğrenmek isterim’. Refik Paşa da beni davet etti. Gittim. Bana bir mektup gösterdi. Mektup Erzurum’dan radyo kumandanının bacanağından geliyor. Bacanağı da diyor ki; ‘Size gâvur subaylar diyorlar, halkın arasında dinsizsiniz diye çok lakırdı geçiyor, buna bir çare bulun.’ O da ‘Ben de Milli Birlik Komitesi ile konuştum. Camilerde mevlit okutacağız’ dedi. İyi ama ‘Orada ya Menderes’e dua ederlerse, ya rahmet okurlarsa? Siz buna çok kızarsınız’ dedim. ‘Ne yapacağız?’ dedi. ‘Gayet basit’ dedim. ‘Stüdyoda son derece rafine bir mevlit yaparsınız. Bir liste yapacağımı söyledim. ‘Mesut Cemil beyi çağırırsınız’ dedim. O musikiyi çok iyi bilir. ‘Münir Nurettin’i çağırın’ dedim. ‘Necmi Rıza, Hafız Zeki Altın böyle yaparız’ dedim. Bir duayı da Behçet Kemal Çağlar ile ben yazdım. Münir Nurettin’i hemen çağırdılar. Zavallı korku içinde geldi. Münir Nurettin, ‘Bedii bey nedir bu başıma gelen?’ dedi. Mevlit okumak istemedi. Onun eskiden pek az yaptığı bir iş. Mesut Cemil’e teslim ettik. Ondan sonra harika bir mevlit oldu. Fevkalade de takdir gördü. Bana teşekküre geldiler. Önce camilerde üniformalı bulunmasın istediler. Herhangi bir reaksiyon olur falan gibi. Sonradan tersine yaptılar. Üniformalı gitsin diye.”

'DARBEYE DESTEK VERDİM AMA ÇOK HAYAL KIRIKLIĞI YAŞADIM’

“Ben 27 Mayıs’a destek verdim. Sonra çok hayal kırıklığı yaşadım. İlk kırılış resim satışından başlamıştır. Dolmabahçe’deki İrtibat Bürosu, ‘Düşükler’in Yassıada’daki resimleri açık artırma ile satışa tabi tutuluyor’ diye bir ilan yayınladı. Ordu Foto Film bürosu vardı. O çekiyordu fotoğrafları. Hiçbir gazete fotoğrafçısı sokulmuyor oraya. Bunu alıyorlar ve açık artırma ile satışa sürecekler. Bu bana çok fena dokundu. Bu son derece ahlaksız bir iş geldi bana. Ve ‘iğrenç’ diye yazmışımdır. Niye yaptılar bilmiyorum. O sırada istedikleri parayı istedikleri yerden alıyorlardı. İrtibat Bürosu çift maaşlıydı. Karayollarının ne kadar arabası varsa emirlerindeydi. İki kişi gittiler, çek defterlerini ceplerine koyarak. Bir tanesi Hürriyet’in zengin patronu Erol Simavi, diğeri de Yapı Kredi’nin sermayesine dayanan Hayat mecmuası sahibi Şevket Rado. En fazla 100 bin liraya çıkmışlardır. Ben o gün yazı yazdım. ‘Hiçbir resmi koymuyoruz. Bundan utanın’ dedim. Telefonda beni tehdit edenler oldu. Asker ağzı bellidir. Sesinin tonundan bile bellidir. Kim olduğunu bilemediğim insanların, ‘Sana da göstereceğiz, sana da sıra gelecek’ tehditlerine hiç aldırmadım. Ama akşamüstü bize bedava geldi o fotoğraflar. Bu son derece dokunmuştur bana. Bunu yaptığım zaman da hemen tehdide başlamaları nokta koydurdu. Üç gün sonra Cemal Gürsel paşa İstanbul’a geldi. İstanbul’da bir basın toplantısı yaptı. Ben de gittim toplantısına. Anlattıktan sonra, herkes bir şey soruyordu. Ben de parmağımı kaldırdım ve dedim ki, ‘Bugün yapılan Balmumcu hareketi vs. bunu nasıl bağdaştırıyorsunuz?’ Gürsel Paşa gayet mertçe dedi ki, ‘Bağdaştıramıyorum, bunu arkadaşlarla konuşacağım. Bunda herhalde başka bir tedbir meselesi var. Onu öğreneceğim.’ dedi. Teşekkür de etti. Ben de memnun kaldım. Orada subaylar duruyorlardı. Hepsi kafalarını salladılar.

Bir defa müthiş sola kaydıklarını gördüm. Bankalara el koydular. Gizli kasanıza el koydular. Çok şey çıkaracağız havasına girdiler. O tabi büyük bir faciaydı. O bütün iş âlemini yılgınlaştırdı. Şimdi bir memlekette iş âlemini bir iktidar yılgınlaştırdı mı, ekonomiyi katiyen tutamaz elinde. O hep başka sahalara kayar. Nitekim öyle oldu.”

'MBK ÜYESİ CADİLLAC’TA ÖLDÜ'

“Ankara Valisi İrfan Paşa vardı. Aynı zamanda Milli Birlik Komitesi üyesiydi. Bu paşa otomobil kazasında vefat etti. Kaza yapan otomobil de Cadillac’tı. Şimdi Demokrat Parti kötülenirken, hep Cadillac’ı söylemişlerdir. O zaman Cadillac devlet suiistimalinin, müsrifliğinin sembolüydü. Ben de, ‘İhtilalcisi Cadillac’ta ölen bir memleketiz biz’ diye yazdım. Çok sinirlendiler. Bir kısmı ‘Bizim devrimizde gazete kapatması olmaz’ demişler. O zaman ‘Bedii Faik’i misafir edelim’ diyenler olmuş. Uçak müsrifliği de var o dönemde. Abdi İpekçi’nin Ömer Sami Coşkun ile yazdığı bir kitabı vardır. O kitapta yazılıdır o. Orhan Erkanlı’ya diyorlar ki; ‘Türk Talebe Birliği’nden gelenler var, bunlar Ankara’ya uçakla dönmek istiyorlar.’ O da, ‘Öyle zırt pırt uçak olmaz, trenle dönsünler, olmazsa yol paralarını verin’ diyor. O sırada bir Milli Birlik Komitesi üyesi geliyor, İstanbul’a gideceğini söylüyor. Askeri uçak ona ayrılıyor. Kendi başına biniyor, gidiyor. Çocukları almıyor. Bir gün İstanbul Üniversitesi’ne bir mesele için uğramıştım. Profesör Hüseyin Nail Kubalı telefon ediyordu. ‘Beni askeri havaalanından alacaklar değil mi? O zaman uçağı oraya gönderin. Ben giderim.’ Diyordu. Ben, ‘hoca güle güle’ diye takıldım. Beş dakika sonra Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, telefon etti. Ankara’ya gitmek üzere askeri uçak istedi. Ayrı uçaklarla gidiyorlar. Beraber giderlerse olmaz. Birbirlerine zıttılar çünkü. O profesörler istedikleri anda askeri uçakla gidebiliyorlardı. İlk günlerde herkes idealisttir, herkes kahramandır, herkes dürüsttür. Ama günler geçtikten sonra birtakım şeylerin kokusu gelir. Ben Demokrat Parti zamanında gördüğüm her anormalliği orada da gördüm. Demokrat Parti ne yapıyorsa, askerler de aynısını yapıyorlardı.”

'DÜŞÜKLER YASSIADA’ DA FİLMİ YANLIŞTI'

“Düşükler Yassıada filmi gerçekten bir faciadır. Darbeden zannediyorum 5-6 ay sonra hazırlandı. Bu film ordu film merkezi tarafından yapılmıştır. Adamları giydirmişlerdir. Öyle gitmediler Yassıada’ya. Elbiseleri geldi, giydirdiler. Celal Bayar’ın intihara teşebbüsü o vaka ile olmuştur. Bu filmden bahsediliyordu. İşte Melek ve İpek Sinemalarında oynatılacağı söyleniyordu. Ben ‘Bir şeyi düşünmediniz mi?’ dedim. ‘Ne gibi?’ dediler. Halktan birisi, ‘Yaşasın Adnan Menderes’ diye bağırsa ne yapacaksınız?’ Tespit edemezsiniz, tevkif edemezsiniz. Çabucak kaldırdılar filmi. Sinemaya ben gitmedim, bazı arkadaşlarım gitmişler. Orada bütün duvar diplerinin asker ve polislerle dolu olduğunu söylediler.”

'ALİ FUAT BAŞGİL İSVİÇRE’YE KAÇMAK ZORUNDA KALDI'

“Bir Ali Fuat Başgil hadisesi vardır. İzah edilmesi mümkün değildir. 27 Mayıs’tan sonra Ali Fuat Başgil İsviçre’ye kaçmıştır. Cumhurbaşkanlığı seçimi var, aday oldu. Kazanacağı muhakkak. Kendi yaptıkları Anayasayı çiğneyerek Milli Birlik Komitesi’nden General Fahri Özdilek ve Sıtkı Ulay geldi tehdit etti. Adamı aldılar götürdüler istifa ettirdiler. Cumhurbaşkanının kendilerinden olacağını İsmet Paşa’ya, Osman Bölükbaşı’na ve Ekrem Alican’a, parti başkanları bunlar, imzalattılar. Protokol budur. Bunların hepsini şimdi anlıyorum. Devlet tecrübesi son derece mühim bir şeydir. Bugünkü iktidarın da tecrübeyi hiç hesaba katmayarak hareket etmesi son derece tehlikeli bir şey.”

'RADYO SPİKERLERİ MENDERES’İN NUTUKLARINI İYİ OKUYOR DİYE HAPSE ATILDILAR'

“Radyo spikerlerini iyi okuyor diye, Can vardı bir tane, onu hapse attılar. Adnan Menderes’in nutuklarını radyo gazetesinde veya haberlerde çok candan okuyorlar diye hapse atılanlar oldu. Radyo gazetesi spikeri Hikmet Münir’i hapse tıktılar. Ona çok itiraz etmişimdir. Mesela Bal Mahmut’u almışlardı içeriye. Celal Bayar’ın yakını diye aldılar. Bal Mahmut çıktığı zaman Kabataş’taki araba vapuru iskelesinde karşılaştım, bana orada, ‘Ben artık Bal Mahmut değil; mum Mahmut’um’ dedi. Balmumcu’dan çıktığı için.“

'27 MAYIS’TA EN ÇOK ORDU ZARAR GÖRDÜ'

“27 Mayıs’tan en çok ordu zarar görmüştür. Talat Aydemir gibi bir adam asılmıştır. İdamlar vardır. Fethi Gürcan mesela asılmıştır. 3 bin küsur subay emekli edilmiştir. İstikballeri söndü. İadeyi itibar için on yılda bir darbe yapmak zorunda kaldılar. Darbelerde en büyük zararı darbeciler görür. Karşısındakiler elbette zarar görmüşlerdir. İnsan israfı vardır. Ordunun kimyası bozuldu. Mesela bir akşam bir ahbabı ziyarete gitmiştik. Kapının zili çaldığı zaman evdeki çocuk masanın altına giriyormuş. Babası DP’den milletvekiliydi. 27 Mayıs gecesi evi basılmış. Hala düzelememiş çocuk. O gün çok fena olmuştuk. O günü hiç unutmam. Eşimin ağlayışını hiç unutmam.”

'DP TECRÜBESİZ OLARAK GELDİ'

“1946 seçimi hileli bir seçim olmuştu. Eğer o hile yapılmasaydı, Demokrat Parti o seçimde istediği neticeyi alabilseydi zaten iktidara geçebilecek kadar adayı yoktu. Ama bir muhalefet tecrübesi edinecekti. Bundan mahrum kaldı. 1950’de tamamen geldi ama tecrübesiz olarak geldi. Celal Bayar, Koraltan vs. vardı ama onlarınki de tek parti tecrübesiydi. Hepsi birden o tecrübesizler memlekete hâkim oldular. Evvela vaatlerini yapar gibi göründüler, ama sadece bir miting coşkusu içerisinde memleketi sürükleyip götürdüler. Birden bire tek olmak sevdasına düştüler. Ve o hale geldi ki, isterseniz şeriatı getirirsiniz, isterseniz ‘Odunu bile milletvekili yaparım’ havasına girdi. Tahkikat Komisyonu kendi ipini hazırlama komisyonu olarak görülebilir. Komisyona ben rahatsız olduğum halde tevkif edilerek 1 numaralı komisyona getirildim. O komisyona ‘idamlıklar’ adı verilmişti. Ben daha yazılmamış kafamda tasavvur ettiğim “Tekelonya Cumhuriyeti” isimli kitabımın reklamını, ilanını yaptım. O kitap yasak edildi. Hüseyin Cahit Yalçın tutuklandığında 90 yaşındaydı. Darbede AKİS dergisinin tesiri olmuş olabilir. Çünkü bu dergi İsmet Paşa’nın damadının. Bu dergide ne yapılırsa İsmet Paşa’ya bağlanıyormuş gibi algılanıyordu. O bakımdan ehemmiyeti olmuştur. Bizim aklımıza darbe o dönemde hiç gelmiyordu. En ateşli muhalif bizdik. Biz ordu müdahalesi diye bir şeyi tasavvur edemezdik. O dönemin solcu yazarlarının bazılarının hatıraları vardı. Hepsi cuntacılarla beraber olduklarını söylemişlerdir. Ama bir övünüşün içinde oldukları da muhakkaktır. ‘Ordu bizle beraber, ordu şudur, ordu budur’ havasına girmişlerdir. “

'LÜZUMSUZ SERTLİKLER YAPMIŞIM'

“Bugün darbeleri bilen insanlar olarak, darbelerin üzerinde konuşmak çok ayrı bir meseledir. Darbenin ne olduğunu bilmeyen, darbeyi hayal bile etmemiş, savaş görmemiş, herhangi bir ihtilaf görmemiş bir neslin o zamanki darbe anlayışını anlaması çok ayrı işler. Bir hareketi çok benimsersiniz, evvela çok coşku ile beraber olabilirsiniz ki bu ihtilal böyle olmuştur. 27 Mayıs’a gelen hadiseler, o zamanki iktidarın baştan aşağı kusurudur. Benim 300 küsur davam vardı. Onlardan en aşağı yüzde 10’undan mahkûm olsaydım ben ebediyen hapis yatardım. İhtilal olduğu zaman hepsi silindi bunların. Birden bire bütün davalar silindi. Ben Celal Bayar’a ‘Demokrat Parti’nin avukatlığını yapıyorsun’ dedim diye gizli celsede 6 aya mahkûm oldum. Darbeden sonra geldiğim zaman Celal Bayar’a ‘zalim’ deme hakkını verdiler bana. İstediğini söyle dediler. Düşünün siz, oradan buraya geçiyorsunuz. Öyle bir nehir ki bu, önümüzdeki seti kaldırmışlar, birden bire akıp gidiyor, gürlüyoruz. Bunun yatağına girmesi için zaman lazım. Sonra yatağımıza girdik. Yatağımızda akarken sonra arkamıza baktık. ‘Vay anasını amma yıkmışız, ne dağ, ne taş bırakmışız ’ dedik. Lüzumsuz sertlikler yapmışım. Lüzumsuz haksızlıklar yapmışım; ama bugün aynı şartlar olsa yine öyle olacağım bellidir. Bu insana bir hüzün de veriyor.”

8 Kasım 2012 Perşembe

Büyükanıt özür diledi!

Darbe Komisyonu’nda ilginç olay..

TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu Üyesi BDP Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, ''Derdimiz spekülasyon yapmak değil. Bunu, ülkenin yakın dönem kirli tarihi için aynı zamanda bir yüzleşmeye dönüştürmek, hakikatleri araştırma komisyonuna dönüşmesini sağlamak'' dedi.

Önder, eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın komisyon tarafından Dolmabahçe Sarayı'nda dinlenmesine ilişkin soruları yanıtladı.

Genel eğilimin, Büyükanıt'ın 5 yıl önce Dolmabahçe'de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşme üzerine olduğunu ifade eden Önder, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Dolmabahçe'de ne konuşulduğunu hiç merak etmediğimi söyledim. Devlet çarkının da böyle çalışmadığını, bunları bir miktar da spekülatif bulduğumu belirterek başka sorular yönelttim.

Büyükanıt, konuşmasının içerisinde Şemdin Sakık'ın ifadelerinden duyduğu rahatsızlığı anlatırken 'Sırrı Sakık bile onu sevmiyor' anlamında bir şey söyledi. 'Bile' lafını düzeltmesini ve özür dilemesi gerektiğini söyledim. 'Bile' lafını düzeltti ve özür diledi.''


-''Ona Cumartesi annelerini anlattım''-


Sırrı Süreyya Önder, Mehmet Ağar'ın siyasetçiyken söylediği, ''Düz ovada siyaset yapmalarını sağlamak lazım ve anaların feryadını duydum'' demeci üzerine Büyükanıt'ın ''Herhalde Cumartesi annelerinin feryadını duymuş olmalı'' yönünde bir demeç verdiğini idda eden Önder, şunları kaydetti:

''Ona Cumartesi annelerini anlattım ve bunun anaların kalbinde çok derin bir tahribat yaptığını söyledim. Hatırlamadı ve böyle bir şey söylemediğini ifade etti. Çünkü hükümetle olan ilişkilerine hep belli bir yorum getiriyor ama kayıtlara geçmiş böyle bir demeci vardı. Cep telefonumdan verdiği o demeci buldum ve kendisine okuttum. 'Haklısınız, söylemişim' dedi ama bir yorum getirmedi.

'Hükümet bize sınır ötesi operasyon için yetki vermiyor' deyip gittikleri ve üç günde döndükleri harekat vardı. Bu harekata dair düşüncelerini sordum. 'Çok soğuktu, su bile donuyordu, daha fazla kalmamaz lazımdı' gibi gerekçeler söyledi. Bir asker olarak bunu söylemeyin, oradaki muhataplarınız da 'düşmanlarınız da' aynı koşullarda mücadele ediyor dedim. 'Onlar mağaradaydılar' dedi.''


-Kutlu Doğum Haftası kutlamaları-


Büyükanıt'ın, ''Kutlu Doğum Haftası için özellikle Diyarbakır, Mardin ve Şanlıurfa'da çocuklara çağ dışı kıyafetler giydirilerek gösteriler yaptırılıyor'' yönünde de demeci olduğunu iddia eden Önder, bununla ilgili soru yönelttiğini de söyledi.

''Bu demeci olduğunu hatırlattım. 'Buradaki kut, bir şaman inanışıdır. Ben buna daha fazla takılıyorum hadi siz kendinizi yönergelerle sınırlayan bir eğitim almışsınız ama bir Şaman inanışını böyle bir döngünün yanına koymaktaki çarpıklığı' belirttikten sonra bu konudaki soruları sordum'' diye konuştu.

Önder, şöyle devam etti:

''Büyükanıt, bizim seçilmiş milletvekillerimizin meclisten tekme-tokat atılmalarından sonra, 'Onlardan emekli olanların halen maaş almalarını içime sığdıramıyorum' demişti. Şimdi sizin silah arkadaşlarınız, bizim yargılandığımız ve ceza aldığımız maddeyle aynı maddeden ceza aldılar. Yarın, öbür gün bu hüküm kesinleştiğinde bunların aldığı emekli maaşı için de böyle bir şey söyleyecek misiniz dedim. Büyükanıt, 'Onlar için böyle bir değerlendirmeyi yapamam' dedi.''


-Başbakan Erdoğan'ın komisyonda dinlenmesi-


Bir gazetecinin, ''MHP Milletvekili Atilla Kaya'nın, Dolmabahçe görüşmesiyle ilgili Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın da komisyonda dinlenebileceğinin içeride konuşulduğunu'' söylediğini hatırlatması üzerine Önder, komisyon çalışma etiğine bağlı kalmaya özen gösterdiğini, bu açıklamayı komisyon başkanı ya da sözcüsünün yapmasının daha doğru olacağını ifade etti.

Bu konuda ne söylense spekülasyon olduğunu dile getiren Önder, ''Derdimiz spekülasyon yapmak değil. Bunu, ülkenin yakın dönem kirli tarihi için aynı zamanda bir yüzleşmeye dönüştürmek, hakikatleri araştırma komisyonuna dönüşmesini sağlamak. Parti olarak bu bilinçle yaklaşıyoruz bu sürece'' dedi.

Kandil'e yapılan harekata kaç generalin katıldığını da sorduğunu anlatan Önder, ''Büyükanıt bu harekata 20'in üzerinde generalin katıldığını söyledi. Bu kadar generale ihtiyaç var mı sorusunu da yönelttim. Suskun kaldı. 'Bu savaş tazminatı olarak emekliliğinde yansıyormuş' diye bir söylenti var, bu ne derece diye doğru diye sordum. 'Böyle bir şey olmaması lazım' dedi. Aynı şeyi bir soru önergesi haline getirip Milli Savunma Bakanlığı'na da soracağım'' diye konuştu.

Cevapları tatmin edici bulup bulmadığı sorulan Önder, ''Komisyonun ruhunu hırpalamamak adına pek bir şey söylemek istemiyorum ama o yetki ve kudret ellerinden alındığında, son derece mülayim ve geçiştirici bir şekilde yaklaşıyorlar. Araştırma komisyonunun da farkı o. Bu ülke topyekun birbiriyle helalleşmeli ama bu helalleşme kuru kuruya olmamalı. Herkes bu konudaki sorumluluklarını, eksiklerini, fazlalarını sayıp dökmeli'' dedi.


-''Yaşadığım olaylar neyse onları anlattım''-


Eski Bakanlardan Cavit Çağlar da komisyondaki görüşmenin ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

Komisyonun, 28 Şubat ve darbelerle ilgili bir araştırma yaptığını ve o dönemde parlamentoda bulunan veya o günlerde belirli görevlerde bulunan kişilerin bilgisine başvurduğunu ifade eden Çağlar, ''Beni de davet ettiler ve ben de davete icabet ettim. O günlerde yaşadığımız bazı olaylar ve gazetelerde çıkan olaylar hakkında bilgiler öğrenmek istediler. Ben de komisyon üyelerini aydınlattım'' dedi.

Komisyon üyelerinin istedikleri bilgileri aldığına inandığını belirten Çağlar, ''Ben de o gün yaşadığım olaylar neyse onları anlattım. Refahyol iktidarının kurulduğu gün, biz ret oyu vermiştik ve on gün sonra da 10 arkadaş istifa ettik. Daha sonra da ben hiç bir siyasi partiye girmedim. 1999 yılında da bu işi bıraktım ve iş hayatına döndüm'' diye konuştum.

'Uçar birlik' harekatı


KUZEY Irak'ta PKK'nın üslendiği bazı noktalara sınır ötesi 'uçar birlik' harekatı etkili oldu. Diyarbakır'dan kalkan savaş uçakları gün boyu Irak sınır hattında keşif uçuşu yaptı.



Türk Silahlı Kuvvetleri, terörle etkin mücadele için son zamanlarda yeni bir konsept belirledi. Bu çerçevede terörle mücadele amaçlı operasyonlarda kalabalık birlikler yerine, seri hareket edebilen ve az sayıda personel kullanılacak.

SON OPERASYONUN AYRINTILARI

PKK'nın kış üslenmesinin önlenmesi amacıyla yapılan son sınır ötesi operasyonla ilgili ayrıntılar ortaya çıkmaya başladı. Irak'ın kuzeyine gerçekleştirilen son operasyon öncesi Ankara'dan 8 CASA uçağı ile Diyarbakır'a taşınan Özel Kuvvetler Komutanlığı'na bağlı 2 tabur asker helikopterlerle bölgeye intikal ettirildi.

Irak sınırında bekletilen özel eğitimli askerler operasyon emri ile helikopterlerle sınırın Irak tarafına indirildi. 'Uçar birlik' harekatıyla sınırın yaklaşık iki kilometre içine taşınan askerler, burada örgütün geçiş noktalarına ani baskınlar yaptı. Operasyonu tamamlayan bordo bereliler, helikopterlerle Türkiye'ye döndü.

Özel Kuvvetler Komutanlığı'na bağlı birliklerin planlayıp yürüteceği 'uçar birlik' harekatı yöntemiyle operasyonların, bundan sonra Irak'ın kuzeyinde sık sık tekrarlanacağı belirtildi.

Bu arada sınır ötesine son yapılan 'uçar birlik' harekatının ardından savaş uçakları bugün de Irak sınır hattında ve Kuzey Irak'ta keşif uçuşları yaptı. Keşif uçuşlarının devam edeceği kaydedildi.

Hakkari Şemdinli'de meydana gelen çatışmalarda bir uzman çavuş şehit oldu..

Makam aracı ile cezaevine sevke soruşturma

Kumar çetesinden rüşvet aldığı gerekçesiyle tutuklanan Jandarma Yarbay Metin Arıkan’ın, askerî cezaevinden sivil cezaevine naklinin cezaevi aracı yerine makam aracı ile yapıldığı iddiası üzerine soruşturma başlatıldı. 
 
Jandarma Yarbay Arıkan (52), rüşvet davası sebebiyle cezaevine girince emekliye ayrıldı. Maltepe Askerî Cezaevi’nden Üsküdar Paşakapısı Tutukevi’ne sevk işlemleri başlatılan Yarbay’ın her tutuklu gibi cezaevi ring aracı ile götürülmesi gerekiyordu. Ancak bu prosedür uygulanmayıp nakil, Jandarma Üsteğmen Derviş İnce nezaretinde siyah renkli Fiat Doblo marka makam aracı ile yapıldı. Yine sevk öncesi emekli Yarbay Arıkan’ın cezaevi müdürü ve Cezaevi Komutanı Jandarma Kıdemli Başçavuş Nedim Yaşar’ın odasında kardeşi ile görüştürüldüğü öne sürüldü. Bu iddialar Maltepe Askerî Cezaevi’nden Başbakanlık İletişim Merkezi’ne yapılan bir ihbar ile ortaya çıktı. İhbar üzerine İstanbul Jandarma Alay Komutanlığı, Maltepe Askerî Cezaevi’ne müfettiş gönderdi. Müfettişler, makam aracının Arıkan’a neden tahsis edildiğine dair iddiaları araştırıyor.

    İstanbul jandarmasında patlak veren makam aracı skandalı ile ilgili iddialar bununla da sınırlı değil. İddiaya göre Jandarma Yarbay Metin Arıkan’ın Paşakapısı Tutukevi’ne sevk edilmesinden sonra eşi de jandarmaya ait araçla cezaevine görüşe getirildi. Arıkan, halen İran asıllı kumar çetesi lideri Mahmut İbrahimiye hakkında açılan davada tutuklu sanık. Çete ile ilgili hazırlanan iddianamede, jandarma görevlilerinin kumarhanelerin çalışmasına nasıl göz yumdukları açık şekilde anlatılıyordu. İddianamede İbrahimiye’nin kumarhanelerinin varlıklarını rahatlıkla sürdürebilmek, muhtemel baskınlardan haberdar olmak, yapılan baskınlardan sonra ise faaliyetlerine kaldıkları yerden devam edebilmek amacıyla jandarmadaki bağlantılarını kullandığı ifade ediliyordu. Hakkında 12 yıla kadar hapis istenen Arıkan’ın yargılaması sürüyor.

BÜYÜKANIT'A DOLMABAHÇE GÖRÜŞMESİNİ SORDULAR

Eski Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt, Dolmabahçe Sarayı'nda Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu'na konuştu.

Meclis Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu, eski Genelkurmay Başkanı Emekli Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ı dinlemeye başladı.
Büyükanıt, 27 Nisan e-muhtırasının ardından Başbakan'la Dolmabahçe'de yaptıkları görüşmeyle ilgili soruya yanıt vermedi.
Dün Eski Başbakanlardan Tansu Çiller'i dinleyen Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu bugün de Dolmabahçe Sarayı'nda Eski Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'ı dinliyor.
Hiç şüphesiz Büyükanıt'a sorulan en önemli sorulardan birisi, Dolmabahçe Sarayı'nda Başbakan Erdoğan'la gerçekleştirdiği görüşmeydi.
Büyükanıt, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'la Dolmabahçe'de yaptığı ve ayrıntıları gizli kalan görüşmeyle ilgili soruya yanıt vermedi.
Büyükanıt, Başbakan Erdoğan'ın '27 Nisan muhtıra değildir' sözlerine katıldığını, cumhurbaşkanlığı seçimlerine müdahale olduğunu düşünmediğini söyledi.

7 Kasım 2012 Çarşamba

'Türkiye, Suriye için füze isteyecek'

Türkiye’nin, en kısa zamanda Suriye sınırına Patriot füze sistemi yerleştirilmesi için NATO’dan resmi talepte bulunacağı belirtildi.



Dışişleri Bakanlığı’ndan bir yetkilinin verdiği bilgiye göre, Devlet Başkanı Beşşar Esad’a bağlı ordu güçleriyle muhalifler arasındaki çatışmaların dinmediği Suriye sınırına Patriot füze sistemi kurulması için talepte bulunulabilir.
Türkiye ile Suriye arasındaki gerilim Haziran ayında Türkiye’ye ait bir F-4 uçağının düşürülmesiyle yükselmiş, Ekim ayının başında Şanlıurfa’nın Akçakale ilçesine düşen ve beş kişinin ölümüne neden olan havan topu nedeniyle iyice gerilmişti.
AP haber ajansına konuşan Türk Dışişleri Bakanlığı’ndan bir yetkili, Patriot füzesi seçeneğinin, “Esad güçlerinin muhalifler ve siviller üzerindeki saldırılarını engellemek için ele alınan senaryolardan biri olduğunu” ifade etti.

Adının açıklanmasını istemeyen yetkili, ABD’de başkanlık seçimleri nedeniyle ertelenen görüşmelerin, Barack Obama’nın seçilmesiyle yeniden gündeme gelebileceğini belirtirken, füzelerin sınıra ‘NATO şemsiyesi’ altında yerleştirilebileceğini söyledi.
NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen, hafta başında Brüksel’de yaptığı açıklamada, Türkiye’den talep gelmesi halinde sınıra Patriot füzelerinin yerleştirilmesi konusunu değerlendirebileceklerini ifade etmişti.

Sayın Bakan raporu açıklamaktan neden korkuyorsun? / Mehmet Baransu

Aziz Yıldırım’ın 1983 yılında sahte belgelerle çürük raporu alarak askerlikten kaçmasının ardından yaklaşık iki aydır konuyla ilgili cevap beklediğim Milli Savunma Bakanlığı dün nihayet bir açıklama yaptı. Yapılana açıklama demek neredeyse imkansız. Bakanlık sahtekarlığı kamuoyunun gözünden nasıl saklarımın bir nevi provasını yapmıştı.

İlk bölümde Yıldırım’ın çürük raporu olmasına rağmen, Mart 2012’de hangi yasaya göre bedelli
askerliğe müracaat ettiği anlatıldı. İkinci bölümde ise çürük raporu konusu teğet olarak geçildi.
Açıklamanın ilgili bölümü şöyleydi;

“Adı geçen şahsın yoklaması esnasında yapılan muayenesi neticesinde, hakkında İzmir asker hastanesi baştabipliğinin 4 Kasım 1983 tarihli raporu ile ‘askerliğe elverişli değildir’ kararı verilmiştir. Anılan şahıs, bedelli askerlik hakkından faydalanmış ve askerlik işlemleri 1111 sayılı Askerlik Kanunu’nun geçici 46. maddesi hükümleri çerçevesinde yürütülmüştür. 'Askerliğe elverişli değildir' kararlı sağlık raporuna ilişkin Cumhuriyet Başsavcılıklarınca yürütülen soruşturma kapsamında bakanlığımızdan talep edilen mevcut bilgi ve belgeler, ilgili Cumhuriyet Başsavcılıklarına gönderilmiştir.”

Bakanlığın adına açıklama dediği o yazı aynen böyle. Şimdi gelelim Sayın Bakan İsmet Yılmaz ve Bakanlık bürokratlarına sorularımıza.

Yıldırım’ın 4 Kasım 1983 tarihinde bir rapor alarak "Askerliğe elverişli değildir" kararı aldığını belgesiyle zaten aylar önce yazdım. Burada üzerinde durulması gereken konu ayağım kısa diyerek sahte belge hazırlayıp, yerine başka birini muayeneye sokması. Bu konuyla ilgili neden bir açıklama yapmadınız? Raporun bir nüshasını niçin kamuoyuyla paylaşmıyorsunuz? Kimden neden korkuyorsunuz? Yayımlayacağınız rapor, benim aylar önce yayımladığım raporla aynı olacağı için bu korku olabilir mi?

Bu olay 1983 yılında cereyan etmesine rağmen, 2006 yılında ilk kez kamuoyunun gündemine gelmiş ve yine soruşturulmamıştı. O gün olayı kapatan ve Aziz Yıldırım’ı askere gitmekten kurtaran kişi eski Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül değil miydi? Bu olayı hükümetin ve savunma bakanlığının örtbas etmesinin bir nedeni de Gönül’ü korumak mı?

Açıklamada dikkatimi çeken bir konu da bakanlığın ilgili belgeyle ilgili yapılan soruşturma kapsamında belgenin ilgili Cumhuriyet Başsavcılıklarına gönderildiğini açıklaması. Buradan anladığım Yıldırım’ın çürük raporu konusunda birden fazla hakkında soruşturma olduğunun kelimeler arasına sıkıştırılması.

Konuyla ilgili yazılması ve sorulması gereken aslında onlarca konu var. Bakanlığın yaptığı açıklama bile bakanlık eliyle suçluların nasıl korunup kollandığını bizlere gösteriyor. Savunma Bakanlığı yaptığı açıklamanın suç olduğunu bile bilemeyecek bir noktada. Suçlarını ikrar ediyorlar ancak bu ülkede henüz bakanları yaptıkları eylemlerden dolayı yargı önüne çıkaracak bir mekanizma yok. Bakanlar da kendilerini güçlü hissettiklerinden böyle suçlarını kabul eden açıklama yapabiliyorlar.

Üzerinde durmamız gereken bir nokta da hükümetin askerlik konusunda sahte belgeler düzenleyip, sahtekarlık yapanları nasıl ve niçin koruduğu sorusu. Mecliste çıkarılan yasada “Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce herhangi bir nedenle haklarında verilen askerliğe elverişli olmadıklarına dair kararlardan dolayı askerlik hizmetinden muaf tutulanlardan istekliler, altı ay içinde askerlik şubelerine başvurmaları halinde yaş şartı aranmaksızın birinci fıkra hükümlerinden yararlanırlar” hükmü var. Bunun anlamı da Aziz Yıldırım gibi sahte belgeler düzenleyip, askerlikten kaçanlara bir fırsat daha vermek. Olayı kapatmak.

Savunma Bakanı’na tek bir sorum var. Cevap veremeyeceğini bile bile sormak istiyorum. Bu yasadan Aziz Yıldırım haricinde kimler faydalandı? Faydalananlar arasında partinize üye isimler var mı?