5 Mayıs 2010 Çarşamba

BALYOZ PLANI İDDİALARI SORUŞTURMASI

Bazı muvazzaf askerler, ''Balyoz planı'' iddiaları soruşturması kapsamında ifadelerine başvurulmak üzere Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi'ne geldi. Sivil plakalı bir araçla hakim ve savcıların giriş yaptığı bölümden
adliye bahçesine giriş yapan ve sivil kıyafetli oldukları görülen muvazzaf askerler, daha sonra binaya alındı.

4 Mayıs 2010 Salı

Hain saldırının şok detayları

TUNCELİ'nin Nazımiye İlçesi Sarıyayla Köyü Jandarma Karakolu'na 4 askerin şehit olduğu, 7 askerin de yaralandığı PKK saldırısının ardından, güçlükle köye ulaşıp yaralılara ilk müdahaleyi yapan 18 kişilik sağlık ekibi, Vali Mustafa Taşkesen tarafından ödüllendirildi. Taşkesen, Sarıyayla Karakolu saldırısı sırasında mevcut şartlarda en erken ve hızlı şekilde teröristlere cevap verildiğini ve karakolun en iyi şekilde korunduğu söyledi.Tunceli Valisi Mustafa Taşkesen, Sarıyayla Jandarma Karakolu'na teröristlerin yaptığı saldırının ardından zor şartlar altında köye ulaşarak 7 yaralı askere ilk müdahaleyi yapan ve hastaneye ulaştıran 18 kişilik sağlık ekibini düzenlenen törenle takdirname ve 1 maaş ikramiye verdi. Vali Taşkesen, yaptığı konuşmada şunları söyledi:"Baskından hemen sonra bu fedakar, cefakar sağlık görevlilerimiz, doktorundan acil tıp teknisyenine, hemşiresinden şoförüne kadar en ufak bir tereddüt göstermeden karakolumuza ulaştılar. Yaptıkları fedakarlık neticesinde en az 2 ağır yaralı askerimizin hayatını kurtardılar. Yaptıkları davranış görevlerinin bir parçası olsa da her türlü takdirin üzerindedir. Biz de takdirnameyle kendilerini ödüllendirdik ayrıca maaş ikramiyesini de teklif edeceğiz. Gecenin karanlığında korkusuzca askerlerimizi kurtaran bu sağlık görevlisi arkadaşlara teşekkür ediyorum."
KARAKOL KOMUTANI 3 KURŞUNLA ŞEHİT OLDU
Vali Taşkesen, bazı çevrelerin karakol komutanı Astsubay Kıdemli Başçavuş Hasan Özüberk'in boğularak şehit edildiği iddiasını da yalanladı. Taşkesen, "Bu yanlış anlaşılmayı da aydınlatayım. Karakol komutanımız aldığı üç kurşunla şehit olmuştur. Bundan başka yapılan yorum ve dedikodular yalandır, yanlıştır" dedi.Gazetecilerin, karakolun telefon ve elektriklerinin kesilip kesilmediği yönündeki sorusuna, bu tür baskınlarda benzer durumların yaşadığını belirten Mustafa Taşkesen, "Hatlar, çatışma esnasında isabet eden kurşunlar ya da kasten kesilmiş olabilir" dedi.`Sağlık ekiplerinin güvenlik alınmadan gönderildiği' yönünde iddialar bulunduğu yönünde soru da Vali Taşkesen, "Biz dağlarda gerekli tertibatımızı almıştık. Güvenlik alındı, yaptıkları büyük fedakarlık ama usulünce etraftaki dağlarda güvenliğimiz mevcuttu. Bugüne kadar sivil bir ekibe, ambulansa herhangi bir saldırı olmamış. Arkadaşlar ettikleri yemine sadık kalarak görevlerini yaptılar. Riskti ama güvenlik alınmadığı doğru değil" karşılığını verdi.Taşkesen, Sarıyayla saldırısı sırasında mevcut şartlarda en erken ve hızlı şekilde teröristlere cevap verildiğini ve karakolun en iyi şekilde korunduğu söyledi.
SAAT 02.30'DA OLAY YERİNDEYDİK
Olay yerine ilk giden sağlık ekibinde yer alan doktor Mahmut Yılmaz, "Olayın ardından ekibimi hazırlayarak saat 01.08 gibi Nazımiye'den hareket ettim. Saat 01.30 gibi Dereova Karakolu'na vardık. Güvenlik alındıktan sonra saat 02.00 gibi oradan çıkarak 02.30 sıralarında olay yerine intikal ettik. Askerlerimiz travmatik olayın şokundaydılar. 4 yaralı buldum nizamiye civarında, 2'si ağırdı. Yaralıları alıp saat 03.10 gibi Nazımiye'de olduk" dedi.
YİNE GİDERİZ
Gazetecilerin, olay yerine gidip gitmeme konusunda tereddüt yaşayıp yaşamadığı yönündeki soruya doktor Yılmaz, "İki yıldır bölgede çalışıyorum. Sarıyayla Karakolu'na geçen kış da hasta almaya gitmiştim. O tedirginlikleri hep yaşadık. Bu son travmatik olayın şokunu hala üzerimizden atamadık. Tereddüt yaşadık ama gitmemek gibi lüksümüz olmadığını biliyorduk. Orada ciddi bir olay olduğunu anlamıştım. Üzerimize düşeni yapmaya çalıştık. Bir daha olursa bir daha çekinmeden gideriz" karşılığını verdi.Yılmaz, olay yerine vardıklarında karanlık olduğunu yüzlerin seçilemediğini belirterek, önce içerde PKK'lı olabileceğini düşündüklerini, askerlerin çok büyük travma atlattığını söyledi.
SALDIRININ DETAYLARI ORTAYA ÇIKTI
Sarıyayla Karakolu'na saldıran 50-60 kişilik PKK'lı terörist grubun, önce telefon ve enerji hatlarını kestiği belirlendi. Jeneratörlerin devreye girmesi üzerine teröristlerin karakol çevresindeki aydınlatma direklerine bomba atarak etkisiz hale getirdikleri öğrenildi. Teröristlerin iki ayrı sızma gerçekleştirdikleri ve mevzide bulunan 2 askeri el bombası atarak şehit ederken, uçaksavarı da etkisiz hale getirdikleri ifade edildi.Teröristlerle, askerler arasındaki çatışma sürerken, görevliler saldırıyı telsizlerle Tunceli İl Jandarma Komutanlığı'na bildirdi. Ancak, teröristler telsiz rölesine de saldırarak etkisiz hale getirince, telsizle haberleşme kesildi. Teröristlerin helikopter pistine de bomba döşemek istedikleri ancak bunu başaramadıkları ortaya çıktı.
KOMUTAN KÖYLÜLER ARACILIĞIYLA KARAKOLLA HABERLERLEŞTİ
Tunceli İl Jandarma Komutanı Albay Zafer Önder, saldırıyı öğrenir öğrenmez hemen durumu Jandarma Bölge Komutanlığı'na bildirdi. Telsiz hatlarının kesik olması nedeniyle Albay Önder, karakola yakın oturan köylülerin evlerini telefonla arayıp bilgi almaya çalıştı. Karakola nerelerden ateş açıldığını sorması üzerine köylüler komutana her yerden ateş açıldığı bilgisini verdi. Bu arada Albay Önder, konuştuğu köylüden karakola bir mesaj götürmesini istedi. Yazdırılan mesajı alan köylü, canı pahasına karakol mevziine ulaşıp askerlere bunu iletti. Aynı köylü dönüştede Albay Zafer Önder dönüşte, teröristlere askerlerin karşılık verdiğini ve olup ibtenleri anlattı. Böylece olayın çok ciddi olduğu bilgisi Jandarma Komutanlığı'na iletilmiş oldu.
KOMUTANIN HELİKOPTERİ DÜŞME TEHLİKESİ ATLATTI
Tunceli İl Jandarma Komutanı Albay Zafer Önder, gece yarası helikopterle Sarıyayla Jandarma Karakolu'na ulaşmak istedi. Bir Sikorsky, 2 Kobra tipi helikopter jandarmadan havalandı. Yoğun yağış ve sis yüzünden helikopterler havada dakikalarca yön bulmaya çalıştı. Dereova Köyü yakınlarına kadar giden helikopter yoğun sis içinde kalınca, Albay Zafer Önder'in de içinde bulunduğu Sikorsky helikopter düşme tehlikesi atlattı. Pilotların ustalığı sayesinde bu tehlike atlatıldı ve elverişsiz hava koşulları nedeniyle Sarıyayla Karakolu'na ulaşamayan helikopter Tunceli'ye dönmek zorunda kaldı.
AMBULANSLAR ÇAMURA SAPLANDI
Albay Zafer Önder, daha sonra zırhlı bir araçla karayoluyla PKK'lıların yola patlayıcı yerleştirme ihtimaline karşı karadan çıktı. Köy yolunda ambulansların çamura saplandığını gören Albay Önder ile yanındakiler iterek ambulansları çıkarıp, köye gitmesini de sağladı.Saat 02.30 sıralarında karakola ulaşan Albay Önder, hemen uzak mevzilere saldırılarını sürdüren PKK'lılara müdahalede bulunmasını sağladı. Albay Önder, uydu telefon aracılığıyla Tunceli Jandarma Bölge Komutanı Tümgeneral Mehmet Çörten'e bilgileri aktardı. Tümgeneral Çörten ile Tunceli 4'üncü Komando Tugay Komutanı Tuğgeneral Yücel Karauz, da karadan yola çıkıp saat 05.00 sıralarında karakola ulaştı.
ÇÜRÜK RAPORUNU KABUL ETMEDİ, YARALANDI
Sarıyayla Karakolu'nda teröristlerin saldırısında yaralanan ve tedavisi Elazığ'da süren kısa dönem er Erman Aydın'ın, aşırı kiloları nedeniyle askeri hastaneden kendisine verilen `askerlik yapamaz' raporunu kabul etmeyerek askere gittiği ortaya çıktı. Aydın'ın "Ben çürük raporu almak istemiyorum. Gidip askerlik yapacağım" diyerek vatani görevini geldiği belirtildi.Erman Aydın'ın saldırıda mevzide bulunduğu ve teröristlerin kafası ile vücuduna doğru defalarca ateş açtığı ancak başındaki miğfer ile çelik yeleğin kendisini koruduğu belirlendi. Çenesinden yaralanan Aydın'ı teröristlerin öldü diyerek bıraktığı da belirtildi. Elazığ Askeri Hastanesi'nde tedavisi süren Erman Aydın'ın durumunun iyi olduğu kaydedildi.

Karakol baskını için soruşturma

Sarıyayla Karakolu'na yönelik saldırıyla ilgili Elazığ'daki 8. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı Soruşturma başlattı

Karakol baskınına Prof. Tarhan yorumu

Prof. Dr. Nevzat Tarhan'a göre, karakol baskınına terör terimi yerine “Politik şiddet” terimini kullanmak gerekiyor. Prof. Tarhan, politik şiddetin neden önlemediğinin bazı sebeplerini ise şöyle açılıyor.
Karakol baskını kasıt mı, beceriksizlik mi?
“İhbara rağmen korunamayan bir karakola Genelkurmay Başkanı oğlunu asker olarak gönderir mi? Sayın Başbuğ empati yapsın. Evet maalesef TSK terörü önleme işini başaramıyor.”
“Karanlık” senaryolar konuşulurken, iktidar partisini kapatma çabası ile ve Tunceli Sarıyayla Karakol baskını arasında bağlantı kuşkusu haklı olarak akılları kurcalamaya başladı.
Tunceli Sarıyayla Karakoluna baskın olacağı önceden basında haber olmuştu. Genelkurmay Başkanı’da beklendiğini söyledi. Maalesef baskın gerçekleşti ve dört şehidimiz var. Aileler feryat ettiler.
Habersiz durumlarda beklenmeyen baskınlarda başarısızlık anlaşılır. Ama beklenen bir baskını önleyememek ve ambulansın yardımcı birliklerden önce gelebilmesi ciddi zaafiyet işaretidir.
Karakol binası gecekondu gibi… Fenerbahçe orduevinin bahçesine saray yavrusu gibi bina yapılırken karakollara ödenek bulamamanın ne mazereti olacak?!
Karakolda bordo bereliler olsa dört şehit olmayacaktı. Karakol sağlam bir bina olsa dört şehit olmayacaktı. Nasılsa Nişantası’dan şehit cenazesi kalkmıyor. O askerlerimizin ‘dayısı’ yok ki onları kayırsın. Şehit olan askerlerimizin hayatı çok mu ucuz?
Demek ki TSK’ nın karakolunu koruma kapasitesi yokmuş. İhbara rağmen korunamayan bir karakola Genelkurmay Başkanı oğlunu asker olarak gönderir mi? Sayın Başbuğ empati yapsın. Evet maalesef TSK terörü önleme işini başaramıyor.
Hem koskoca orduyu “Milli Güvenlik Strateji Belgesi iç tehdit görevi verdi” diye besleyeceksin hem de terörü bir türlü bitiremeyeceksin.
İngiltere Kuzey İrlanda’da İRA örgütünde, İspanya Bask’ta, İtalya Kızıl Tugaylar teröründe, Yunanistan Kara Eylül terör örgütünde başarılı olacak ancak TSK 26 yıldır PKK terör örgütüne karşı başarılı olamayacak. Bu durum anlaşılır ve kabul edilir değildir. Bu durumu eleştiren basına “Mütareke basını” diyen zihniyet sosyal olarak hastalıklı bir zihniyettir.
Kimse MGK’da veya başka zeminde hesap soramadığı için terörle yaşamaya alışın noktasına geldik. Evinizde yılan la yaşamaya alışın demek gibi.
Terör terimi yerine “Politik şiddet” demek daha doğrudur çünkü hem yukarıdan hem aşağıdan şiddet söz konusudur. Politik şiddetin neden önlemediğinin bazı sebepleri...
1-Dağda 40-50 terörist çevrede 20 000 asker mevcut. Fakat askerlerin büyük çoğunluğu bordo bereli değil. Yani terörle mücadele eğitimi almamış askeri birlikler.
2-Genelkurmay Karargahının iç siyasetle uğraşmaktan terörle mücadeleye zaman ayırmaması. Bir zamanlar Apo ile kol kola resim çektiren Doğu Perinçek bağlantılı Genelkurmay karargahındaki kadroların stratejik önceliği hükümeti düşürmek değil mi? Bu kadrolar Genelkkurmay karagahının omurgası değil mi?
3-Askeri vesayet zihniyeti; TSK bilimsel standartlara göre optimum büyüklüğün çok üstündedir. Çünkü ordunun derin odaklarca tanımlanmış resmi ideoloji görevi vardır. Terörü önlemek ikinci plandadır.
4-Askeri vesayet görev ve zihniyetine göre “Ordu milleti yoğuran ocaktır”. Millet de bir türlü yoğrulup da ekmek kıvamına gelemeyecek derecede ‘cahil ve kültürsüz’dür. Kendi kendini yönetemez Orgeneraller millete vasilik yapmak zorundadırlar. Ordu milletin değil millet ordunun türevidir.
5-Genelkurmay’ın işletme körlüğü nedeni ile kendisi ile yüzleşememesi. Sarıyayla karakol baskınında basının Dağlıca ve Aktütün benzetmesine Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un “Mütareke basını bile bu kadar hain ve önyargılı değildir” gibi çok ağır bir suçlama ile karşılk vermesi çok ilginçtir. Bir kurmay bu kadar kör olamaz.
6-Türk Gladiyo’su bütün enerjisi ile çalışıyor. Halka karşı asimetrik Psikolojik Savaş Planlarını daktilo ortamında hazırlıyor. Halkı terör kurbanı yapan JİTEM devlete olan sevgi ve güveni zayıflattı, Gladio aynı çizgiyi devam ettirmek istiyor.
Askeri müdahale çarkının aşamaları çalışıyor. Birinci adım stratejik amacı belirlemek. “Amaç darbe-i hükümet inşa etmek”, koalisyonlar dönemini başlatmak.
İkinci adım yöntem belirlemek “Yöntem güvensizlik ortamı oluşturmak” ve bunun için istihbarat toplamak. “MİT in yeni alternatifi OYAK Güvenlik İstihbarat” sessiz çalışıyor. Danıştay baskınında suç üstü oldu fakat kimse sorgulayamıyor.
Üçüncü adım terör ve politik şiddet olaylarının servis edilmesi. Yumruklar, karakol baskınları, polis arabası taranması, asker menşeli mayınların patlaması.
Dördüncü adım TSK’nın içinde birliğin sağlanması ve şartların olgunlaşmasının beklenmesi. Şu anda Sayın İlker Başbuğ Balyoz darbe planı kadrolarını dışladı. Sadece kendi dönemini muhafazaya çalışıyor. Bu adım olgunlaşacağa benzemiyor.
Beşinci adım olan “Bozulan devlet otoritesini yeniden tesis” anonsu bekleyenler boşuna heveslenmesinler. Eğer kara senaryo uygulanır ve siyasi yasaklar başlarsa bu millet öyle bir sağduyu gösterir ki bu hükümeti çok ararlar.

DENİZ KUVVETLERİ KOMUTANLIĞININ GEZİCİ TANITIM TIRI SİVAS'A GELDİ

Deniz Kuvvetleri Komutanlığının gezici tanıtım tırı, Sivas'a geldi.
Gençlerin denizci olması için Deniz Harp Okulu ve Deniz Astsubay Meslek Yüksek Okulu ile Deniz Kuvvetleri Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığının tanıtımını yapmak üzere hazırlanan gezici tanıtım tırı, Cumhuriyet Meydanı'ndaki Atatürk Anıtı ile Orduevi arasında kalan yola park etti.
Deniz Harp Okulu, Deniz Astsubay Meslek Yüksek Okulu ve Deniz Lisesi'ne ait fotoğraflar, broşürler, tanıtım malzemeleri ve gemi maketlerinin sergilendiği tırı, vatandaşların yanı sıra özellikle bu okullarda eğitim görmek isteyen gençler ziyaret ediyor. Ziyaretçilere, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı ve Deniz Okullarını tanıtıcı filmler izlettiriliyor.
Tırı, Sivas Valisi Ali Kolat, Garnizon Komutanı Tuğgeneral Muammer Bayram, Cumhuriyet Başsavcısı İsmail Alkan, İl Jandarma Komutanı Kurmay Albay Murat Aslan ve İl Emniyet Müdürü Ahmet Kemal Seyhan da ziyaret etti. Ziyaretin anısına Vali Kolat'a Deniz Harp Okulu ve Lisesi'nin tanıtım kitapçığı ile üzerinde Deniz Lisesi Komutanlığı yazılı şapka hediye edildi.
Bu arada, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Deniz Eğitim ve Öğretim Komutanlığınca hazırlanan ve tırı ziyaret eden basın mensuplarına dağıtılan basın bülteninde, Deniz Harp Okulu'na giriş başvurularının 7 Haziranda, Deniz Astsubay Meslek Yüksek Okulu'na giriş başvurularının ise 28 Mayısta sona ereceği belirtildi.
Bültende, ''Geleceğimizin güvencesi olan ve mavi vatanımız, çevre denizlerimiz ile dünya denizlerinde Türk Sancağı'nı dalgalandırma onurunu yaşamak isteyen gençlerimizi Türk Deniz Kuvvetleri ve Sahil Güvenlik ailesine katılmaya davet ediyoruz'' denildi.

''BALYOZ PLANI'' İDDİALARI SORUŞTURMASI

İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekili Turan Çolakkadı, ''Balyoz Planı'' iddialarına ilişkin soruşturmanın devam ettiğini bildirdi. Çolakkadı, Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi'nden çıkarken basın mensuplarının ''Balyoz Planı'' soruşturması ile ilgili soruları üzerine, ''Soruşturmanın durdurulması diye bir şey yok. Soruşturma devam ediyor. Yeni savcılar dosyayı okuyacak dedik, okudular'' dedi. Çolakkadı, başka bir soru üzerine de Kuzey Deniz Saha Komutanı Koramiral Mehmet Otuzbiroğlu'nun ifadesinin de kendisi tarafından alındığını söyledi.

İKİNCİ ''ERGENEKON'' DAVASI

İkinci ''Ergenekon'' davasının tutuklu sanıklarından Kemal Aydın, ''iddianamenin savcılar değil,
istihbarat örgütleri tarafından yazıldığını'' iddia etti. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmada savunmasına devam eden Aydın, ''iddianamenin sivil bir darbe olduğunu'' öne sürerek, yazılanlara cevap vermekte zorlandığını dile getirdi. Bu iddianameyi savcıların hazırladığını düşünmenin akıllara ziyan olduğunu ifade eden Aydın, ''Mehmet Ali Pekgüzel'in bu iddianameyi yazdığına inanmıyorum. Bu iddianameyi polisler de yazmadı. Hepsi Müslümanım diyen insan, ayetlere suç demezdi. İnsanları suçlamak, karalamak savcının, polisin işi olamaz. Bu, ancak istihbarat örgütlerinin işidir. Bunu düşman yapar'' dedi.
Mustafa Kemal Atatürk'ün kendisinde olan bir konuşmasının suç delilleri arasına konulduğunu ifade eden Aydın, ''Mustafa Kemal'in konuşmalarının suç unsuru addedilmesi, Türk milleti, Türkiye Cumhuriyeti Devleti için bir zuldur. Mustafa Kemal ile ilgili 365 gün konuşabilirim. Mustafa Kemal ile anılan bir sanık olmak büyük bir şereftir. Bu iddianame, cumhuriyet savcıları tarafından yazılıyor olsaydı, Mustafa Kemal'in konuşmaları suç unsuru olarak iddianameye konulmazdı'' diye konuştu.
Birinci davanın tutuklu sanığı İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek'le de ayrı düşüncelerde olduğunu ifade eden Aydın, geçmişin sağ ve sol açılımların yaşandığı Türkiyesinden gelindiğinde Perinçek ile yan yana gelmelerinin mümkün olmadığını kaydetti.
Geçmişte Perinçek'in aleyhine konuştuğunu belirten Aydın, ''Şimdi aynı davada yargılandığımızdan dolayı aleyhine konuşmayacağım. Çünkü düşman ikimizi yan yana koydu. Aynı cepheden ateş ettiriyor'' şeklinde konuştu.
İddianamede üst araması sonucu 27 belgeye el konulduğunun belirtildiğini ifade eden Aydın, ''Cavit Çağlar'ın Bursa'da yer almasıyla ilgili yazının belge değil, bir ağabeyinin anlattıklarına dayalı not olduğunu'' dile getirdi. Asker ve hukukçu olan bir ağabeyinin vasıtasıyla Cavit Çağlar'ı tanıdığını belirten Aydın, yapılan bir yanlışın kendisine anlatılması üzerine bunu duyarlı bir vatandaş olarak not aldığını anlattı. Aydın'ın duruşmadaki savunması sürüyor.

Emekli Org. Tolon Zaman'dan tazminat kazandı

Tolon, Zaman gazetesinin 21 Eylül 2008 tarihli nüshasında çıkan "761 Teğmene darbe maili" başlıklı haber üzerine, gazete ile imtiyaz sahibi Ali Akbulut'a 10 bin TL'lik manevi tazminat davası açmıştı.Dava dilekçesinde, "söz konusu haberde Tolon ile ilgili gerçeğe aykırı iddialara yer verilerek, kişilik haklarına saldırıda bulunulduğu" iddia edilmişti.Ankara 17. Asliye Hukuk Mahkemesi Hakim Gürkan Ahmet Gençkaya, bugünkü karar duruşmasında, davayı kısmen kabul ederek, Zaman gazetesinin, Tolon'a yasal faiziyle birlikte 2 bin TL manevi tazminat ödemesine karar verdi.

Taraf'a gönderilen şok ihbar mektubu

Dört askerin şehit olduğu Sarıyayla Karakolu'ndaki kameraların saldırı günü çalışmadığı öne sürüldü.
Tunceli'nin Nazımiye İlçesi'nde dört askerin şehit düştüğü karakol baskınıyla ilgili iddialara bir yenisi eklendi. 50 kişilik PKK'lı grubun saldırısına uğrayan Sarıyayla Karakolu'nda daha önce kısa dönem askerlik yapan bir kişinin Taraf'a gönderdiği ihbar mektubunda, karakoldaki termal kameraların çalışmadığı öne sürüldü. Mektupta karakolla ilgili detaylı bilgiler de yer alıyor. Buna göre Sarıyayla Karakolu, sürekli yağış alan ve sisli olan bir bölgede bulunuyor. Kışın üç ay boyunca herhangi bir aracın bu bölgeye ulaşması imkansız.
Silahlar çalışmıyordu
Mektup şöyle devam ediyor: 'Bu karakol, belki elindeki silahlar bakımından Tunceli'nin en fakir karakolu. Silahlar eski, basit bir BTR veya tank bulunmuyor.Sadece iki uçaksavar var ve Ahmet Eyce kardeşimiz bunun başına geçtiğinde çalışmadığı için şehit düştü. Bunun haricinde iki-üç tane makineli tüfek var ve onlar da içler acısı. Bir de arkadaşların elinde azıcık su görse çalışmayan G3 piyade tüfeği var.
(Bu silahın sürekli yağış alan bir yerde terör önleme görevi olan askerlere verilmesi de manidar. Teröristlerin elinde suda bile çalışan kalaşnikof var.) Ve en önemlisi saldırı istihbaratı alınmasına rağmen karakoldan aldığım bilgiye göre termal kameralar da çalışmıyordu.
Erdoğan rapor istedi
Ankara'yı da derinden sarsan baskının Başbakan Erdoğan'ı harekete geçirdiği öne sürüldü. Yenişafak gazetesinde dün yayımlanan habere göre Başbakan Erdoğan, Tunceli olayıyla ilgili Genelkurmay Başkanlığı'ndan bilgi istedi. Haberde baskından önce PKK'nın telefon hatlarını kestiği de iddia edildi.

HAVA KUVVETLERİNDEN HERON AÇIKLAMASI

Hava Kuvvetleri Komutanlığından yapılan açıklamada, 8 Nisan 2010 tarihinde resmi kabulü gerçekleştirilen insansız hava araçlarında (Heron), Komutanlığının sorumluluğuna girdiği günden bugüne kadar herhangi bir kaza veya kırım meydana gelmediği bildirildi. Hava Kuvvetleri Komutanlığının internet sitesinde yer alan açıklamada, bugün bir gazetede, ''Heron yerde kaza yaptı'' başlıklı bir haber yer aldığı hatırlatılarak, şunlar kaydedildi: ''Hava Kuvvetleri Komutanlığı tarafından 8 Nisan 2010 tarihinde resmi kabulü gerçekleştirilen insansız hava araçları (Heron), 'GÖZCÜ-1' adı ile envantere girmiştir. GÖZCÜ-1'lerin Hava Kuvvetleri Komutanlığı sorumluluğuna girdiği günden bugüne kadar herhangi bir kaza veya kırım meydana gelmemiştir.''

HAVA KUVVETLERİNDEN ''BAHAR YORGUNLUĞU'' AÇIKLAMASI

Hava Kuvvetleri Komutanlığından yapılan açıklamada, bugün bir gazetede ''Havada bahar yorgunluğu'' başlıklı bir haber yer aldığı hatırlatılarak, ''Bahar yorgunluğuna karşı alınabilecek tedbirlerin belirlenmesi, anılan yorgunluğun tespit edildiği anlamına gelmemektedir'' denildi. Komutanlığın internet sitesinde yer alan açıklamada, şunlar kaydedildi: ''Hava Kuvvetleri Komutanlığı uçuş emniyetini sağlamak amacıyla her yıl rutin olarak mevsim değişikliklerinde dikkat edilmesi gereken kuralları belirleyerek, uygulamaya koymaktadır. Bahar yorgunluğuna karşı alınabilecek tedbirlerin belirlenmesi, anılan yorgunluğun tespit edildiği anlamına gelmemektedir.''

Balyoz'de Flash Gelişme

Balyoz soruşturması kapsamında, Kuzey Deniz Saha Komutanı Koramiral Mehmet Otuzbiroğlu ifade vermek için adliyeye geldi...

TÜBİTAK'a çok gizli ziyaret

Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Daire Başkanı Tümgeneral Harun Ocaklı'nın TÜBİTAK'ı ziyaret ettiği ileri sürüldü.
Türkiye gündemini son iki haftadır meşgul eden Danıştay kayıtlarının silinmesiyle ilgili şok ayrıntılar ortaya çıkmaya başladı. Kocaeli'nin Gebze ilçesinde yayınlanan Demokrat Gebze gazetesi, Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Daire Başkanı Tümgeneral Harun Ocaklı'nın, Danıştay saldırısında görüntü kayıtlarının silindiğini tespit eden TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi'ni ziyaret ettiğini yazdı. Gazetenin haberine göre Ocaklı 5.5 saat TÜBİTAK'ta kaldı. Bu olayı "demokratgebze.com.tr" adresinden de okurlarına duyuran gazetenin haberine göre, OYAK Savunma ve Güvenlik firmasının kaydını tuttuğu güvenlik kameralarının silindiğini tespit eden TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi'ne gelen Tümgeneral Harun Ocaklı'nın bu ziyareti çok gizli tutuldu.

Ocaklı'nın, kendisini gişelerde bekleyen Kocaeli İl Jandarma Komutanı ve Gebze İlçe Jandarma Komutanı Nedim Selbisu'yu da atlatarak direkt TÜBİTAK MAM'a geçtiği ileri sürüldü. TÜBİTAK MAM'da 5.5 saat kalan Harun Ocaklı'ya hiçbir rütbelinin eşlik etmediği öğrenildi. Ocaklı'nın ziyareti üst rütbeli komutanlar tarafından da doğrulanırken, subaylar ziyaretin konusuyla ilgili bilgiye sahip olmadıklarını söyledi.

Sorgulanan 6 Subay Serbest

"Balyoz Darbe Planı" soruşturması kapsamında İstanbul Adliyesi'ne getirilen Tümg. Ahmet Yavuz ve 5 muvazzaf subay sorgulandıktan sonra serbest bırakıldı.

Balyoz darbe planı iddiasıyla ilgili yürütülen soruşturma kapsamında ifade için davet usulüyle adliyeye çağrılan 6 subay, savcılık sorgusunun ardından serbest bırakıldı.
Tümgeneral Ahmet Yavuz'un da aralarında bulunduğu subayların, Balyoz soruşturmasının yarıda kalan son operasyonunda gözaltına alınmaları son anda ertelenen isimler olduğu öğrenildi.
Sabah saatlerinde adliyeye gelen 6 subay, sivil plakalı askeri minibüsle Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi'ne getirildi. Aralarında Tümgeneral Ahmet Yavuz'un da bulunduğu subaylar, Hakim ve Savcıların giriş çıkış yaptığı kapıdan içeriye alındı. Davet usulüyle adliyeye çağırıldıkları öğrenilen subaylar, savcılık sorgusunun ardından serbest bırakıldı.

BAKANLIKTAN İHALE YASAĞI

Milli Savunma Bakanlığı, Amerika Birleşik Devletlerinde bulunan ve Greater Marshall Chamber of Commerce Ticaret Odasına kayıtlı ''Mecar USA'' firmasını ihalelerden men etti.

Başsavcı hakim karşısında

Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner ile 3. Ordu Komutanı Saldıray Berk’in ilk duruşması bugün görülecek
Yargı ve asker ile hükümet arasında büyük bir krize neden olan Erzurum’daki Ergenekon davası bugün başlıyor. İddianamede “beyaz yakalı failler” olarak nitelenen ve aralarında Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner, 3. Ordu Komutanı Saldıray Berk, eski Erzincan yeni Eskişehir İl Jandarma Alay Komutanı Kıdemli Albay Recep Gençoğlu, Erzincan İl Jandarma Alay Komutanı Albay Ali Tapan ile MİT Erzincan Şube Müdürü Şinasi Demir’in de bulunduğu 10’u tutuklu 14 sanık bugün Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde hakim karşısına çıkacak.
Yetkileri kaldırılmıştı
Başsavcı Cihaner’in gözaltına alınmasının ardından toplanan HSYK, soruşturmayı yürüten savcı Şanal’ın da aralarında olduğu 4 özel yetkili savcının yetkilerini kaldırmış ve yerlerine 3 yeni savcı atamıştı. HSYK, bu kararına gerekçe olarak başsavcılar hakkındaki soruşturmanın müfettişler tarafından yürütülmesi ve davanın da Yargıtay’da açılması gerektiğini göstermişti. Adalet Bakanlığı bu karara sert tepki göstermişti. HSYK’nın yetkilendirdiği Özel yetkili Erzurum Başsavcı Vekili Taner Topsakal ise HSYK kararının aksine Cihaner ve diğer sanıklar hakkındaki soruşturmayı tamamladı ve davayı da Erzurum’da açtı.
“Beyaz yakalı failler”
İddianamede, sanıkların konumunun, bu kişilerin terör örgütü üyesi olduğu iddiasına inanmayı güç kıldığı belirtilerek, “Terör örgütü asıl gücünü, beyaz yakalı faillerin halkta oluşturduğu bu algı yanılgısını ve kamu gücünde bulunan eşsiz terörle mücadele tecrübesinin farklı kulvarda gelişmiş olmasını istismar etmekten almaktadır” denilmişti.Erzincan’daki yargı, güvenlik ve istihbarat bürokrasisini vuran Ergenekon soruşturmasının fitilini Başsavcı Cihaner’in İsmailağa ve Fethullah Gülen cemaatlerine yönelik soruşturması ateşlemişti. Özel Yetkili Erzurum Savcısı Osman Şanal, bu cemaatlerin silahlı olduğu ve özel yetkili savcılığın soruşturması gerektiği iddiasıyla Cihaner’den dosyaları istemişti. Buna rağmen davanın iddianamesinde Cihaner ve diğer sanıkların cemaatlere yönelik silahlı örgüt suçlaması yapılmasını içeren Albay Dursun Çiçek imzalı İrtica ile Mücadele Eylem Planı’nı uygulamaya sokmak suçlaması yöneltiliyor. İddianamade, jandarmanın Gülen cemaatine yönelik haber elamanı kullanarak yaptığ istihbarat çalışması da “Ergenekon faaliyeti” olarak değerlendiriliyor.
Berk gelecek mi?
Soruşturma aşamasında savcılığın talebine rağmen ifadesi alınmayan orgeneral Saldıray Berk’in duruşmaya katılıp katılmayacağ ise merakla bekleniyor. Berk, iddianamede Ergenekon’un Erzincan yapılanmasının en üst düzeydeki yöneticisi olarak suçlanıyor. Ayrıca Berk’in, Albay Gençoğlu’nun gözaltına alınarak Erzurum’a getirildiği gün askeri bir konvoyu şehirde dolaştırmasının da yargıya gözdağı verme girişimi olduğu iddia ediliyor. İddianamede Erzincan Çatalarmut Baraj Gölü’nde 27 Ekim 2009’da bir ihbar sonucu 13 adet el bombası ile 350 merminin jandarma tarafından oraya konularak Emniyet’e komplo hazırlığı yapıldığı ve bunun için gizli tanıklar üzerinde baskı kurulduğu iddia ediliyor.
40 yıl hapsi isteniyor
Bir numaralı şüpheli olarak Orgeneral Saldıray Berk’in adının geçtiği iddianameye göre sanıklar “Ergenekon üyesi olmak” suçundan 7.5 ila 15 yıl arasında hapis cezası istemiyle yargılanıyor. Ancak Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner hakkında istenen ceza “terör örgütü üyeliği, tehdit ve sahtecilik” suçlarından 15 yıldan 40,5 yıla kadar hapsi buluyor. Daha önce Yargıtay’da hakkında 26 yıla kadar dava açılan Cihaner hakkında istenen toplam ceza 66.5 yılı buldu. En yüksek ceza Cihaner’e istendi. Berk hakkında istenen ceza ise 15 yıl.
SANIKLAR VE GÖREVLERİTUTUKLU SANIKLAR:
Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner, Eskişehir İl Jandarma Alay Komutanı Kıdemli Albay Recep Gençoğlu, Erzincan İl Jandarma İstihbarat Şube Müdürü Nedim Ersan, Erzincan İl Jandarma İstihbarat Müdür Yardımcısı Üsteğmen Ersin Ergut, Yaylabaşı Karakol Komutanı Murat Yıldız, Astsubaylar Orhan Esirger ve Şenol Bozkurt, MİT Erzincan Şube Müdürü Şinasi Demir ile MİT mensupları Sadri Barkın İnce ve Kıvılcım Üstel.
TUTUKSUZ SANIKLAR:
3. Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk, Erzincan İl Jandarma Alay Komutanı Albay Ali Tapan, 3. Ordu İstihbarat Başkanlığı Plan Eğitim Subayı Ahmet Saraçlar ve Erzincan’da av bayiliği yapan Yaşar Baş.
GİZLİ TANIKLARIN İDDİALARI
Davanın en tartışmalı konularından biri de en önemli delillerin gizli tanık ifadeleri olarak gösterilmesi oldu. İddianamede, ifadeleri yer alan gizli tanıklardan “Munzur”, “Efe”, “X” kod adlı gizlik tanıklar üzerinde baskılar olduğu ileri sürüldü. 12 gizli tanığın iddialarından bazıları ise şunlar:- Albay Dursun Çiçek, 2009’da Erzincan’a gelerek otelde kaldı, Cihaner ve komutanlarla görüştü. - İliç Savcısı Bayram Bozkurt, av sırasında öldürülmek istendi. Savcıya, “motor” tabir edilen bayanlarla tuzak kurulmaya çalışıldı. - Sokak çocukları silah ve uyuşturucu taşınması işlerinde kullanıldı.- İsmailağa cemaati soruşturması sırasında 8 aylık hamile kadın ikiz çocuklarını düşürdü. Sanık jandarma personeli bu kadını, şikayetçi olmaması için tehdit etti. - Darbeden sonra belediye başkanı ve muhtar olacak kişiler önceden belirlendi.

Muvazzaf Subaylar Adliyede

"Balyoz Darbe Planı" soruşturması kapsamında bir grup muvazzaf asker, Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi'ne getirildi. Soruşturma kapsamında askerlerin ifadesinin alınacağı öğrenildi.

Askere giden oğullarından 11 yıldır haber yok

Konya'da 1998 yılında askere giden Nurettin Altunay'dan ailesi 11 yıldır haber alamıyor. Gözü yaşlı aile, usta birliğindeyken kaybolan oğullarıyla ilgili resmî yazılarla her yere başvurmasına rağmen herhangi bir cevap alamadı.
Ahırlı ilçesine bağlı Akkise beldesinde yaşayan gözü yaşlı aile, İstanbul Halkalı'da usta birliğindeyken kaybolan oğullarıyla ilgili kaymakamlığa ve askerlik şubesine resmî yazılarla başvurmasına rağmen herhangi bir cevap alamadı. Halil Altunay (60), oğlu Nurettin Altunay'ı vatani görevini yapmak üzere 26 Mayıs 1998'de Ankara Mamak'a uğurladı. Acemi birliğini burada tamamladı.
Bir süre izin kullandıktan sonra vatan borcunun kalan kısmını tamamlamak için İstanbul Halkalı'daki birliğine teslim oldu.
İddiaya göre, askerlik görevi sürerken babasının evinin yandığını öğrenen Nurettin Altunay, birliğinden firar etti. Komutanları, Altunay'ı dönmesi için ikna etti. Maddi durumu iyi olmayan Altunay ailesi, o günden sonra bir daha oğullarından haber alamadı.
Bugüne kadar birçok kurumun kapısını çalmasına rağmen tatmin edici bir cevap alamadığını söyleyen Halil Altunay, resmi yazıların da sonuçsuz kaldığını vurguluyor.
Baba Halil ve anne Şerife Altunay, şimdi evlatlarıyla ilgili bilgi verilmesi için Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Genelkurmay Başkanı'ndan yardım istiyor. Halil Altunay, şunları anlatıyor: "Her seferinde 'Oğlun sağ, firar etti. Merak etme, sen evine git.' dediler.
Bir keresinde bana oğlumun kimliğini gösterdiler. Oğlumla ilgili bilgi alamamak beni ve annesini dert sahibi yaptı. Oğlumuz sağ mı, öldü mü? Öldüyse cenazesini teslim etsinler. Hapisteyse söylesinler. Benim oğluma ne oldu? Tetikçi mi, istihbaratçı mı oldu?"

Yunanistan Askeri Harcamaları Kısacak

Yunanistan’a 110 milyar Euro kredi açan IMF ve AB, stand-by anlaşmasına ilk kez giren çok özel bir maddeyi şart koştu.
IMF ve AB’den 110 milyar Euro’yla tarihin en yüksek kurtarma paketini alan Yunanistan’a Türkiye’yi de çok yakından ilgilendiren bir şart koşuldu. İflasın eşiğinde olduğu için IMF ile Avrupalı ortaklarının her talebine ‘evet’ yanıtı vermek zorunda kalan ve tarihin en ağır anlaşmasına imza atan Atina Hükümeti yıllardır Türkiye’yle yarış içinde olduğu savunma harcamalarını bundan sonra kısmak zorunda kalacak: IMF’nin web sitesinde yer alan anlaşma metnine göre Para Fonu’nun Yunanistan’a şart koştuğu maddelerden biri de “Savunma harcamalarının stand-by süresince önemli ölçüde kısılması” oldu. IMF, tarihinde ilk kez bir ülkeye savunma harcamalarında diyet önerirken, klasik IMF reçetelerinin de dışına çıkıldı. Tüm dış tehdit algılamasını Türkiye üzerine kuran ve Ege’deki sorun nedeniyle son 10 yılda vergi gelirlerinin yarısını savunmaya ayırarak silahlanmaya 85 milyar dolar harcayan Yunanistan son dönemde aşırı askeri harcamalar nedeniyle AB tarafından da eleştiriliyordu.
KİŞİ BAŞINA 7.709 DOLAR HARCADILAR
AB’de silaha en çok para yatıran Yunanistan, aynı zamanda Türkiye’nin silahlanma harcamalarını artıran önemli bir rakip konumundaydı. Yunanıstan’ın 85 milyar dolara yakın silahlanma yatırımı yaptığı son 10 yılda Türkiye de 130 milyar dolarlık harcama gerçekleştirdi. Her iki ülkenin nüfuslarına oranlandığında, son 10 yılda kişi başı askeri harcama Yunanistan’da 7.709, Türkiye’de ise 1.858 dolar olarak gerçekleşti. IMF’nin programındaki askeri harcamaların kısılması şartı aynı zamanda AB içinde son dönemde hızla önem kazanan “Yunanistan’ın kurtulması için Türkiye’yle sorunlarını halletmesi gerekli” fikrinin de hayata geçirilmesi için önemli bir adım oldu. Uzmanlar silah harcamalarındaki düşüşün Türkiye’nin bu konudaki zorunlu yatırımını da düşürmesini bekliyor.

1 Numara Saldıray Berk Gelmiyor

Erzincan Ergenekon davası kapsamında tutuklu sanık Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner adliyeye getirildi. 1 numara Org. Saldıray Berk ise gelmiyor
Erzincan'daki ''silahlı terör örgütü'' davası kapsamında Erzurum Kapalı Cezaevinde tutuklu bulunan Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'in de aralarında bulunduğu tutuklu sanıklar adliyeye getirildi.
1 NUMARALI SANIK BERK PAŞA GELMİYOR
Davanın 1 numaralı sanığı 3. Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk mahkemeye gelmeyeceğini beyan etti.
"İrtica ile Mücadele Eylem Planı"nın hayata geçirilmesiyle ilgili Ergenekon davasının görülmesine bugün başlanıyor.
Orgeneral Berk'in, üç günlük görevlendirme yapılması nedeniyle duruşmaya gelmeyeceği mahkemeye bildirildi.
İşte Erzincan Ergenekon Davası:
Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki davada aralarında tutuklu sanıklar Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner, Eskişehir Jandarma Alay Komutanı Albay Recep Gençoğlu'nun bulunduğu 11 tutuklu sanık hakim karşısına çıkacak. Üçüncü Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk, Erzurum İl Jandarma Komutanlığı'nda görevli Albay Ali Tapan ve Erzincan Avcılar ve Atıcılar İhtisas Kulübü Başkanı Yaşar Baş'a da mahkemece tebligat gönderildi. Tebligatların ulaştığı sanıkların mahkemeye gelmemek için herhangi bir mazeret bildirmediği öğrenildi. Bu nedenle üç tutuksuz sanığın da mahkemeye gelmesi gerekiyor.
Davaya sanık yakınlarının yanı sıra YARSAV üyeleri ve üç CHP milletvekilinin katılmak için başvurduğu öğrenildi. Başsavcı Cihaner de 45 gün sonra hakim karşısına çıkmış olacak.
Dördüncü Ergenekon iddianamesi sanıklarından Deniz Albay Dursun Çiçek imzalı "İrtica ile Mücadele Eylem Planı"nın hayata geçirilmesiyle ilgili davada 14 sanık hakim karşısına çıkacak. Erzurum Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan 61 sayfalık iddianamede sanıklar için "Ergenekon silahlı terör örgütü üyeliği" suçlaması yöneltiliyor. İddianamede 14 sanık, "devlet güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı kurulan örgüte üye olmak"la suçlanıyor. Orgeneral Saldıray Berk, "Ergenekon'un Erzincan yapılanmasının yöneticisi" olmakla ve seminer adı altında darbe planları yapmak suçlamasıyla yargılanacak. Berk hakkında 15, Cihaner hakkında ise 40 yıla kadar hapis cezası isteniyor. İddianamede 12 gizli tanık, çarpıcı ifadeler veriyor. İliç Savcısı Bayram Bozkurt'a silahlı komplo kurulması, Alevi-Sünni çatışmasının çıkarılmasının hedeflendiği anlatılıyor. Masum insanların evlerine silah konulup terör örgütü süsü verilmesinin planlandığı anlatılıyor.
Diğer yandan Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki ilk duruşmaya sadece haber ajanslarının alınacağı bildirildi. Dün mahkeme salonuna ek sandalyeler yerleştirildi. Duruşmayı YARSAV üyeleri ve CHP milletvekilleri de izleyecek. Dava, diğer Ergenekon davaları gibi görüntülü kayıt altına alınacak.

Üç Mermi Atıp Çatışmaya Gitti

Şemdinli'ye bağlı Derecik Habeşti yaylasında geçen hafta şehit düşen jandarma istihkâm er Selman Özay'ın ailesi tepkili...
Hakkâri'nin Şemdinli ilçesine bağlı Derecik Habeşti yaylasında geçen hafta şehit düşen jandarma istihkâm er Selman Özay'ın evinde feryatlar dinmedi. Annesi Kadriye Özay, çocuğunun teröristle mücadele edecek eğitimi almadan bölgeye gönderilmesinden yakınıyor. Acılı anne, oğlunun da bu konuda "Beni neden oraya gönderdiler?" diye kendisine dert yandığını aktarıyor. Şehidin ağabeyi Abdülkerim, "Kardeşim acemi birliğinde üç mermi atmış, üçü de boşa gitmiş. Üç karavana atıştan sonra terörle mücadele için Yüksekova'ya gönderildi." sözleriyle eğitimin yetersizliğine dikkat çekiyor. Baba Rahim Özay ise komutanlara çağrıda bulunuyor: "Artık eğitimli, disiplinli ve düzenli uzman kişilerle bu mücadeleyi yapsınlar."
Ailenin evinde taziye ziyaretleri de devam ediyor. Şehit annesi Kadriye Özay, oğlunun kendisine, 'Anne ben eğitim alamadım, acemi birliğinde bana silah verip de yetiştirmediler. Beni nasıl yolladılar oraya?' dediğini hatırlatıyor. Özay, "Aklıma gelince feryat ettim. 'Benim çocuğumu nasıl gönderdiler?' oraya. Vatan sağ olsun ama benim yavrum gitti ben bunun hesabını soruyorum. Çocuğumu oraya gönderenden soracağım hesabını? Bunu cevaplandırsınlar. Ben anayım. Benim ciğerim yandı." diye konuşuyor. Acılı baba Rahim Özay, teröre karşı askerî mücadelenin eğitimli kişiler tarafından yapılması gerektiğine dikkat çekiyor. Sorumlu komutanlara seslenen Özay, "Komutanlarımız, güneydoğuya eğitimsiz çocuklarımızı göndermesin. Artık disiplinli ve düzenli bir birlik kurulsun. Dışarıdan gelecek baskınlara ve şer güçlere karşı tek yumruk olalım." ifadelerini kullanıyor. Çocuğunu şehit eden kişilerin kimliklerinde de TC yazdığını aktaran Özay, "Onların da anne ve babaları var. Belki onlar da kan ağlıyor. Belki kendilerinden habersiz çocuklarını zorla dağa çıkardılar. Belki onlar da şimdi buraya gelseler yine konuşurum, barışırım. Ama artık bu dursun. Bütün Güneydoğu halkına sesleniyorum. Çocuklarınıza sahip çıkın. Çocuklarınızı dağa salmayın." diyor. Şehidin ağabeyi Abdülkerim Özay ise kardeşinin 75 günlük acemiliğini İzmir Narlıdere'de yaptığını anlatıyor. Özay, şunları kaydediyor: "Acemi birliğinde 3 mermi ile atış yapmış ve üçünün de karavana gittiğini söyledi. Benim kardeşim silah tutmasını biliyordu belki; ama atış yapmasını bilmiyordu. 3 karavana atıştan sonra terörle mücadele için Yüksekova'ya gönderildi."

Şırnak'ta Sivil Araç Tarandı

Şırnak'ın Cizre ilçe merkezinde bir uzman çavuşa ait özel otomobilin silahla taranması sonucu, 5 kişi yaralandı
Şırnak'ın Cizre ilçe merkezinde bir uzman çavuşa ait özel otomobilin silahla taranması sonucu, 5 kişi yaralandı. Edinilen bilgiye göre, Nur Mahallesi Akaydın Caddesi'nde Uzman Çavuş Mehmet Çevikol'un kullandığı 06 DA 1927 plakalı otomobil, kimliği belirsiz kişi veya kişilerce silahla tarandı. Saldırıda, Uzman Çavuş ile otomobilde bulunan eşi, 2 çocuğu ve yoldan geçmekte olan bir vatandaş yaralandı. Yaralılar, Cizre Devlet Hastanesine kaldırılarak tedavi altına alındı. Olayla ilgili soruşturma sürüyor.

3 Mayıs 2010 Pazartesi

İKİNCİ ''ERGENEKON'' DAVASI

İkinci ''Ergenekon'' davasının tutuklu sanığı Kemal Aydın, avukatı Yusuf Erikel'in soruşturma kapsamında tutuklanması nedeniyle savunma hakkının kısıtlandığını belirterek, ''Onlarca avukata teklifte bulundum. Avukatım Yusuf Erikel tutuklandığı için, bu riski göze alamayacaklarını söylediler'' dedi.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada savunmasına devam eden Aydın, avukat Erikel'in ''Ergenekon'' soruşturması kapsamında tutuklanmasının ardından avukatsız kaldığını söyledi.
Aydın, bu davada evrensel hukuk kurallarının ihlal edildiğini ileri sürerek, ''Avukatımın başına gelenlerden sonra avukatımın yerine savunmamı yapacağım. Avukatıma yapılan operasyon savunma hakkının kutsallığına yapılan bir darbedir. Onlarca avukata teklifte bulundum. Avukatım Yusuf Erikel tutuklandığı için, bu riski göze alamayacaklarını söylediler. Savunmamı yapacak avukat bulma tehlikesindeyim'' diye konuştu.
Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi'ndeki yargı usullerinin ''Humeyni rejiminin İran'daki mahkemelerini çağrıştırdığını'' savunan Aydın, kendisi gibi tutuklu olan kız kardeşi Neriman Aydın'a, ikinci kez gözaltına alındığında ''Ağabeyin asker mi? Özel kuvvetlerden mi?'' gibi sorular sorulduğunu anlattı. Kemal Aydın, Neriman Aydın'a bu şekilde sorular yönelten savcıları eleştirdi.
''Darbecilik ve darbeyi teşvik için TSK'ya sızmakla suçlandığını'' belirten Aydın, hakkındaki dava konusunu ilgilendiren tüm kurum ve kuruluşların Ankara'da olduğunu bu nedenle Ankara'da kurulu mahkemelerde yargılanması gerektiğini söyledi. Aydın, mahkemenin kendisi açısından yetkisizlik kararı vermesini istedi.
Kemal Aydın, MİT, Türk Silahlı Kuvvetleri, CIA, MOSSAD, İngiliz gizli servisi ve KGB gibi hiç bir gizli servis, kurum ve kuruluşun elemanı, ajanı olmadığını kaydetti.
Musevi inancındaki insanlara karşı düşmanlığı olmadığını dile getiren Aydın, ''Bizim düşmanlığımız, Türk milletine düşman olan siyonizm ideolojisinedir. Bu yüzden bu mahkemede yargılanıyorum'' diye konuştu.
Duruşma, Aydın'ın savunmasını yapmasıyla devam ediyor.

Bedelli Askerlik İçin Kim Ne Dedi?

Üniversite öğrencileri arasında yapılan araştırmaya göre, öğrencilerin bedelli askerlik konusunda farklı düşündükleri ortaya çıktı...
Metropoll Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi’nin üniversite öğrencileri arasında yaptığı araştırmaya göre, öğrencilerin bedelli askerlik konusunda farklı düşündüklerini ortaya koydu. Araştırmaya katılanların yüzde 48,1’i bedelli askerliğe olumlu bakarken, yüzde 41.3’ü ise “bedelliye hayır” dedi.

Adana, Ankara, Antalya, Bursa, Denizli, Diyarbakır, Erzurum, Eskişehir, Gaziantep, İstanbul, İzmir, Kayseri, Konya, Malatya, Samsun ve Trabzon’u içeren 16 ilde 2 bin 603 üniversite öğrencisi arasında “Üniversite gençliğinin askerlik hizmetine bakışı” adıyla yapılan araştırma 1-19 Nisan 2010 tarihleri arasında tamamlandı. Yüz yüze görüşme tekniğiyle gerçekleştirilen araştırmaya katılanların yüzde 98.6’sının askerliğini henüz yapmadığı belirtildi. Katılımcıların yüzde 45’i askerlik görevinin bugünkü şekliyle devam etmesini istediğini söyledi. Profesyonel orduya geçilerek mecburi askerliğin kaldırılmasını isteyenlerin oranı ise yüzde 40.4 olarak ölçüldü.
Üniversite öğrencilerinin yüzde 48.1’i bedelli askerliğe olumlu baktığını belirtirken, yüzde 41.3’ü ise bedelli askerliğe karşı olduğunu beyan etti. Katılımcılara sorulan “Size göre askerlerin siyasi konularda görüş bildirmesi doğru mudur, yanlış mıdır?” sorusuna ise “doğrudur” diyenlerin oranı yüzde 28.7, “yanlıştır” yanıtını verenlerin orası ise yüzde 53.7 oldu.

AÇIKLAMA YOK SALDIRI VAR

Danıştay saldırısında kamera kayıtlarını silmekle suçlanan OYAK, açıklama yapması beklenirken karşı saldırıya geçti.
Kamuoyu Danıştay saldırısıyla ilgili bir haftadır OYAK Güvenlik'ten açıklama beklerken, OYAK'tan ilginç bir savunma geldi.
OYAK, bir hafta boyunca ne kendisinin ne de TÜBİTAK'ın yalanlamadığı raporun TÜBİTAK'a ait olmadığını iddia etti.
- Peki bunun için neden bir hafta beklediler?..
- Bir hafta boyunca düşüne düşüne akıllarına ancak bu karşı atak mı geldi.
- Bu açıklama gösteriyor ki OYAK iyice tutuştu ve bir çıkış yolu bulamadığı için hedef saptırma yolunu seçti.
İşte OYAK'ın açıklaması:
Oyak Savunma ve Güvenlik Sistemleri Anonim Şirketi, ''Danıştay saldırısıyla ilgili görüntülerin silindiğine ilişkin TÜBİTAK raporunun'', TÜBİTAK Kurumu'ndan alınan bir rapor olmadığının anlaşıldığını savundu.
Şirketten yapılan yazılı açıklamada, bir süreden beri bazı yazılı ve görsel medyada, şirket adının da anıldığı bir Bilirkişi Raporu gündeme getirilerek çeşitli haberler, görüşler, yorumlar ve beyanların yer aldığı belirtildi.
Şirketin hukuken ve usulen tarafı olmadığı bir davada alındığı anlaşılan bu rapor ve eklerinin Şirkete tebliğ edilmediği ifade edilen açıklamada, şöyle denildi:
''Ancak, medyada 'TÜBİTAK Raporu' olarak anılan ve bazı medya mensuplarının elinde olduğu ifade edilen bu raporun, TÜBİTAK Kurumu'ndan alınan bir rapor olmadığı anlaşılmaktadır.
Tarafımızca gösterilen çeşitli çabalara rağmen, maalesef, resmi imzalı bilirkişi raporuna ulaşılamamış ve ekleri de halen temin edilememiştir. Bugüne kadar bekleyip, Raporun içeriği hakkında resmen bilgi sahibi olarak değerlendirip, yorumladıktan sonra açıklama yapmayı tercih etmemize ve hâlâ resmen göremediğimiz bilirkişi raporu ve ekleri hakkında yeterli savunma ve sağlıklı yorum yapılabilmesinin olanaksızlığını bilmemize rağmen, Şirketimiz hakkında bir kısım medyada sürdürülmekte olan haksız, yersiz, hatta yer yer etik kurallara aykırı ve serbest ticarî rekabet kurallarını ihlâl eden yayınlar ve beyanlar nedeniyle, artık makul bir süre de beklenildiği değerlendirilerek Şirketimize herhangi bir tebligat yapılmasını beklemeden kamuoyuna açıklama yapılmasına ihtiyaç duyulmuştur.''
-KAYIT SİLME İDDİASI-
Açıklamada, Danıştay hizmet binası içindeki kapalı devre kamera sisteminin, şirket tarafından kurulduğu ve 23 Aralık 2005'te montajı tamamlanarak devreye alındığı bildirildi.
Kamera sisteminin kurulması hakkında ayrıntılı bilgilere yer verilen açıklamada, ''Bir kısım yazılı ve görsel medyada Şirketimiz hakkında üretilen yalan-yanlış hayali haberleri ve içinde kesinlikle bulunmadığımız, akla şaşkınlık veren komplo teorilerini ve bu arada 'bazı şeyleri gizlemek amacıyla kayıt silme' iddiası gibi tümüyle aşağılık iftiraları şiddetle reddediyor ve Şirketimizin insaf ölçülerini zorlayan büyük bir haksızlıkla karşı karşıya bulunduğunu değerlendiriyoruz'' denildi.

Önce Bu Sorulara Cevap Ver!!!

Asıl hain kim? Gerçekleri görüp kurumları uyaran gazete ve gazeteciler mi? Yoksa önlem almayarak evlatlarını ölüme terkedenler mi?
Asıl hain kim? Gerçekleri görüp kurumları uyaran gazete ve gazeteciler mi? Yoksa önlem almayarak evlatlarını ölüme terkedenler mi?
Görevi vatan toprağını saldırılara karşı korumak olan TSK'nın bir numaralı ismi bunu kendisine hatırlatan medyaya çattı.
Karakol saldırılarını önlemeyen Genelkurmay Başkanı, bu durumu eleştiren basını hainlikle suçladı. Ağzından çıkanı kulağı duymayan Orgeneral Başbuğ önce şu soruları cevaplandırsın:

MADEM BEKLİYORDUN NEDEN ÖNLEM ALMADIN PAŞAM?..
BAŞBUĞ'A CAN ALICI 5 SORU:
1- Anayasa reformunu önlemek için kaos yaratma amacıyla belirli yerlerde saldırı yapılacağı gazetelerde yazıldı. Niye Giresun, Tunceli ve Lice’de önlem almadınız?

2- Tunceli’de saldırı ihbarı varken alarm verdiniz mi? Karakollar hazırlık yaptımı?

3- Niye baskına uğrayan karakola yardım 12 saat sonra ulaştı? Neyi beklediniz?

4- Yağmur sebebiyle yardım gitmedi dediniz. Tunceli’yi Bodrum mu sandınız siz?

5- Yılın büyük bir kısmının yağmurlu, karlı fırtınalı geçtiği bölgedeki karakollarımız Allah’a mı emanet? Onları korumak için her önlemi almak göreviniz değil mi?

Saldırılar göz göre göre geldiği halde Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ yine basını suçladı: “Mütareke basını dahi bu kadar hain ve önyargılı değildi”
Günler öncesinden kamuoyuna duyurulan istihbarata rağmen güvenlik güçlerine yönelik saldırıların niçin önlenemediği merak edilirken, soruların baş muhatabı olan Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, basını hainlikle suçladı.
Başbuğ, Kara Harp Okulu’ndaki 1962 mezunlarıyla birlikte Anıtkabir’e yaptığı ziyaretin ardından tunceli’deki saldırıyı değerlendirdi. Hava şartlarının kötü olması nedeniyle helikopterlerin çatışmaya müdahale edemediğini ifade eden Başbuğ, istihbaratın neden değerlendirilmediğini sorgulayan basını sert üslupla eleştirdi.

Giresun’dan sonra Tunceli’yi de bildi

Star Gazetesi Ankara Temsilcisi Şamil Tayyar, son günlerde artan PKK saldırılarının “Devlet ve PKK içindeki Ergenekon uzantılarının” işi olduğunu ve amacın da Anayasa değişikliği ile demokratik açılımın engellenmesi olduğunu iddia etti. Star yazarı Şamil Tayyar, 26 Nisan’da köşesinde Anayasa paketi ve açılımı engellemek isteyen Ergenekon’un PKK içindeki uzantılarını kullanarak eylemler yapacağını iddia etmiş, aralarında Giresun ve Tunceli’nin de olduğu çok sayıda yer ismi vermişti. Giresun’dan sonra dün de Tunceli ’istihbaratı’tutan Tayyar, şu değerlendirmeyi yaptı: “Anayasa değişikliği paketini ve demokratik açılımları engellemek isteyen devlet ve PKK içindeki Ergenekon uzantıları Türkiye’yi kaosa sürüklemek için işbirliği yapıyor. O nedenle Türkiye’nin değişik bölgelerinde eylemler düzenleyerek tansiyonun yükselmesine böylece demokratik atılımların rafa kaldırılmasına zemin hazırlamaya çalışıyorlar. Bu konuda istihbarat birimlerine ulaşan çok önemli bilgiler ve duyumlar var. İstihbarat birimlerinin bu bilgilerini, saldırılması planlanan birimlerin yetkililerini ilettiklerini biliyorum. Elde ettiğim ve köşeme taşıdığım istihbarat bilgilerinin daha detaylısı ve nokta nokta saldırılabilecek yerlerin tespit edildiğini düşünüyorum. Buna rağmen gerekli tedbirlerin alınmaması dikkat çekicidir. Sersemleyen Ergenekon yapısı ilişkili olduğu ve kırsalda kalan PKK, Hizbullah gibi taşeronlarını kullanıma sokmuş görünüyor. Referandum sürecinde, şehit cenazeleri üzerinden kurulan provokasyonların artırılması için bu saldırılar koz olarak kullanılacak.”

Anıtkabir'den çok sert mesajlar

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, “Neden hep uzman çavuşlar ölüyor” diyen Sırrı Sakık ile PKK’nın son eylemlerinin ardından yapılan eleştiri ve yorumlara, Anıtkabir’den çok sert yanıtlar verdi
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, terör örgütü PKK’nın son eylemlerinin ardından bazı çevrelerce yapılan eleştiri ve yorumlara, Anıtkabir’den sert yanıt verdi. Kara Harp Okulu’na girişlerinin 50. yıldönümü nedeniyle devre arkadaşlarıyla birlikte Anıtkabir’i ziyaret eden Başbuğ, ziyaret sırasında son günlerde artan terör olayları ile ilgili değerlendirmeler yaparken sert tepkiler verdi:
* TERÖRÜN ARTACAĞINI BEKLİYORDUK: Son günlerde, özellikle son iki gün içinde terör eylemleri sonucunda 6 vatan evladını şehit verdik. Şehit ailelerinin hepsinin acısını paylaşıyorum. Aslında son dönemlerdeki terör örgütünün kendi içinde yapmış olduğu değerlendirmelere ve vermiş olduğu talimatlara bakarsak, bu Nisan ve Mayıs ayı itibariyle terör eylemlerinde bir artış olabileceğini, tırmanmanın olabileceğini beklemekteydik. Özellikle Cuma akşamı Sarıyayla Karakolu’na yapılan saldırı ile ilgili değerlendirmeyi sizlerle paylaşmak istiyorum.
* KARAKOLLARIMIZ KENDİ KENDİNE YETER: Yurt içinde binden fazla karakolumuz ve bağımsız görev yapan birliğimiz var. Bizim bağımsız karakol ve üst bölgelerinde görev yapan birliklerimiz kendi kendine yeterli, herhangi bir saldırı anında bu saldırıyla mücadele edebilecek güçte ve yetenektedir.
* HAVA ŞARTLARI KÖTÜYDÜ: Cuma akşamı meydana gelen saldırı esnasında yine çok zaman olduğu gibi maalesef hava şartları kötüydü. Görüş imkanı yoktu. Saldırı yaklaşık 3 saat sürdü. Üç saatlik saldırıda başta karakol komutanı, onun emrindeki astsubaylar, uzmanlar erbaş ve erler omuz omuza çatışmışlardır, mücadele etmişlerdir.
* TERÖRİSTLERE ZAYİAT VERDİRİLMİŞTİR: O karakol orada niçin var? O karakol orada bölgedeki insanımızın güvenliliğini sağlamak, onların savunmasını sağlamak ve o alanları teröristlere boş bırakmamak nedeniyle orada bulunmaktadır. Hava şartlarının kötülüğünden dolayı bir tek orada sağlanamayan, silahlı helikopterlerin saldırı esnasında kullanılamamasıdır. Elbette bu üç saat süren çatışmada teröristlere de zayiat verdirilmiştir. Aksini düşünmek söz konusu değil. Ancak bölgede yapılan aramalarda herhangi bir terörist bulunamadığı için biz bunları açıklama durumunda değiliz.
* “ÖLÜRSÜN” İMASI: Son dönemlerde, özellikle Karadeniz bölgesinde, Tunceli bölgesinde olayların yoğunlaştığını izliyoruz. Bu olaylar Tunceli de bulunan teröristlerin lideri ( “Mahir” kod adlı Mahir Başkale) tarafından yönetilmektedir. Şunu ifade etmek istiyorum. 90’lı yılların başında, 1993’te de yine Tunceli’de terörist lideri vardı. Bu, 33 erimizin şehit edilme olayını gerçekleştiren teröristlerin başında olan liderdi. Şu andaki Tunceli’deki teröristlerin başındaki lider gibi. Ama bu kişi bir gün dağda, 1995 yılında güvenlik kuvvetleri karşısında hayatını kaybetti.
* NEYİ PAYLAŞAMIYORUZ?: Bu ülkede neyi paylaşamıyoruz? Bu ülkenin huzurunu, güvenliğini bozarak nereye ulaşacağınızı zannediyorsunuz? Bu olayların Silahlı Kuvvetler’in, güvenlik kuvvetlerinin, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin terörle mücadeledeki azim ve kararlılığına darbe vuracağını mı zannediyorsunuz? Büyük bir yanılgı içindesiniz.
* TERÖRLE BİR YERE VARAMAZSINIZ: Terörle bir yere varamazsınız. Bu olaylar, Silahlı Kuvvetler’in terörle mücadeledeki kararlığını daha da güçlendiriyor, bunu anlayın. Terörle mücadele zor, her zaman söylüyoruz, acılı, maalesef yapısında bu var, karakterinde bu var. Elbette şehitler yüreğimizi yakıyor. Ama bu mücadeleyi kararlılıkla sürdürmekten başka da hiçbir alternatifimiz yoktur.
* TSK’YA NİFAK SOKMAK ADİLİKTİR: Bakın uzmanımız şehit oluyor. Deniliyor ki, “niye uzmanlar yalnız şehit oluyor?”. Bu ne kadar ayıptır. Bu ne biçim insanlıktır? Ben erim ile er baş erimle, uzmanımla, astsubayımla, subayımla, generalimle nasıl ayırım yaparız? Bizim için her can önemlidir, değerlidir. Yani subayın canı daha fazla değerli, astsubayın az. Bu ne kadar hainliktir. Sanki bunu söyleyenler uzmanları çok seviyor. Onların çok hakkını koruyor. Hayır, arkadaşlar bu değil tamamen Silahlı Kuvvetler arasına nifak sokmak, personel arasına. Bu adiliktir. Bakın bugün 6 şehidimiz var 2 günde. Bir subay, bir astsubay, bir uzman çavuş, üç tane Mehmetçik. Bunlar omuz omuza görev yapıyor.
* HANGİ ORDUDA TUGAY KOMUTANI HAREKATA KATILIR?: Bana göstersinler, hangi orduda Tugayının başında 20 gün harekata, 30 gün harekata katılan bir general var? Hangi orduda? Terbiyesizliktir artık bu. Hangi orduda? Çıksınlar bana desinler ki, “şu orduda başındaki tugay komutanı, tugayı ile birlikte 30 gün Mehmetçiği ile beraber yürüyerek harekata giden”. Göstersinler bir örneğini. Sadece ve sadece haksız yere yalanlara dayalı olarak Silahlı Kuvvetlere saldırı için her vesileyi kullanan basını lanetliyorum.
* ÜMİTLER DÜN OLDUĞU GİBİ BUGÜN DE BOŞA ÇIKAR: Terörlere bir yere varacağınız şekilde başarı ümitleri taşıyanlara söylüyorum ki, ümitleriniz dün olduğu gibi yarın da boşa çıkar. Türk Silahlı Kuvvetleri, güvenlik kuvvetleri, Türk milleti, bütünüyle terör karşısında terör eylemleri karşısında dimdik sağlam kalmak mecburiyetindedir. Acımız büyüktür elbette, yüreğimize gömeceğiz. Ama bu mücadelemize kararlıkla aynı azim ve irade ile devam edeceğiz. Son iki günde kaybettiğimiz 6 vatan evladının ruhları şad olsun. Onlar bu ülkenin bütünlüğü için canlarını verdiler. Basının bir bölümü maalesef mütareke basınını aratıyor
* HAİN VE ÖNYARGILILAR: Objektif verilere dayanan, gerçekçi bilgiye dayanan terörle mücadeleye yönelik de her türlü eleştiriyi saygı ile karşılıyoruz. Ancak bugün maalesef Türkiye’de basının bir bölümü çok açık söylüyorum İstiklal Savaşındaki mütareke basınını dahi aratacak seviyede. İnanıyorum ki, mütareke basını dahi bu kadar hain, bu kadar ön yargılı değildi.
* KOMPLO SENARYOLARI: Bugün bir olay oluyor, daha olayla ilgili elinizde en ufak bir bilgi yok, en ufak bir şey yok, hemen olayla ilgili olarak komplo senaryoları ortaya atmak ve her şey de Türk Silahlı Kuvvetleri’ni sanki eksik ve hatalı göstermek hainliktir.
* ONLARA BU HAKSIZLIĞI YAPAMAZSINIZ: Bir kere her şeyden evvel bu şehitlere haksızlık yapıyorsunuz. Hakkınız yok. Orada kahramanca çarpışan, hayatını feda etmekten çekinmeyen 70 tane astsubayım, uzmanım, erbaş, erim var. Onlara bu haksızlığı yapamazsınız.
* BU KADAR HAİNLİK OLMAZ : Bu kadar hainlik olmaz. Kahramanca mücadele edilmiştir. Ancak bunun altında hala nedenler aramak, komplolar ileri sürmek, utansınlar. Mütareke basını bile böyle değildi. Haksızlara hayır, kötü niyetlere “hayır” . Ayıptır. Ben gerçekten İstiklal savaşındaki mütareke basının bile bunlardan daha düzgün, daha sağlıklı olduğunu düşünüyorum. Bu kadar hain değildiler.

Lice'de büyük operasyon

DİYARBAKIR'ın Lice İlçesi'nde pusu kurup Piyade Komando Teğmen Ahmet Altunoğlu'nu şehit eden 1 eri de yaralayan kalabalık PKK'lı grubun etkisiz hale getirilmesi için bölgede karadan ve havadan büyük operasyon başlatıldı. Özel eğitimli birlikler teröristlerin bulunduğu bölgeyi üç koldan kıskaca aldı.Lice İlçesi'ne bağlı Abalı Jandarma Karakolu'na takviye giden komando timine dün akşam saat 20.40'ta yapılan saldırının ardından kaçan teröristler Diyarbakır'ın Kulp ve Lice, Bingöl'ün Genç ilçelerinden bölgeye intikal ettirilen birlikler tarafından üç koldan da takibe alındı. Tam teçhizatlı ve özel eğitimli komandolar, zırhlı birliklerin ve helikopterlerin desteğiyle teröristlerin bulunduğu bölgeyi kuşattı. Komandolar, küçük gruplara ayrılıp dağlık arazide izlerini kaybettirmeye çalışan teröristlerle zaman zaman sıcak temas kurdu. Operasyon bölgesine takviye birlikler sevk ediliyor.

O, TSK'nın gözbebeği!

Eskişehir’de geçen hafta Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un da katıldığı Anadolu Kartalları Tatbikatı’nda tüm hedefleri tam 12’den vuran Üsteğmen Emel Bengöz tüm dikkatleri üzerine çekti. 2005’te Hava Harp Okulu’ndan 252 arkadaşını geride bırakarak ikincilikle mezun olan Üsteğmen Bengöz, sıkı eğitimin ardından düşmana korku salan bir savaş pilotu oldu.
Pilot olmaya ortaokulda karar verdiğini söyleyen Üsteğmen Emel, o günlerde günlüğüne şu notu düşmüş: ’Önce şu liseyi bitireceğim, sonra Hava Harp Okulu’na girip pilot olacağım.’Onu bu kararı almaya yönlendiren, ders kitabında dünyanın ilk kadın savaş pilotu Sabiha Gökçen’le tanışması olmuş. Başarılı pilot diplomasanı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın elinden almış. Ardından İzmir Çiğli’de Uçuş Eğitim Merkezi’nde uçuş eğitimi alan Bengöz, ilk hedefi olan jet pilotlu olmayı da başarmış. Üsteğmen Emel, yeni mezun olduğunda düşmana şöyle meydan okumuştu: “Benim katılacağım bir harekat birileri için mutlaka kötü olacaktır ama biliyorum ki kendi ülkem için iyi olacak.”

6 yiğidimizi kalbimize gömdük


Türkiye son iki günde 6 askerini şehit verdi...
Hakkari’deki mayın patlamasında ölen er ile Tunceli’deki karakol baskınında şehit düşen 4 Mehmetçik, gözyaşları ve öfke içinde toprağa verildi. Son kara haber ise Diyarbakır Lice’den geldi. Piyade Komando Teğmen Ahmet Altunoğlu, PKK’lıların kurduğu hain pusuda şehit oldu
Gitti evimin direği
Hakkarİ’nİn Çukurca ilçesindeki mayın patlaması sonucu şehit olan piyade er Halil İbrahim Ertaş’ın cenazesi Manisa’nın Gördes ilçesine bağlı Karayakup köyünde toprağa verildi. Şehit erin cenaze namazı, havanın sıcak olması nedeniyle Manisa Müftülüğü’nün onayıyla öğle namazı beklenmeden kılındı. Ege Ordu Komutanı Orgeneral Hayri Kıvrıkoğlu da cenaze törenine katıldı. Şehit oğlunun tabutuna sarılan anne Gülümser Ertaş, “Evimin direği gitti” diye ağladı. Ablaları ise “Seni böyle mi karşılayacaktık” diyerek gözyaşı döktü.
Şehidi bin araçlık konvoy uğurladı
Tunceli’deki karakol saldırısında şehit olan askerlerden Jandarma Er Adem Şimşek’in (21) cenazesi yaklaşık bin araçlık konvoy eşliğinde Dalaman’dan Fethiye’ye getirildi. Hava alanından çıkan şehit askerin bulunduğu ambulansa, Türk bayrakları taşıyan vatandaşların bulunduğu yaklaşık bin araçlık konvoy Alaçat köyüne kadar eşlik etti. Yol boyunca vatandaşlar tarafından durdurulan konvoy, yaklaşık 2.5 saatte şehit askerin köyüne ulaşabildi. Şehit askerin köyünden geçen Fethiye-Kaş çevre yolunu ulaşıma kapatan vatandaşlar, terör örgütünü protesto etti.
‘Karanfiller Hasanım kokuyor’
Tunceli’de 3 silah arkadaşıyla şehit düşen Sarıyayla Jandarma Karakol Komutanı Astsubay Kıdemli Başçavuş 40 yaşındaki Hasan Özüberk’in cenazesi, yaklaşık 10 bin kişinin katılımıyla memleketi Kilis’te toprağa verildi. Şehidin eşi 36 yaşındaki Çiçek Özüberk, 2 çocuğuna saldırırken, tabutun üzerindeki karanfilleri kokladı, “Karanfilleri Hasan’ım kokuyor” diye ağladı. Törene katılanlar, ‘Mecliste PKK istemiyoruz’, ‘Hepimiz askeriz, PKK’ya yeteriz’ sloganları atıp tekbir getirdi. Tören sonrası, emekliliğine 2 yıl kala şehit olan Astsubay Hasan Özüberk’in cenazesi Kilis Şehitliği’nde toprağa verildi.
Arkadaş acısı
Tunceli’de şehit düşen 4 askerden Jandarma Komando Er Ahmet Eyce, memleketi Sivas’ta gözyaşları arasında toprağa verildi. Şehidi son yolculuğuna yaklaşık 20 bin kişi uğurlarken, katılanlar teröre lanet yağdırdı. Şehidin amcası Ali Eyce, “Ben şehidimin tabutunda yüzünü gördüm, gülüyordu” diyerek gözyaşı döktü. Şehitle birlikte aynı dönemde Tunceli’de askerlik yapan arkadaşı 21 yaşındaki Ayhan Durmaz da, “Ahmet niye öldün? Böyle beni bırakıp gidecek miydin?” diye ağladı.
Tayin beklerken pusuya düştü
Dİyarbakır’ın Lice ilçesinde Abalı Karakolu Jandarma Karakolu’na önceki akşam takviye güç olarak giden Tapantepe 5’nci Tabur Komutanlığı’na bağlı komando timine PKK’lı teröristler pusu kurdu. Kalabalık terörist grubu, akşam saat 20.40 sıralarında komando timini çapraz ateşe aldı. Komandoların karşılık vermesiyle çıkan çatışmada askerleriyle birlikte teröristlere kurşun yağdıran Teğmen Ahmet Altunoğlu ile bir er yaralandı. Resim öğretmeni olan ve tayin beklerken sözleşmeli asker olan 29 yaşındaki Teğmen Ahmet Altunoğlu, doktorların tüm çabasına karşın kurtarılamadı, şehit oldu.
Oğlumu gördüm melekler gibiydi
Karakol baskınında hayatını kaybeden 4 askerden 28 yaşındaki Jandarma Uzman Çavuş Kemal Koçyiğit, Kayseri’de yaklaşık 8 bin kişinin katıldığı törenle toprağa verildi. 5 yıllık asker olan şehit uzman çavuşun babası Mustafa Koçyiğit, “Ben bir şehit babasıyım. Oğlumu gördüm melekler gibiydi” diyerek taziyeleri kabul etti. Kayseri’de daha önce şehit cenazesinde yumruk yiyen Bakan Yıldız, bu kez çelenk gönderdi.

Köşk’e yeni savunma danışmanı

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, boş olan Savunma Baş Danışmanlığı’na Emekli Tümgeneral Emin Cihangir Akşit’i atadı. Emin Cihangir Akşit, İlker Başbuğ’un Genelkurmay Başkanlığı’na atandığı, Ağustos 2008 Yüksek Askeri Şura toplantısında emekliye sevkedilmişti. Akşit, Şura’ya temditli olarak girmişti. Emin Cihangir Akşit, en son Kara Kuvvetleri Komutanlığı Denetleme ve Değerlendirme Başkan Yardımcısı olarak görev yaptı.
10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ve 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel döneminde Savunma Başdanışmanı, MGK eski Genel Sekreteri, Emekli Orgeneral Nezihi Çakar idi. Çakar, Abdullah Gül Cumhurbaşkanı olduktan bir süre sonra görevinden ayrılmıştı. Emekli Tümgeneral Akşit, Cumhurbaşkanı Gül’e “savunma ve güvenlik” konularında danışmanlık yapacak. Akşit, TSK ile Çankaya Köşkü arasında köprü görevini üstlenecek.

Cumhuriyet Tarihi Boyunca Askeri Terfiler - 1985

05.08.1985

Ağustos Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararları ile,

Getirildiği Makam, Adı-Soyadı, Önceki Görevi

Emekli, Ali Haydar Saltık, Kara Kuvvetleri Komutanı
Emekli, Mehmet Buyruk, Jandarma Genel Komutanı
(görevi 1 yıl uzatıldı), Halil Sözer, Hava Kuvvetleri Komutanı
(görevi 1 yıl uzatıldı), Zahit Atakan, Deniz Kuvvetleri Komutanı
Kara Kuvvetleri Komutanı, Necdet Öztorun, Genelkurmay 2. Başkanı
1.Ordu Komutanı, Recep Ergun, Harp Akademileri Komutanı
3.Ordu Komutanı, Hüsnü Çelenkler, MSB Müsteşarı
Genelkurmay 2. Başkanı, Necip Torumtay, 1.Ordu komutanı
Jandarma Genel Komutanı, Fikret Oktay, 3.Ordu komutanı
MSB Müsteşarı, Sabri Deliç ,
Harp Akademileri Komutanı, Doğan Güreş,
Ege Ordu Komutanı, Kemal Yamak, Kara Kuvvetleri Kurmay Bşk.
Emekli, İsmail Hakkı Akansel, Ege Ordu Komutanı
Emekli, Ragıp Uluğbay, NATO G.D.Müt.Kuv.Kom.
NATO G.D.Müt.Kuv.Kom., Kaya Yazgan ,

TERFİLER
KARA KUVVETLERİ KOMUTANLIĞI
Orgeneralliğe yükselenler;
Sabri Deliç
Doğan Güreş
Kaya Yazgan
Korgeneralliğe yükselenler,
Hayri Ündül (7.kolordu)
İsmail Hakkı Karadayı (8.kolordu)
Sabahattin Akıncı
Fikret Küpeli
Fikret Bilgililer
Tümgeneralliğe yükselenler,
Teoman Koman
Hayrettin Akın
Akay Şakman
Turgut Toprak
Salih Acarel
Sadullah Özbakır
Kutlu Sekban
Hidayet Güngör
Muzaffer Sever
Fikret Atun
İsmet Avşar
Tuğgeneralliğe yükselenler,
Teoman Erkan
Hasan Muratlı
Orhan Ateş
Nahit Şenoğlu
Mehmet Karateke
Nazım Ülğen
Hüseyin Sezgin
Özer Sükan
Turhan Korkmazel
Temel Şahinoğlu
Sadi Çetinkaya
Naci Aytaç
Yalçın Karakoç
Zafer Bozkurt
Metin Sağlam
Ergun Gören
Aslan Demirtaş
Tayyar Bilen
Osman Başbuğ
İshak Subaşı
Erol Okşak
Ramazan Özşahin
Münir Koşer
Fadıl Gezer

DENİZ KUVVETLERİ KOMUTANLIĞI
Oramiralliğe yükselenler,
Orhan Karabulut
Koramiralliğe yükselenler,
Fuat Uğur
Tümamiralliğe yükselenler,
Turhan Özer
Naci Gözübüyük
Tuğamiralliğe yükselenler,
Yalçın Erel
Atilla Senkul
Özkan Özel
Orhun Özdemir
Saim Ergün
Ülkü Tulgar
HAVA KUVVETLERİ KOMUTANLIĞI
Korgeneralliğe yükselenler,
Sadi Kaban
Hamdi Köseoğlu
Tümgeneralliğe yükselenler,
İlhan Kılıç
Uluer Eceral
Vural Aktulay
Baki Aydın
Tuğgeneralliğe yükselenler,
Cumhur Asparuk
İbrahim Uyanık
Cengiz Girginer
Cahit Toksoy
Hüseyin Caferler
Turfan Gökalp
Güngör Erkan
Çetin Aslan
JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI
Tümgeneralliğe yükselenler,
Rıfat Ercan
Tuğgeneralliğe yükselenler,
Osman Çitim
Sami Tümerkan
Mümin Sunay
GÜLHANE ASKERİ TIP AKADEMİSİ KOMUTANLIĞI
Tuğgeneralliğe yükselenler,
İsmet Yılmazer
Çetin Gürler (emekli org.faruk gürler'in oğlu, kalp cerrahı, istanbul haydarpaşa gata kom.)
ASKERİ YARGITAY
Tümgeneralliğe yükselenler,
Hikmet Tavukçuoğlu

TEMDİTLER
KKK
Burhanettin Bigalı, Korg.
Özdemir Kandemir, Tümg.
Erşen Kayra, Tümg.
Ekrem Dinç, Tümg.
Ahmet Demiral, Tuğg.
Cevat Ülkekul, Tuğg.
DZKK
Yaşar Önkal, tuğa.
Salim Dervişoğlu, tuğa.
Şevket Güçlüer, tuğa.
HVKK
Safter Necioğlu, korg.
Erdoğan Öznal, tuğg.
Kamil Aydın, tuğg.
GATA
Necati Kölan, tümg.
Ömer Yılmaz Şarlak, tuğg.
Cevdet Demirkol, tuğg.
Suat Cengiz Alp, tuğg.

27 Nisan 2010 Salı

ANADOLU KARTALI-2010/1 EĞİTİMİ

Konya'daki 3'üncü Ana Jet Üs Komutanlığında yapılan Anadolu Kartalı-2010/1 Eğitimi'ne dört muharip gemi, 63 uçak ve bin 500 personel katılıyor.
Genelkurmay Başkanlığı'nın internet sitesinde yer alan bilgi notuna göre, Konya'daki 3'üncü Ana Jet Üs Komutanlığında gece ve gündüz gerçekleştirilen eğitim, Hava Kuvvetleri Komutanlığı koordinatörlüğünde; Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri ile Genelkurmay Özel Kuvvetler Komutanlığı unsurlarının katılımıyla yapılıyor.
Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri ile Genelkurmay Özel Kuvvetler Komutanlığı unsurlarının gece ve gündüz müşterek harekat yapma imkan ve kabiliyetlerini geliştirmenin planlandığı eğitimde, gerçeğe yakın harekat ortamında, basitten zora doğru giden jenerik bir senaryo dahilinde, taktik ve stratejik hedeflere karşı gece ve gündüz hava harekatı ağırlıklı görevlerin planlama ve icrası sağlanıyor.
Katılımcıların eğitim seviyelerini yükseltmenin amaçlandığı eğitimde, yeni taktik ve tekniklerin denenmesine imkan sağlamak da hedefleniyor.
Eğitime, Kara Kuvvetleri Komutanlığı'ndan karada konuşlu hava savunma sistemleri, Deniz Kuvvetleri Komutanlığından dört muharip gemi, Hava Kuvvetleri Komutanlığından 63 uçak ve satıhta konuşlu hava savunma sistemleri ile Genelkurmay Özel Kuvvetler Komutanlığından özel kuvvet timleri katılıyor.
Toplam bin 500 personelin görev aldığı ve 19 Nisanda başlayan eğitimler, 30 Nisana kadar sürecek.

SİLAH KANUNU TASARISI

TBMM İçişleri Komisyonu Başkanı Tevfik Ziyaeddin Akbulut, Silah Kanunu Tasarısı ile ''silah tüccarlarının değil, kamu yararı ve kurumlarının ihtiyaçları ile halkın taleplerini dikkate alarak'' çalışma yapıldığını ifade etti.
Akbulut, yaptığı yazılı açıklamada, halen İçişleri Alt Komisyonunda görüşülen Silah Kanunu Tasarısı ile silah taşıma ve kullanımını kolaylaştırmak değil, tam tersine sınırlamanın amaçlandığını ve dağınık olan mevzuatta birliğin sağlanmasının önemli olduğunu belirtti.
AB mevzuatında olduğu gibi silahların kategorilere ayrılarak her kategorinin ayrı hükümlere tabi tutulduğuna işaret eden Akbulut, şunları kaydetti: ''Silah ve malzemelerin Milli Savunma Bakanlığı, Türk Silahlı Kuvvetleri, Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı ve genel kolluk kuvvetlerinin kendi ihtiyaçlarını karşılamak üzere kendileri veya yetkilendirilen kurum ve kuruluşlar tarafından ithal edebilmeleri konusu yeniden düzenlenmektedir. Zaten bu yetkiler 6136 sayılı Kanunla da sınırlı olarak vardı.
Silah ruhsalı almak için silahın güvenli muhafazası açısından fiziken yeterli tedbirleri almış olma şartı ilk kez getirilmektedir. Mevcut durumda silah ruhsatı av tüfeklerinde 18, diğer tüm ruhsatlarda da 21 yaş olarak korunmaktadır. Daha önce bu hususlar, yönetmelikle düzenlenmekteydi. Şimdi kanunla düzenlenmektedir.''
Akbulut, tasarının ilk halinde silah ruhsatı için tek hekim raporu istendiğine dikkati çekerek, Alt Komisyonun bunu metinden çıkardığını ve heyet raporunun yönetmelikle düzenlenmesine imkan tanıdığını belirtti.
-''SİLAH REKLAMI YASAKLANIYOR''-
Mevcut durumda sınırsız sayıda ruhsatlı silah edinmenin mümkün olduğu, Alt Komisyonun bunu en fazla beş ile sınırlandırdığını, bunların da ancak ikisinin taşınmasına izin verildiğini kaydeden Akbulut, getirilen diğer düzenlemeleri şöyle özetledi: ''Ruhsat veren makamların farklılığı sebebiyle dağınık olan bilgilerin İçişleri Bakanlığında kurulacak bir merkezi kayıt sistemiyle tek elden kontrolü sağlanmaktadır. Böylece silah ruhsatı kayıtları tek merkezde tutulacak ve hesap verilebilirlik sağlanacaktır.
Ruhsatlı da olsa alkollüyken silah taşıma yasağı getirilmektedir. Silahla girilemeyecek yerler artırılmaktadır. (Düğün, eğlence yerleri, açık hava toplantıları gibi.)
Hayatı ciddi tehlike içinde olan kişiler can güvenliği nedeniyle bunu somut şekilde kanıtlaması halinde kendilerine komisyon kararıyla ruhsat verilebilecektir. İllerde, bu komisyon valinin başkanlığında; İl Emniyet Müdürü, İl Jandarma Komutanı ve MİT'in ildeki temsilcisinin katılımıyla oluşturulacaktır. Önceki uygulamada bu sorumluluk sadece valilere bırakılıyordu.''
Tasarıyla yabancılara yurt dışına çıkarken av tüfeği satın alabilme imkanı getirildiğini belirten Akbulut, silah reklamı yapılmasının da yasaklandığını bildirdi. Akbulut, açıklamasında, ''TBMM üyeleri ve İçişleri Alt Komisyonu, silah tüccarlarının değil, kamu yararı ve kurumlarının ihtiyaçları ile halkın taleplerini dikkate alarak bir çalışma yürütmektedir. AB kriterleri de göz önüne alınarak yapılmakta olan düzenlemeler daha sonra İçişleri Komisyonunda görüşülecek ve kamuoyundaki eleştiri ve hassasiyetlerde göz ününde bulundurulmaya devam olunacaktır'' ifadesine yer verdi.

DENİZCİLİK TARİHİ, YENİ MÜZESİNİ BEKLİYOR

Türkiye'nin denizcilik alanında en büyük müzesi olan Deniz Kuvvetleri Komutanlığı İstanbul Deniz Müzesi'nin yeni müze binası, yıl sonunda ziyarete açılacak. Aralarında, dünyanın en eski kadırgası ile en zengin saltanat kayıkları koleksiyonunun da yer aldığı 40 bin eserin büyük bir bölümünün aynı anda sergileneceği yeni müze, ziyaretçileri denizcilik tarihinde yolculuğa çıkaracak.
Müze 31 Ağustos 1897'de Bahriye Nazırı Bozcaadalı Hasan Hüsnü Paşa'nın emri, Tersane Komutanı Amiral Hikmet Paşa'nın desteği, Binbaşı Süleyman Nutki tarafından Tersane-i Amire bünyesindeki Mayın Müfreze Komutanlığına ait binada dünyanın nadir örneklerinden biri olarak ''Müze ve Kütüphane İdaresi'' adıyla kuruldu.
Yıllar içinde yer ve isim değişiklikleri yaşayan müze, son olarak 27 Eylül 1961 tarihinde Beşiktaş İskele Meydanı'nda bugün bulunduğu yere taşındı ve İstanbul Deniz Müzesi adıyla hizmet vermeye başladı.
Denizcilik kültürü eşsiz eserlerini barındıran müzenin fiziki koşullarının iyileştirilmesi ve optimum sergileme olanağı sunan, çağdaş bir müze için Deniz Kuvvetleri Komutanlığınca ''İstanbul Deniz Müzesi Mimari Proje Yarışması'' düzenlendi. 2005 yılında Teğet Mimarlık'ın kazandığı projenin inşaat çalışmaları, 2010 yılı sonunda tamamlanmak üzere devam ediyor.
-YENİ MÜZE YIL SONUNDA AÇILACAK-
İstanbul Deniz Müzesi Komutanı Kurmay Kıdemli Albay Ali Rıza İşipek, müzelerinin halen halkın ziyaretine açık olduğunu, ancak ilave müze binası inşaatının devam ettiğini, inşaat tamamlandığında 15 bin metrekarelik kapalı bir sergi alanı imkanına kavuşacaklarını ve Türkiye'nin en büyük müzeleri arasında yer alacaklarını söyledi. İşipek, yeni Deniz Müzesi tamamlandığında tarihi kadırga ve saltanat kayıklarını daha modern sergileme imkanlarını kullanarak ziyaretçilere sunacaklarını anlattı.
Müzede geniş bir kültür merkezinin de bulunacağını, içindeki 200 kişilik konferans salonunda uluslararası sempozyum, konferans, seminer düzenleme imkanına kavuşacaklarını belirten İşipek, ''Müzemizde çocuklar için oyun alanları, interaktif sistemler bulunacak. Özellikle çocuklarımıza denizciliğimizi sevdirmeyi amaçlamaktayız. İnteraktif sistemleri kullanarak onlara denizliği sevdireceğiz, öğreteceğiz'' dedi.
-DÜNYANIN EN ESKİ KADIRGASI-
Kıdemli Albay Ali Rıza İşipek, İstanbul Deniz Müzesi'nin en nadir eserlerinden birinin, 40 metre uzunluğunda 5 metre 70 santimetre genişliğindeki dünyada orijinal olarak var olan tek kadırganın olduğunu söyledi.
Armuz kaplama, kemanebaş ve karpuzkıç formundaki kadırganın baş tarafında varaklı oyma kabartma yıldız, hilal, güneş üçlüsü, stilize yaprak ve çiçeklerin bulunduğunu ifade eden İşipek, kadırganın baş kısmının mahmuz şeklinde ileriye doğru uzandığını belirtti.
Kadırgadaki Bursa kemerli sütunceler üzerine oturan köşkün etrafının, ajurlu korkulukla çevrili olduğunu, üzerinin beşik tonozla örtüldüğünü anlatan İşipek, şunları anlattı:
''Köşkün tonoz örtüsünün iç ve dışı, geometrik desenli sedef, bağa ve yarı değerli taşlarla bezelidir. Köşkün içinde gümüş levhalar, sedef oymalı beyit, geometrik ve stilize çiçek kompozisyonları bulunur. Tekne iki direkli olup, 24 çifte küreklidir. Her bir küreği 3 kişi (toplam 144 kürekçi) tarafından çekilmektedir. Osmanlı sultanlarının yakın sularda kullandıkları bir teknedir. Sultan Avcı 4. Mehmet (8 Ağustos 1648-8 Kasım 1687) devrinde kullanıldığı bilinmektedir.''
İşipek, ''Yeni müze açıldığında öncelikle hedefimiz, halen dünyanın en eski tarihi gemisi unvanına sahip olan 16. yüzyıla tarihlenen tarihi kadırgayı ve dünyanın en önemli, en zengin koleksiyonu olan saltanat kayıkları koleksiyonumuzu ziyaretçilerimizle paylaşmak. Bunlar çok önemli koleksiyonlar. 30'un üzerinde teknemiz var. Bunların 15'i doğrudan padişahlar ve aileleri tarafından kullanılmış. Oldukça ihtişamlı ve nadir tekneler. Dünyada bunlardan 40 tane mevcut. 15 tanesi bizim müzemizde'' diye konuştu.
Şu anda tescilli bina adını verdikleri tarihi binanın ziyarete açık olduğunu anlatan İşipek, müze envanterinde 40 bini aşan eserin yer aldığını, ancak sergi alanlarının şu anki kısıtlılığı nedeniyle bu eserlerin yüzde 10'unu sergileyebildiklerini belirtti.
-4 RESTORASYON ATÖLYESİ-
İşipek, Deniz Müzesi bünyesinde model, ahşap, metal-deri, kağıt atölyesi olmak üzere 4 ayrı restorasyon atölyesinin yer aldığını, bu atölyelerde müze envanterinde bulunan bütün objelerin rutin olarak restorasyon ve konservasyon çalışmalarının yapıldığını, bu konuda yetişmiş uzmanlar vasıtasıyla çalışmaların gerçekleştirildiğini anlattı.
Müzede, tarihi kadırga ve saltanat kayıklarının yanı sıra silah, tablo, gemi modelleri, arma ve tuğralar, seyir aletleri, gemi baş figürleri, üniformalar, damgalar ve mühürler, sancaklar, amforalar, sualtı eserleri, fenerler, taş baskılar, el yazmaları, mezar taşları, kitabeler, madalyalar, nişanlar, arma donanımları, saatler, Kaptan-ı Derya çeşmeleri, beratlar ve fermanların yer aldığını ifade eden İşipek, bu eserlerin dönem dönem müzede sergilendiğini dile getirdi.
Yaklaşık 6 ay önce açılışını gerçekleştirdikleri ''Osmanlı Bahriyesinde Ahşap Sanatı Sergisi''ni, 2010 yılında ziyaretçilerin ilgisine sunmaya devam edeceklerini kaydeden İşipek, şunları kaydetti:
''Bu tür bir sergi ilk defa açılmaktadır. Tamamen Osmanlı sanatçıları tarafından yapılmış ahşaptan çeşitli örnekler ziyaretçilerle buluşmaktadır. Tamamı orijinal ve en az bir asırlık olan bu eserler 24 ayar altın varak ile kaplıdır. Osmanlı'nın ahşap işçiliğindeki muhteşemliğini gözler önüne seren bu sergi, içinde dünyanın en büyük arması olan, Orhaniye Fırkateyni'ne ait 14.5 metre uzunluğundaki arma da yer almaktadır. Ayrıca Tersane-i Amire'de kullanılan taht arkalığı, gemi isim plaketleri, baş figürleri, padişah tuğraları da sergide yer alan diğer eserleri oluşturmaktadır.''
Ali Rıza İşipek, yaklaşık 2 ay içinde ''Osmanlı Donanmasının Tarihi'' adlı yeni bir sergiyi de açacaklarını belirtti.
Deniz Müzesi'nde geçen yıl 65 bin ziyaretçi rakamına ulaştıklarını, bu yılın ilk üç ayında ise 20 bin civarında ziyaretçinin müzeyi gezdiğini söyleyen İşipek, ''Denizin o büyüleyici atmosferini yaşamak ve tarihimizi daha iyi anlamak isteyen bütün denizseverleri ve tarihe ilgi duyanları müzemizde görmekten büyük bir mutluluk duyacağız'' dedi.
-TARİHİN İZLERİ, USTALARIN ELİNDE YENİDEN CANLANIYOR-
Deniz Müzesi'ndeki ahşap eserlerle ilgili restorasyon çalışmalarını yürüten Tarihi Eserler Bakım Onarım (TEBO) firmasının sahibi, Kültür ve Turizm Bakanlığı Ahşap Sanatçısı Şehmus Okur da restorasyon kapsamında saltanat kayıkları ve kürekler üzerinde çalıştıklarını, şu an ise 400 yıllık bir kadırganın geriye kalan son kıç parçasını sergiye hazır hale getirmeye çalıştıklarını söyledi.
Kadırganın alt kısmının yeniden yapıldığını ve duvara monte edileceğini anlatan Okur, üzeri oyma desenli olan meşe ağacından parçanın eksik kısımlarını tamamladıklarını, böcek ve mantarlara karşı tedavisinin yapıldığını, kangren olmuş kısımların yenilendiğini, üzerleri cilalandıktan sonra varaklanacağını ve sergiye hazır hale getirileceğini belirtti.
Okur, ''Bu iş aşkla yaptığımız bir iş, bizim için kolay, ama çok zevkli. Ecdadımızın 300 yıl önce yaptığı bir esere dokunmak, tarihi yolculuk gibi. Bir de o zamanki ustaların nasıl çalıştıklarını fark ediyorsunuz. Bir motifi bazen tekrar etmiyor ya da bir motifin köşesine farklı bir şey yapmış. O zaman ustanın ruh halini anlıyorsunuz'' diye konuştu. Müzedeki gemi baş figürleri üzerinde restorasyon çalışması yapan, altın varak ustası Hasan Özyıldırım ise Ertuğrul Yatı'nın gemi baş figürü üzerinde çalıştığını, kuş figürünün olmayan kanatlarını ve baş kısmını ahşaptan tamamladığını belirtti.
Özyıldırım, baş figürü üzerinde, daha sonra mazgala tekniğiyle 24 ayar altın varak çalışması yapacağını anlattı.
2006 yılından beri yaptığı restorasyon kapsamında, saltanat kayıkları, gemi baş figürleri, armalar üzerinde çalıştığını ifade eden Özyıldırım, ''Çok güzel duygular, tarihle iç içeyiz, ama çok titiz davranmayı gerektiriyor. Kendimize ait eserleri restore etmek daha bir heyecan verici oluyor'' dedi.

GİRESUN'DAKİ MAYIN PATLAMASI

Giresun'da askeri aracın geçişi sırasında meydana gelen mayın patlaması sonucu şehit olan Jandarma Astsubay Ahmet Eryılmaz'ın cenazesi, Giresun Jandarma Bölge Komutanlığı Şehit Tuğgeneral Bahtiyar Aydın Kışlası'nda düzenlenen törenin ardından Ankara'ya gönderildi.
Kışlada düzenlenen törene, şehit astsubayın ailesi ve yakınlarıyla birlikte Giresun Valisi Mustafa Yaman, Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Erhan Güder, Belediye Başkanı Kerim Aksu, Cumhuriyet Başsavcısı Radi Akyol, Adalet Komisyonu Başkanı Halil Adıgüzel, kamu kurum ve kuruluşlarının müdür ve amirleri ile askeri yetkililer katıldı. Kışladan çıktığı sırada ellerinde Türk bayraklarıyla ambulansın önünü kesen bir grup, ''Şehitler ölmez vatan bölünmez'', ''Şehidimiz hakkını helal et bize'' sloganları atarak, dua ettiler.
Giresun'dan ambulansla Samsun'a getirilen Şehit Jandarma Astsubay Eryılmaz'ın cenazesi Samsun Çarşamba Havaalanı'na götürüldü. Burada askeri uçağa alınan cenaze, Kırıkkale'ye götürülmek üzere Ankara'ya gönderildi. Cenazeyle şehit astsubayın eşi Tülay Eryılmaz ve kızı Ecem (12) de Ankara'ya gitti.
Vali Hasan Basri Güzeloğlu, başsağlığı dilediği şehit yakınlarını teskin etmeye çalıştı. Cenazenin gönderilmesi sırasında Garnizon Komutan Yardımcısı Kurmay Albay İbrahim Yıldırım ve Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Ziya Yılmaz'ın da aralarında yer aldığı çeşitli kuruluşların ilgilileri de havaalanında hazır bulundu.
Şehit Astsubay Eryılmaz'ın cenazesi, memleketi Kırıkkale'de, Yenimahalle Atatepe Camisi'nde ikindi vakti kılınacak namazın ardından Kırıkkale Şehitliği'ne defnedilecek. Dereli ilçesinin Tamdere köyündeki Kanlıhan Köprüsü'nden dün askeri aracın geçtiği sırada, köprü kenarına döşenen mayının patlaması sonucu jandarma astsubay Ahmet Eryılmaz şehit olmuş, jandarma erler Osman Kaya ile Erdem Ay yaralanmıştı.

Güvenlik kameralarını karartan gizli el! / Hasan Cemal

Kanlı Danıştay baskını...
Herhalde unutmadınız. Tarih, 17 Mayıs 2006.Katil, belinde tabancasıyla gündüz vakti Danıştay’a girer. Bir daireyi basar ve tabancasını ateşleyerek bir yargıcı öldürür, dört yargıcı yaralar.Türkiye bir anda karışır.Cumhurbaşkanı demeç verir:“Laik Cumhuriyet’e yapılan saldırı...”Danıştay Başkan vekili konuşur:“Allahüekber diyerek tabancası ateşledi.”Gazete başlık çeker:“Türkiye’nin 11 Eylül’ü!”Gazete manşet atar:
“Laikliğe kurşun!”
Haberler çıkar:“Yargıçlar, bir başörtüsü kararından dolayı vuruldu.”Ak Partili bir bakan cenaze töreninde kovalanır.“Katil, irtica yanlısı“ diye yayınlar yapılırken, Ankara’da derhal büyük bir miting düzenlenir, “Laiklik elden gidiyor!” sloganlarıyla...
Başbakan eşiyle birlikte, hayatını kaybeden yargıcın ailesini ziyaret eder ama yüzüne bakan olmaz.
Kanlı baskın bir anda medya ve kamuoyunda Ak Parti ve hükümetine yönelik olarak, “İrtica kapıda!” diye tanımlanabilecek protesto eylemlerinin odağı haline getirilir.
O sıcak günleri herhalde unutmadınız. Peki ya daha sonrasını?..Anımsamaya çalışın.Katilin ‘irtica peşinde’ biri olmadığı ortaya çıktı.
Baskın sırasında tabancasını ateşlerken, Allahüekber diye bağırdığı yalandı.
Cinayetin ‘başörtüsü kararı’ndan dolayı işlendiği gerçek dışıydı. Cumhurbaşkanı’nın öyle dediği gibi, ‘laik cumhuriyet’e bir saldırı da değildi.
Kısacası:“Türkiye’nin 11 Eylül’ü“ gibi bir vaziyet yoktu.Gerçekler birer birer ortaya çıkmaya başladı. Bu bakımdan en ilginci şuydu:
Cumhuriyet gazetesine daha önce bomba atanla, Danıştay baskınını gerçekleştiren saldırgan aynı kişiydi. Ona bombayı verenlerle eline tabancayı tutuşturanlar aynı odaklardı.Bu gerçek, Danıştay baskınıyla Ergenekon arasındaki karanlık bağın aydınlanmaya başlaması ve birinci Ergenekon davasıyla Danıştay davasının birleştirilmesiyle iyice açığa çıktı. Bu kararla birlikte siyasal fotoğraf gitgide belirginleşti. Kanlı Danıştay baskını Türkiye’de istikrar ve demokrasiye kurulan bir büyük komplonun parçası idi.Bu acı gerçeği bir zamanlar reddedenlerin bir bölümü bugün artık suskunluğu tercih ediyorlar.Çünkü bu ‘komplo’nun altı geçen hafta içinde bir kez daha kalın biçimde çizildi.Neden mi?..Çünkü, 17 Mayıs 2006’da gerçekleştirilen baskından önceki iki gün Danıştay’ın güvenlik kameraları silinmişti. TÜBİTAK’ın bilirkişi raporuna göre, bazı görüntüler belli olmasın diye dosya isimleri de değiştirilmişti.Şu da çarpıcıydı:
OYAK adını taşıyan güvenlik şirketi, daha önceki mahkemeye yanıtında, o iki gün içinde kameraların bozuk olduğunu bildirmişti.
Oysa gerçek farklıydı.
TÜBİTAK’ın bilirkişi raporuna göre, OYAK’ın kameraları o tarihlerde arızalı değildi. Çekim yapılmış ama daha sonra görüntüler silinmişti.
Silinen kayıtlara gelince...
Saldırgan, kanlı baskından bir gün önce Danıştay binasına gelerek keşif yapmış, muhtemelen güvenlik kameralarına takılmıştı.
Ama anlaşılan kameralardaki o görüntüler bir gizli el tarafından silinmişti.
O ‘gizli el’ kimdi?..
Bazı emekli ‘özel harpçiler’ olabilir miydi?..
Bir soru daha:Danıştay baskınını yapan katil, eğer orada bir polis tarafından yakalanmamış olsaydı, Türkiye’de neler olacaktı?..
Evet, Ergenekon’un hukuk açısından eksiği gediği, adaletsiz yanları sergilensin.Ancak, bu davayı sulandırmaya kalkışmayın. Bunun yerine, OYAK’ın güvenlik kameralarındaki o görüntülerin niye silindiğini iyice aydınlatmaya çalışın.

Balyozcuları Kurtaran Müdahale

"Balyoz Darbe Planı"yla ilgili yargı sürecine yapılan müdahaleler soruşturmanın ilerlemesini engelledi.

Camilerin bombalanması, Türk jetinin düşürülmesi gibi kanlı eylemler içeren Balyoz planıyla ilgili yargı sürecine yapılan müdahaleler soruşturmanın ilerlemesini engelledi. Bu durum, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç'ın, "Hukuk, yargılanan kişilerin itibarı, makamı ve rütbesi ile asla ilgilenemez. Ancak uygulamalar bunu teyit etmiyor." sözleriyle de örtüştü. Üç ay içinde 4 savcı değiştiren Balyoz soruşturması, en son 5 Nisan 2010'da muvazzaflara yönelik operasyonların durdurulmasından sonra ilerlemedi. Söz konusu tarihte, 25'i general, 53'ü subay ve 20'si de emekli asker olmak üzere 98 şüpheli hakkında gözaltı kararı alınmış, eski MGK Genel Sekreteri Şükrü Sarıışık'la birlikte 6 emekli asker tutuklanmıştı. Ancak İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin, operasyonu durdurmuştu. Aradan geçen 3 haftaya rağmen, 25'i general 78 muvazzaf askere ilişkin herhangi bir işlem yapılmadı.

Dönemin Birinci Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan tarafından hazırlandığı ileri sürülen 'Balyoz' kod adlı darbe planı ilk olarak 20 Ocak 2010'da Taraf gazetesinde yayımladı. Plan, toplumda kaos ortamı oluşturabilmek için camileri bombalamayı, Türk jetini düşürmeyi, Hava Müzesi'ni basmayı öngörüyordu.

Aynı gün soruşturma başlatıldı. İstanbul Başsavcı Vekili Turan Çolakkadı tarafından görevlendirilen özel yetkili savcılar Bilal Bayraktar, Mehmet Berk ve Ali Haydar, 22 Şubat 2010 tarihli ilk operasyon kapsamında emekli Orgeneral Çetin Doğan'la birlikte çok sayıda emekli ve muvazzaf askerin gözaltına alınması talimatını verdi. Bu arada, İstanbul Başsavcısı Aykut Cengiz Engin de harekete geçti. Doğan'ın tutuklanmasından bir gün sonra 27 Şubat 2010'da İstanbul Emniyet Müdürlüğü ve İstanbul Merkez Komutanlığı'na yazı yazarak 'Balyoz' soruşturmasını yürüten savcıların talimatlarının başsavcı vekillerinin izni olmadan işleme konulmamasını bildirdi. Engin, bir hafta sonra bu talimatını geri aldı ve soruşturmaya yeni koordinatör savcı olarak Selim Berna Altay'ı atadı. Altay bu görevi istemeyince bu kez Süleyman Pehlivan görevlendirildi. Pehlivan'ın koordinatörlüğünde savcılar bu kez 5 Nisan 2010'da Balyoz soruşturmasında üçüncü bir operasyonla 98 şüpheli hakkında gözaltı kararı verdi. İstanbul Merkez Komutanlığı'nın, Engin'in talimatı geri almasına rağmen gözaltı kararlarını uygulamadığı ortaya çıktı. Gözaltı kararı uygulanmadığı gibi Başsavcı Engin iki balyoz savcısını görevlerinden aldı. Murat Yönder ve Mehmet Ergül dosyada görevlendirilen yeni savcılar oldu. Dosya dördüncü kez el değiştirdi. Başsavcı Vekili Turan Çolakkadı, soruşturmanın devam ettiğini ve gerekli görülmesi halinde 25'i muvazzaf olan 98 şüphelinin ifadesinin alınacağını açıkladı. Ancak aradan 20 gün geçmesine rağmen herhangi bir işlem yapılmadı.

5 Nisan 2010'daki operasyonda İstanbul Nöbetçi 10. Ağır Ceza Mahkemesi'nce sorgulanan eski Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri emekli Orgeneral Şükrü Sarıışık, emekli Tümgeneral Nuri Ali Karababa, Kurmay Albay Mümtaz Can, emekli Tümgeneral Behzat Balta, emekli Tuğgeneral Halil Kalkanlı ve emekli Tümgeneral Tuncay Çakan "cebir ve şiddet yoluyla Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmak" suçundan tutuklanmıştı.

5 Nisan'da haklarında gözaltı kararı verilen 25 generalden bazılarının isimleri şöyle: Nejat Bek (Korgeneral), Kadir Sağdıç (Koramiral), Mehmet Otuzbiroğlu (Koramiral), Levent Görgeç, Ahmet Yavuz (Tümgeneral), Gürbüz Kaya (Tümgeneral), E.Caner Bener (Tuğamiral), Ali Aydın (Tuğgeneral), Tevfik Özkılıç (Korgeneral), Korcan Polatsu (Tümgeneral).