harp okulu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
harp okulu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Mayıs 2012 Pazartesi

Kuleli satılıyor mu / Namık Çınar

Çocukluğumun geçtiği okullardan biridir benim, Kuleli. Ve ben, kişilik özelliklerim bakımından iyisiyle kötüsüyle “beni ben yapan” çocukluk dönemlerimin, yaşamımdaki en önemli süreçler olduğunu da bilirim.

Ev kavramım olmamıştır hiç benim. Beni koca kentten ve sanki hep sıcak imişler hissine kapılarak imrendiğim insanlardan saklayan, soğuk birer kuvöz gibiydiler Selimiyeler, Kuleliler ve Erzincanlar. Mutlaka ev denecekse, işte o soğuk avlulu devasa kışlalardı benim evlerim.

Şairin dediği gibi, ben gurbette değildim. Gurbet benim içimdeydi. Neresi için beslediğimi bilmediğim bir daüssıla duygusuyla birlikte büyüyerek öğrenecektim, eğer öğrendimse birazcık olsun insan olmayı.

Kuleli, sizin ancak kare tarzındaki biçiminin boğaz boyunca uzanan bölümünü görebildiğiniz, aşağı yukarı 1840’lardan beri yaşayagelen tarihsel bir yapıdır. Ufak tefek değişiklikleri saymazsak, bugüne kadar hep askerî lise olarak işlev görmüştür. Türk ordusunun son iki asrındaki subaylar için, böylesine onursallığı ve ruh doygunluğunu başka hiçbir kurumda duyumsayamayacakları bir fenomendir. Askerlikte hemen her şey erkeksi olmakla beraber; çünkü Kuleli onlar için, aynı zamanda bir“anne”dir. Soğuk gibidir, müşfik görünmez, kucağına alıp şımartmaz; ama ne yapalım ki gene de bir annedir. Annesini yitirmek insanlar için ne ise, Kuleli’yi yitirmek de subaylar için öyledir.

Şu sıralarda emeklisiyle muvazzafıyla, bütün subayların ağızlarında ağıt gibi dolaşan bir söylenti var. Aynı zamanda gazetelerde de yazılıp çiziliyor. Deniyor ki, “hükümet üst komuta heyetiyle anlaşmış, Kuleli satışa çıkarılacakmış. Otel filan yapacaklarmış”.

Kulaktan kulağa yayılıp duran bu lâflar ne denli doğrudur, bilmiyorum. Eğer doğru değil de, cesaretle inisiyatif alarak ordudaki darbeci unsurların üzerine giden AKP’ye karşı subay kitlesinin nefretini perçinlemek amacı güden bir operasyonun marifetiyse, mesele yok. Çıkar gerçeği söylersiniz, olur biter. Fakat öyle değil de doğruysa eğer, bilesiniz ki benim de söyleyeceklerim var o vakit.

Neme lâzım, ben gene de doğruymuş gibi yapıp, birkaç şey diyeyim istiyorum.
Bakınız Sayın Başbakan, yaptığınız iyi işlerden dolayı destek verdiğimi anımsatmak isterim, önce size. Ama güç, hiç ummadığım ve delikanlılığınıza nedense bir türlü yakıştıramadığım tarzda ele geçirdi de, ne oldum delisi mi yaptı sizi; ya da yoruldunuz mu nedir, giderek sapıtmaya başladınız son günlerde. Yanlış şeyler söylemeye, yanlış önerilerde bulunmaya yöneldiniz hemen çoğu konuda; farkında mısınız acaba?

Bana kalırsa, kendi hesaplarına sözde tiyatro yapan Müjdat Gezenlerin, Levent Kırcaların, Ferhan Şensoyların bardağı taşıran gerici siyasal yaklaşımlarına, siz de başka bir gericilikle tepki vererek; örneğin Şehir ve Devlet Tiyatrolarını özdeşleştirmiş olduğunuz öylelerinden âdetâ intikam almak üzere, nasıl ki darmadağın etmeye kalktı iseniz; korkarım Kuleli’ye de, imam-hatiplere tavır alan darbeci generallere ders olsun diye aynen öyle yapacakmışsınız gibi duruyorsunuz.

Böyle hataları nasıl olur da yaparsınız, Allah aşkına? Hiç mi değerlendiremiyor, hiç mi göremiyorsunuz?
Bir kere Kuleli bir tarihtir, her şeyden önce. Siz ki muhafazakârlıklarla övünen biri olarak, o tarihsellikleri hangi akla hizmetle yok etmeye cüret edersiniz? Galatasaray Lisesi’ni ya da İstanbul Erkek Lisesi’ni kaldırabilir misiniz ki, Kuleli’yi kaldırasınız?

Kaldı ki, Türkiye’nin oligarşik yapısında yer alan darbeci generalleri değil, ordunun kanter içinde görev yapan emekçi subaylarını temsil etmeye yaraşan ve yakışan bir okuldur orası. O yüzden eğer bunu, ordudaki vesayetçi militarizmin kaynaklarını kurutmaya yönelik bir tasarruf sanıp da yapıyorsanız, biliniz ki aldanıyorsunuz.

Öyle değildir kazın ayağı. Askerî lise, askersel iklimdeki duyguların ergenliğin izdüşümüne denk gelen çocukça ve masalsı boyutunu simgeler daha ziyade.

Harp Okulu şovenliğin ilk tezgâhıdır. Ama ne olursa olsun, o şovenlik bile babasınınkinden bozma sarkık bir ceket gibi eğretidir henüz üstünde. Kerime Nadir’in Hıçkırık’ındaki Harbiyeli Kenan’a öykünme fantazyalarından öteye gidemeyen bir yaşın, olsa olsa gönüllü bir oyuncağıdır yalnızca.
Militarizmin siyasal teçhizatları Harp Akademilerinde kuşanılacaktır, asıl.

Şunu hiç kimseler çıkarmasın aklından:
Kendi tekellerindeki siyasallıklardan hiçbir askerî kesime zırnık dahi koklatmayacak olan haris ve hasis generaller, tüm subay ve astsubayları lojmanların ve orduevlerinin tel örgüleri içine hapsederlerken, kendileri sivillerin her sektördeki seçkinleriyle akıl almaz yoğunlukta ilişkiler kurarak, vesayetlerini ve çıkarlarını öylelikle tesis etmişlerdir.

İşte bu nedenlerledir ki, yanlışlıklar yapıp subayları generallerin safına daha fazla itmeyiniz. Onlar olmadan reformların tekini bile yapamazsınız. Bunu sadece generallerle kotarabileceğinizi söyledilerse, kandırmışlar sizi. Halk çocuklarının okuduğu bu okulu sakın ola ki kaldırayım demeyin. Batı’da artık askerî lise kalmamış olsa bile, bırakın bize özgü olarak bu kalsın.

Zira Kuleli subay ruhunun tarihsel ve simgesel onurudur. Onur nasıl ki hiçbir şekilde satılamazsa, Kuleli de hiç bir şekilde satılamaz.

26 Nisan 2011 Salı

57. Alay'a vefa / Kadir Dikbaş

Çanakkale limanından kalkan feribot, karşı yakadaki Eceabat iskelesine yöneldiğinde Gelibolu Yarımadası'nın Boğaz'a bakan yamacında "Dur yolcu, bilmeden gelip bastığın, Bu toprak, bir devrin battığı yerdir" dizesi selamlıyor sizi.

Evet burası, bir devrin battığı, bir milletin yeniden şahlandığı, bir "hilal" uğruna destanlar yazdığı yer.

Bundan tam 96 yıl önce, milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy'un, "Kimi Hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne bela... Hani tauna da zuldür bu rezil istila..." diye tarif ettiği Çanakkale savaşları başlamıştı.

Dün Anzak Koyu'nda, binlerce Anzak torunu, dedelerinin 96 yıl önce aynı gün aynı saatlerde yaptığı çıkarmayı anmak için "Şafak Ayini"nde buluştu. Aynı dakikalarda, şehitlerimiz anısına düzenlenen, 54 üniversite, 3 harp okulu ve askerî liselerin öğrencileri ile sivil toplum kuruluşlarından 10 bine yakın kişinin katıldığı "Ata'nın Yolunda 57. Alay Yürüyüşü" (Bigalı köyünden Conkbayırı'na) vardı.

25 Nisan 1915'te, şafak vakti Arıburnu'ndan başlayan düşman çıkarmasına ilk karşı koyan kuvvet, 27. Alay ile çıkarmayı haber alır almaz bulunduğu Bigalı köyünden harekete geçen 57. Alay'dır. 57. Alay'ın tamamı şehit düşmüş ama sancağı yere düşürmemiştir.

57. Alay Şehitliği'ni geçen yaz ziyaret etmiştim. Şehitler anısına yapılan anıt, dökülmeye yüz tutmuştu. Şimdi o anıt yenilenmiş. 24 Nisan günü Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu tarafından açıldı.

Şehitliğin yenilenmesini üstlenen şirket, "Tarihe Saygı" projesi çerçevesinde 2006 yılından bu yana Gelibolu Yarımadası'ndaki köylerde ve Eceabat ilçesinde sosyal sorumluluk projeleri gerçekleştiren Opet. Şirketin Yönetim Kurulu Üyesi Nurten Öztürk, "Yenilemeye aralık ayında karar verildi. Ocakta protokol imzaladık. 25 Nisan'a yetiştirmek için kış şartlarında, çok hızlı çalışmamız gerekiyordu. Ve yetiştirdik." diyor. Öztürk, 2005 yılında geldiği Çanakkale'de bir vatandaşın, "Opet'in örnek köy projesini neden Gelibolu'da da yapmıyorsunuz?" sorusu üzerine, "örnek köy" için geldiklerini ve projenin zaman içinde "Yarımada Projesi"ne dönüştüğünü belirtiyor.

Öztürk'ün verdiği bilgiye göre, anıt için yapılan harcamalar dahil Gelibolu için toplam 10 milyon dolar harcamışlar "Tarihe Saygı" kapsamında.

Yenileme çalışmalarının tarih danışmanı olan 18 Mart Üniversitesi'nden Yardımcı Doç. Dr. Burhan Sayılır, mezar taşlarındaki yanlış isimlerin ve eksikliklerin düzeltildiğini, 322'si mezar taşlarında, 1.495'i anıtta olmak üzere 1.817 şehidimizin adının şehitliğe yazıldığını söylüyor. Sayılır'ın söylediğine göre, yarımadada 56 Türk, 36 da yabancı anıt ve mezarlığı bulunuyor. İşgal güçleri, Mondros'tan hemen sonra yapmışlar anıtlarını, şehitliklerini. Biz de yapmışız ama Mondros Mütarekesi'yle Gelibolu'ya çıkan işgalciler, yapılan üç anıtı dinamitlemiş. Bu bilgileri veren Doç. Dr. Sayılır, "Dinamitlenen anıtlar Anafartalar, Kanlısırt ve Seddülbahir'de yapılmıştı. Bu üç anıt aslına uygun olarak yeniden yapılmalı." diyor.

Eceabat Kaymakamı Bülent Uygur ise önümüzdeki birkaç yıl içinde 9 tane daha şehitlik yapılacağını, Çevre Bakanlığı'nın 80 milyon TL'ye mal olacak milli park simülasyon merkezinin de yakında bitirileceğini söylüyor. Kaymakamlık, Çanakkale Savaşı'nı anlatan bir de kısa film yarışması düzenleyecek.

Çanakkale deyince, Türkiye'nin neresinde olursa olsun insanların içi "cız" ediyor. Onun içindir ki, her yıl 2,5 milyon insanın ziyaret ettiği bir mekân burası. İnsana huzur veren bir havası var. Tepelerin sert rüzgârı bile içinizi ısıtıyor.

Böyle bir mekânda, hem buraya gelen ziyaretçilerin ihtiyaçlarına cevap verecek tesislerin olması hem de tarihi ve tabii dokunun titiz bir şekilde korunması, şehitlerimizin ruhunu rahatsız edecek uygulamalara izin verilmemesi gerekiyor.