5 Haziran 2012 Salı

Bağcı dövmek yerine / Mümtazer Türköne


Kılıçdaroğlu'nun Kürt sorununun çözümüne yönelik on maddelik teklifi hakkında "bizim bağcıyla işimiz yok" diyen Başbakan, kapıları açık tutuyor. Kılıçdaroğlu'nun dosyasını hazırlayıp çarşambaya randevu alması bile parti rekabetinde farklı bir evreye girdiğimizin işareti.

Başbakan yapıcı bir öneriye, yapıcı bir karşılık veriyor. Öbür tarafta, Anayasa Uzlaşma Komisyonu'nda işler iyi gidiyor. Maddeler tek tek ete kemiğe bürünüyor. Üzerinde uzlaşma sağlanamayanlar ise, süreci tıkamamak adına erteleniyor. Gündeme giren tartışmaların tamamında aşırı bir sertlik havası yok. Herkes pireleri yok etmek yerine yorgana odaklanmış durumda. Gözlemim yanlış mı? Ülkemize bir uzlaşma havası egemen oluyor. Toplum uzlaşma talep ediyor. Siyaset de bu talebe karşılık verip uzlaşma üretiyor.

Acaba Bekir Bozdağ'ın, özel yetkili mahkemeleri tartışmaya açması da, bu genel uzlaşma arayışının işaretlerinden biri mi? Pazar günü Faruk Mercan'ın programına katılan Bozdağ, bu mahkemelere öteden beri itirazlar olduğunu, bu yüzden "hem hükümetin, hem de Meclis'in" bu işe bakması lâzım geldiğini söylüyor. Bu önerinin Başbakan'ın bilgisi dışında gündeme gelmesi imkânsız. Bu öneri ile CMK'nın 250. maddesinin değiştirilmesi söz konusu. Meclis'teki son yargı paketine, bu madde ile ilgili yeni bir düzenlemenin eklenmesi özel yetkili mahkemeleri kaldırmak için yeterli. Sonuç ne olur? Ergenekon ve Balyoz davası tutuklularının neredeyse tamamı serbest bırakılır. Özel yetkili mahkemelerin kaldırılması, özel olarak bu amaca hizmet eder.

Bu öneride inanılması çok güç bir tuhaflık var. Önceki hafta ses kaydı ortalığa düşen amiral de tam olarak bunu söylüyordu. Hani şu bugünün güç sahiplerini aç bırakmaktan, iç savaş çıkartmaktan ve ülkeyi ekonomik krize yuvarlamaktan, Türkiye'yi yok etme pahasına intikam almaktan bahseden amiral. Genelkurmay'da bir çalışma yürütüldüğünü ve Bakan'ın önerisi olarak Meclis'e bir tasarı geleceğini ve kanunlaşınca da iki ay gibi kısa bir sürede dışarı çıkacaklarını söyleyen kişi.

Çeteler sayesinde komplolarla yatıp, komplolarla kalkmaya alışmış bir toplum olarak hemen sorabiliriz: Neler oluyor? Bu nasıl bir komplo? Hükümet kandırıldı mı? Bir şantaja mı boyun eğiyor? Belki de bu önerinin arkasında tam tersine bir plan var. Genel bir uzlaşmanın sonucu olarak darbeciler serbest bırakılacak ve defter kapatılacak. Demokrasi sağlam garantilere kavuşacak. Herkese yeni bir başlangıç yapmak imkânı tanınacak? Bir başka ihtimal, hükümet inisiyatif geliştiriyor ve durumu kontrol altına alıyor. Bir iyi niyet gösterisi ile liderlik geliştiriyor ve herkesi ikna ediyor.
Bozdağ'ın, tutuklu amiralin irade dışı sabotajına rağmen bu tartışmayı başlatması, durumun çok ciddi ve takvimin planlı olduğunu gösteriyor. Bize düşen ihtimalleri öngörmek. Ergenekon hafife alınacak bir örgüt değil. Gladio ile mukayese edilirse Türkiye'de 200 bin civarında her an seferber edebileceği topluma nüfuz etmiş kadrolarının olması lâzım. Son Fenerbahçe provokasyonlarında bu para-militer örgütün yönlendirmelerde bulunduğu ortaya çıkarsa kimse şaşırmamalı. Büyük bir örgüt, durum kontrolden çıktığı için iş göremez vaziyette. Taşlar yerli yerine oturur oturmaz, yani devam eden davaların baskısı biter bitmez aslî vazifesine dönebilir. Türkiye karışabilir. Hem de çok fazla karışabilir. Bir rövanş dönemi başlayabilir.

Üzüm yeme niyeti hepimiz için bir ortak payda olabilir. Peki gözünü bağcıya dikip, fırsat kollayanları ne yapacağız?
CHP'nin Kürt sorununun çözümü için getirdiği öneri, "Akil İnsanlar Grubu" üzerine inşa ediliyor. Bu önerinin daha önce Öcalan tarafından yapılmasına takılmamalıyız. CHP'nin önerisi katılıma, demokrasiye ve iyiniyetli bütün katkılara açık bir model getiriyor. İnisiyatifi de hükümete veriyor.

Bağcı dövmeye niyetlenenleri gözden kaçırmadan üzüm yemeye gelenlere kapıları sonuna kadar açmamız lâzım. Birlikte bakarsak dağlar bağ olur ve bu zengin ülke hepimize yeter.