Askeri vesayetin geriletildiği, sivil ve demokratik alanın genişletildiği bir sürecin tam içinden geçiyoruz. Adını net koyalım; dönmekte olduğumuz yol, yarı zamanlı demokrasiden tam zamanlı demokrasiye geçiş için tarihi bir kavşaktır. Görüldüğü gibi, Eski Türkiye’den Yeni Türkiye’ye geçiş kolay da olmamaktadır. Bazı kurumların, kişilerin, bazı siyasal akımların direnişi; kara örtü kaldırılıp gerçek demokrasi ülkenin üzerine örtüldüğü güne kadar sürecektir.
Türkiye, bu yolun belki zor ve çetrefilli örneklerinden birisidir ama yalnız değildir. Sadece yasal düzenlemeler açısından değil, faili meçhuller, Ergenekon ve Balyoz gibi davalarda da yalnız değildir. Bu tür süreçleri benzer davalarla yaşayan ve bugün başarılı demokrasiyi temsil eden ülkeler var. Onların tecrübelerine bakalım.
Prof. Narcis Serra, Franco sonrası demokrasi sürecine giren İspanya’da 1982-90 yılları arasında 8 yıl Savunma Bakanlığı görevinde bulundu. Görev süresi boyunca ülkesinin sivil-asker ilişkilerinin doğal seviyesine gelmesi yani demokratikleşmesi için büyük katkılar verdi.
Serra, ülkesinde yaşanan ve kendisinin de önemli bir aktörü olduğu askeri vesayetten demokrasiye geçiş tecrübesini “Demokratikleşme Sürecinde Ordu/ İletişim Yayınları” kitabında anlatıyor. Türkiye’nin içinden geçtiği süreci önemseyen ve dahası yaşananların neye tekabül ettiğini anlamak isteyen herkesin okuması gereken bir kitap.
Askeri vesayetin geriletilmesi için neyin nereye kadar yapılabileceği ve eğer atılacak siyasi ve hukuki adımlar yavaşlayacak olursa, sürecin kolaylıkla eskiye dönebileceğini anlamak için benzersiz bir çalışma.
Serra, en temel çelişkiyi “Muhafızların muhafızlığını kim yapacak?” Sorusunu hatırlatarak başlıyor. Kim ve nasıl?
Kısa özetlerle anlatalım.
“Askerler iş başındaysa demokrasi yoktur... Ama sivil hakimiyet de zaman gerektirir; otoriter bir rejimin hemen ertesinde, bir gecede hayata geçirilmez.” Serra otoriter rejimin ardından demokrasiye kadar yaşanan döneme “sağlamlaştırma süreci” adını veriyor. Bizdekinin aksine İspanya’da sadece iktidar değil muhalefet de sivilleşme için tam destek vermesine ve Kral da aynı safta kararlılıkla yer tutmasına rağmen “bütün bir demokrasiye geçiş süreci 13 yıl gerektirdi.”
Türkiye, bütün sansasyonel adımlara ve keskin hukuki davalara rağmen, atılacak adımlar bağlamında hala yolun başındadır, bunu unutmayalım.
Serra da kitabında sık sık şu cümleyi söylüyor: “Bir daha tekrarlayayım, bütün bu adımların atılması zaman gerektirir! Her şey bir yana ordunun önce imtiyazlarının sonra da özerkliğinin kayba uğradığı fikrini kabul etmesi için yeni siyasi sistem aşamalı olarak yerleşmiş ya da meşruiyet kazanmış görünmelidir... Süreçte yavaşlıklar kimseyi şaşırtmamalıdır.”
Peki, siyasal istikrarsızlık ve reformların tamamlanamaması süreci nasıl etkiler?
Latin Amerika örneği... “Hükümet temel dayanağı olan içteki birliğinden kaynaklanan sorunlar nedeniyle zayıfladığında, muhalefetin ve askeriyenin başkaldırısı büyüdü. Bu zayıflıklar, silahlı kuvvetlerin haklarını ve ayrıcalıklarını kaybettikleri süreci geri çevirmiştir.”
Türkiye ile birebir benzerlik arzeden bir analiz ise şu:
“Sağlam bir seçmen çoğunluğu, özellikle ordu reformunun başlarında her adımın başarıyla yerine getirilmesini temin etmek için gerekli bir öğedir. Aksi takdirde, askerin direnişinin arttığına tanık olabiliriz.”
Peki ne yapmalı? Bu sorunun cevabı aynı zamanda Türkiye’nin bugün bulunduğu noktadan sonrasını; yani bir bölümünü aştığı ama önemli bir bölümü hala bekleyen bir yol haritasını da aydınlatıyor. Özetleyelim:
“Ulusal savunmayla ilgili mevzuatın değiştirilmesi. Sivil kurumların silahlı kuvvetler üzerindeki denetimlerin niteliğini tanımlamak. Savunma Bakanı’nı güçlendirmek ve Başbakan’ın bazı rollerini ona devretmek. Askerlerle ortak karar alma organlarının (Türkiye’de MGK, TMYK gibi) başbakana, bakanlara danışma organına dönüştürülmesi. Devlet ve askeri istihbarat sistemlerinin sivil denetimi garanti edecek şekilde tanımlanması. Daha çok yetişmiş sivil personelin askeri birimlerde istihdam edilmesi. Askeri yargı sisteminin tümden reforme edilmesi. Yönetimin aslen sivil sektörlerinde (polis ve istihbarat) askeri varlığın azaltılması. En önemlisi de mesleği dönüştürmek. Askerin siyasal (otokratik) eğilimlerden arındırılması ve Harp Okulları müfredatının değiştirilerek insan hakları eğitimi verilmesi.”
Serra, İspanya’nı da demokratikleşme yolunda tecrübe ettiği daha birçok örneği kitabında anlatıyor.
Bu değerli çalışmayı okumayı ve üzerinde tartışmayı öneriyorum.