17 Aralık 2010 Cuma

Balyoz Davası’nı anlamak için... / Sanem Altan

Bir dakika duralım ve ünlü filozof Descartes’ın dediğini yapalım... Ne diyor Descartes?
“Kafalarınızın içini boşaltın, bir masanın üstünü boşaltır gibi...”
Ve devam ediyor:
“Sonra her şeyi yeniden yerleştirin.”
Bana sorarsanız kafaların içini boşaltmanın tam zamanı.
Çünkü kafalarımızın içi çok karıştı.
Her şeyi boşaltıp yeniden yerleştirme zamanı.
Çok soru var... Çok da cevap olmalı.
Balyoz Darbe Planı davası dün başladı. Kimisi delillere gözünü tümüyle kapamayı tercih ediyor, kendisi yok sayarsa o gerçekler de yok olurmuş gibi...
Kimisi 196 sanığın tümünü suçlu ilân ediyor, kendisi o kararı aldıysa başka gerçekler onu ilgilendirmezmiş gibi...
Kimisi “Cumhuriyet tarihinin demokrasi ve hukuk açısından en önemli davası” diyor...
Kimisi “İlk balyoz hükümetten” yakıştırmasını yapıyor...
Kimisi içerik ve usulle ilgileniyor...
Kimisi davaların kime açıldığıyla ilgileniyor...
Kimisi Balyoz Davası’na bakan 10. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı’nın görevden alınmasını destekliyor..
Kimisi başkanın değişmesini çok manidar buluyor...
Kimisi doğru söylüyor...
Kimisi yalanı ‘doğru’ söylüyor...
Kimisi ise koca bir yalancı...
Ama bir de ne kadar direnirsek direnelim “gerçekten” gerçekler var...
O gerçeklerle bizim algımız arasına yerleşmiş ve yıllar içinde oluşmuş “inançlar, takıntılar, kızgınlıklar” var.
“Masamızın” üstü dolu...
Descartes’ın dediği gibi ve yeni gerçekleri o “eski” eşyaların konumuna göre yerleştirmeye uğraşıyoruz.
Önce masayı boşaltmalı.
Daha önce hiç görülmemiş, rastlanılmamış “darbe” davalarını, askeri yolsuzlukları, askeri vesayetin tükenişini algılayacak, anlayacak, ayrıntılarıyla kavrayacak ve hepsini yerli yerine yerleştirecek “temiz” bir zihin oluşturmalı.
Sonra bütün yaşananları oraya teker teker, düşünerek, tartarak yerleştirmeli.
Bunu yapmadıkça, “dolu bir masaya” yeni gerçekleri sığdırmak mümkün olmuyor. Gerçekler zihnimize yerleşirken orasından burasından kırpılıyor, kırılıyor, bükülüyor.
Bizim zihnimizin gerçekleri bozması, gerçekleri değiştirmiyor.
Sadece bizi olanları kavrayamayan bir şaşkın durumuna düşürüyor.
Olaylar yeni, masa eski.
Önce masayı boşaltıp yenilemeli.
Gelişmelerin böylesine hızlı gerçekleştiği bir ülkede, eski masa yeni olayları taşımaya yetmiyor çünkü.