Tüm karargâhlara, Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un, önceki gece Star televizyonuna verdiği “Söyleşisini” izlemeleri için sözlü talimat gidiyor. Keza izindeki askerlere de, telefonlar edilerek komutanlarının açıklamalarını izlemeleri isteniyor. Orgeneral Başbuğ, yaş haddi nedeniyle dört yıl yerine iki yıl yaptığı Genelkurmay Başkanlığı görevinin bitimine bir ay kala, hem kamuoyunu hem de askerleri etkileme ve yönlendirme amaçlı “Söyleşi” adı altındaki “Konuşmasını” yapıyor.
Başbuğ, Genelkurmay Başkanlığı’nda görevli Albay Dursun Çiçek’in, üzerinde ıslak imzası bulunan İrticayla Mücadele Eylem Planı’nın, “Malum” gazete diye nitelendirme cesaretini gösterdiği Taraf’a polis tarafından sızdırıldığını iddia ediyor. Başbuğ’un, bazı selefleri gibi fişleme yapma ve kurumlararası kavga çıkartma konusundaki hatalarını tekrarlama konusunda belli ki hiç endişesi yok. Nasıl olsa, TSK’ya hesap soran, gerektiğinde dokunan siyasi irade ve parlamento yok.
Sokaktaki polis, demez mi, “TSK’nın en tepesindeki isim, bizi ülke, millet düşmanı şeklinde hedef gösteriyor,” diye. “Malum gazete” ifadesiyle de Taraf’ı ve çalışanlarını hedef göstererek suç işliyor. Ben buradan soruyorum; andıçlarla; basını, iş dünyasını ve diğer kesimleri hedef haline getirip, vatandaşın sağladığı imkânları yine vatandaşa karşı kullanmayı halen nasıl hak olarak görebiliyorsunuz?.
Orgeneral Başbuğ, giderayak yaptığı konuşma, genelde TSK’nın içine girdiği savunma psikolojisini yansıtır nitelikteydi. Star TV’deki konuşması, dikkat ettiyseniz, savcılığın, “Sarıkız”, “Ayışığı” gibi darbe planlarının yer aldığı Darbe Günlükleri soruşturması ile Balyoz darbe planıyla ilgili soruşturmanın birleştirilmesi kararının hemen sonrasına rastlıyor.
Savcılık, ayrıca, Balyoz’a dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman’ı da dâhil etti. Hatırlarsanız Yalman bir açıklamasında, “O dönemde kurmay başkanım da İlker Başbuğ’du,” demişti.
Şimdi Başbuğ’un, Balyoz dâhil devam eden darbe tertipleri iddialarına ilişkin mahkeme süreci devam ederken, yeniden bu konularda fikir beyan etmesine ne gerek var? Oysaki, bir yandan aleni yargıya müdahale etmeyi sürdürürken bir yandan da birilerini yargıya karşı açıkça kolluyormuş izlenimini veriyor.
Başbuğ’un önceki günkü konuşmasından, iktidarıyla, muhalefetiyle çok önemli dersler çıkartmaları gerekiyor. Bu dersin başında, askerin siyasi açıklamalar yapmasının önünün kesilmesi ve terörle mücadelede siyasi çözümler üretme kültürüne yeniden yoğunlaşılması geliyor. Dolayısıyla demokratik açılımın, yasal düzenlemelerle içinin doldurulması elzem.
Türkiye’de hantal bürokratik yapının yerine çağdaş bürokratik anlayışın yerleştirilmesi için çabalar devam ediyor. Aynı çabaların, TSK’nın hantal bürokratik yapısının değiştirilmesi için de gösterilmesi gerekiyor. Bu hantal bürokratik yapı, 21. yüzyılın gereği olan esnek, vurucu gücü yüksek ama sayıca küçük bir ordunun kurulması önünde ciddi engel olarak duruyor. Bu bürokratik yapı, dolayısıyla ulusal düzeyde silah üretimlerinin de önünü kesiyor. Bugün halen İsrail ve ABD’den, istihbarat toplamada önemli yer tutan insansız hava araçları (İHA) alıyoruz. Devletin kontrolsüz biçimde gelişigüzel yerleştirdiği mayınların patlaması sonucu ortaya çıkan can kaybını önleyici zırhlı araç üretiminde de Türkiye çok geç kalmış durumda.
Türkiye, Amerikan General Atomics yapımı GNAT İHA’larını 1994 yılında envanterine aldı. Siyasi irade eksikliği ve dolayısıyla hantal bürokratik yapı olmasaydı, bu silahlar 10 yıl önce Türkiye’de üretilmiş olurdu. Keza, mayınlardan da koruyan yerli Otokar firmasının ürettiği zırhlı araçların envantere girmesi yalnızca dört yıl öncesine dayanır. Bu araçların ilk denemesi, 1996 yılında yapıldı, hızlı karar alınıp, 10 yıl önce seri üretimine geçilebilirdi. Daha binlerce örnek verilebilir.
Aslında çoktandır sözün bitip, siyasetin çözüm üretmesi gerekiyordu. Olmuyor, olmayınca da meydan, siyaset değil ciddi özeleştiri yapması gerekenlere kalıyor.