25 Ağustos 2011 Perşembe

Hayata döndürülen astsubay şehit oldu

Diyarbakır'ın Ergani ilçesindeki terör saldırısında yaralanan ve duran kalbi çalıştırılan Astsubay Ahmet Yumak, hastanede yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı.
Diyarbakır'ın Ergani ilçesi kırsal kesiminde pusu kuran PKK'lıların açtığı ilk ateşte, biri astsubay 4 asker yaralanmıştı. Kalbi duran Astsubay Ahmet Yumak yapılan müdahaleyle hayata döndürülmüş, Ankara Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nde tedavi altına altına alınmıştı. Yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayan astsubayın baba evi Afyonkarahisar'ın Sandıklı ilçesine ateş düştü.

Karargâhın iç sorunu / Okan Müderrisoğlu

Ortam dinlemesindeki ses kaydı eski Genelkurmay Başkanı Org. Işık Koşaner'e ait olsa da olmasa da yansımaları çok önemli. Kabul edelim ki Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yıllarca iç tehdit unsuru gibi sunduğu kesimler, "acı itirafları" rövanşist duygu ile değerlendirdiler. Duygusal, hatta ön yargılı yorumlar bir kenara bırakıldığında, sağduyulu kesimlerde bile E. Org. Koşaner'e atfedilen sözler sanıldığı kadar şaşkınlıkla karşılanmadı. Zira, yıllarca derinde tutulan ama son dönemde açığa çıkan gerçekler, askerin asli işine yeterince odaklanmadığını gösterdi. Daha doğrusu, sınırlı sayıda kurmay kadronun asli işinin yanında eş zamanlı olarak siyaseti dizayn etmeye çalıştığı kanısı artık toplumun geneline hakim oldu. Üstelik, askerin işini gücünü bırakıp siyaset yaptığı algısı öyle kolay kolay değişecek gibi değil. Bu yüzden, yeni anayasa çerçevesinde Türk Silahlı Kuvvetleri'nin, çağdaş demokrasilerdekine benzer yapıya oturması, kurumsal güvenilirlik katsayısının yükselmesi bakımından son derece gerekli.
***

Usulsüz dinleme ne kadar vahimse o dinlemeyi yapanın veya fırsat verenin, bizzat komutanla aynı ortamı paylaşanlardan biri olması ihtimali de o kadar vahim. İyi hatırlıyorum, Balyoz Darbe Planı iddiası gündeme geldiğinde, Genelkurmay Başkanlığı, belli başlı gazetelerin temsilcilerini, "plan semineri" konusunda bilgilendirme ihtiyacı hissetmişti. 1. Ordu Karargahı'ndan sızdırıldığı söylenen malum belgeler için dönemin Genelkurmay 2. Başkanı Org. Aslan Güner ile Adli Müşavir Hıfzı Çubuklu, sehven bir başka bilgiyi paylaşmıştı. "Sızdırılan belge, 1. Ordu'nun Harekat Planı" demeye getirmişlerdi.

Karargahındaki gizli belgeye sahip olamayan, stratejik iç değerlendirme toplantılarında gizliliği sağlayamayan, ortam dinlemesine karşı zafiyet içinde görünen TSK profili, yaşanan sürecin en fazla endişe veren boyutudur. Ve bu sorun sarmalı, "TSK'ya karşı asimetrik psikolojik harekat yürütülüyor" açıklamasıyla kamufle edilecek çapı aşmıştır.

Düşünün ki bu ülkede farklı kuvvet komutanlıklarının adli müşavirleri bir araya geliyor ve uzun tutukluluk süreleri ile özel yetkili mahkemeleri masaya yatırıyor. Bu toplantının Genelkurmay Başkanı'nın emri ile gerçekleştirildiği resmen duyuruluyor olmasına rağmen, "Karargâh'ta emri vaki hali var" havası yayılıyor. İşte orada durup düşünmek lazım.
 
Görünen o ki Yüksek Askeri Şûra sonrasında oluşan yeni komuta kademesinde henüz mutlak işbirliğinden, sivil demokratik standartlara hızlı uyumdan söz etmek için erken. Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel'e açılan kredi ne kadar büyükse, bu kredinin tüketilmesini ve normalleşme sürecinin geciktirilmesini isteyen irade de o kadar büyüktür! Üzerinde durulması gereken ana nokta burasıdır!

TSK'nın Islahı Şart / Hasan Celal Güzel

Türk Ordusu 'Peygamber Ocağı'dır; Attila'nın, Fatih'in, Atatürk'ün ordusudur. Doğru... Ordumuzu çok sever, ona çok güveniriz. Doğru... Bu millet, ordusunu ve askerini başının üzerinde taşır. Doğru... Ordumuz, dünyanın en güçlü ordularından biridir. Bu da doğru...
Lâkin aynı ordu içindeki bazı generaller, bu ülkede on yılda bir darbe yapmaktan ve silâhlarına sığınarak siyasete müdahale etmekten geri durmamışlardır. Bu darbeciler, milletin evlâtlarını 'irticacı' diye ordudan atmışlar; seksenlik nineleri başörtülü diye yanlarına yaklaştırmamışlar; Hükûmet aleyhinde andıçlar hazırlayarak, 'Balyoz' darbe plânları yaparak hukuku çiğnemişler ve bu büyük milletin gönlünü kırmışlardır.
Bugün en üst komuta kademelerine kadar çıktıkları anlaşılan darbeciler, antidemokratik darbe planları yapmaktan kendi asıl görevlerini ihmal etmişlerdir. Bunların yüzünden dünyanın en köklü silâhlı kuvvetleri, asırlık bir çınar gibi çürümeye başlamıştır. TSK'nın terörle mücadelede başarılı olamayışının da esas sebebi, Balkan Harbi'ndeki gibi siyasete müdahalesi olmuştur.
Bunlar da doğru...
***

Eski Genelkurmay Başkanı Org. Işık Koşaner'in internete düşen ses kaydı, TSK'yı yakından takip eden bir yazar olarak içimi sızlattı. Koşaner'in itiraflarında bahsettiği gerçekleri biliyordum ama bu itirafların bir Genelkurmay Başkanı tarafından yapılması ne acıdır...
Evvelâ şunu sormak istiyorum: İtiraflarda sözünü ettiğiniz kurum TSK mı, yoksa BBG evi mi? Bir Genelkurmay Başkanı'nın muhtemelen emrindeki komutanlara söyledikleri, nasıl olup da internete düşebiliyor?... 'Devlet sırrı' kavramı, ne yazık ki TSK tarafından ayağa düşürülmüş durumdadır. Koşaner'in söylediklerinin yayınlanması, Türkiye'ye ve TSK'ya ne kadar zarar verir, farkında mısınız?...
Ses kaydındaki şu ifadelere bakınız:
- 'Çatışma anında tim komutanlarımız mevziye silâhını bırakıp kaçıyor. 2 terörist, 30 askerimizi kaçırıyor. Yav rezalet! Biz bu eğitimi yapmamışız demektir. Sevk ve idare edememişiz.'
- 'Emir-komuta birliği sağlayamıyoruz. İHA'dan görüntü almak gibi bir nimet var, koordine edemiyoruz.
Hantepe'de böyle oldu, zamanında müdahale edemedik'.
- 'Karaltı gördük, kendi askerimizi vurduk'.
- 'Karakollar hatâlı, torbadan mevzi mi olur? Hâlimiz kepazelik!'
- 'Teknik imkânları kullanamıyoruz; eğitim ve tatbikatımız zayıf'.
Işık Paşa doğru söylüyor; onun deyimiyle hâlimiz 'rezalet ve kepazelik'tir...
Tamam da Org. Koşaner, bütün bunları düzeltme makamında ve sorumluluğunda iken, daha süresi olmasına rağmen, tutuklu generallerin tahliyesini ve terfiini sağlamak için makamını bırakıp gitmesine ne demeli?...
***

TSK'nın hâlipürmelâli böyleyken, üç gün önce Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Hayri Kıvrıkoğlu'nun, darbe teşebbüsünden yargılanan askerleri kurtarmak için toplantı yapması, bu acı manzaranın üzerine tüy dikmiştir. Yargıyı ilgilendiren bir meselede Kara Kuvvetleri'nde tutukluların durumunun görüşülmesi, açıkça bağımsız yargıya baskıdır ve hoş görülemez.
Gönül isterdi ki buna benzer toplantılar TSK'nın ıslahı ve darbecilerin tasfiyesi için yapılsın. Ayrıca, kanun teklifi verme konusunda tek yetkili mercii de TBMM'dir.
***

Açıkça görülüyor ki, TSK âcilen ıslaha muhtaçtır.
Bunun için Başbakan Erdoğan'ın hiç vakit kaybetmeden meseleye bizzat el koyması gerekir. Bu, TSK'nın kendi 'iç meselesi' olarak görülüp Hükûmet'ten ayrı düşünülemez. TSK süratle masaya yatırılmalı; hatâlar ve aksamalar ayrıntılı olarak tespit edilmeli ve 'TSK Reform Programı' hazırlanarak uygulamaya konulmalıdır.

Siyaset yapan ordunun başına bunlar gelir / Emre Aköz

Eski Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner'in internete düşen ses kaydını birçok açıdan "dinlemek" mümkün.
Bunlardan biri, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin "tecrübe biriktiremeyen" bir organizasyon olması...
Bence bu konu önemli... Çünkü bir ara TSK, "gerilla tipi savaşta başarı kazanmış tek düzenli ordu" diye bize sunulmuştu.
Daha da ötesi... "TSK, gerilla savaşına karşı öylesine tecrübeli ki benzeri bir soruna ülkelerin ordularına danışmanlık yapıyor" deniyordu.
Halbuki... Kah şiddetlenerek, kah sakinleşerek, 27 yıldır süren savaşın... TSK'ya ciddi askeri tecrübeler katmadığını... Edinilen tecrübelerin, kurumlaştırılmak yerine kişilerle birlikte yitirildiğini, Koşaner'in değerlendirmelerinden öğrendik.
***

Bakın komutan (özetle) neler diyor: "1) Her yere kontrolsüz mayın döşedik... 2) Emir komuta birliğini sağlayamıyoruz... 3) Çatışma anında tim komutanlarımız mevziye silahını bırakıp kaçıyor...
4) Eğitim zafiyeti nedeniyle terörist diye masum erimizi kendimiz vurduk... 5) Sınır karakollarımız hatalı yapılmış, Hantepe de hatalı.
Halimiz tam bir kepazelik...
6) İnsansız Hava Aracı (Heron) skandalında, teşkilat yapımızın yanlış olduğu anlaşıldı... 7) Elimizdeki teknik imkânları kullanamıyoruz, eğitim ve tatbikatımız zayıf..."
***

Eğer komutan, bunları sıralamayıp, tersine "çok başarılı" olduklarını söyleseydi, "akılsız" olduğuna hükmederdik.
Halbuki zekâsı yerinde.
Olayları nesnel biçimde değerlendiriyor.
Peki, niye düzeltmiyor? Niye işin doğrusunu yapmak üzere harekete geçmiyorlar?
Bunun en temel nedeni "siyaset". Bir ordunun üst kademesinde, "görev planı" yerine "darbe planı" yapılırsa, işte böyle olur.
Oramiral Özden Örnek, Deniz Kuvvetleri Komutanı olduğu gün, anı defterine ne yazmıştı? Hatırlayalım: "Artık bahriye işlerine daha az zaman ayıracağız!"
Düşünebiliyor musunuz? Komutanın pozisyonu yükseldikçe, "askerlikle" bağlantısı azalıyor, gırtlağına kadar siyasete bulaşıyor.
Peki, bu ne anlama geliyor?
Askerlikte emir-komuta zinciri çok önemlidir. "Yukarıdan" emir gelmeli ki kritik işler yapılabilsin.
Üst düzey komutanlar siyasetle uğraştığında, önemli işlerin planları yapılmamış, emirleri verilmemiş oluyor.
Geçenlerdeki toplantıyı hatırlayın:
Amiyane tabirle tam "Dakka bir, gol bir" durumu.
Çiçeği burnunda Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Hayri Kıvrıkoğlu, darbe suçlamasıyla yargılanan muvazzaf ve emekli askerleri kurtarmak üzere toplantı düzenliyor.
Olay ortaya çıkınca bu kez Genelkurmay Başkanlığı açıklama yapıyor: Efendim, "kurumsal görüşü belirlemek" için o toplantı yapılıyormuş. Öyle değilmiş de, şöyleymiş de...
Siyaset belasından kurtulamazlarsa, bu komutanlar da Koşaner gibi yakınmaya başlar.

Org. Koşaner'in sözleri itiraf değil özeleştiridir... / Mehmet Barlas

Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Işık Koşaner'e ait olduğu belirtilen ses kayıtları internet medyasında ve yazılı basında yayınlandığı ve yalanlanmadıkları için, bunlar üzerinden değerlendirme yapmak, herhalde gereklidir.
Öncelikle ben bunları "İtiraf" olarak değil çok değerli ve üzerlerinde önemle durulması gereken "Özeleştiriler" olarak görüyorum.
Terörle mücadele eden Silahlı Kuvvetler'in en üst komutanı "Durum Muhakemesi" yaparken böylesine açık, cesur ve insafsız eleştirilerle kendi kadrolarını uyarabiliyorsa, bu çok sağlıklı bir durumun yansımasıdır.
Demek ki "Kol kırılır, yen içinde kalır" veya "Mahallenin ayıbı mahallede kalır" anlayışına Türk Silahlı Kuvvetleri içinde yer yoktur.

Siviller de örnek almalı
Kendi hatalarını "Dışarıdan" bakarcasına görebilen ve eleştirebilen bir askeri kurum, bu hataları gidermek yeteneğine de sahiptir.
Keşke bu özeleştiri yapabilme ve hatalardan ders alabilme yeteneği, bazı "Demokratik" sivil kurumlarımız için de mümkün olsa.
Org. Koşaner'in çarpıcı eleştirilerinden bazıları, Türk Silahlı Kuvvetleri'ndeki her açıdan yeniden yapılanma gereksinmesinin kaçınılmazlığını da, tüm ilgili ve yetkililere yeniden hatırlatıyor. Siyaset takıntısının ve cuntacılık bağımlılığının, bazı komutanlara askerlik mesleğini unutturamadıkları da kanıtlanıyor.
Bu eleştirilerden bazılarını hatırlayalım:

Aklınız neredeydi?
Kontrolsüz mayınlar: Huduttakinin bile işareti yoktur. Adam gidiyor basıyor bilmem ne yapıyor. Haberimiz yoktu, ekip gönderdik. Şimdi ben desem ki yetkililere 'Yav bizimkiler mayın döşemişlerdi.
10-20 sene evvel. Başıboş bırakıp gitmişler.' Ne derler. Döşerken aklınız neredeydi derler. Maalesef döşeyen yine biziz değil mi?
Emir komuta birliği yok: Emir komuta birliğini bazen sağlayamıyoruz. Nerede bir operasyon, bir harekât, bir baskın vs ne varsa sorumlusu mutlaka bir komutanlık olacak. İşte bu Hantepe olayında operasyon yapan komutan daha doğrusu sorumlu komutan Birinci Tugay Komanda Tugay Komutanı idi ve kendisi arazideydi. Ama ekrana bakan komutanlığın ona müdahale yetkisi yoktu. Böylece bir koordinesizlik oldu zamanında müdahale edemedik.

Sözde karakollar
Karakollar hatalı: Arkadaşlar bir üssü, bir tepeyi, bir kritik araziyi korurken esas mevzi kazıp gömülmektir. Tabii kayalık sert yerlerdeyiz ve tabii kazıp gömülmek mümkün olmuyor çoğu zaman. Ne yapıyoruz o zaman? Kum torbasını üst üste koya koya kulübemsi karakolların etrafında nöbet kulübesi gibi böyle kulübeler meydana getiriyoruz. Bir de delik açıyoruz önünde buradan gelecekler bakacağız diye. Böyle bir koca hedef oluyor.

Teşekkür etmeliyiz
Halktan kopuk olmak: Halkın içinde olun. Kışladan lojmana lojmandan kışlaya dediğiniz zaman bunu anlayamıyoruz. Hakikaten bu söylenenler oluyor mu, halk buna ne diyor? Ne kadar destekliyor.
Ne kadar desteklemiyor. Yani bunları kimlerden öğreneceğiz? Sizden öğreneceğiz.
Evet... Bunlar Org. Koşaner'in özeleştirilerinin bazıları.
Bu değerli komutana teşekkür etmeliyiz.
Keşke mümkün olsa ve Koşaner'in gözlemleri kitapçık olarak bastırılıp bütün birliklere dağıtılsa.
Askeri okullarda da ideolojik eğitim yerine buna benzer mesleki çalışmalar ağırlıklı olarak verilse. Orduevlerinde "Başarısız cuntacılar" değil "Başarılı askerler" el üstünde tutulsa.

Predatörler Kandil’de kuş uçurtmaz ama... / Yener Dönmez


 
Türkiye ilk defa terörle gerçekten mücadele edilen bir döneme girme fırsatını yakalamış durumda. Bunun korunabilmesi ve sürdürülebilmesi için hepimize görevler düşüyor.
Modern dünya ordularının yaptığı biçimde hava harekatıyla başlayan mücadelede bazı risklerle karşı karşıyayız.
İlk risk kamuoyunda oluşan infialin baskısıyla kara harekatının erken yapılması.
Buna kuvvetler arası rekabetten kaynaklanan, bölgedeki kara birliklerinin bir an önce öne çıkmak için bastırması da eklenebilir.
Kara harekatı, ister istemez beraberinde kayıplar getiriyor. Bölge çoktan PKK tarafından mayınlanmış durumda.
Uzun süredir yüksek yoğunlukta çatışmaya hazırlanan PKK, kilit konumlardaki yerlere silah, mühimmat, yiyecek ve su yığınaklarını hazırlamış vaziyette. Erken başlayacak kara harekatı, çok sayıda tuzak, pusu ve şehit demek.
Modern orduların yaptıklarına bakın.

Örneğin ABD... Elinde hava gücü olduğu için, kara birliklerini sokmadan önce haftalar süren hava akınları düzenliyor. Düşmanını, başını kaldıramaz hale sokup, bütün lojistik imkanlarını bitiriyor. Yığınaklarını yok ediyor, psikolojisini çökertiyor. Daha sonra kara birliklerine sadece ilerleyip alan hakimiyetini elde etmek kalıyor.
Hükümet ve Ordu kamuoyu baskısına direnip doğru olanı yapmalı.
Erken kara harekatı birçok kazanımı tersine çevirir. Şu an psikolojik üstünlük Türkiye’ye geçmiş durumda ve bu kaybedilmemeli.
PKK minimum iki ay sürmesi gereken hava akınlarıyla perişan edilmeli. Kandil’de saklandıkları inlerinden başlarını çıkartamayacak hale gelmeliler. Geçen gün Dağlıca’da 13 PKK’lının Heron tespiti ve F-16 operasyonuyla yok edilmesi gibi yurtiçinde de aynı yöntem izlenmeli.
Predatörler de Kandil bölgesinde çok verimli kullanılıyor son 15 gündür.
Bir predatör 10 Heron’un yaptığı işe yakın iş çıkartabiliyor.
Predatörlerle Kandil’de kuş uçurtmamak mümkün.
PKK’nın kaya kırma makineleriyle yaptığı mağaralarda dayanma süresi çok sürmez.
Sonra örgütten kopuşlar, firarlar başlayacağı gibi yurtiçindeki unsurlar da dağılmaya başlayacak.
Yiyecek sıkıntısı baş gösteren ve direncini kaybeden örgütü yok etmek kara birlikleri için oldukça kolay hale gelecek.
Ondan sonrası süpürme harekatına kalıyor.
Özel Kuvvetler ve Özel Harekat birlikleriyle, tam istihbarat desteği ve mini Heronların kullanılacağı operasyonlarla kara birlikleri av başlatabilir.
İkinci sıkıntılı nokta ise PKK’ya darbe indiren Hava Harekâtının bizzat yürütüldüğü Diyarbakır 2. Hava Kuvveti Komutanlığında önümüzdeki günlerde yaşanacak komutan değişikliği.

Şu an Diyarbakır 2. Kuvvet Komutanlığı mükemmel işler çıkarıyor. Ancak buraya Korgeneral Veysi Ağar atandı. Önümüzdeki hafta içinde görevi devralmak için Diyarbakır’a gidecek muhtemelen.
Bu seçim oldukça hatalı.
Birincisi Ağar, muharip değil. Güneydoğu’nun en etkin vurucu gücünün başına getirilmesini anlamak mümkün değil.
İkincisi; yeğeni PKK terör örgütü üyeliğinden 16 yıla mahkûm olan, aynı zamanda Osman Baydemir’in arkadaşı bir tip.
Kusura bakmayın ama hiçbir dünya ordusunda, istihbarat teşkilatında ve kritik birimlerinde böyle şey olmaz.
Birinci dereceden akrabalarının herhangi birinde falsosu olan ülke açısından hayati bir göreve gelemez.
İsrail’le bu denli ortak çalışan ABD bile en hayati istihbarat birimi olan NSA’e ABD vatandaşı olsa bile Yahudi kökenli birisini almıyor.
Hayati noktalar bunu kaldırmaz.
Diyarbakır 2. Kuvvet Komutanlığı’nın saldırı performansının düşmesi kara birlikleri için öldürücü olacak.

Teşekkürler Koşaner / Mustafa Karaalioğlu / Star





Bir sorunu çözemezseniz bile bazen onun varlığını tespit etmek, durumun vehametini kavramak ve bunu paylaşmak da bir maharettir. Eski Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner’in bu konudaki mahareti takdire şayandır. Paşa, herkesin biraz hissettiği, bildiği, kaygılandığı ne kadar vak’a varsa hepsini birden itiraf ederek bir dönemin bitişini ilan etmiştir.

İddia edilen o sözleri “Genelkurmay Başkanı” söylüyorsa gerisi lafı güzaftır, boş sözlerdir.

Emir komuta probleminden hatalı mayın döşemeye, karakol yerleştirme sisteminden kurum içi ölümlü hatalara kadar kamuoyunun şüphe duyduğu ne kadar olay varsa hepsini masaya yatırmak bizim ordumuzda görülmüş şey değildir. En küçük eleştiriyi bile “TSK’yı yıpratan hainler” seviyesinden cevaplayan bir kurumdan söz ediyoruz. Ne yapmışsa “kutsal” olduğu kabul edilmek zorunda olunan bir kurum.

Şimdi, bu ordunun en tepesindeki ismin, “Terörist diye masum erlerimizi vuruyoruz... Komutanlarımız mevziyi bırakıp kaçıyor... Her yere kontrolsüz mayın döşüyoruz... Halimiz kepazelik” diyebilmesi, çok önemlidir. Ortada acımasız ve cesur bir özeleştiri var.

Bir de her ne kadar “ortam dinleme”yle elde edilmiş olsa da o konuşmadan kamuoyuna düşen büyük bir pay var. 30 yıldır süren kanlı mücadelenin karanlık noktaları şimdi daha da artmıştır. PKK’ya karşı çok şehit verdik ama 30 yılın ardından en tecrübeli olunması gereken zamandaki duruma bakınca, aslında hiç savaşılmadığını anlıyoruz. Bugün böyleyse, 10 yıl, 20 yıl, 30 yıl önce nasıldı acaba!

Bu itiraflardan, savaşmak, teröristle mücadele etmek ve ülkenin güvenliğini sağlamaktan başka her işle uğraşan; darbe yapan, darbe planlayan, muhtıra yazan, andıç tertipleyen, parti kapattıran bir ordunun dermansız kaldığını anlıyoruz.
Oyun bitti. Buraya kadar.


Özellikle son birkaç yılda Türkiye’nin teröre karşı mücadelede sergilediği zaaf görüntüsünün hak edilmemiş olduğu biliniyordu, konuşuluyordu. Her şehit haberi bu mantıkla sorgulanıyor ve ortaya, daha önce hiç duyulmamış bilgiler çıkıyordu. Bir şeylerin yanlış gittiği belliydi.

Koşaner’in sözleri, böylesine zengin, silah ve mühimmat kapasitesi yüksek bir ordunun sahadaki zaaf tablosunu anlatıyor işte...

Eski Genelkurmay Başkanı kurum içindeki sorunların üstesinden gelemedi ama bu itiraflarla yol göstermiş oldu.

Koşaner’e teşekkür borçluyuz.
Dışarıdan söyleneni, şüphe edileni bahane aramadan, mazerete sığınmadan ilan etmiştir.

Sözleri milat olacaktır... Bundan sonra, yazılarda, konuşmalarda binlerce kez o cümlelere referans verilecektir.

Herşeye rağmen şimdi, “Biz demiştik” zamanı değildir. Aynı şekilde eski alışkanlığa esir olup askere sahip çıkma bahanesiyle gerçeği örtbas zamanı da değildir. Artık biliyoruz ki, eleştirmek değil örtbas etmek, sorgulamak değil dışarıya kapanmak orduyu yıpratıyor.

Ne yapılması gerektiği bellidir...

Türkiye’nin reforma en çok ihtiyacı olan kurumuna neşter vurma zamanıdır. Genç çocukların kanını akıtan, ülkeyi demoralize eden yozlaşmaya son vermek için vakit kaybedilmemelidir.

Koşaner’in sözleri yeniden yapılanma için fazlasıyla keskin ve uyarıcı bir fizibilite raporudur.

Koşaner susabilir mi? / Eyüp Can

Herhalde şöyle düşünüyorlar: 'Suskun kalalım nasılsa unutulur!' Çocuklarımız ölüyor. Bu itiraflardan sonra nasıl suskun kalabiliriz?

Bu yazıyı kaleme aldığım akşam saatlerine kadar Genelkurmay Başkanlığı sessizdi…
Eski Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner’e ait olduğu iddia edilen konuşmayla ilgili rutin bir inceleme başlatmışlar.
Çok kısa bir süre öncesine kadar aynı karargâhta birlikte çalıştıkları ve muhtemelen o konuşma sırasında orada bulundukları için Işık Paşa’yı da yoklamışlar.
Ve hep birlikte ‘sessiz kalmaya’ karar vermişler.
Zaten Işık Koşaner de suskun:
Herhalde şöyle düşünüyorlar…
“Suskun kalalım nasılsa unutulur!”
***
Unutulur mu gerçekten?
Özeleştiri niteliğindeki açıklamalar samimiyetine binaen unutuldu diyelim…
İyi de Işık Paşa sadece geçmişin muhasebesini yapıp üzeri çoktan tozlanmış konularla ilgili konuşmuyor, sürmekte olan davalara ilişkin o davaların seyrini etkileyecek çok önemli itiraflarda bulunuyor.
Mesela…
“Eğitim zafiyeti nedeniyle kendi askerimizi alnından vurmuşuz ama ailesine PKK ile çatışmada şehit oldu demişiz” diyor…
Şimdi bu itiraftan sonra acaba o sussa da kendi komutanı tarafından alnından vurulan ve çatışmada şehit oldu denilerek gömülen o askerin kanayan ruhu, yakınlarının kanayan yarası, adalet arayan ailesi susar mı?
Peki ya “Her yere gelişigüzel kontrolsüz mayınlar döşenmiş askerimiz zamanında bizim döşediğimiz mayına basarak ölüyor” dedikten sonra geçen yıl askerin döşediği mayından dolayı ölen çocukların davası hâlâ örtbas edilebilir mi?
Hantepe baskınında teröristlerin insansız hava araçları tarafından görüldüğünü ama müdahale edilmediğini itiraf ettikten sonra o baskınla ilgili açılan dava kapatılabilir mi?
Işık Paşa ve Genelkurmay sussa da yargı susabilir mi?
***
Dikkat ettim ne iktidar ne de ana muhalefet Işık Koşaner’e ait olduğu iddia edilen ses kaydıyla ilgili bir açıklama yaptı.
Herhalde açıklama yapmadan önce emin olmak istiyorlar.
Olsunlar…
Ama susarak değil…
“Çatışma anında tim komutanları silahını bırakıp kaçıyor” dediği iddia edilen Işık Paşa’yı ve dün gün boyu sessizliğe gömülen Genelkurmay Başkanlığı’nı bir an önce konuyla ilgili açıklama yapmaya davet ederek emin olsunlar…
Türkiye 30 yıldır terörle mücadele ediyor ya da ettiğini zannediyor ve en önemlisi şu an PKK’ya karşı kapsamlı bir operasyonun ortasındayız…
Her gün yeni bir şehit haberi geliyor.
Çocuklarımız ölüyor.
Tüm bu itiraflardan sonra nasıl suskun kalabiliriz?
Teröre lanet okurken, terörle mücadeleyi bunca yıldır bu kadar sakat bir zihniyetle yürütenlere nasıl güvenebiliriz?
Susma Işık Paşa konuş…
“Ya Bana ait değil bu konuşmalar” de kamuoyunu ikna et ya da tüm bildiklerini hiç zaman kaybetmeden yargıya anlat.

Adres Necdet Özel mi? / Murat Yetkin

Sanki birileri, yeni Genelkurmay Başkanı Necdet Özel'e 'Dikkatli olun, siz de dinleniyorsunuz'diyor gibi..

Orgeneral Işık Koşaner’in Yüksek Askeri Şura öncesinde subay terfi ve tutuklamaları gerekçesiyle Genelkurmay Baskanlığı’ndan istifası ve emekliye ayrılması ardından önceki gün dolaşıma sürülen yasadışı ses kaydı çok yönlü sorulara neden oldu.
Bu soruların bir kısmı ve insan hayatı söz konusu olduğu için kuşkusuz daha önemli olanları, ses kaydının içeriğine ilişkin.

Ses kaydının Koşaner’e ait olup olmadığı mutlaka sorgulanmalı; ama bu yazının yazıldığı dün akşam üzeri saatlerine dek, aksi yönde bir açıklama olmadı.
Tersine, AK Parti cenahından gelen ‘Yabancı istihbarat örgütü olabilir’ açıklaması, kaydın gerçek olduğunu peşinen kabul edildiğini gösteriyor.

İçerikte neler olduğunu dün gazetelerden okumuşsunuzdur. Genel olarak ‘İtiraf’ yorumu yapıldı. Ama kayıttaki sözlerin Türk Silahlı Kuvvetleri adına müthiş bir özeleştiri olduğu da görülmeli.
Neticede Genelkurmay Başkanı, astları olan subaylara felaket bir ‘fırça çekiyor’, sokak deyimiyle. İşin içine kendi yönetimini de katmak suretiyle ne liderlik eksikliğini bırakıyor Türk ordusunun, ne de PKK ile mücadele azmini. Yirmi yıl önce rastgele döşenen ve sıradan köylüleri, askerleri havaya uçuran mayınlardan söz ediyor-ki bu da bizi faili meçhullerin, komploların, ekonomik ve siyasi çöküşün yılları olan 90’ların başına götürüyor.
Bu sözlerin sahibi eğer Koşaner ise, sessiz çoğunluğun sormaya cesaret edemediği sorulara cevap veriyor demektir. Peki o zaman neden elinde gereğini yapma imkanı ve soruşturmalar nedeniyle firsatı da varken bunu kullanmak yerine ‘Kol kırılır, yen içinde kalır’ anlayışını sürdürmeyi tercih etti? Bilmiyoruz ama, etmemişse de dışarıdan görünen ve istifayla pekişen izlenim budur.

Dolayısıyla kaydın içeriği daha çok konuşulacak ve hem Kürt sorunu, hem PKK ile mücadele, hem de siyaset-asker ilişkilerinin geleceği bakımından daha çok konuşulacağa benziyor.
Diğer iki boyut birbiriyle bağlantılı: Birisi kaydın alınabilmiş olması, ikincisi kaydın yayınlamasındaki zamanlama.
Koşaner, görevde iken ortam dinlemesine kurban giden ve tabii bilebildiğimiz ikinci Genelkurmay Başkanı oldu. Daha önce İlker Başbuğ’un, muhtemelen Brüksel’deki bir toplantıdaki sözleri ortalığa saçılmıştı. Koşaner’in de Tunceli’de teftişteyken dinlemeye düştüğü anlaşılıyor.
Zamanlama bakımından, bu kaydın Genelkurmay’da Balyoz davasını da ilgilendiren bir çalışma yapıldığının doğrulanmasından hemen sonra internete düşmesi dikkat çekici.

Bir başka dikkat çekici nokta da, hükümetin Genelkurmay’ın telefon dinleme yetkisini Milli İstihbarat Teşkilatı’na devredeceği yolunda Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım tarafından yapılan açıklamadır.
Sanki birileri, yeni Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel’e ‘Dikkatli olun, siz de dinleniyorsunuz’ diyor gibi.
Ve bu dinlemeyi yapanlar eğer gerçekten yabancı istihbarat örgütleriyle bağlantılıysa, o zaman sorularımıza bir de ‘Peki MİT ne yapmış buna karşı?’ Sorusunu da eklememiz gerekiyor.

Ses kaydı “psikolojik virüs...” / Güneri Cıvaoğlu

BİR önceki Genelkurmay Başkanı em. Org Işık Koşaner’e ait olduğu iddiasıyla internete düşen ses kaydı için defterime düştüğüm notlar şöyle:
-  Koşaner Paşa’nın -ses ona aitse- yaptığı konuşmalar Genelkurmay Başkanı olduğu süreçte mi, yoksa daha önceki Kara Kuvvetleri Komutanlığı sırasında mı kayda alınmış, bilemiyoruz.
Ancak...
Bu TSK’nın doruklarında olan bir komutanın -çok gizli olması gereken- konuşması nasıl kayda alınabiliyor, soğuk yenen yemek gibi servise konuyor, anlaşılır şey değil.
Bu durumda “Türkiye güvenliği”, zihnimde vahim soru işaretlerinin çengellerine takılıyor.
Bir savaş halinde yüksek karargâh sırları da sızabilir mi?
PKK’yla mücadelenin “düşük yoğunluklu savaş olduğu” söylemi, 1990’lı yılların Genelkurmay Başkanı em. Org Doğan Güreş’e aittir. Çok tartışmalara neden olmuştu.
Kaygımın dayandığı nedenlerden biridir bu söylem.
21. yüzyılın bütün yüksek teknoloji donanımına sahip olan TSK’nın büyük karargâhından böyle sızmalar düşündürücü.
-  Işık Koşaner Paşa saygın bir kişiliktir.
Askerler için makamların en yükseğini bırakıp emekliliğini isteyebilmiş olması, ona duyulan saygıyı daha da arttırmıştır.
Harbi konuşarak kendi kurumunu eleştirmesi “Türklerin birbirine propaganda” hastalığına vurulmuş bir neşter.

Acı da olsa gördüğü gerçekleri lafını sakınmadan dile getirmiş.
PKK ile mücadeleyi yaşamış parlak bir komutandı.
Eleştirilerinden biri, PKK’yla mücadelede “askerin sahip olduğu teknik olanakların devreye etkinlikle ve yeterince sokulmaması, teknolojiyi kullanma zafiyeti...”
Ama...
İnternete düşen/düşürülen kayda alınmış konuşma -gerçek ise- bu zaafın sadece dağlarda, kırsalda değil en üst karargâhta da olduğunu ortaya koyuyor.
Daha önce dönemin Genelkurmay Başkanı em. Org İlker Başbuğ’un Brüksel’de yaptığı konuşma olduğu iddiasıyla bir ses kaydı internete düşürülmüştü.
O zaman NATO merkezinde olan bir konuşmanın başka ülkelerin ajanları tarafından kayda alınmış olabileceğini düşünerek teselli bulmuştuk.
Oysa bu son ses kaydı Türkiye sınırlarının içinde.
Nasıl izah edilir?
-  Konuşmanın içeriğine gelince...
İlk “çat patta (Koşaner Paşa çatışma için bu söylemi kullanıyor. G.C)” rütbeli tim komutanının, silahını bırakıp kaçması... Bu durumda mevzidekilerin dağılması... Karakollarda  1 roket atışına bile dayanamayacak kum torbalarıyla mevzi yanlışlığı... Heronların ve helikopterlerin kullanılmasında koordinasyon bozukluğu... Askerin yeterince yetiştirilmemiş olması... Böyle karışıklıklar nedeniyle bir askerin kendi arkadaşlarının kurşunuyla vurulmuş olması örneği... Çok yıllar önce plansız ve kayıtsız döşenmiş mayınlar sorunu...
Bütün bunlar Koşaner Paşa’ya ait olduğu iddia edilen konuşmada dile getirilmekte.
Acı verici gözlemler bunlar.
Konuşma ne zaman yapıldı, bu zaaflar giderildi mi?
-  Türkiye’nin başka ordusu yok.
Araştırmalarda TSK hâlâ Türkiye’de en güvenilen kurum.
Bize gurur veren tarih sayfalarında bu kurumun silinmez damgaları var.
Ulusal varlığımızın güvencesi...
Ancak...
Ne yazık ki...
Şu son zamanların havada uçuşan günceleri, andıçları, yazıları, dosyaları, -gerçekliği kanıtlanmış olmasa bile- ses kayıtları hiç hissetmek istemediğimiz, Cumhuriyetin kurulduğundan bu yana yabancısı olduğumuz kafa karışıklığı üretiyor.
-  Bu ses kaydını internete koymanın amacı ne?
Yukarıdaki satırlarda işaret ettiğim gibi Koşaner Paşa’nın 3 kuvvet komutanıyla birlikte emekliliklerini isteyerek görevden ayrılmalarına karşılık kimilerinin “soğuk yenen yemek” diye anılan “intikam” tavrı mı?
Sanmam.
Bence daha ağır basan nedenler olmalı...
TSK, PKK’ya karşı ciddi bir mücadele ivmesine girdi.
Hava harekâtları ve dağda, kırsalda takipler karşısında “TSK’nın etkili olamayacağı, başarı sağlayamayacağı” amaçlı bir “psikolojik vuruş” yapıldığını düşünüyorum.
“İşte Genelkurmay Başkanı bile böyle diyor” mesajını vermek bu etik dışı elektronik saldırının taktik nedeni olmalı.
Hedef, askerin ve kamuoyunun hassas sinir uçlarına dokunmak...
Bu ses kaydını virüs gibi attılar.

Koşaner’in sesi / Derya Sazak

Eski Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner’e ait olduğu öne sürülen ses kaydı bir internet sitesi üzerinden medyaya yansıdı. Güneydoğu’da PKK saldırılarında verilen kayıplarla ilgili açıklamaları -acı itirafları- ordunun zirvesinde görev yapmış bir komutandan dinlemek çarpıcı ama şaşırtıcı değil!
Karakol baskınlarından, TSK mayınlarına basarak ölen askerlere, kendi arkadaşının silahından çıkan ateşle vurulan ere, arazide yanlış konumlanmaktan, Heron görüntülerini zamanında değerlendiremeyen personele, baskın yiyince mevziden kaçan tim komutanına Koşaner’in “tepki göstererek” verdiği örnekler her biri skandal niteliğinde ve muhtemelen soruşturma açılmış olayları yansıtmaktadır.

Örneğin Hantepe’yi şöyle anlatıyor komutan:
“Arkadaşlar bir üssü, bir tepeyi, bir kritik araziyi korurken esas, mevzi kazıp gömülmektir. Kayalık sert yerlerdeyiz ve tabii kazıp gömülmek mümkün olmuyor çoğu zaman. Ne yapıyoruz o zaman kum torbası bol. Kum torbalarını üst üste koya koya karakolların etrafında nöbet kulübesi gibi kulübeler meydana getiriyoruz. Bir de delik açıyoruz, buradan gelecekler bakacağız diye. Böyle bir koca hedef oluyor. Arkadaşlar karanlıkta gece görüş aleti olmasa bile ben RPG-7 ile 200 metreden onu tak diye vururum. Bak bu yaşımda vururum, isterseniz deneyelim. Böyle kulübe yapıyorsunuz ona mevzi diyor bazıları, mevziye giriyorlar. Ondan sonra ilk rokette vuruluyor orası. Öyle oldu değil mi, Hantepe’de üsteğmenimiz de orada gitti. Öyle mevzi olur mu, nerede görülmüş. İşte Hantepe’de insansız hava aracı (İHA) görüntüsünde bile belli. Koştular içine girdiler değil mi? Tam bir kepazelik halimiz.”

Heronlar da geniş yer tutuyor ses kaydında:
“Şunu gördük ki, eğer zamanında uygun şekilde kullanabilsek bize çok büyük imkân kazandırıyor. Ama görüntüyü zamanında izleyen komutan hakikaten o operasyona müdahale edebilecek bilgide ve tecrübede olması gerekir. Oradaki nöbetçi subayın yapabileceği iş değil o. Demek ki önce ilgili komutanın süratle ekranın başına gelmesi, uçak mı isteyecek, helikopter mi göndertecek, topçuyu mu tanzim ettirecek bunları yapması lazım. IHA geç geldi, sağa git dedim sola gitti falan filan yok arkadaşlar. Herkes işine sahip olacak.”
Bu konuşmalar Hantepe’den sonra yapılıyor ama ondan önce de Aktütün ve Dağlıca baskınları yaşandı.
Aktütün saldırıya uğrarken golf oynayan komutanlar vardı!

Komutan bunları söylüyor ama ders alınıyor mu?
Silvan’da 13 şehit verilen saldırıdan sağ kurtulan Er Regaip Özdemir, arazide yorgun düşen birlik uyurken baskın yediklerini anlatıyor. Çukurca’da mayın tuzağına düşürülen tim de hâkim tepeden açılan ateşin kurbanı oldu.
Ses kaydındaki, “Eylemsizlik falan dinlemeyiz” sözleri de ilginç.
Koşaner’in acı itirafları Kandil’i bombalamakla sorunun çözülmeyeceğinin de kanıtı değil mi?    

Ankara’da terör zirvesi

Terörle Mücadele Yüksek Kurulu Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay başkanlığında toplandı
Ankara’da terör zirvesi Başbakanlık Yeni Bina’daki toplantıya Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Bekir Kalyoncu, Genelkurmay 2. Başkanı Korgeneral Hulusi Akar, Başbakanlık Müsteşarı Efkan Ala, MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Emniyet Genel Müdürü Mehmet Kılıçlar ve öteki ilgililer katıldı.

Kaçırılan er için AİHM tazminatı!

AİHM, PKK’nın 1992’de kaçırdığı Batmanlı er İzzettin Açış’ın ailesinin açtığı davada, “PKK’ya katıldı” diyen Türkiye’yi 25 bin 400 Euro tazminata mahkum etti.

8 Haziran 1992’de Siirt Eruh Tünekpınar köyü jandarma karakoluna saldıran PKK’lı grup bir askeri şehit ederken yaralanan İzzettin Açış’ı da rehin alarak kaçtı. Olayla ilgili Diyarbakır DGM tarafından başlatılan ve halen açık olan soruşturma dosyasında hiçbir ilerleme sağlanamazken er Açış, 9 Eylül 1992’de Kızıl Haç aracılığı ile ailesine bir mektup gönderdi ve “yakında serbest bırakılma arzusunda” olduğunu yazdı. Bu mektup Açış’tan alınan son haber oldu. Er Açış’ın ailesinin değişik tarihlerde yetkili kurumlara verdikleri dilekçelere gelen yanıtlarda Açış’ın hâlâ PKK’nın elinde bulunduğu ve kaçırılmasıyla ilgili soruşturmanın devam ettiği bildirildi.

Masraf için dava düştü

Er Açış’ın eşi Saniye ile olay tarihinde sırasıyla 3, 2 ve 1 yaşlarında olan üç çocuğu, 1992’deki mektuptan sonra hiçbir haber alamadıkları Açış’ın gaip sayılması ve kendilerine maaş bağlanması için dava açtı. Ancak TSK, Açış’ın kaçırıldıktan sonra PKK saflarına geçtiği ileri sürdü. Mahkeme de bunu dikkate alarak “ölümünün belirsiz olduğu ve kesinlik kazanmadığı” gerekçesiyle ailenin talebini reddetti. Yargıtay da bu kararı onadı. Ailenin başvurduğu Mehmetçik Vakfı da talebi reddetti. Bunun üzerine erin ailesi Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nde dava açtı. Aile, yoksulluk belgelerini sunarak, mahkeme masraflarından muaf tutulmalarını talep etti. Ancak AYİM, 1.297 TL tutarındaki adli yardım talebini reddetti ve ailenin bu tutarı ödememesini gerekçe göstererek davanın esasına girmeden ‘düşme’ kararı verdi.

‘Aşağılayıcı muamele’

Bunun üzerine AİHM’e dava açan erin eşi ve 3 çocuğu babaları İzzettin Açış’ın kaçırılması, aradan geçen uzun yıllara rağmen bulunamaması ve kendilerine de maaş bağlanmaması nedeniyle tazminat talep etti. Kararda, AİHM’in önceki içtihatlarına göre, kayıp yakınlarının içinde bulunduğu durumun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. maddesine aykırılık teşkil eden bir insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele olarak kabul edilebileceği belirtildi. Hükümetin er Açış’ın ailesine çelişkili bilgiler verdiği, bir taraftan aramaların devam ettiğini belirtirken, diğer taraftan PKK saflarına geçtiği şeklinde bilgi verildiği vurgulanan kararda “Yetkililerin aileye karşı sergiledikleri tavrın onlar üzerinde 3. madde kapsamına girebilecek kadar ciddi düzeyde bir acı ve endişe yarattığı sonucu çıkmaktadır” denildi. AİHM, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin ailenin yargılama giderlerinden muaf olma talebini kabul etmemesini de ‘adil yargılanma hakkının’ ihlali olarak gördü. AİHM anne ve 3 çocuğa taplam 23 bin 400 Euro manevi tazminat ve 2 bin Euro (toplamda yaklaşık 63 bin 500 TL) yargılama masrafı ödenmesine karar verdi. Ancak ailenin avukatı Mesut Beştaş, VATAN’a yaptığı açıklamada Şubat ayında alınan karara rağmen Türkiye’nin tazminatı ödemediğini söyledi.

Karargahta köstebek avı



Karargahta köstebek avı Genelkurmay, eski başkan Orgeneral Işık Koşaner’e ait olduğu iddia edilen ses kaydını çekenlerin peşine düştü. Karargah’taki köstebek avı toplantıya katılan komutanların tespitiyle başlayacak.

İstifa eden Genelkurmay Başkanı Org. Işık Koşaner’e ait olduğu iddia edilen ve Hantepe saldırısından sonra yapılan hataların değerlendirildiği ses kayıtları askeri harekete geçirdi. Genelkurmay, öncelikle emekli Org. Koşaner’le temas kurup, kaydın doğru olup olmadığını teyit edecek ardından da kaydın nerede yapıldığını saptadıktan sonra soruşturmasını toplantıya katılan isimler üzerinde yoğunlaştıracak. Karargah’ın dışarıdan ortam dinlemesi yapılıp yapılmadığı üzerinde de incelemelerine yön vermesi bekleniyor.

Genelkurmay, dışarıya bilgi, belge ve ses kaydı sızdırılması olaylarıyla ilgili daha önce de harekete geçmişti. Koşaner’in halefi Genelkurmay eski Başkanlarından Org. İlker Başbuğ ve halen “İnternet Andıcı” davası kapsamında tutuklu bulunan Genelkurmay Adli Müşaviri Tümgeneral Hıfzı Çubuklu’nun ses kayıtları internet ortamına düşmüştü.

Köstebek sivil memur çıkmıştı

Tümgeneral Hıfzı Çubuklu ve ekibinin, sivil savcıya vermeleri gereken delillerle ilgili Karargah’ta yaptıkları görüşmenin ses kayıtlarının internete düşmesini, Genelkurmay’da çalışan bir sivil memur sağlamıştı. Görüşmede, “laptop”tan sunum yapan sivil memurun, aynı “laptop”la ortam dinlemesi yaptığı ortaya çıkmıştı. Genelkurmay Askeri Savcılığı’nın sivil memurla ilgili dava açtığı, sivil memurun dışarıda bağlantısının olabileceğinden şüphelenilen şahıslara yönelik kapsamlı bir soruşturma da sürdürüldü. Çubuklu’nun internete düşen ses kaydında, dönemin Hava Kuvvetleri Komutanlığı Adli Müşavirliği Savcısı Albay Zeki Üçok’un sivil savcı tarafından istenen bilgisayar kayıtları ve belgeleriyle ilgili değerlendirmeler yer alıyordu.

Başbuğ “çürük elma” demişti

Genelkurmay eski Başkanlardından emekli Org. İlker Başbuğ’un, Belçika’da, SHAPE(Avrupa Müttefik Kuvvetler Karargahı)’nda Türk kurmay subaylarla yaptığı görüşmenin ses kaydı da internette yayınlanmıştı. Bu konuda Karargah’ın yaptığı takipte ise kaydın orada bulunan bir akademisyen veya subay tarafından yapılmış olabileceği üzerinde durulmuştu. Başbuğ’un SHAPE’deki ABD Gazinosu’nda gerçekleştirdiği toplantıya, ABD’li subayların da katıldığı iddia edilmişti. Başbuğ, internet sitelerine düşen ses kaydında, TSK’dan bilgi sızdıranları “çürük elma” olarak nitelendirmiş, subayları da “gözünüzü açın” diyerek uyarmıştı. Daha önce gerek Başbuğ gerekse Çubuklu’nun ses kayıtlarının internete düşmesinden sorumlu tutulan şahıslarla ilgili yürütülen soruşturmanın sonuçları hakkında açıklama yapılmadı.

Karargahın sürpriz ev sahibi / Murat Çelik

Devletin zirvesi, bu yılki Zafer Bayramı kutlamalarında, hipodromdaki ‘geçit töreni’nden önce Genelkurmay Karargâhı’nda bir araya gelecek.

30 Ağustos 2011 Salı günü...

Hipodromdaki tören saat 11.00’de.

Öncesinde ise saat 09.45’te, Genelkurmay Karargâhı’nda ‘tebrik töreni’ var.

Ve işte o törende, bu yıl karargâhta bir ‘ilk’ daha yaşanacak.

Zafer Bayramı tebriklerini bugüne kadar olduğu gibi Genelkurmay Başkanı değil, Cumhurbaşkanı kabul edecek.
Bu yıla kadar, Genelkurmay Başkanlığı Karargâh Şeref Salonu’nda gerçekleşen 30 Ağustos Zafer Bayramı tebrik töreninde, ‘ev sahibi’ olan Genelkurmay Başkanı konuklarını, ayakta tek başına durarak kabul ediyordu. Törende, “Sayın Genelkurmay Başkanı” anonsunun ardından Meclis Başkanı ve Başbakan’ın da aralarında bulunduğu konuklar ayakta, kutlama sırasının kendisine gelmesini bekliyordu.

Bu görüntü, Salı sabahı itibariyle tarihe karışıyor.
Mevzuat değişmişti

Hatırlarsınız... Geçen yılki 30 Ağustos törenlerinin hemen ardından mevzuat ta bir değişiklik yapılmıştı.

Hatırlayamayanlar için detay vereyim:

‘Ulusal ve Resmi Bayramlarda Yapılacak Törenler Yönetmeliği’nde yapılan değişiklik 8 Eylül 2010 tarihli Resmi Gazete’de yayımlandı.

Değişiklik metni, “Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, Atatürk’ü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramı ile Zafer Bayramı’nın başkentteki tebrikatında TBMM Başkanı veya Başbakan bulunması durumunda, TBMM Başkanı ve Başbakan tebrikatı koordinatör kurum temsilcisi ile birlikte kabul eder ve önde yer alır” şeklindeydi.

Hâlâ hatırlayamayan varsa, bir not daha:

Yapılan bu değişiklik medyanın büyük kısmında, “TSK’ya sivilleşme ayarı” minvalindeki başlıklarla yer almıştı.

Cumhurbaşkanı metinde yok ama...

Yönetmelikte ‘Cumhurbaşkanı’ndan söz edilmiyor. Yani metin doğrudan, tebrik töreninde Genelkurmay Başkanı ile birlikte Meclis Başkanı ve Başbakan’ın yer alacağını düşündürüyor.
Daha doğrusu, ev sahibi konumunda ‘sivil(ler)’in olacağı ve ‘asker’in, önde yer alan ‘sivil(ler)’e eşlik ettiği bir düzen...

(Not: Bu düzenleme, kişisel olarak gayet doğru bulduğum bir anlayış ve ortaya çıkacak olan da öyle bir görüntü.)

Devam edeyim...

Yapılan ‘sivilleşme’ yorumlarında da hep Meclis Başkanı’ndan, Başbakan’dan söz ediliyordu.

Cumhurbaşkanı’nın adı hiç geçmiyordu.

Uygulamanın ilk yılında ise şimdi, işte böyle bir ‘sürpriz’ var. 30 Ağustos tebriklerini ‘karargâh’ta ama Cumhurbaşkanı kabul edecek. Yönetmelikte yer almaması sanırım bir tartışmaya yol açmayacaktır çünkü Anayasa’nın 104’üncü maddesinin ‘b’ fıkrasında, Cumhurbaşkanı’nın görev ve yetkileri arasında, “Türkiye Büyük Millet Meclisi adına Türk Silahlı Kuvvetlerinin Başkomutanlığını temsil etmek” de var.

Gül tek başına mı olacak?

30 Ağustos sabahı Genelkurmay Karargâh Şeref Salonu’nda tebrikleri kabul edecek olan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, bu işlemi ‘başkomutan’ sıfatıyla, tek başına yapabilir. Ancak Gül’ün tercihi doğrultusunda tebrikleri kabul edecek yetkili sayısının artması, ortaya ‘siviller ile askerin bir arada olduğu bir tebrik kabul heyeti’nin çıkması da mümkün.
Şöyle ki...

Gül, tebrikleri tek başına kabul etmek yerine; yanında Meclis Başkanı, Başbakan ve Genelkurmay Başkanı’nın da yer almasını isterse bu ‘dörtlü’nün, “Genelkurmay Başkanı, kuvvet komutanları ve Jandarma Genel Komutanı yanımda olsun” derse, o zaman da bu altı kişinin konuklar ile tokalaştığı bir tören izleyebiliriz.

Yazıklar olsun / Osman Özsoy

Dün gazetelerden bir çoğunun manşetinde, Yüksek Askeri Şûra öncesi emekliliğini isteyen eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral Işık Koşaner'in, bazı subaylarla yaptığı toplantının ses kaydına ilişkin ayrıntılar vardı.
Konuşmanın kaydını dinlerken aklımdan geçen ilk düşünce, eğer ses kaydına yansıyan iddialar doğruysa, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) kamuoyuna yansıyan şu an ki imajı ile adı Türkiye Skandallar Kurumu (TSK) olarak değiştirilse çok da yakışıksız kalmaz diye düşündüm.

Bunlar nasıl itiraflardır Paşam?
Bu nasıl bir kurumdur?
Ses kaydından kamuoyuna yansıyan ifadeleri bir şehit annesi dinlediğinde veya okuduğunda, "vatan müdafaasına gönderdiğim oğlum, acaba Işık Paşa'nın sıraladığı hangi ihmaller neticesinde hayatını kaybetmiş olabilir" diye sormaz mı? Bu soru giderek içini kemirmez mi?
Işık Koşaner'in genelkurmay başkanı sıfatıyla yaptığı şu itiraflara bakar mısınız?
- Kendi erimizi alnından vurduk,
- Kontrolsüz mayın döşedik,
- Emir komuta birliği yok,
- Tim komutanları mevziden kaçıyor,
- Karakollar hatalı, 7 askerin şehit olduğu, 8 askerin de yaralandığı Hantepe karakolu da öyle,
- İnsansız Hava Araçları'nın (İHA) gönderdiği görüntüleri izleyen komutanlar operasyona müdahale edebilecek bilgide ve tecrübede değil.
Konuşma kaydında geçen ve insanın inanmakta zorlandığı bu tür itiraflardan sonra, kurumun içine düştüğü durum hakkında en çarpıcı tespiti de yine bizzat Işık Paşa'nın kendisini yapıyor ve şunu söylüyor: "Halimiz tam bir kepazelik..."
Çok haklısınız Paşam... Bu durum resmen kepazelik.

Mehmetçiği göz göre ölüme gönderenlere yazıklar olsun dememek elde mi?
Keşke görevi bıraktıktan sonra yaptığınız açıklamada, bu kepazelikleri tek tek sıraladıktan sonra, "böyle bir kurumda daha fazla çalışmayı içim kaldırmıyor, vatan evlatları kurumsal ihmaller nedeniyle göz göre göre heba oluyor, düzeltmek istiyorum ama elden de birşey gelmiyor, bu nedenle istifa ediyorum" diyebilseydiniz.
İnanın sizi baştacı ederdik.
Bunu diyemediğiniz gibi, ihmaller neticesinde ölen Mehmetçiklerin hakkını koruyamazdığınız için değil, askerlik vazifesi dışında meşru hükümete karşı darbe hazırlığı yaptıkları iddiasıyla tutuklu bulunan subayların hukukunu koruyamadığınız gerekçesiyle görevi bıraktığınızı açıkladınız. Üstelik, bizzat sizin tarafınızdan sıralanan kepazelikleri yapan subaylardan hesap sorulduğu yönünde kamuoyunu ikna edici bir adım attığınız da bilinmiyor.
TSK'ya olan güven kamuoyunda öylesine sarsıldı ki, genelkurmay başkanı başta olmak üzere komuta kademesi görevi bıraktığı halde, hiç kimse, "ne olacak şimdi?" diye bir kaygı hissetmedi. Piyasalar allak bullak olmadı. Tatilini bölüp bir koşu Ankara'ya dönen CHP'lideri bile, kamuoyunun olan biteni önemsemezliği karşısında, "iyi ama ben neden Ankara'ya döndüm ki.." ikileminde kaldı.
Yazı günüm olmadığı halde, Yüksek Askeri Şûra (YAŞ) öncesi emekliliğini isteyen eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral Işık Koşaner'le birlikte üç kuvvet komutanının görevi bırakmasının hemen ardından kaleme aldığım yazıda altını çizdiğim hususta ne kadar haklı olduğumu bir kez daha anladım:
31 Temmuz'da şöyle yazmıştım: "Genelkurmay Başkanı dahil üç kuvvet komutanının görevi bıraktığı haberini, Cuma akşamı saat 18.30 sularında Bartın Amasra'da kumsala uzanmış güneşlenirken aldım...
Hiçbir endişe, keyifsizlik, 'acaba şimdi ne olacak' türü bir kaygı hissetmedim. Hatta kendimi gerek ailem, gerekse de ülkem açısından daha bir güven içinde hissettim. Denize açıldım, huzur ve güven içinde dalgalar arasında kulaç attım."

Yazımızı, "Görevi bırakmakta geç bile kaldınız" cümlesi ile bitirmiştik.
Işık Paşa'nın medyaya düşen son ses kaydından yansıyanlar, görevi bıraktıklarında kendimizi neden daha güvende hissettiğimizin bir bakıma kanıtı oldu. Bu kadar başarısız yöneticiler özel sektörde olsa bin defa kovulurdu.
Geçtiğimiz yıl önceki Genelkurmay Başkanı İlker Paşa'ya görevinin son günlerinde devlet şeref madalyası verilmesi için hükümetin hazırlık yaptığı haberini alınca, geçtiğimiz yıl tam da bugün, "İlker Paşa bu madalyayı hak edecek ne yaptı?" diye sormuş ve neden verilmemesi gerektiğini tek tek sıralamıştık. Nitekim hükümet daha sonra bu yanlıştan döndü.
Yeni Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel'e bugün düşen en önemli vazife, kendinden önceki Genelkurmay Başkanı Işık Paşa'nın itiraf ettiği kepazelikleri tek tek ortadan kaldırması ve kuruma yeniden güven kazandırmasıdır. Bunu başarırsa, kendisine devlet şeref madalyası verilmesi yönünde bir yazıyı esirgemeyeceğimizi bilmesini isterim. Başaramazsa, İlker Paşa için yazdığım yazıda sadece isim değişikliği yaparak aynısına köşemde yer vereceğim

O gün karargahta / Abdülkadir Selvi

2 yıl önceydi. Elazığ'da uyuyan askeri cezalandırmak için, pimi çekilmiş bombayı eline veren teğmeni haber yapmıştık.
Genelkurmay Karargahı'na davet ettiler.
Rahatsız olmuşlardı.
"Bilgi doğru mu?" dedim, "Doğru" dediler.
İşin bir"ama"sı vardı.
O da bu tür haberlerin Türk Silahlı Kuvvetleri'ni yıprattığı tezi.

"Bu millet evladını size emanet ediyor. Böyle bir olay olduğunda, Genelkurmay olarak, bu çocukları aileleri Türk Silahlı Kuvvetleri'ne emanet ediyorlar. Nasıl böyle bir iş yapılabilir diye siz harekete geçseydiniz. Bu teğmeni yargıya teslim etseydiniz. Biz haber yapmadan önce siz bir açıklama yaparak, bu olayı kamuoyuyla paylaşsaydınız, bu arada vatani görevini yapmak üzere askerlik ocağına teslim olan her çocuğun TSK'nın gözbebeği olduğunu belirtip, bunu yapanların gereken cezaya çarptırılacağını belirtseydiniz, millet sizi ayakta alkışlardı" demiştim.

Bu sözlerimden de memnun kalmadıkları belliydi.
Genelkurmay eski Başkanı Işık Koşaner'in itirafları bu çağrışımı yaptı.
Hemen emekli Albay Mithat Işık'ı aradım.
"Işık paşa gerçekleri söylemiş" dedi.
Mithat Işık'ı aramamın bir nedeni vardı.
Çünkü Işık Koşaner için, "Genelkurmay Başkanlığı yapmış kişiler arasında terörle mücadeleyi en iyi bilen komutan" derdi.
Hem Isparta'da Dağ ve Komando Okulu'ndan öğretmeniydi. Hem de Güneydoğu'da birlikte görev yapmışlardı.
Gabar'da operasyona katıldıkları, Cudi'de kurşun sıkmışlıkları vardı.
Gece siperde terörist beklemiş, Hava İndirme Tuğayı ile sınır ötesinde operasyon yapmış bir isimdi Işık Paşa...
O nedenle tespitleri önemliydi.

"dailymotion" isimli internet sitesinde yayınlanan ses kaydında önemli şeyler söylüyor Işık Paşa...
Ama tüm söyledikleri arasında öyle bir cümle var ki çok önemli.
"Artık her şey milletin önünde açık arkadaşlar"
Asker hesap verebileceğini bilmeli.
Parlamentoya, hükümete, yargıya, millete hesap verebileceğini bilmeli.
Şimdiye kadar hep hesap veren değil, hesap soran konumunda oldu.
O nedenle, Çukurca'da kendi döşediğimiz mayınlar sonucunda 6 şehit verdiğimiz ortaya çıkınca, Gürbüz Kaya, "Hiçbir sıkıntı yok bak hiçbir sıkıntı yok. Biz aynen planladığımızı uygularız. Hiç önemli değil. Kahrolacak bir şey yok" diyebiliyor.
Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ da, o komutanı derhal emekliye sevk etmek yerine, terfisini talep ediyor, bunu yapmayan hükümete rest çekmeye kalkışıyor.
Komutan oradaki 6 şehidin hesabını sorduğu gün komutan olur...
Bu millet İstiklal Savaşı'nın kahraman komutanlarından bunu öğrendi.
"Kontrolsüz mayın döşedik" diyor Koşaner Paşa.
Başka şeyler de söylüyor bir önceki Genelkurmay Başkanı.
"Benim tim komutanım mevzide silahını bırakıp da kaçarsa biz bu işi yürütemeyiz" sözleri çok önemli.
Biz, askerini şehit eden PKK timini bulup yok etmeden dağdan inen komutanları biliriz.
Ya şu sözlere ne demeli?
"Bir erimizi alnından vururuz. Vurduk mu, haberiniz var mı, var değil mi?"
Var paşam var.
Bölgede askerlik yapan herkesin dağarcığında maalesef ki bu tür acı örnekler var.
Ama onlardan daha acı olanı ise, bunları itiraf eden bir komutanın darbe sanıkları salıverilmiyor diye basıp istifa edip gitmesi değil mi?

Paşam siz salon subaylığından, NATO karargahlarından gelmediniz.
Cudi'den, Gabar'dan, Kuzey Irak'tan, operasyonlardan süzülerek geldiniz.
Türk Silahlı Kuvvetleri'nde en şerefli makam olan "Genelkurmay Başkanlığı" görevine kadar yükseldiniz.
"Niye bunları yapmadınız" demiyorum. Bunları tespit etmeniz bile çok önemliydi.
Çünkü bu ülkede Genelkurmay Başkanlığı yapmış ama kitabında PKK'nın ilk eylemi olan Eruh Baskını'nı bile doğru yazamayan komutanlar var.
Siz onlardan farklıydınız.
Ama anlıyoruz ki siz de 1 yıl süren Genelkurmay Başkanlığı görevinizin 6 ayını Balyoz darbe sanığı meslektaşlarınızı kurtarmak için harcamışsınız.
Terörün en yoğun olduğu temmuz ayını Şûrâ tartışmalarında heba etmiş, PKK'ya operasyon yapılacağı bir dönemde ise istifa etmişsiniz.
Yani ordunuzu bırakıp gitmişsiniz.
30 yıldır terörle mücadele eden bir ülkenin Genelkurmay Başkanı olarak sizden şu zor günlerde ordunuzun başında olmanızı beklerdik.
Karargahınız bölgede olmalı, siz ordunuzun başında operasyonları yönetmeliydiniz.
O zaman millet sizin anıtınızı dikerdi.
O fırsatı kaçırdınız.
Üstüne üstlük bir de ordusunu bırakıp, darbeciler için istifa eden komutan konumuna düştünüz.
Hani paşam diyordunuz ya, "Halimiz tam bir kepazelik."

İnternet Andıcı'nda Bir Tutuklama Daha

İnternet Andıcı Davası'nda hakkında yakalama kararı bulunan Tuğamiral Alaattin Sevim tutuklandı.
Özel yetkili İstanbul 13'üncü Ağır Ceza Mahkemesi'ne teslim olan Alaattin Sevim, hakkındaki yakalama kararı yüzüne okunduktan sonra, tutuklanarak cezaevine gönderildi.

Böylece İnternet Andıcı Davası kapsamında hakkında yakalama kararı bulunan 14 sanıktan 9'u teslim oldu.

Daha önce de, davanın 1 numaralı sanığı emekli Orgeneral Hasan Iğsız ile Genelkurmay Adli Müşaviri Tümgeneral Hıfzı Çubuklu'nun da aralarında bulunduğu 8 sanık mahkemeye teslim olduktan sonra tutuklanmıştı.

Hükümet aleyhinde kara propaganda yapmak amacıyla, Genelkurmay bünyesinde kurulduğu belirtilen internet sitelerine ilişkin, aralarında Orgeneral Nusret Taşdeler ile Tümgeneral Mustafa Bakıcı'nın olduğu 22 sanık hakkında dava açılmıştı.

Hakkari'de askeri konvoya bombalı saldırı


Hakkari'de, askerleri göreve götüren sivil minibüs konvoyunun geçişi sırasında patlama meydana geldi.
Olay yerine 5 ambulans sevk edildi.

İnternete düşen ses kaydı Hantepe şehidinin babasını şoke etti: Işık Paşa'nın itiraflarını dinlerken kanım dondu

Türkiye, eski Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner'in terörle mücadeledeki başarısızlığın sebepleriyle ilgili itiraflarını konuşuyor. İhmal iddialarını doğrulayan sözler, en çok şehit ailelerini yaraladı.

Yüksek Askerî Şûra (YAŞ) öncesi emekliliğini isteyen eski Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner'e ait olduğu iddia edilen ses kaydın gündemin ilk sırasına oturdu. Kayıtta, birliklerdeki emir komuta zincirinde yaşanan zafiyetlere dikkat çeken Koşaner, buna geçtiğimiz yıl 7 askerin şehit olduğu Hantepe baskınını örnek gösteriyor. "Çatışma anında tim komutanlarımız silahını bırakıp kaçıyor... Kendi askerimizi vurduk... İHA'lar (Heron) teröristleri görüntüledi, müdahale edemedik." şeklinde ifadeler kullanıyor. 'İhmallerin itirafı' olarak yorumlanan ses kaydı, evlatlarını Hantepe, Gediktepe, Sarıyayla, Aktütün, Dağlıca baskınlarında şehit veren aileleri harekete geçirdi. Yaraları tazelenen aileler, açıklamaları, sivil savcılığın yürüttüğü Hantepe soruşturmasına delil olarak sunmaya hazırlanıyor. Şehit Piyade Üsteğmen Çetin Aylar'ın babası İbrahim Aylar ve şehit Samet Yılmaz'in babası Selahattin Yılmaz, Koşaner dahil sıralı komutanların yargılanmasını istiyor. Gündeme getirdikleri iddiaların doğrulandığını vurgulayan Hantepe şehidi Uzman Çavuş Ayhan Say'ın babası Hasan Say ise yaşadıkları duyguları şöyle özetliyor: "Ses kaydındaki itirafları dinlerken kanım dondu."
Dailymotion.com adlı internet sitesinde yayınlanan ses kaydında, 20 Temmuz 2010'da Hakkâri'nin Çukurca ilçesi yakınlarındaki Hantepe baskına ilişkin, "Emir komuta birliğini sağlayamıyoruz. İHA'dan görüntü almak gibi bir nimet var, koordine edemiyoruz. Zamanında müdahale edemedik. Tim komutanı silahını bırakıp kaçıyor." gibi çarpıcı itiraflar yer almıştı.

Koşaner'e ait olduğu iddia edilen ses kaydındaki "Çatışma anında tim komutanlarımız silahını bırakıp kaçıyor." ifadesini dinleyen şehit Ayhan Say'ın babası Hasan Say, bahsi geçen komutanın Hantepe'de görevli bir teğmen olduğunu belirtiyor. Bu konuyu, oğlunun silah arkadaşlarının kendisine aylar önce anlattığını vurgulayan Say, "O komutan, mevzide silahını bırakıp kaçtığı gibi gece görüşü dürbününü de orada bırakmış. Onun kaçtığını gören diğer askerler de mevzilerini terk etmiş. Ama oğlum Ayhan ile 4 uzman çavuş canları pahasına kaçmayıp ateş açarak teröristleri püskürtmüş." diyor. Say, çatışmadan kaçarak bir sacın altına saklanan tim komutanının ertesi gün hiçbir şey olmamış gibi hareket etmesinin de uzman çavuşları çileden çıkarttığını aktarıyor. "Ses kaydını duyunca kanım dondu, hayatın tadı tuzu kalmadı." diyen baba Say, oğlunun şehit olmasında ihmali olan komutanlarla hem ahirette hem de bu dünyada hesaplaşacaklarını ifade ediyor.
Baskında şehit olan Piyade Üsteğmen Çetin Aylar'ın babası İbrahim Aylar ise ihmallerden Işık Koşaner'in sorumlu olduğuna dikkat çekerek, tüm sıralı komutanların yargılanmasını talep ediyor. Aylar, "Biz bir yıldır söylüyorduk, şimdi bunlar ayyuka çıktı." değerlendirmesini yapıyor. Devletin komutanlara büyük imkanlar sağladığını belirtip, "Bunun karşılığı ihmal ve ihanet mi olacak?" diye sitem ediyor. Şehit Piyade Uzman Onbaşı Samet Yılmaz'ın babası Selahattin Yılmaz da, "Çocuklarımızın şehit olmasında yüzde 100 ihmal var. Hem devletin ekmeğini ye, suyunu iç, sonra da ihanet et. Bu vatan hepimizin, hepimiz koruyacağız. Suçlu bensem de cezamı çekeyim." açıklamasını yapıyor. Hantepe ihmalini yargıya taşıdıklarını belirten Yılmaz, avukatıyla görüşüp Işık Koşaner'in itiraflarının da davaya delil olarak koyulmasını isteyeceğini kaydediyor. Oğlunun yanında olan bir arkadaşının kendisini ziyarete geldiğinde anlattıklarını da şöyle aktarıyor: "Sabaha kadar hüngür hüngür ağlayarak yardım gelmesini beklediklerini söyledi. Askerler destek istemiş ama verilmemiş. Büyük ihmal olduğu belli. Hakkımı helâl etmiyorum."


'Savcılığa delil olarak sunacağız'
Işık Koşaner'e ait olduğu iddia edilen ses kaydının ardından şehit aileleri ile temasa geçen Avukat Cahit Özkan, bu itirafların Van Özel Yetkili Savcılığı tarafından yürütülen soruşturma için çok önemli olduğunu vurguluyor. Söz konusu ses kayıtlarında yer alan ifadelerin soruşturma dosyasına alınmasını talep edeceklerini aktaran Özkan, Hantepe baskınında bölgede görev yapmış komutanların kayıttaki iddialar doğrultusunda ifadelerinin alınması gerektiğini dile getiriyor. Baskına ilişkin kamuoyunda yer alan Heron görüntülerini kimin sızdırdığına ilişkin soruşturma yürüten Genelkurmay'ın, Koşaner'in ifadeleri doğrultusunda ne yapacağını da merak ettiğini kaydeden Özkan, soruşturmanın hız kazanması için her türlü girişimde bulunacakları ve bu doğrultuda Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ü ziyaret edeceklerini anlatıyor.

'Koşaner'i dinlerken acımız tazelendi'
Piyade Onbaşı Hakan Yutkun'un babası Zafer Yutkun, "Eski Genelkurmay Başkanı bu açıklamalarıyla ihmali itiraf etmiş oldu. Emir-komuta zincirindeki sıkıntılardan söz ediyor. O zamanda bizim şüphelendiğimiz gibi zamanında müdahale edilmemiş. Bizim çocuklarımız boşu boşuna şehit oldu. Bir sürü ihmal var. Bunları komutan da söylüyor. Gerçekler çıkmış oldu meydana." değerlendirmesinde bulunuyor. Terörist baskını sırasında Heronların kullanılamamasına tepki gösteren acılı baba, "Akşam bu konuşmayı dinlerken eşimle birlikte çok üzüldük. Yeniden acımızı yaşadık, kahrolduk. Soruşturma başlatılıp olayda ihmali olanlar cezalandırılsın. Biz de şehit aileleri olarak suç duyurusunda bulunabiliriz. İnşallah cezalarını bulurlar." şeklinde konuşuyor.

'Asker kurşunuyla vuruldu' denilen Mehmetçik kim?
Eski Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner'e ait olduğu iddia edilen ses kaydında yer alan 'masum bir erimizi alnından pat diye vurduk' açıklaması, bölgede benzer şekilde vurulan askerlerin ailelerinin yüreğine kor düşürdü. Oğullarının intihar ettiği söylenen aileler, 'acaba' sorusunu sormaya başladı. Ses kaydının tarihi tam olarak bilinmese de son bir yıl içerisinde yapıldığı tahmin ediliyor. Son bir yıl içerisinde alnından kurşunla vurularak hayatını kaybeden askerler şöyle:

Abdurrahman Bagatur (3 Aralık 2010): Şırnak'ın Cizre ilçesine bağlı Uğur köyündeki askerî karakolda alnına kurşun sıkarak intihar ettiği açıklandı.
Murat Oktay Can (21 Aralık 2010): Tunceli'nin Hozat ilçesine bağlı Sarıtaş Karakolu 51. Motorlu Piyade Tugay Komutanlığı'nda askerlik yapan Can'ın alnına G-3 piyade tüfeği ile kurşun sıkarak intihar ettiği belirtildi.
Vural Erginkan (26 Ekim 2010): Hakkari'nin Yüksekova ilçesi Kamışlı Karakolu'nda vatani görevini yapmakta olan Erginkan'ın tezkeresine 3 gün kala alnına sıktığı kurşunla intihar ettiği açıklandı. Ancak ailesi bu duruma ihtimal vermedi. Çünkü olaydan birkaç gün önce Erginkan ailesini arayıp "Anne mantı yap! Ben geliyorum." demişti.
Ali Arslan (19 Ağustos 2010): Hakkari'de askerlik yapan Ali Arslan'ın, Alevi olduğu ve Ramazan orucu tutmadığı gerekçesiyle arkadaşları tarafından öldürüldüğü iddia edildi.

Cevap bekleyen sorular
Işık Koşaner, 'emir-komuta' birliğinin olmamasından yakınıyor. Bunun sebebini ise 'eğitim zafiyetine' bağlıyor. Çözüm için bu zamana kadar ne yapıldı?
Koşaner'in itiraflarından Heronlarla teröristlerin adım adım izlendiği anlaşılıyor. Peki, görüntüleri zamanında değerlendirmeyen ve Hantepe'de 7 askerimizin şehit düşmesine sebep olan sorumlular hakkında nasıl bir işlem yapıldı?
Genelkurmay, baskının ardından yayınlanan haber ve görüntüleri neden yalanladı?
Kendi askerimiz tarafından alnından vurulan Mehmetçik kim? Olay nerede ve ne zaman oldu? Olayın üzeri nasıl örtüldü? Ailesine nasıl bir açıklama yapıldı?
Hatalı karakollarla ilgili ne yapıldı?

Işık Koşaner, terörle mücadele için her türlü imkânlarının olduğunu açık açık anlatıyor. Bu kadar zayiat, şehit verilmesinin sebebi 'eğitim zafiyetiyle' açıklanabilir mi?
Heronları sevk ve idare etmek, gelen görüntülerin analizini yaparak kararlar almak için kurmay olmaya gerek var mı? Sistem neden en 'hızlı' veri akışını sağlayacak şekilde düzenlenmiyor?
Koşaner, 'yeni bir EMASYA'dan bahsediyor. Bu çalışmayı kimler hazırlıyor? İçeriğinde neler var?
Koşaner, yasaların kendilerine gerekli yetkiyi verdiğini söylüyor. O halde neden yeni bir EMASYA çalışması içerisine giriliyor?
Koşaner, bölgeye döşenen mayınların yerlerinin bilinmediğini söylüyor. Asker bu arazide mi dolaştırılıyor?
Bugüne kadar kaç asker TSK'nın mayınlarıyla şehit düştü?


'Bahsedilen o asker benim oğlum'
Tunceli'nin Hozat ilçesinde intihar ettiği açıklanan er Murat Oktay Can'ın babası Oktay Can, eski Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner'in internete düşen ses kaydında 'Kendi erimizi alnından vurduk' diye bahsettiği askerin kendi oğlu olduğunu iddia etti. "Bir kişi, G-3 tüfeğiyle kendini alnının ortasından nasıl vurabilir?" diye soran Can, Genelkurmay'ın açıklamasına itibar etmeyerek konuyu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne taşımıştı. Acılı baba hak arayışını sürdürürken, internete düşen ses kaydıyla oğlunun intihar etmediğinin en yetkili ağız tarafından itiraf edildiğini ileri sürdü. Oktay Can, "Oğlum saat 18.45'te vurulmuş, ancak sabahın ilk ışıklarına kadar orada bekletilmiş. Vurulduğu anda hastaneye götürülmemiş. Sağlık ekibi çağrılmamış. Ben sağlıklı bir şekilde gönderdim. Benim çocuğum, komutanı tarafından vuruldu." diye konuştu.